LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Genişlik ifadesini içeren 59 kelime bulundu...

arazet

  • Genişlik.

arz / عرض

  • yeryüzü, dünya, genişlik.
  • Genişlik, en. (Arapça)
  • Enlem. (Arapça)

asa

  • Genişlik. Zuhur, meydana çıkma. Büyük kadeh.

besta

  • Uzunluk, bolluk, genişlik. Yaygın olmak.

bu'd

  • (Çoğulu: Eb'ad) Uzaklık. Baid olma.
  • Aralık.
  • Geo: Bir cismin uzunluk, genişlik ve derinliği.

bülcet

  • Genişlik, vüsat.
  • İki kaş arasında olan açıklık.

büsuta / büsûta

  • Genişlik.
  • Tekellüfsüzlük.

camiiyet / câmiiyet

  • Genişlik, kapsamlılık.

cemiyyet

  • Cemiyet, toplum, genişlik.

fecve

  • Avlu.
  • Genişlik.

ferah-na

  • Geniş yer. Büyük saha. (Farsça)
  • Bolluk, bereket. Genişlik. (Farsça)

ferahi / ferahî

  • Genişlik, bolluk. Ucuzluk. (Farsça)

ferec

  • Sıkıntıdan kurtulmak, zafer, inşirah, kederden kurtulmak. Genişlik, ferahlık, fütuhat.
  • Girecek yerler.
  • Ferahlık, genişlik, rahatlık.

fevh

  • Yaradan kan fışkırması.
  • Bolluk, genişlik.
  • Güzel kokunun yayılması.
  • Kaynamak.

feyayih

  • (Tekili: Feyhâ) Genişlikler, enginlikler, boşluklar.

feyha

  • Bir nevi toprak çanak.
  • Genişlik, vüs'at.

firşat

  • Genişlik, vüs'at.
  • İki ayağının arasını ayırıp genişletmek.

füshat / فسحت

  • Vüs'at, genişlik, açıklık.
  • Genişlik. (Arapça)

germ ü serd

  • Sıcak ve soğuk.
  • Darlık genişlik, iyilik kötülük, acı tatlı.

hal / hâl

  • Durum, vaziyet, tavır. Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin kalbine gelen sevinç, hüzün, darlık, genişlik, arzu ve korku gibi mânâlar. Bunlar kulun gayreti ve çalışması olmadan kalbe gelir. Bu yönden makam ile arasında fark vardır. Makam, tasavvuf yolun da bulunan kimsenin çalışmakla kazandığı mânevî d

hidayet / hidâyet

  • Doğru yolu gösterme, doğru, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.
  • Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylem

ittisa / ittisâ / اتساع

  • Bollaşmak. Genişlik kazanmak. Genişlemek. Vüs'at.
  • Genişlik. (Arapça)
  • Genişleme. (Arapça)

kemal-i vüs'at / kemâl-i vüs'at

  • Son derece genişlik.

lahd

  • Kabir kazıldıktan sonra, kabrin taban sathından kıble cihetine kabir boyunca, içine ölü sığacak kadar genişlik ve derinlikte kazılan yer.

menduha

  • Genişlik.
  • Kifâyet, kâfi gelmek.
  • Mahlas.

merhaba

  • Şâdlık, neşeli oluş.
  • Genişlik, vüs'at.
  • Müslümanlar arasında bir nevi selâmlaşma kelimesi olup, "rahat olunuz, serbest olun, hoş geldiniz" mânasında söylenir.
  • Nazımda medholunan kimseye hitâb olarak kullanılır.

mesaha

  • Genişlik.
  • Genişlik ölçme.

neher

  • Genişlik, bolluk.
  • Nehir, ırmak.

nehr

  • Çay, ırmak.
  • Vüs'at, bolluk. Genişlik.

nüdha

  • Genişlik, vüs'at.

pehn

  • Enli, geniş, yassı. (Farsça)
  • Genişlik, enlilik. (Farsça)

pehna

  • Genişlik, enlilik. (Farsça)
  • Enli, geniş, yaygın. (Farsça)

pehnaveri / pehnaverî

  • Enlilik, genişlik. Vüs'at. (Farsça)

raabe

  • Genişlik, vüs'at.
  • Büyük olmak.

ragad

  • Refah, genişlik, kolaylık.
  • Geçim kolaylığı.

rahabe

  • Genişlik, vüs'at.

refahet / رَفَاهَتْ

  • Geçimde kolaylık ve genişlik.

regad

  • Varlık, genişlik.

reha'

  • Geçim bolluğu.
  • Genişlik, gevşeklik, pörsüklük, yumuşaklık.

ruhb

  • Genişlik, vüs'at.

ruhsat

  • (Çoğulu: Ruhas-Ruhsat) İzin, müsaade.
  • Genişlik.
  • Kolaylık.
  • Fık: Kulların özürlerine mebni, kendilerine bir suhulet ve müsaade olmak üzere, ikinci derecede meşru' kılınan şeydir. Sefer halinde Ramazan-ı Şerif orucunun tutulmaması gibi. Vuku' bulan ikraha mebni, birisini

satıh

  • Düz. Bir şeyin dış yüzü, üstü.
  • Evin damı.
  • Yayıp döşemek.
  • Genişlik.

sebh

  • Genişlik.
  • Hafiflik.

secel

  • Genişlik, vüs'at.
  • Büyüklük, azamet.

serra

  • Kolaylık, rahatlık, genişlik.
  • Sevinçli oluş.
  • Bolluk.

sia

  • Genişlik, bolluk.
  • Açlıklık. Zenginlik.

sia-i hal / sia-i hâl

  • Rahatlık, genişlik, bolluk.

sür'at ve vüs'at-i mutlaka

  • Sınırsız hız ve genişlik.

tarsig

  • Vüs'at vermek, genişlik vermek.

tebakkur

  • İlim ve malda genişlik üzere olmak. Âlim ve zengin olmak.

vadk

  • Yağmur damlamak.
  • Alışmak.
  • Yağmur.
  • Genişlik.
  • Kolaylaştırmak, yakın olmak.

verf

  • Genişlik.

vüs' / وسع

  • Genişlik. Bolluk.
  • Fırsat.
  • Boş meydan.
  • Kuvvet, güç, tâkat.
  • Varlık, zenginlik.
  • Fls: Bir şeyin boşlukta doldurduğu yer.
  • Genişlik. (Arapça)
  • Kapasite. (Arapça)
  • Takat. (Arapça)

vüs'at / وسعت / وُسْعَتْ

  • Genişlik.
  • Genişlik. (Arapça)
  • Kapasite. (Arapça)
  • Parasal yeterlik. (Arapça)
  • Genlik. (Arapça)
  • Genişlik.

vüs'at mutlaka / وُسْعَتِ مُطْلَقَه

  • Nihâyetsiz genişlik.

vüs'at-i mutlaka

  • Sınırsız genişlik.

vüsat / vüsât

  • Genişlik.

yüsr

  • Kolaylık. Genişlik. Rahatlık. Zenginlik. Gına. Refah.

zeraa

  • Genişlik.
  • Hız, sür'at.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR