LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Gece ifadesini içeren 735 kelime bulundu...

a'şa

  • Gözleri dumanlı olan adam.
  • Çeşitli yüzyıllarda yaşamış olan birkaç Arap şairinin adı.
  • Gece vakti gözleri görmeyen kimse.

ab-ı hayat

  • Kan. Ebedî hayata sebep olan hayat suyu (diye tâbir edilen) bu kelime, edebiyatta : "çok güzel ifâde, lâtif söz, parlaklık, letâfet" mânalarında geçer.
  • Tas : Aşk-ı hakiki, aşk-ı ilâhi, ilm-i ledün, mârifetullah'tan kinayedir. Âb-ı Hızır, âb-ı hayvan, âb-ı beka gibi isimlerle de söyle

abir

  • (Ubur'dan) Bir yerden geçen, giden yolcu. Geçen.
  • Hz. İbrâhimin (A.S.) dedelerinden birisinin adı.

abis

  • Denizlerdeki dokuzbin metreyi geçen derinlikler.

acb

  • Kuyruk sokumu. "Us'us" denilen küçük kemik. Her şeyin kuyruk dibi ve nihâyeti. Fâtiha-i hilkat olan küçük kemik.Acb-üz zeneb diye Hadis-i Şerifte ismi geçen ve insanın kuyruk sokumundaki en küçük kemik.

acüs

  • Almak, kabzetmek.
  • Gecenin sonu.

adem / âdem

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası.

afra'

  • Beyazı kızıllığına galip olan geyik.
  • Ayın onüçüncü gecesi.

ahfeş

  • Küçük gözlü, zayıf bakışlı.
  • Yalnız gece gören kimse.
  • Üç büyük Arab âliminin lâkabı.
  • Bulutlu günde görüp bulutsuz günde görmeyen.

ahiren / ahîren / اخيرا

  • Geçenlerde, son zamanlarda, son olarak. (Arapça)

ahkam-ı ezeli / ahkâm-ı ezelî

  • Bütün zamanlarda geçerli olan ezelî hükümler, esaslar.

ahlaf / ahlâf

  • Halefler. Sonra gelenler. Zürriyetler. Evvelkilerin yerine geçenler. Nesil. Evlâdın evlâdları. Nesl-i âti.
  • Halefler, öncekilerin yerine geçenler.

ahtapot

  • Çok ayaklı, kafadan bacaklı bir nevi deniz hayvanıdır ve yakaladığı canlı hayvanı kıstırıp kanını emer. (Fransızca)
  • Canlı yengece benzeyen bir çıban. (Fransızca)

ahterşümar / ahterşümâr / اخترشمار

  • Yıldızbilimci. (Farsça)
  • Geceleri uyuyamayan. (Farsça)

ahyed

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Tevrat'ta geçen bir ismi.

akanyıldız

  • Daha ziyade yaz geceleri gökyüzünde hızla geçip giden ışıklı iz, şahap.

akise

  • Çok fazla deve.
  • Karanlık gece.

aktar / aktâr

  • (Tekili: Kutr) Kuturlar. Çaplar. Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar.
  • Her taraf.
  • Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular tâciri.
  • Ecza, ilâç satan adam.
  • Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı.
  • Kuturlar, çaplar, dairenin merkezinden geçen hatlar, bölgeler, taraflar. Her taraf.

amin

  • Yâ Rabbi! Öyle olsun, kabul eyle! (meâlinde olup, duânın sonunda söylenir). İncil'de iki yerde geçer. Tevrat'ta da geçer. İbranice ve Süryanicede de vardır. Hakikat, çok doğru, tamam mânâsındadır.

ana / ânâ

  • (Tekili: Ani) Gece yarısı vakitleri.

ana-ül-leyl / ânâ-ül-leyl

  • Gece yarıları, gecenin geç vakitleri.

anber-ter

  • Güzellerin zülüfleri ve benleri. (Farsça)
  • Mc: Geceleyin. (Farsça)

anif / ânif

  • Yakında geçen. Pek yakın geçmişte.

arz-ı belde

  • Ast: Herhangi bir bölgenin üstünden geçen arz dairesi.

as'as / as'âs

  • Gece çok gezip dolaşan kimse.
  • Kurt.

as'ase

  • (Is'as) Yönelme. Arka çevirme.
  • Gece karanlığı gelmeğe başlamak veya gitmek.
  • Bulutun yere yakın olması.

aşa

  • (Çoğulu: Aşâ-Aşvâ) Gece gözlerin görmeyip gündüz görmesi.

asal

  • (Tekili: Asil) İkindi ve akşam arası mânasına, öğleden geceye kadar olan müddet.
  • Zamanlar ve vakitler.

aşavet

  • Gündüz görüp, gece görmeyen ve tavukkarası adı verilen göz hastalığı.

ases / عسس

  • Asâyişin muhafazası için geceleri dolaşan ve şimdiki polis vazifesini gören memurlar.
  • Gece bekçisi. (Arapça)

ashab-ı kehf / ashâb-ı kehf

  • Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'da bahsi geçen ve devirlerinin zâlim padişahından gizlenerek ve onun şerrine âlet olmaktan çekinerek, beraberce bir mağaraya saklanıp, Rabb-ı Rahimlerine (C.C.) sığınan, dindar ve makbul büyük zâtlar. İsimleri rivâvette şöyle sıralanır: Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernüş, D

ashab-ı ress / ashâb-ı ress

  • Kur'anda bahsi geçen bir kavim adıdır. Kimler oldukları kati bir şekilde tesbit edilemiyor. Râvilerin ekserisi, peygamberlerine isyan eden ve onu öldürüp kuyuya atan, bundan dolayı da Cenab-ı Hakkın helâk ettiği bir kavim olduğu hakkında ittifak etmektedir. (Furkan Suresi, 38 inci Ayet)

asr

  • (Asır) Bir devrelik zaman.
  • İkindi vakti.
  • Zamanın bir cüz'ü.
  • Konuşan kimselerin başkaları ile beraber yaşadığı müddet.
  • Yüz yıl.
  • Eskiden bazılarınca kırk, elli veya altmış yıllık müddet.
  • İnsanın ortalama yaşayış zamanı.
  • Gece ve gündüzden

asran

  • (Asaran) İki devir. Gece ve gündüz.
  • İki asır.
  • Gündüzün zamanı.

asreman

  • Gece, gündüz.

ass

  • Gece gezip dolaşmak.

astin-efşan

  • Yen silken. (Farsça)
  • Mc: Vazgeçen. (Farsça)

aşüfte

  • Sevgiden kendinden geçen. Çıldırırcasına seven. (Farsça)
  • İffetsiz kadın. (Farsça)

aşva'

  • Geceleyin gözü görmeyen kadın veya kız.
  • Önüne bakmayıp her ne olursa basan deve.

ateme

  • Gecenin ilk üçte bir bölümü. Yatsı namazı vakti.
  • İşsizlik, tembellik, atalet, üşengeçlik.
  • Akşam vaktine kadar hayvanın memesinde bâki kalan süt.

atf için vav

  • Arap gramerine göre başına geldiği kelimeyi daha önce geçen bir kelime yapmayı sağlayan vav harfi.

ati-l-beyan

  • Aşağıda sözü geçen, aşağıda zikredilen.

atrak

  • (Tekili: Târık) Gecegelen seyyahlar.

avarız-ı divaniye

  • Tanzimat-ı Hayriye'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler.

avret

  • Eksik. Gedik. Gizlenmesi lâzım gelen şey. Dinen örtülmesi vâcib olan âzâ, ud yeri. Utanılacak ve hayâ edilecek şey. Erkeklerde göbek ile diz kapağı arasındaki kısım.
  • Kadın. Zevce. Nikâhlı.
  • Gece uykuya yatacağı vakit ve seherden evvel uykudan kalkılacak saate de şeriat örfünde

ayasofya

  • İstanbul'daki bu ilk kilisenin açılış resmi Mi : 325 tarihinde yapılmıştır. 513 senesi Ocak ayının 13-14. gecesi bir yangın esnası bina kâmilen yanmış. O zaman İmparator Justinyanus yeniden yaptırmış. 573 de binanın resm-i küşâdı yapılmıştır.Osmanlılarca 29 Mayıs 1453'de İstanbul fethedilince Fatih

azze ensaruh / azze ensâruh

  • Yardımı çok olsun. (Bu tabir, padişahlara ait dua yerinde olup eski fermanlarda geçer.)

babil / bâbil

  • Asurlular devrinde Irak'ta kurulan şehirlerden biri. Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "Çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve birçok dillerin meydana gelmesi bakımından da adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu ilkçağdan kalma bir şehir.

bana sebkat eden

  • Beni geçen, ilerleyen.

bariha

  • Dünkü gece, evvelki günün gecesi.
  • Dünkü gün, dün.

baskın

  • t. Ağır, sakil.
  • Basıp geçen, galip, üstün.
  • Ansızın, birdenbire hücum.

baştina

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla.

bazudiraz / bâzudirâz

  • Kolu uzun olan. (Farsça)
  • Nüfuzlu, sözü geçer. (Farsça)
  • Müdahaleci. (Farsça)
  • Zâlim, zulmeden. (Farsça)

bedel

  • Bir şeyin yerini tutan, yerine geçen; başkasının yerine iş yapan kimse.
  • Değer, kıymet.
  • Başkasının parası ile onun yerine hacca giden kimse yerine geçen.

bedel-i rakabe

  • Huk: Kölenin sahibi tarafından azad edilmesi için, şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi karşılığında vermeyi kabullendiği ıtk veya kitabet akçesi.

belem

  • Üzerinden yol geçen tepe.

berat gecesi / berât gecesi

  • Arabi Şâban ayının onbeşinci gecesi. Şâban ayı mübarek şuhur-u selâseden (üç aylardan) olup, onbeşinci gecesi mahlûkatın rızıklarına, ömürlerine, amellerine dâir taraf-ı İlâhîden meleklere tâlimat verildiği hususunda rivâyât-ı sahiha vardır.
  • Şâban ayının on beşinci gecesi.

berzah-ı kübra / berzâh-ı kübrâ

  • Kabirden kalkıp, mahşer yerinde hesâbın görülüp Cennet veya Cehenneme gidilinceye kadar geçen zaman.

beyat

  • Geceleyin çalışma, geceyi işle geçirme.

beyhaki / beyhakî

  • (Hi: 384-458) Büyük hadis ve fıkıh âlimlerinden olup asıl adı Ebubekir Ahmed bin Hüseyn'dir. İmam-ı Şâfii mezhebinde sözü sened yerine geçen büyük bir hadis âlimidir. Kendisi gibi daha birçok faziletli âlimler yetiştiren Beyhak bölgesinin Hüsrevcurd köyündendir. "Kitab-ün Nusus-uş-Şafiî" ile "Kitab-

beyt

  • Ev, oda,hane.
  • Geceyi bir işle geçirmek.
  • Edb: İki satırlık manzume.

beytutet / beytûtet / بيتوتت

  • Geceleme, bir yerde geceyi geçirme.
  • (Beyt. den) Gece kalma, geceleme.
  • Ayırmak, teferruk.
  • Gece baskın yapmak.
  • Geceleme. (Arapça)

biat-ı rıdvan

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. Sûresi olan Fetih Sûresinde zikri geçen, Hz. Peygamber'e (A.S.M.) bağlılıklarını bildiren sahabelerin biatlarıdır. 1400 veya daha fazla olduğu bildirilir. Bu cemaata Ashab-ı Rıdvan da denir. (R.A.)

bıd'

  • (Bıd'a) Geceden bir kısım.
  • Üçten ona ve onikiden yirmiye varana kadar olan sayılar.
  • Cima, nikah.

bid'

  • Birden dokuza kadar veya üçten ona; yahut da onikiden yirmiye kadar olan sayılar. Birkaç.
  • Gecenin bir kısmı.

bil'intikal

  • Geçerek, geçmekle.

bilvasıta müteharrik

  • Bir başka unsur aracılığıyla harekete geçen.

bit

  • Bir gece yiyecek yemek.

bitet

  • Geceleme, gece kalma.

biyan

  • Gece. Gece ile gelen belâ.

bizi sebkat eden

  • Bizi geçen, bizden ileride olan.

burak

  • Peygamberimizin mirac gecesi bindiği binek.
  • Peygamber efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gece (mîrac gecesinde) üzerine bindiği ve kendisini Mekke'den Kudüs-ü şerîfe kadar götüren (taşıyan) Cennet hayvanı. Burak, dünyâ hayvanlarından değildir. Erkekliği ve dişiliği yoktur. Çok hızlı giderdi.

butlan

  • Bâtıl, geçersiz, asılsız olma.

çader-i kuhli / çader-i kuhlî

  • Sema, gök.
  • Karanlık gece.

caiz / câiz

  • Sakıncasız, doğru, geçerli.

cale

  • Nehrin bir kenarından diğer kenarına geçebilmek için ağaçtan, sazdan veya şişirilmiş tulumlardan yapılan sal. (Farsça)

can-güzar

  • Cana dokunan, candan geçer olan. (Farsça)

canişin

  • Birinin yerine geçen, birinin yerine vekâlet eden. Vekil.

cari / cârî / جارِ / جَار۪ي

  • Geçerli, yürürlükte.
  • Geçerli, yürürlükte. (Arapça)
  • Geçerli.

cari olmak / câri olmak

  • Geçerli olmak.

cariye

  • Geçer olan, akıcı olan. Seyreden giden.
  • Güneş, şems.
  • Gemi.
  • Cenab-ı Hakk'ın in'âm eylediği rızık ve nimet.
  • Genç ve iyi hizmet eden kadın. Muharebede İslâm düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi.

cay-nişin

  • Yer tutan. Birinin yerine geçen. (Farsça)

caynişin / câynişîn / جاینشين

  • Birinin yerine geçen, halef. (Farsça)

cazibe kanunu

  • Madde âleminde geçerli olan Cenab-ı Hakk'ın tekvini bir kanunudur. Bu kanuna göre iki madde birbirini aralarındaki mesafe ile ters orantılı; kütle ve miktarlarıyla orantılı olarak çeker.

cedidan

  • Gece ile gündüz.
  • Yenilenen iki şey. Yenilenenler.

çek

  • Çekoslovakya, Bohemya ahalisinden olan ve Çek'ce konuşan kavim ki, Osmanlı metinlerinde "çeh" diye geçer.

cengiz

  • (Temuçin) Moğol Devleti'nin hükümdarlığını yapmıştır. İslâmî medeniyetleri ve kıymetleri tahribeden zâlim ve müstebid bir hükümdar olarak tarihe geçen bir kimsedir. Milâdi 1229'da ölmüştür. Asrının deccalıdır.

çerağ-ı leyle-i isra / çerağ-ı leyle-i isrâ

  • İsrâ gecesinin lâmbası.

cerrahhane-i amire / cerrahhâne-i âmire

  • Geçen asırda yeni usullerle cerrahlık yapılan Osmanlı tıp müessesesi, cerrahhânesi.

çetr

  • Gece. (Farsça)
  • Gölgelik, çadır, şemsiye. (Farsça)

çetr-i anberin

  • Karanlık gece.

cevf-i leyl

  • Gece yarısı.

cezbe

  • Tas: Meczubiyet, istiğrak. Allah'ı hatırlayıp Allah sevgisi ile kendinden geçer bir hale gelme.

cezbedarane / cezbedarâne / cezbedârâne

  • Allah sevgisiyle kendinden geçercesine.
  • Kendinden geçerek.

cezbeli

  • Allah sevgisiyle kendinden geçer bir hale gelen.

cifr

  • (Cefr) Harflere verilen sayı kıymeti ile, geleceğe veya geçen hâdiselere, ibarelerden tarih veya isme dâir işaretler çıkarmak ilmidir.

ciğer-duz / ciğer-dûz

  • Ciğeri delip geçen. (Farsça)

cinh

  • Gece karanlığı.

cinun

  • Gece karanlık olmak.

cum'a gecesi / cum'â gecesi

  • Perşembe'yi Cumâ'ya bağlayan gece.

cüz'i hatırat / cüz'î hâtırât / جُزْئ۪ي خَاطِرَاتْ

  • Kalbden geçen hususî şeyler.

dabir

  • Arka, kök, nihâyet. Son, âhir.
  • Bir nişandan geçen ok.

dahil / dahîl

  • Yabancı, sığınan, sığınmış. Muhacir.
  • Birisinin içyüzü, niyet ve mezhebi. Dâhil ve içerde. Birisinin bütün gizli ve sırlı işlerine vâkıf olan dost ve hemdemi.
  • Evvelâ alâkasız olup sonradan bir cemaate dâhil olan.
  • Edb: Başka bir dilden olup, sonradan diğer bir dile geçe

dahme

  • Mezar, kabir. türbe. (Farsça)
  • Donanma geceleri atılan hava fişeği. (Farsça)

darib

  • (Darb. dan) Sütünü sağan kimseye vuran dişi deve.
  • Ağaçlı yer.
  • Karanlık gece.
  • Vurucu, vuran. Darbeden, çarpan. Döven.

davud / dâvud

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçer ve Benî İsrail Peygamberlerindendir. Hz. Süleyman'ın (A.S.) babasıdır. Hem Peygamber, hem Sultandı. İbranice Zebur kitabı kendisine nâzil olmuştur. Sesi çok güzeldi. M.Ö. 1010 da vefat ettiği nakledilir.

davud aleyhisselam / dâvûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdâr idi. Soyu Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna ulaşır. Süleymân aleyhisselâmın babasıdır. Kudüs'te doğdu. Orada yaşadı ve orada vefât etti.

dayiban

  • Gece ile gündüz.

de'da

  • Her ayın son günü.
  • Şaban'ın son günü.
  • Çok karanlık gece.

delec

  • Gecenin evvelinden gitmek.

delehmes

  • Arslan.
  • Bahâdır, kahraman.
  • Çeri.
  • Kuvvetli kişi.
  • Çok karanlık olan gece.

delil-i arşi ve süllemi / delil-i arşî ve süllemî

  • Eski mantıkta Vahdaniyyet-i İlâhiyyeyi ve teselsülün muhaliyyetini isbat bahislerinde geçen delillerdendir.

desatir-i ekseri / desatir-i ekserî

  • Pek çok ortamda ve şartlar altında geçerli olan kanun ve kurallar.

desatir-i külliye

  • Her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar.

dest-keş

  • Gözleri görmeyen bir kimseyi ellerinden tutup dolaştıran. (Farsça)
  • Kazanç. Kâr. (Farsça)
  • Yay gibi elde kolaylıkla idare olunabilen şey. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)
  • Bir işten vazgeçen. (Farsça)

dev

  • Masallarda geçen korkutucu varlık.

devle

  • "Devlet" kelimesinin Arapça tabirlerde geçen bir şekli.
  • İki asker muharebe ettiklerinde birinin diğerine galip olması. (Düvlet malda; devlet harpte ve mertebede kullanılır.)

devr-i fetret

  • Fetret devri; Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında geçen peygamber gönderilmeyen zaman dilimi.

devriy

  • (Devriyye) Geceleri gezen kol takımı, gezici karakol.
  • Bülbül, karatavuk, sığırcık ve bu gibi kuşların dahil olduğu sınıf.

di-şeb

  • Dün gece.

dihkan

  • (Çoğulu: Dehâkin) Sipâhi.
  • Köy kethüdâsı.
  • Emirlerin tasarrufunda kuvvetli olan, sözü geçen adam.
  • Bezirgân.
  • Acem fellahlarının maslahatgüzarı.

dil-i şeb

  • Gecenin ortası, gece yarısı.

dime

  • (Çoğulu: Diyem) Gündüz veya gecenin üçte biri miktarı ile tam gün kadar sürebilen, gürleme ve yıldırımı, olmayan yağmur.

direktuvar

  • Fransız ihtilâlinin üçüncü yılında Konvansiyon'un yerine geçen idare şekli. (Fransızca)

dişeb / dîşeb / دیشب

  • Dün gece. (Farsça)

dua-yı makbule

  • Kabul görmüş, geçerli dua.

dülce

  • (Delce) Gece vakti bir yere gitmek.

dümus

  • Geceleyin çok karanlık olmak.

duş / dûş / دوش

  • Omuz. Ketif. (Farsça)
  • Dün gece. (Farsça)
  • Âlem-i menâm, rüya âlemi. (Farsça)
  • Mütesadif ve mütelâki olan. (Farsça)
  • Dün gece. (Farsça)

düşin

  • Dün gece. (Farsça)

düşine / دوشينه

  • Dün geceki. (Farsça)

düstur-u cüz'i / düstur-u cüz'î

  • Bireysel kural; cüz'î ve sınırlı bir alanda geçerli olan kanun.

edvar-ı sabıka / edvar-ı sâbıka

  • Geçen zamanlar.

ehl-i cezbe / اَهْلِ جَذْبَه

  • Coşup kendinden geçenler.

ehl-i fetret

  • Hz. İsâ (a.s.) ile Hz. Muhammed'in (a.s.m.) devirleri arasında vahiysiz geçen zaman diliminde yaşayanlar.

ehl-i sekir

  • Tasavvuf yoluyla mânevî âlemleri temaşa edip aldıkları ruhî lezzetle kendinden geçenler.

ehliyet-i eda / ehliyet-i edâ

  • Şahsın dînen geçerli olacak şekilde iş yapabilmeye elverişli olması.

ekinoks

  • Altı aylık fasılalarla gece ve gündüzün eşit oluşu. (Fransızca)

el-hatemü'l-hatem / el-hâtemü'l-hâtem

  • En son hâtem, mühür; Hz. Muhammed'in (a.s.m.)Tevrat'ta geçen bir ismi.

elbette

  • (Te'kid edâtı) Kat'i veya kat'iye yakın hükümlerde kullanılır. Yazılı sözlerde daha çok "elbet" şeklinde geçer.

elf-i evvel

  • Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl.

elyel

  • Çok karanlık gece.

emza

  • Çok te'sirli olan, çok müessir.
  • Hükmü çok geçen.
  • Kat'i, şüphesiz.

endar

  • Baştan geçen bir olay, vakıa, sergüzeşt, hikâye, kıssa. (Farsça)

enfal-i ganimet / enfâl-i ganimet

  • Ganimet malları; ele geçen değerli şeyler.

engare

  • Tamamlanmayan, eksik kalan iş, nakış veya taslak. (Farsça)
  • Hikâye, efsâne, roman, kıssa. (Farsça)
  • Başdan geçen bir olayı tekrarlama. (Farsça)
  • Hesap defteri. (Farsça)
  • Utanarak geri geri çekilme. (Farsça)

ervec

  • Halk içinde çok geçen şey.

esbak

  • Geçenki, geçen, evvelki, önceki. Daha önce geçmiş olan. Evvel gelen.

eshar

  • Seher vakitleri, seherler. Gece yarısından sonra ve tan yeri açılmazdan evvelki vakitler.

esir / esîr

  • Köle. Savaşan iki taraftan birinin eline geçen karşı tarafa âit kimse.

etmeseh

  • Karanlık, sessiz gece.

evsaf-ı mebhuse

  • Sözü edilen, bahsi geçen vasıflar, nitelik ve özellikler.

eyvan-ı kisra

  • Dicle Nehri kenarında sol tarafta Medâyin şehrinde yıkıntıları bulunan eski İran (Acem) Padişahına mahsus bir saray. Bu saray, Peygamberimizin (A.S.M.) doğduğu gece çatlamıştır.

eyyam-ı cem'

  • Hac mevsiminde Arafat ve Mina'da geçen dört gün.

eyyub / eyyûb

  • (A.S.) : Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen İshak Aleyhisselâm'ın oğlu olan Ays'ın evlâdından Eyyûb Aleyhisselâm, bir peygamber idi. Pek çok malı ve Şam tarafında çok mülkü vardı. Her makbul kulunu ve peygamberini Allah imtihana çektiği gibi onu da denedi. Cümle emlâki emvâli elinden gitti. O yine şükrett

eyyub aleyhisselam / eyyûb aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

fahr-i enam / fahr-i enâm

  • Yaratılmışların kendisiyle övündüğü zât. Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm için kullanılan hürmet ve saygı ifâdesi. Gece-gündüz dilimde, salât-ü selâm, O mübârek rûhuna, ey Fahr-ül-enâm.

faite

  • Geçen. Fevt olan.
  • Vaktinde kılınmamış olan namaz.

fani olma / fâni olma

  • Bir meseleye kendinden geçer derece kendini verme.

farat

  • Öne çıkan, geçen.
  • Issız yerlerde konan nişan ve işaret.
  • Kervan halkından önce su yerine varıp sakalık eden kimse.

fariğ / fâriğ / فارغ

  • Boş. (Arapça)
  • Rahat, huzurlu. (Arapça)
  • Vazgeçen. (Arapça)

fasid / fâsid

  • Bozan, bozuk.
  • Bir ibâdetin, bâtıl olması, geçersiz olması. Bâtıl.
  • Aslı İslâmiyet'e uygun olup, sıfatı uygun olmayan muâmele, akid.

fasih / fâsih

  • (Fesh. den) Vazgeçen. Dağıtıcı. Bozguncu. Fesheden.
  • Çürüten.

fasıla-i saltanat / fâsıla-i saltanat

  • Yıldırım Bayezid'in Ankara savaşında Timur'a esir düşmesinden, Çelebi Mehmed'in pâdişah olmasına kadar geçen zaman.

fazıle

  • (Çoğulu: Fevâzıl) İnsandan başkalarına da geçebilen huy, haslet.

feletat

  • Lisanın döküntüleri, iradesiz ağızdan çıkan söz veya kelime.
  • Ansızlık.
  • Her ayın son geceleri.

felte

  • Ansızlık.
  • Darlık.
  • Her ayın son gecesi.

feraşe / ferâşe

  • Pervane (gece kelebeği).

ferkadan

  • Şimâl kutbuna yakın parlak ve küçük ayı kümesine tâbi ve gece istikamet bulmağa yarayan, sık sık karşı karşıya gelen iki yıldız (İkizler mânasına).

ferman-dih

  • Hükmü geçen, verdiği emri dinlenen. (Farsça)

feth-i mübin

  • Açık ve parlak zafer. Hakkı, bâtılın tahakkümünden kurtaran veya birbirine zıd olan hak ile batılın karışıklığını ayırarak hakkı galip kılan feth ve zafer Bu zafer, harp ile olabileceği gibi harpsiz de olur. (Hakikatın ve ilmin galebesi gibi.)Fetih suresinin birinci âyetinde geçen "Feth-i mübin"in i

fetret

  • Uyuşukluk, zayıflık.
  • Vahy ve semavî hükümlerin sükûn zamanı olduğu için, iki peygamber-i zişan devirleri arasındaki zaman.
  • Vukuu âdet halinde olan şeyin kesilme zamanı veya kesilmesi.
  • İki vakıa arasındaki geçen zaman. Terakki ve teâli devirleri arasındaki hareketsiz,
  • İki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsız geçen zaman.
  • İki vakıa arasındaki zaman.
  • Aynı cinsten iki hâdise (olay) arasındaki kesinti devresi.
  • İki peygamber veya iki hükümdâr arasında peygambersiz ve hükümdârsız geçen zaman.

fevt-i fursat

  • Fırsat kaçırma. Fırsatı değerlendirememe. Ele geçen bir imkânı kullanamama.

fi / fî

  • Arabçada harf-i cerrdir. Mekâna ve zamana âidiyyeti bildirir. Ta'lil için, isti'lâ için ve yine harf-i cerr olan "bâ, ilâ, min, maa" harflerinin yerine kullanılır. Geçen mef'ul ile gelecek fasıl arasında geçer. Te'kid mânası da vardı. Başka bir ifade ile kısaca (fî) : "İçinde, içine, hakkında, husus

fi'l-i mürekkeb

  • Gr: Yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne geçen fiil. Birleşik fiil. (Vurabilmek, yazabilmek, okuyabilmek gibi.)

fi-i cari / fî-i cârî

  • Geçer değer, muteber fiat.

fursat-yab / fursat-yâb

  • Eline fırsat geçen, fırsat bulan. (Farsça)

gabes

  • Karanlık gece.
  • Biraz bulanık renkte olan beyazlık.

gabeş

  • (Çoğulu: Agbâş) Gecenin sonu.

gales

  • Gecenin sonunda olan karanlık.

galgale

  • Sür'atle gitmek.
  • Gecenin gitmesi.
  • Haber vermek.

ganaim

  • (Tekili: Ganimet) Harpte ele geçen mallar. Ganimetler.

ganimet

  • Harpte düşmandan alınan mal.
  • Çalışmaksızın ele geçen nimet.

gasak-ul leyl

  • Gecenin ilk karanlığı.

gasem

  • Gecenin sonunda olan karanlık.

gasık / gâsık

  • Gecenin ilk karanlığı. Gece. Karanlık.
  • Ay doğmak.
  • Gece, karanlık.

gayahib

  • (Tekili: Gayheb) Gece karanlıkları.

gayheb

  • (Çoğulu: Gayâhib) Gece karanlığı.

gaylule / gaylûle

  • Sabah, tan yerinin ağarmaya başlamasından, tâ güneşin bir mızrak boyu (yaklaşık 45 dk.) yükselmesine kadar geçen zaman dilimi.

gayr-ı muteber

  • Geçersiz, itibar edilmeyen.

gazf

  • Kulağın sarkık olması.
  • Kırmak.
  • Geceleyin karanlık olmak.

gazi

  • Din uğrunda harbeden. Cihadda yaralanmış veya harbetmiş olan kimse. Harpte ordunun başına geçen kumandan. Muzaffer olan ve harpten sağ dönen.

gece-i ramazan

  • Ramazan gecesi.

gülugir / gülugîr

  • Boğazda kalan, boğazdan zor geçen (şey). (Farsça)
  • Ahlat armudu. (Farsça)

gurer

  • Her ayın ilk üç gecesi.

gurre-i muharrem

  • Arabi aylardan olan Muharrem ayının birinci günü ve gecesi.

güzarende

  • Geçen, geçici. Geçiren, geçirici. (Farsça)

güzer

  • Geçiş, geçme.
  • Geçici, geçen.

güzeran

  • Geçen, geçici. (Farsça)
  • Geçme. Geçiş. (Farsça)

güzeşt

  • Geçme, geçiş. Geçen. (Farsça)

güzeşte

  • Geçen, geçmiş.
  • Geçen. Geçmiş. Geçmiş olan. (Farsça)

habcame / hâbcâme / خواب جامه

  • Gecelik ve pijama gibi gece uyurken giyilen elbise. (Farsça)
  • Gecelik. (Farsça)
  • Pijama. (Farsça)

hafaza melekleri

  • Koruyucu melekler, her insanın hayır (iyi) ve şer (kötü) işlerini yazan; ikisi gece, ikisi gündüz gelen ve kötülüklerden ve cinlerden koruyan melekler. Bunlara Kirâmen kâtibîn melekleri diyenler olduğu gibi, onlardan başka olduğunu söyleyenler de olm uştur.

hafiziyyet / hafîziyyet

  • Muhafaza edicilik, koruyup esirgeyicilik.
  • Cenâb-ı Hakk'ın, bütün tohum ve çekideklerde olduğu gibi, bir mahlûkun başına gelecek vaziyetleri ve başından geçenleri muhafaza edici sıfatı. Cenab-ı Hakk'ın muhafaza ediciliği.

hakhah

  • Gecenin ilk saatlerinde gitmek.

hakikat-i amme / hakikat-i âmme

  • Umûmi, her yerde geçerli olan gerçek.

hakikat-i leyle-i kadir

  • Kadir Gecesinin gerçek mânâsı, sırrı.

hakikat-i leyle-i kadr

  • Kadir Gecesinin mânâsı, sırrı.

hakimiyet-i mutlaka / hâkimiyet-i mutlaka

  • Nitelik ve niceliğe bakmaksızın her zaman ve zeminde geçerliliği olan bir egemenlik.

halef / خلف / خَلَفْ

  • Birinin yerine sonradan geçen kimse. Babadan sonra kalan oğul.
  • Bir meslek veya konumda öncekilerin yerine geçenler.
  • Birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse, ardıl.
  • Birinin yerine geçen.
  • Evlat, oğul. (Arapça)
  • Halef, yerine geçen, arkadan gelen (Arapça)
  • Birinin yerine geçen.

halef an-selef

  • Seleften halefe geçme. Geçen ve gidenden, gelene kalma. Babadan evlâda geçme.

halid bin sinan abesi aleyhisselam / hâlid bin sinân abesî aleyhisselâm

  • Îsâ aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberlerden. Îsâ aleyhisselâm ile son peygamber Muhammed aleyhisselâm arasında geçen fetret devrinde, Aden beldesinde bulunan bir kavme gönderilmiştir.

halif

  • İki dağ arasındaki yol.
  • Eski elbise.
  • Arkadan gelen. Sonradan gelen. Birinin yerine geçen.

halife / halîfe

  • Öncekinin yerine geçen.
  • Fık: İlâhî, yâni şer'î hükümlerin tatbik ve icrası için Peygamber'e (A.S.M.) vekil olan zât. İmam. İmamet-i kübra. (Namazda imama uyan cemaat gibi, halifeye de şer'î emirlerde öylece itaat edilir. Halifede aranan dört şart: İlim, adalet, kifayet, a'zâ ve havâs
  • Birinin yerine geçen.
  • Resûlullah efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vekîlî ve yeryüzündeki bütün müslümanların reîsi (başı).
  • Bir tasavvuf büyüğünün yetiştirip, hayâtında veya vefâtından sonra insanları terbiye etmek ve talebe yetiştirmekle vazîfelendirdiği talebesi.
  • Öncekinin yerine geçen, Peygamberimizin vekili.

hamel

  • Kuzu.
  • Ast: Burçlardan birinin adıdır. Bu burcu teşkil eden yıldızlar kuzuya benzediği için arapça kuzu demek olan hamel denilmiştir. Güneş bu burca 21 Mart'ta girer ve gece ile gündüz bir olur.

hamra

  • (Müennes) Çok kırmızı, kızıl renk.
  • Şiddet ve meşakkatli geçen yıl.
  • Şiddetle olan ölüm.
  • Arap olmayan cinsten.
  • Yüzü kızarmış kadın.

hanadis

  • (Tekili: Hındıs) Musibetler.
  • Karanlık geceler.
  • Şiddetli hâller.

harekat-ı sabıka / harekât-ı sabıka

  • Geçen, daha önce yapılmış hareketler.

hareket-i cezbekarane / hareket-i cezbekârâne

  • Kendinden geçer bir şekilde hareket.

harisun aleyküm / harîsun aleyküm

  • Tevbe Suresi'nin bir âyetinde geçen bu ifade, birinci derecede Peygamberimiz (A.S.M.) hakkında olup ümmetini ve bütün insanları doğru yola irşadda yılmadan, büyük bir sebat ve azim ve gayretle devam etmesine işaret edilerek böylece tavsif edilmiştir.

harun aleyhisselam / hârûn aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîm'de adı geçen peygamberlerden.

harur

  • Sıcaklık. Güneşin kızgınlığı.
  • Gece esen sıcak rüzgâr.

harut ve marut

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen iki meleğin ismidir.

hatıb-ı leyl

  • Geceleyin odun toplayan kimse.
  • Mc: Mânâsız ve saçmasapan sözler konuşan adam.

hatıra-i gaybiye

  • Herkesin bilmediği hatıra, kalpten geçen şey.

hatırat / hâtırât / خَاطِرَاتْ

  • Kalbden geçenler.

hatt-ı bala / hatt-ı bâlâ

  • Tepelerin en yüksek noktalarından geçtiği itibar edilen çizgi. Zirvelerden geçen hat. (Farsça)

havs

  • Geceleyin istemek.

hayal

  • (Çoğulu: Hayâlât) Zihnen tasarlanan şey. Hakikatı bilinmeyip akılla tasarlanan veya gölgeli görünen şey.
  • Asıl olmayan ve akıldan geçen fikir.

hayat / hayât

  • Diri olmak, dirilik.
  • Allahü teâlâ hakkında bilmemiz vâcib olan sıfât-ı subûtiyye'den biri. Allahü teâlânın diri olması.
  • Bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman.
  • Bir insanın ölümünden sonra başlayan ebedî (sonsuz) hayat.

hayat-ı ilmiye

  • İlimle geçen zaman.

hayrülhalef

  • Bir kişinin ardından bıraktığı ve onun yerine geçecek olan hayırlı kişi.

hayrulhalef / خَيْرُ الْخَلَفْ

  • Birinin yerine geçen hayırlı kimse.

hayt-i esved

  • Siyah iplik, fecir zamanı yavaş yavaş silinen gecenin karanlığı.

hazaze

  • Tıb: Bulaşıcı, müzmin bir cilt hastalığı olup sonradan bağırsaklara geçerse öldürücü olur.

hem-zeman

  • Aynı zamanda işleyen. (Farsça)
  • Çağdaş, muâsır. Aynı çağda yaşayan insan veya geçen hâdiselerin her biri. (Farsça)

hems

  • Gizli ses. Çok gizli. Sesi gizlemek.
  • Ağzı açmadan lokma çiğnemek.
  • Fütursuz olarak geceleyin yola gitmek.
  • Peçe.
  • Sıkmak.
  • Kırmak.

herru

  • "Ne olursa olsun. Ya batar ya çıkar." mânâsındaki "ya herrû ya merrû tâbirinde geçer.

hikmet-i amme-i kainat / hikmet-i âmme-i kâinat

  • Bütün kâinatta geçerli olan hikmet.

hilafeten / hilâfeten

  • Birinin yerine geçerek.
  • Halife olarak.

hilal / hilâl

  • Yeni ay şekli. Yeni ay.
  • Fık: Yay şeklinde görülen her yeni aya ve her ayın üçüncü gecesine kadar aya hilâl denir. 26 ve 27 nci gecelerdeki aya da hilâl, onda sonrakileri kamer denir.
  • Cami kubbeleri ve minâre külâhları tepesine konulan alemlerin hilâl şeklinde olan uç kısmı.

himyata

  • (Süryanicedir ve Tevrat'ta geçer.) Resul-ü Ekrem Hz. Muhammed'in (A.S.M.) İbranice bir ismidir.

hırsiye

  • Geceleyin çalınan koyun.

hissiyat-ı mütevarise / hissiyat-ı mütevârise

  • Nesilden nesile miras kalan, geçmişten gelerek yeni nesle geçen duygular.

hıyar / hıyâr

  • Serbest olma. Yapılan bir akdden yâni sözleşmeden vazgeçebilmek hakkı.

hızır

  • Kurânda adı geçen mübarek bir zatın ismi.

hortlak

  • Bazıların hakikatsız ve batıl inanışına göre mezarda dirilip geceleri çıkarak dolaştığı tevehhüm edilen ölü. Cadı, vampir.

hücu'

  • Az uyku. Gece uykusu.

hücud

  • Uykusuz kalma. Geceleyin az uyuma.

hud aleyhisselam / hûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

hudara

  • Karanlık gece.
  • Siyah bulut.

hudariyye

  • Tavşancıl kuşu.
  • Karanlık gece.

huffaş

  • Yarasa. Gece kuşu.

hükümran / hükümrân

  • Hükmeden, sözü geçen.
  • Hükmü geçen, hükmeden.

hulya

  • Kuruntu. Hayal. Vehim. Olmıyan bir şeyi düşünerek yaşamak. Akıldan geçen ve matmah-ı nazar olan husus. (Farsça)

hunnes-künnes

  • Hunnes, Hânis'in; Künnes de Kânis'in çoğuludur. Kânis, süpüren mânasınadır. Umumiyetle, akıp akıp yuvalarına giden veya aynı yollarında gidip gelen yıldızlar demektir. Bazılarınca gündüz gaib, gece zâhir olan yıldızlara denir. Ekseriyetle yedi seyyar yıldızlara denmiştir. (Zuhal, Müşteri, Merih, Züh

huşuf

  • (Çoğulu: Huşef) Seri, eli çabuk, hızlı.
  • Geceleyin yola giden deve.

i'tidal

  • Bir şeyde veya halde ifrat veya tefrite düşmemek. Vasat derece olmak.
  • Yumuşaklık. Uygunluk.
  • Gündüz ve gecenin birbirine denk, eşit olması.
  • Miktar ve keyfiyyet hususunda iki hâlet arasında mutavassıt olmak.

i'tisas

  • Gece gezip dolaşma, devriye vazifesini görme.

ibate / ibâte / اباته

  • Bir yerde barındırma. Gece yatırma.
  • Gece yatırma, geceyi geçirtme, barındırma. (Arapça)

ibhirar

  • Gece yarısı olma.

ibn-ül-vakt

  • Kalbi halden hâle değişen velî. Tasavvuf yolunda ilerlerken halleri değişen, her zaman başka türlü olan, bâzan şuurlu, bâzan şuursuz (kendilerinden geçen, kendilerini unutan) kimseler. Bunlara erbâb-ı kulûb da denir.

ibtal / ibtâl / ابطال

  • Geçersiz kılma, kaldırma, bozma. (Arapça)
  • İbtâl edilmek: Geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak. (Arapça)
  • İbtâl etmek: Geçersiz kılmak, kaldırmak, bozmak. (Arapça)

idare fitili

  • Eskiden geceleyin yatak odalarını aydınlatmak için zeytinyağı konmuş küçük bir tabağın içinde yakılan bir çeşit fitilin adıdır. Küçük petrol lâmbalarına da idâre denildiği için bunların fitillerine de bu ad verilir.

iddet

  • Bekleme müddeti.
  • Sayılmış. Madud.
  • Cemaat.
  • Hıfz.
  • Fık: Kocasından ayrılan kadının, başkası ile evlenebilmesi için, üç defa hayız görüp temiz oluncaya kadar geçen zaman. (Kocasından boşanırsa 100 gün, kocası ölürse 130 gün.)

iddilac

  • Gecenin geç vaktinde gitmek.

idlac

  • Gecenin ilk saatlerinden geç vakte kadar gitmek.

idris aleyhisselam / idrîs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

ifakat

  • (Fevk. den) İyileşme, hastalıktan kalkma. Hastalıktan kurtulup tamamen iyileşinceye kadar aradan geçen zaman.
  • Ayılma. Sarhoşluk veya baygınlıktan kurtulma.

igzaf

  • Gece çok karanlık olmak.

ihya / ihyâ / احيا

  • Diriltmek. Yeniden hayata kavuşturmak. Canlandırmak. Şenlendirmek. Uyandırmak.
  • Gece de uyumayıp çalışmak veya ibâdetle vakit geçirmek.
  • Diriltme, yaşatma. (Arapça)
  • Canlılık kazandırma. (Arapça)
  • Geceyi ibadet ederek geçirme. (Arapça)
  • İhyâ olunmak: Yaşatılmak, canlandırılmak. (Arapça)

ihya-yi leyl

  • Geceyi ibadetle geçirmek.

iklil

  • Hz. Peygamber'in (A.S.M.) Zebur'da geçen bir ismidir. Müzeyyen tâç manâsına da gelir.

ilbas-ı hırka

  • Bir tarikata intisab ile mutad olan menzilleri geçerek irşad mertebesine yükselenlere, şeyhlerinden gördükleri yolda başkalarını irşad ile izin verme salâhiyetini ihtiva eden "İcazetname: hilâfetname" verme.

ilyas / ilyâs

  • Benî İsrail peygamberlerinden olup, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Ella" diye mezkûr olan bir Peygamberin ism-i mübarekidir. M.Ö. 9. asırda yaşamış olup ondan sonra Elyesa (A.S.) Peygamber olmuştur. İlyâs (A.S.), zamanının hükümdarıyla çok mücadele etmiş, çok zaman mağaralarda yaşamış, ç
  • Kuranda adı geçen bir peygamber.

ilyas aleyhisselam / ilyâs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden biri. Hârûn aleyhisselâmın neslindendir.

imame

  • İslâma mahsus baş kisvesi olan sarık. Zırhlı külâh.
  • Çubuk ve sigaralığın başına takılan ağızlık.
  • Tesbihin başındaki ve ipin iki ucu içinden geçen uzunca tane.

imşeb

  • Bu gece. (Farsça)

inzal / inzâl

  • İndirmek.
  • Kur'ân-ı kerîmin, Ramazân-ı şerîf ayında Kadir gecesinde Levh-i mahfûzdan, dünyâ semâsındaki Beyt-ül-izze denilen makâma bir defâda, topluca indirilmesi.

irsiyet

  • Verâset. Aile ve soydan geçen benzerlik.

ıs'as

  • Gece karanlığı başlamak, karanlık basmak.
  • Karanlığın açılması.
  • Bulutun yere yakın olması.
  • Peşinden gitmek.

ışaya

  • (Tekili: Işâ) Akşam ezanından yatsı ezanına kadar geçen zamanlar.

isfirar-ı şems vakti / isfirâr-ı şems vakti

  • Güneşin sararması vakti. Tozsuz, dumansız, berrak bir havada güneş ışığının geldiği yerlerin veya kendisinin bakacak kadar sararmaya başlamasından (güneşin alt kenarının görünen ufuktan bir mızrak boyu yükseklikte olduğu vakitten) güneş batıncaya kadar geçen zaman. İslâm astronomi âlimleri, bir mızr

ishak

  • Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. İbrahim (A.S.)ın oğludur. Yakub (A.S.)ın babasıdır.

ishar

  • Uyundırma.
  • Gece uyutmayıp, uyanık durdurma.

iskender

  • (M. Ö. 356-323) Aristo'dan ders almış bir imparatordu. İskender-i Rumi de denir. Bundan başka ismi geçen bir de İskender-i Zülkarneyn vardır.

islamiyet

  • İslâmlık.
  • İslâm oluş. Teslimiyet, inkıyad, bağlılık, hakka tarafgirlik ve iltizamdır. (İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez; gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar. Münazarat)

ism-i mef'ul

  • Gr: Fâilin fiili kendi üzerine geçen kelime. Mektub, mazlum, mağdur gibi.

ismail aleyhisselam / ismâil aleyhisselâm

  • Yemen'den gelip Mekke ve civârına yerleşen Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Peygamber efendimizin dedelerindendir. Cürhüm kabîlesine peygamber olarak gönderildi. İbrâhim aleyhisselâmın oğludur. Anne si Hacer Hâtun'dur.

isna aşeriyye / isnâ aşeriyye

  • Şiîliğin kollarından biri. Hazret-i Ali'nin halîfe olması açıkça emr olunmuştu, Eshâb (Peygamber efendimizin arkadaşları) bu emri yerine getirmediği için kâfir oldu diyen, Peygamber efendimizin vefâtından sonra hazret-i Ali ve sırasıyla onun iki oğlu ile torunlarını meşrû (geçerli) imâm kabûl eden v

isra / isrâ

  • Gece yürüyüşü, yürütme.
  • Yürütmek, göndermek.
  • Gece seferi yapmak.
  • İrsâl etmek.
  • Geceleyin götürme.

istigrakkar / istigrakkâr

  • Kendinden geçen, dalgın, müstağrak. Dalgın halde olan. (Farsça)

istiğrakkarane / istiğrakkârâne / istiğrâkkârâne

  • Allah aşkıyla kendinden geçercesine.
  • Kendinden geçercesine.

kabe kavseyn / kâbe kavseyn

  • Peygamber efendimizin Mîrac gecesinde bilmediğimiz bir şekilde Allahü teâlâya yakınlığından kinâye olan bir tâbir.

kabr hayatı / kabr hayâtı

  • İnsanın ölüp kabre konmasından, kıyâmet koparak, mahlûkların diriltilmelerine kadar geçen zaman.

kadi iyaz / kadî iyaz

  • Lâkabı: Ebu-l Fadl bin Musa el Yahsabî'dir. Muhaddislerin meşhurlarından ve edebiyatçılardan olup, 476 hicrî tarihinde Site kasabasında doğmuş, sonra Endülüse geçerek Kurtuba'da ve diğer ilim merkezlerinde ilim tahsili yapmıştır. Daha sonra Site kasabasında uzun bir zaman durmuş, bir ara Garnata şeh

kadir alayı

  • Tar: Kadir gecesi padişahların saraydan çıkıp, civardaki camilerden birinde namaz kılmaları münâsebetiyle yapılan merâsim.

kadr (kadir) gecesi

  • Daha çok Ramazân-ı şerîf ayı içerisinde bulunduğu bildirilen ve Kur'ân-ı kerîmin indirilmeye başladığı mübârek gece.

kaim / kâim / قائم

  • Ayakta. (Arapça)
  • Yerine geçen. (Arapça)
  • Dik. (Arapça)
  • Kâim olmak: Yerine geçmek. (Arapça)

kaim-makam

  • Birinin yerine geçen. Kaymakam. Bir kazayı (İlçe) idâre eden memur. Osmanlılarda, binbaşı ile miralay arasındaki askeri rütbe. Yarbay.

kaimmakam / kâimmakam / قائم مقام

  • Kaymakam. (Arapça)
  • Yerine geçen. (Arapça)

kameriyye

  • Çardak. Bahçelerde, mehtaplı gecelerde oturmak üzere yapılıp, etrâfı sarmaşık v.s. çiçeklerle örtülü bulunan yer. Küçük köşk.

kamra

  • Ay ışığı olan gece.

kanaat / kanâat

  • Yeme, içme ve barınacak yer husûsunda bileğin emeği, alın teri ile kazanılana râzı olmak, başkasının kazancına göz dikmemek. Kanâat, çalışmayıp, sâdece eline geçeni kullanmak, tembel oturup, başka bir şey aramamak değildir. Aksine hırslı hareketlerden kaçınıp, gönül huzûru ile yaşamaktır.

kandil geceleri

  • İslâm dîninin kıymet verdiği mübârek geceler.

kanif

  • İnsan cemaati.
  • Çok yağmur ve bulut.
  • Geceden bir parça.

kanun-u edebi / kanun-u edebî

  • Edebiyatta geçerli olan kanun.

kanun-u hafiziyet / kanun-u hafîziyet

  • Allah'ın bütün kâinatta geçerli olan muhafaza edicilik kanunu.

kanun-u kader-i ilahi / kanun-u kader-i ilâhî

  • Allah'ın meydana gelecek hadiseleri gerçekleşmeden önce sonsuz ilmiyle belirlediği ve bütün kâinatta geçerli olan kanunlar.

kanun-u külli / kanun-u küllî

  • Herşeyde geçerli kanun.

karaşime

  • Maymunların gece çıkıp yattığı bir ağaç.

karban-saray / kârban-saray

  • Kervansaray. Şehirlerde veya yol üzerlerinde kervanların ve yolcuların gecelemelerine mahsus büyük han. (Farsça)

kasemat-ı kur'aniye / kasemât-ı kur'âniye

  • Kur'ândaki geçen yeminler.

kasiyy

  • Soğuk gece.
  • Kas adı verilen mahâlde yapılan ibrişimli bir elbise.

kaskase

  • Çok karanlık gece.
  • Asâ, sopa, baston.

kavaid-i külliye-i muntazama

  • Her yerde geçerli olan küllî ve muntazam kaideler.

kavanin-i sariye / kavânin-i sâriye

  • Varlıklara geçen ve onlarda işleyen kanunlar.

kazıme / kâzıme

  • (Çoğulu: Kezâyim) Yanında bir kuyu daha olup bundan ona, ondan buna su geçen kuyu.
  • Büyük şehir.

kelepir

  • Çok ucuz ele geçen. Zahmetsiz, ücretsiz.
  • Üvey evlât. Evlâtlık.
  • Zahmetsiz, ücretsiz, çok ucuz ele geçen.

kerim

  • Her şeyin iyisi, faydalısı. Kerem ile muttasıf olan, ihsan ve inayet sâhibi. Şerefli ve izzetli. Muhterem, cömert, müsamahakâr. (Kur'an-ı Kerim tâbirindeki kerim; muazzez, mükerrem mânâsınadır. Kur'an-ı Kerim'de bu kelime 27 defa geçer ve ancak iki defa Cenab-ı Hak hakkında kullanılmıştır.)

kesret mertebesi

  • Çokluk özelliğinin geçerli olduğu derece.

kevar

  • Meyve veya üzüm küfesi. (Farsça)
  • Bal arısı gömeci, petek. (Farsça)
  • Geceleri havada peyda olan bulut. Sis. (Farsça)

kırat-ı şer'i / kırât-ı şer'î

  • Peygamber efendimiz zamânında kullanılan ve hadîs-i şerîflerde ismi geçen bir ağırlık birimi.

kıs

  • "Kıyas et, buna benzet, bununla ölç!" mânalarına gelir ve bazı tâbirlerde geçer. Meselâ: (Ve kıs ala hâzâ: Bunun üzerine kıyas et.)

kıt'

  • (Çoğulu: Aktâ-Aktu) Deve palası.
  • Yük üstüne örttükleri palas.
  • Gecenin bir miktarı.
  • Yassı ve büyük olan ok temreni.

kite / kîte

  • Bir gün veya bir gece yenecek yemek.

kıyas-ı fasid / kıyâs-ı fâsid

  • Şartlarına uygun olmadan yapılan bozuk, geçersiz kıyas.

kıyas-ı faside / kıyas-ı fâside

  • Yanlış, bozuk, geçersiz kıyas.

kıyas-ı maalfarık / kıyas-ı maalfârık

  • Birbirine benzemeyen şeyler arasında yapılan geçersiz kıyas.

konak

  • Menzil, yolculukta gece vakti inilen yer.
  • Yolculukta bir yerde durma, dinlenme. İki menzil arasındaki yol.
  • Büyük ev, zengin ve mükellef ikâmetgâh.
  • Resmi dâire.

kuh-u kaf / kûh-u kaf

  • Efsânelerde geçen Kafdağı.

künnes

  • (Tekili: Kânis) Yuvasında ve yatağında olan geyikler.
  • Gündüzün gizlenen, gece görünen seyyar yıldızlar.
  • Gece görünen yıldızlar.

kurban geceleri

  • Kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinin geceleri.

lağv

  • Geçersiz, boş.

lahza / lâhza

  • Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman, an.

lemha-i basar

  • Pek az bir zaman. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman.

leyail

  • (Tekili: Leyl) Geceler.

leyal / leyâl

  • (Tekili: Leyâli-Leyâil) (Leyl) Geceler.
  • Geceler.

leyal-i aşr

  • Arabi aylardan Zilhiccenin ilk on gecesi. On geceler.

leyal-i hasret

  • Hasret geceleri.

leyali / leyâli / leyâlî / ليالى

  • Geceler.
  • Geceler. (Arapça)

leyali-i aşere / leyâli-i aşere

  • On mübârek gece.

leyali-i aşr / leyâli-i aşr

  • On mübarek gece.

leyali-i meşhure / leyâli-i meşhure

  • Meşhûr, mübârek geceler.

leyali-i mübareke / leyâli-i mübareke

  • Mübarek geceler.

leyali-i ramazan-ı mübareke / leyâli-i ramazan-ı mübareke

  • Mübarek Ramazan geceleri.

leyali-i şerife / leyâlî-i şerife

  • Mübarek, mukaddes geceler.

leyl / ليل

  • Gece.
  • Gece.
  • Gece.
  • Gece.
  • Gece. (Arapça)

leyl ü nehar / leyl ü nehâr

  • Gece ve gündüz.
  • Gece ve gündüz.
  • Gece ve gündüz.

leyl-i münevver / لَيْلِ مُنَوَّرْ

  • Gündüze benzeyen gece. Nurlanmış gece.
  • Aydınlık gece.
  • Nurlu gece.

leyl-i serd

  • Soğuk gece.

leyl-i tarık / leyl-i târık

  • Karanlık gece.

leyla

  • Çok karanlık gece.
  • Arabi ayların son gecesi.
  • Leylâ ile Mecnun hikâyesinin kadın kahramânı.

leyle / ليله

  • Bir tek gece, bir gece.
  • Gece.
  • Gece. (Arapça)

leyle-i akabe

  • Nübüvvetin 11. yılında Mekke dışında Akabe denilen yerde Medine halkından bir topluluğun Hz. Muhammed (s.a.v.) ile konuşup İslâm'ı kabul ettikleri gece.

leyle-i bedr

  • Ayın ondördüncü gecesi.

leyle-i berat / leyle-i berât

  • (Bak: Berat gecesi)
  • Berat Gecesi; hicrî ayların sekizincisi olan Şaban ayının on beşinci gecesi.
  • Mübârek gecelerden, Şâban ayının on beşinci gecesi.

leyle-i erbaa

  • Haftanın dördüncü gecesi olan çarşamba gecesi.

leyle-i isra / leyle-i isrâ

  • Mübârek gecelerden Mi'râc gecesi.

leyle-i kadir / leyle-i kadîr / لَيْلَۀِ قَدِرْ

  • Kadir gecesi.
  • Kadir Gecesi.

leyle-i kadr

  • Kadir Gecesi.
  • Daha çok Ramazân-ı şerîf ayı içinde bulunduğu bildirilen ve Kur'ân-ı kerîmin gelmeye başladığı mübârek gece.
  • Ramazân-ı mübârekin ve senenin en kudsi ve kıymetli gecesi. Kur'ân âyetlerinin ilk defa vahiy ile gelmeye başladığı gece.

leyle-i mi'rac / leyle-i mi'râc

  • Mirac gecesi.
  • Mi'râc gecesi.
  • Mübârek gecelerden, Resûlullah efendimizin Mîrâca çıktığı Receb ayının yirmi yedinci gecesi.

leyle-i mirac

  • Mirac gecesi.

leyle-i miraç

  • Mübârek Mi'rac gecesi.

leyle-i mübareke

  • Mübarek gece.

leyle-i nısf-ı regaib

  • Regaib Gecesinin yarısı.

leyle-i regaib / leyle-i regâib

  • Regaib gecesi.
  • (Bak: Regaib gecesi)
  • Mübârek gecelerden, Receb ayının ilk Cumâ gecesi.

leyle-i regaip

  • Regaip gecesi.

leyle-i süveyda / leyle-i süveydâ

  • Gece karanlığı. Geceye benzeyen siyahlık.
  • Karanlık gece, göz bebeğindeki siyah nokta.

leyle-i zu-kadir / leyle-i zû-kadîr

  • Kadir sahibi gece, kadir gecesi.

leyle-i zulmet-i cehil

  • Cehaletin karanlık gecesi.

leylen

  • Geceleyin, gece vakti.

leyli / leylî / لَيْلِي

  • Gececi.
  • Gececi. Geceleyin kalan. Yatılı. Geceye âit. Geceye mensub.
  • Gececi.
  • Geceye ait.

leylünehar / leylünehâr / ليل و نهار

  • Gece gündüz. (Arapça)

lokman

  • Kurânda adı geçen tıp bilgisiyle ünlü bir zat.

lokman hekim / lokman hekîm

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen büyük zatlardan olup öğütleri ve ahlâkî, tıbbî sözleri ile tanınmıştır. Peygamber Davud (A.S.) zamanında yaşadığı rivayet edilmektedir. Peygamber veya veli olduğu hususunda ihtilaf vardır.

ma'hud

  • Vaad edilen. Söz verilen. Belli olan.
  • Mezkur, sözü geçen.
  • Mc: Fena bilinen kadın.
  • Ahdolunmuş, bilinen, sözleşilen.
  • Sözü geçen.

ma-dam-el melevan / mâ-dâm-el melevan

  • Gece gündüzün devamı müddetince.

ma-i mevsule / mâ-i mevsule

  • Buna ism-i mevsul de denir. Kendinden sonra gelecek küçük cümleyi daha önce geçen cümleye bağlar. (Ketebtu mâ kultü: Söylediğimi yazdım, ne söyledimse yazdım) cümlesinde olduğu gibi.

macera

  • Olup geçen şey. Baştan geçen hadise.

mahak

  • Her arabî ayın son üç gecesi.

mahlukat-ı mezkure / mahlûkat-ı mezkûre

  • Adı geçen yaratıklar.

mahtelef-el melevan

  • Gece ve gündüzün ihtilâfı ve değişmesi müddetince.

mahut / mâhut

  • Bilinen, adı geçen; garanti edilen.

mahya

  • Ramazan-ı şerîf ayında, geceleri çift minâre bulunan câmilerde iki minâre arasına gerilen ve halata (kalın ipe) asılarak kandillerle (lambalarla) yazılan yazı ve şekiller.

makbul / makbûl

  • Kabul gören, geçerli.
  • Kabul edilen, geçerli.

makbuliyet / makbûliyet

  • Kabul edilebilirlik, geçerlilik.

mameza

  • Geçen veya geçmiş şey. Geçmiş zaman. Mazi.

manend-abad / manend-âbâd

  • Ölümle kıyamet arasında geçen zaman.

marr / mârr

  • Geçen, geçmiş, yürüyen.

marrin / mârrîn

  • (Mâr. dan) Geçenler.

marrin ü abirin / mârrin ü âbirîn

  • Gelip geçenler. Gelen giden.

masabak / mâsabak / ماسبق

  • Geçen, geçmiş. (Arapça)

masda'

  • Taşlık yerlerden geçen düz yol.

masebak / mâsebak / ماسبق

  • Geçen, geçmiş olan, geçmişteki.
  • Geçen, geçmiş. (Arapça)

matekaddem

  • (Mâtekaddem) Geçmiş zaman, mâzi.
  • Sâbık. Geçen şey.
  • Önceleri.

maye-i şeb

  • Gece karanlığı.

maza ma maza

  • Olan oldu. Geçen geçti.

mazi / mazî

  • Geçmiş zaman. Geçen, geçmiş olan.
  • Gr: Bir işin geçen zamanda yapıldığını bildiren fiil. Fiil-i mâzi. Mazi sigası.
  • Geçen, geçmiş olan, geçmiş zaman.

maziyat

  • Geçmişler. Geçen zamanlar.

mazmaz

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Tevrat'ta geçen bir ismi.

mebit

  • (Beyt. den) Geceleyin kalınacak yer. Geceliyecek yer.

mebyet

  • Geceliyecek yer. Gece vakti kalınacak yer.

mecaz

  • Yerinden ve haddinden tecavüz etmek. Hududunu aşmak.
  • (Cevaz. dan) Geçecek yer. Yol.
  • Edb: Hakiki mânâsı ile değil de ona benzer başka bir mânâ ile veya istenileni hatırlatır bir kelime ile konuşmak. İstenilene benzer bir mâna ifadesi.
  • Yol, geçecek yer.
  • Gerçeğin zıddı.
  • Kendi öz mânâsıyla kullanılmayıp benzetme yolu ile başka mânâda kullanılan söz.

meczub / meczûb / مَجْذُوبْ

  • Coşarak kendinden geçen.

meczubane / meczubâne

  • Cezbeye gelenler gibi, kendinden geçerek.

medain

  • (Medayin) Şehirler, medineler. Büyük memleketler.
  • Şimdi harabe olup İslâmiyyetten evvel yaşamış Kisralıların Nuşirevan zamanında kurdukları merkez-i hükümetleri olan büyük şehir. Peygamber Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın doğduğu gece bu şehirdeki büyük sarayın eyvanları yıkılm

mela

  • Gece ve gündüz.

melevan

  • Gece ve gündüz.

melvan

  • Gece ve gündüz.

mensur

  • (Nesr. den) Dağılmış. Saçılmış.
  • Gece vaktinde güzel kokan bir çiçek.
  • Edb: Manzum olmayan nesir halindeki yazı. Bunun mânaca çok güzel ve şiir gibi ahenkli yazılmış olanına "mensur şiir" denir.

menzil-i kamer

  • Koz: Ayın dünya etrafındaki mahreki. Bu mahrekte aynı noktaya tekrar gelmek için geçen zaman.

mer'i / mer'î / مرئى

  • (Mer'iyye) Riayet edilen, hükmü geçen. Makbul sayılan, hürmet edilen.
  • Yürürlükte, geçerli. (Arapça)

mer'iyy-ül hatır / mer'iyy-ül hâtır

  • İtibarlı. Sözü geçer.

mer'iyyet

  • Mer'î oluş. Makbul olma. Muteber olma. Hükmü geçer olma.

merkum / مرقوم

  • Adı geçen, anılan; yazılmış. (Arapça)

mesbuk

  • Geçmiş, geçen.

meşhum

  • Cesaretli. Sözü geçer kimse. Zeyrek. Zeki. Akıllı.
  • Korkmuş. Korkutulmuş.
  • Çok güzel hareketli at.

mesra

  • Gece vakti yola çıkma.

mesrece

  • Gece kandili konulan şişe.

mest

  • Ayakkabı.
  • Sarhoş. Aklı başında olmayan. Kendinden geçercesine haz duymak mânasında "mest olmak" şeklinde kullanılır.
  • Ayakkabı, hazla kendinden geçen.

mevhin

  • Gece yarısına yakın vakit.

mevlevi-vari / mevlevi-vâri

  • Mevlevî tarikatı mensuplarının cezbe halinde, Allah aşkıyla kendinden geçerek dönmeleri gibi.

mevlid gecesi

  • Peygamberimiz Muhammed Mustafâ sallallahü aleyhi ve sellemin doğduğu Rebî'ul-evvel ayının on birinci ve on ikinci günleri arasındaki gece.

mevrus

  • İrsî, kalıtım olarak geçen.

mevzu'

  • Bahis. Üzerinde durulan mes'ele.
  • Aşağılanmış olan.
  • Konulmuş. Vaz olunmuş.
  • Uydurma. Doğru ve hakikat olmayan.
  • Geçer olan, muteber, işlemekte olan, câri.

meza ma meza

  • Geçen geçti. Giden gitti.

mezbur

  • Adı geçen. İsmi yukarıda geçen.
  • Taş ile örülmüş kuyu.
  • Adı geçen, yukarıda söylenen.

mezkur / mezkûr / مذكور / مَذْكُورْ

  • Zikredilen, sözü geçen, anılan.
  • Adı geçen, zikredilen.
  • Zikri geçen. Zikredilmiş. Evvelce bahsi geçmiş olan.
  • Zikredilen, belirtilen, adı geçen. (Arapça)
  • Bahsi geçen.

mi'rac / mi'râc

  • Merdiven, süllem.
  • Yükselecek yer.
  • En yüksek makam.
  • Huzur-u İlâhî. Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M.) Efendimizin, Receb ayının 27. gecesinde Cenab-ı Hakk'ın huzuruna ruhen, cismen, hâlen çıkması mu'cizesi ki; en büyük mu'cizelerinden birisidir.
  • Merdiven.
  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem elli iki yaşında uyanık iken, beden ile, hicretten altı ay önce Receb ayının yirmi yedinci gecesi, Mekke-i mükerremede Mescid-i Harâm'dan Kudüs'e ve oradan göklere ve bilinmeyen yerlere götürülüp, getirilmesi.

mi'rac gecesi

  • Leyle-i Mi'rac da denir. Arabî aylardan Receb-i şeri'fin yirmiyedinci gecesidir.

mihak

  • (Mahâk-Muhâk) Her arabi ayın son üç gecesi.

mihver

  • Dünyanın kuzey ve güneş kutbu arasından geçtiği farz olunan hat, dönen bir şeyin ortasından geçen mil. Düzgün geometrik şekilleri iki eşit kısma ayıran doğru çizgi. Çark ve tekerlek gibi dönen şeylerin ortasından geçen mil. Merkez.
  • Mat: Üzerinde bir müsbet ciheti var farzedilen sonsu

mihver-i alem / mihver-i âlem

  • Arzın merkezinden geçerek semâ küresini her iki tarafta kesen mevhum hat.

milad / mîlâd

  • Doğum günü, Îsâ aleyhisselâmın doğum günü olduğu iddiâ edilen noel gecesi.

mirac-ı şerif

  • Değerli Miraç gecesi.

mu'teber

  • İtibâr gören. Beğenilen.
  • İnanılır. Güvenilir. Hatırı sayılır. Hükmü geçen.

mu'teberat

  • (Tekili: Mu'teber) İtibarlı, hükmü geçer şeyler.

mu'teberiyet

  • Yürürlükte olma, geçerlilik.
  • Muteberlik, güvenirlik.

muakkibat / muakkibât

  • Gece ve gündüz melâikesi.
  • Namazı müteakib otuz üçer defa tekrar edilen tesbih.

muarres

  • Çömlek koyacak yer. Gecenin geç vakitlerinde inilecek yer.

mübarek geceler / mübârek geceler

  • İslâm dîninin kıymet verdiği geceler. Kadir, Arefe, Fıtr ve Kurban bayramı ile Mevlid, Berât, Mi'râc, Regâib, Muharrem, Aşûre geceleri.

mübteda

  • Baş taraf, başlangıç. Baş.
  • Gr: Cümlenin birinci kısmı. Arabçada isim cümlesinde fâilin bulunduğu kısım. Bu, isimden veya isim yerine geçen fiilden de olabilir.

mudiyyen

  • Giderek, geçerek.

müdmin-i hamr

  • Gece gündüz devamlı sarhoş olan kimse.

muhak

  • (Mahâk - Mihâk) Her arabi ayın son üç gecesi.

muhammedi / muhammedî

  • Hz. Muhammed'e (A.S.M.) mensub olan. Müslüman. (Ecnebi dillerinde geçen bu mânadaki tabirlere göre Muhammedî, Muhammedîlik: Müslüman ve Müslümanlık mânasına gelmektedir.)

muharrem gecesi

  • Muharrem ayının birinci gecesi, müslümanların hicrî-kamerî yılbaşı gecesi.

muhayyerlik

  • Satan ve satın alanın alış-verişten vaz geçebilme hakkı.

muhkem kaziye

  • Huk: Kat'i ve sağlam bozulmaz hüküm. Mahkemenin en sonunda vermiş olduğu kararlar. Temyiz mahkemesince tetkik ve tasdik edildikten sonra veyahut temyiz müddeti geçen bir mahkeme kararının, mevzuunu teşkil eden hâdise hakkında, kat'i bir karine ve delil ve kanunen değişmez bir hüküm olarak kabul edil

muhtebıt

  • Gece vakti dilenen.

mukaddime

  • Evvel gelen. Öne geçen. Her şeyin evveli.
  • Bir kitapta asıl maksada başlamadan evvel kitapda olan bahisler hakkında ve kitabın muhteviyatına dâir yazılan makale, önsöz.
  • Alın. Nâsiye. Alındaki perçem.

mukallibü'l-leyli ve'n-nehar / mukallibü'l-leyli ve'n-nehâr

  • Gece ve gündüzü birbiri ardına çeviren Allah.

mükam

  • Durulacak yer, ikametgâh. İkametgâhta geçen zaman.

mülahazat

  • (Tekili: Mülahaza) Mülahazalar. Düşünceler. Akıldan geçenler.

mülayele

  • Gece işi için verilen ücret.

muma-ileyh

  • (Mumâileyhâ) Kendisine işâret edilen. İsmi evvelce geçen.

muma-ileyhim

  • İsmi evvelce geçenler.
  • İmâ edilenler, yukarıda anlatılmış olanlar.

muma-ileyhinn

  • (Tekili: Mumâ-ileyhâ) Adı geçen kadınlar, yukarıda anılan kızlar, imâ edilenler.

mumaileyh / mumâileyh / mûmâileyh

  • Adı geçen.
  • Kendisine işaret edilen, ismi evvelce geçen, ima edilen.
  • Kendisine işaret edilen, ismi önce geçen.

mümaileyh / mümâileyh

  • İsmi geçen, bahsedilen.

mumaileyh / mûmâileyh / مومى اليه

  • Anılan, adı geçen. (Arapça)

mumaileyhim / mûmâileyhim / مومى اليهم

  • Adı geçenler. (Arapça)

münfail

  • İnfiâl eden. Te'sir ile harekete geçen.
  • Muztarib, kederli ve muğber olan. Bir şeyden canı sıkılan. Alınmış, gücenmiş.

münhamenna

  • Muhammed (A.S.M.) manâsına, Tevratta geçen İbrânice isimdir.

munsarif / منصرف

  • Vazgeçen. (Arapça)
  • Munsarif olmak: Vazgeçmek. (Arapça)

müntakil

  • (Nakl. den) intikal eden, geçen. Bir yerden bir yere göç etmiş, taşınmış olan.
  • Miras kalmış.
  • Karine ile sözün gelişinden anlayan.

mürah

  • Davarın gece gelip yattığı yer.

mürevvic

  • Geçerli kılan, değer veren.

müruriye

  • Bir köprüden veya yabancı memleketden geçerken verilen para.

müsabık

  • (Sebk. dan) Müsabakaya giren, yarışmaya katılan.
  • Geçen.

müsafirhane / müsafirhâne

  • Yolcu konağı, han, otel. (Farsça)
  • Misafir olarak geçen resmi kimselerin konaklıyacağı yer. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

müsahere

  • (Müsâheret) Geceleyin uyanık durma, uyumama.

müsamerat

  • (Tekili: Müsamere) Müsamereler, gece eğlenceleri.

müsamere / مسامره

  • (Semr. den) Gece eğlencesi.
  • Mekteplerde talebelerin oynadıkları piyes.
  • Gece eğlencesi. (Arapça)
  • Okul piyesi. (Arapça)

müşarünileyh / مشار اليه

  • Anılan, adı geçen. (Arapça)

müstağrak / مُسْتَغْرَقْ

  • Ma'nevi halle kendinden geçen.

mutasavver

  • Tasavvur edilmiş. İlerde yapılması düşünülmüş.
  • Tasvir edilen. Hatırdan geçen.
  • Kabil, akıl kabul eder, akıl alır.

mutatarrik

  • Yol bulan, geçen.

müteaddi

  • (Udvan. dan) Başkasının hakkına tecavüz eden, saldıran, sataşan.
  • Gr: Lâzım fiilinin mukabili. Fiil eseri fâilden mef'ul denilen diğer bir isme geçerse o halde fiil müteaddi olur. Geçişli fiil. (Anlatmak, düşündürmek gibi)

mütearrız

  • (Arz. dan) Başkasının hakkına tecavüz eden, hududuna geçen,
  • Saldıran, sataşan, taarruz eden.

mütebadil

  • (Bedel. den) Birbirinin yerine geçen, tebâdül eden.
  • Nöbetle değişen.

muteber / mûteber / معتبر

  • Geçerli, itibar edilen.
  • Geçerli.
  • İtibarlı. (Arapça)
  • Geçerli. (Arapça)

mütecaviz / mütecâviz

  • (Cevâz. dan) Hücum eden, tecüvüz eden. Haddi aşan, geçen.
  • Sataşan, saldıran.
  • Sarkıntılık eden.
  • Çok, fazla.
  • Sınırı geçen, başkalarının sınırını tecavüz eden.

mütedavil / mütedâvil / مُتَدَاوِلْ

  • Elden ele geçen, alıp verilen.
  • Kullanılan.
  • Elden ele geçen.

müteferrig

  • Vaz geçen, feragat eden.

mütegaşşi

  • (Gaşy. dan) Kendinden geçen, gaşyolan.
  • Bürünen, örtünen.

mütegayyir

  • Değişen. Bir halden başka bir hale geçen.
  • Bozulmuş, bozuk.

müteharrik

  • Harekete geçen, kımıldanan. Yerinde durmayıp hareket eden. Devir ve hareket eden.

mütehatti

  • Hatâ işleyen, yanılan.
  • Atlayıp geçen.

mütehavvil / مُتَحَوِّلْ

  • Hâlden hâle geçen.

müteheccid

  • Geceleri uyanıp teheccüd namazı kılan.

mütekaddim

  • Evvelki, önceki, öne geçen, takaddüm eden.
  • Takdim olunan, sunulan.

mütelevvin

  • Renkten renge giren. Halden hale geçen. Kararsız. Dönek.

müteneffiz

  • Nüfuz sahibi, sözü geçer olan. İtibarı cari bulunan.

müteneffizan / müteneffizân / متنفذان

  • Etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler. (Arapça - Farsça)

müteşebbek

  • (Şebk. den) Ağ gibi birbirine geçen.

müteşebbik

  • Şebeke hâlinde olan, ağ gibi birbirine geçen.

mütesehhir

  • (Çoğulu: Mütesehhirîn) Geceleyin uyuyamayıp sabahlayan.

mütesehhirane / mütesehhirâne

  • Sabahlayarak, gece uyumayarak. (Farsça)

mütesehhirin / mütesehhirîn

  • (Tekili: Mütesehhir) Geceleyin uyumayıp sabahlayanlar.

mütevaris

  • (Veraset. den) Birinden diğerine vâris olup kalan. Babadan oğlu geçen, tevarüs eden.

müteveccid

  • Kendinden geçecek derecede dalgınlık gösteren, vecde gelen.

mütevelli

  • (Vely. den) Birinin yerine geçen.
  • Bir vakfın idaresine memur edilmiş kimse.

müz'ıc

  • (Çoğulu: Müzacât) Gece haramisi.

naf-ı şeb / nâf-ı şeb

  • Gece yarısı.

nafık / nâfık

  • Geçer para. Geçer akçe.
  • Geçer akçe.

nafiz / nâfiz

  • İçe işleyen. Delip geçen. İçeri giren.
  • Sözü geçen, kendine itaat edilen. Te'sirli, nüfuzlu.
  • Sahîh, geçerli. Başkasının hakkı bulunmayan. Başkasının hakkını tealluk etmeyen.

nafiz-ül kelim

  • Sözü geçen.

nafizane / nâfizâne

  • Derinlere işler ve hükmü geçer bir şekilde.

nafiziyet

  • Sözü geçerlik, nâfizlik.

nahire

  • Ayın birinci günü.
  • Ayın son gecesi.

naib / nâib / نَائِبْ

  • (Nevb. den) Vekil, birinin yerine geçen.
  • Şeriat hâkimi olan kadı vekili.
  • Nöbet bekleyen.
  • Vekil, birinin yerine geçen.
  • Birinin yerine geçen, vekil.
  • Vekil, yerine geçen.

nakil

  • Vazgeçen, cayan, dönen.
  • Çekinen, kaçınan.

naşi

  • Neş'et eden, yeniden vücuda gelen, yetişen, yetişmiş.
  • Delil, dolayı, ötürü, sebebiyle.
  • Geceleyin meydana gelip zâhir olan şey.
  • Yetişmiş oğlan veya kız.

nasib / nasîb

  • Ele geçen, kavuşulan.
  • Allahü teâlânın ezelde takdir ettiği maddî ve mânevî rızık, kısmet.

naşie

  • Delil. Zuhur.
  • Gündüz veya gecenin evvelki saati.
  • Uykudan sonra kalkmak hali ve uyanık olduğumuz hal.

nass-ı kelam / nass-ı kelâm

  • Kur'ân'da geçen kesin hükümlü âyetler.

nazar-ı irfan

  • Bilgece bakış.

nazur

  • (Çoğulu: Nevâzır) Gece bekçisi.

ne-şebem

  • Ben karanlık gece gibi nursuz değilim anlamında (Farsça)

necm-i sakıb / necm-i sâkıb

  • Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.

necm-i sakıp / necm-i sâkıp

  • Karanlığı delip geçen parlak yıldız.

nefiz

  • Okun geçmesi gibi içe geçmek, işlemek.
  • Sözü geçer olmak.

nefş

  • Açmak.
  • Yapmak.
  • Yün ve pamuk atmak.
  • Davarların, geceleyin yayılıp çobansız otlaması.

neşebem

  • Gece değilim.

nevheves

  • (Çoğulu: Nevhevesân) Bir işe yeni olarak ve büyük bir hevesle başlayan. (Farsça)
  • Sık sık iş değiştiren. Hevesi çabuk geçen. (Farsça)

nevruz

  • Yeni gün. İlkbahar. Baharın ilk günü sayılan ve güneşin Hamel (Kuzu) burcuna girdiği 22 Marta rastlayan gün. Bu tarihte gece ve gündüz müsâvi olur. İranlıların yılbaşısıdır. (Farsça)

nimşeb

  • Geceyarısı. (Farsça)

nısf-ı kutr

  • Dairenin merkezinden geçen ve onu iki eşit kısma ayıran doğru çizginin yarısı. Yarı çap.

nısf-ül leyl

  • Gece yarısı.

nısf-ül-leyl

  • Gece yarısı yâni Akşam namazının girişi ile, sabah namazının girişi arasındaki vaktin ortası.

nizamat-ı külliye / nizâmât-ı külliye

  • Kapsamlı ve her yerde geçerli olan düzenler.

noel gecesi

  • Hıristiyanların 25 Aralık veya buna yakın bir târihte Îsâ aleyhisselâmın doğduğunu kabûl ettikleri gece.

nücum-u sakıbe / nücum-u sâkıbe

  • Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.
  • Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.

nüfuş

  • Yabana yayılmak.
  • Davarların geceleyin yayılıp çobansız otlamaları.

nüfuz / nüfûz

  • Sözü geçer olmak, sözü dinlenmek.
  • Vücudundan işleyip geçmek. İçine alan.
  • İçe geçme, sözü geçer olma.

nuh

  • Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir peygamber ismi.

nuh aleyhisselam / nûh aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine Ülü'l-azm denilen altı peygamberin ikincisi. İdrîs aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderildi.

nükul / nükûl

  • Dönme, cayma, vazgeçme; bir malı satın aldıktan sonra vazgeçerek satıcıya geri verme.

nun-u na'büdü / nûn-u na'büdü

  • Fatiha Sûresinde geçen "nâbüdü" kelimesindeki "nûn" harfi.

nur-u muteber

  • Geçerli, itibar edilen nur.

ömr

  • Hayat, yaşama, yaşayış. İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman.

ömr-ü saadet

  • Mutlulukla geçen ömür, Peygamberimizin altmış üç yıl olan saadetli ömrü.

örf-ü ulema

  • Âlimler arasında geçerli olan, âlimler arasındaki gelenek.

osmanlı

  • Osmanlı Devleti teb'asından olan.
  • Anadolu Selçuklu Devleti'nin Bizans sınırındaki Beyliğin reisi olan Ertuğrul Bey'in vefatından sonra, Mi: 1288'de yerine geçen Osman Beyin kurduğu devlete mensup olan.

otomatik

  • Kurularak veya vakti gelince harekete geçen, işleyen. (Fransızca)

özür

  • Geçerli bahane, kusur, eksiklik.

par

  • Geçen yıl, bıldır. (Farsça)
  • Para. (Farsça)

parantez

  • Yun. Cümle içinde geçen bir sözü, metin dışı tutmak için o sözün başına ve sonuna konulan işaret.

parin

  • (Pârine) Geçen yılki, geçen sene olan, bıldırki. (Farsça)

parsal

  • Geçen yıl, bıldır. (Farsça)

pas

  • Gecenin sekizde biri. (Farsça)
  • Gözetleme, bekleme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, gam. (Farsça)
  • İç sıkıntısı. (Farsça)

pasban / pâsban / پاسبان

  • Nöbetçi, gece bekçisi, bekçi. (Farsça)
  • Bekçi, gece bekçisi. (Farsça)

pasdar

  • Gece bekçisi. (Farsça)

pasvan

  • Gece bekçisi. (Farsça)

pay-endaz

  • Ayak atan, ayak atmış. (Farsça)
  • Büyük kişilerin geçecek olduğu yerlere serilen halı gibi şeyler. (Farsça)
  • Duvar ve möbleleri kaplamada kullanılan bir cins kumaş. (Farsça)

pazin

  • Gecenin bir kısmı. (Farsça)

perendun

  • Evvelki gece. (Farsça)

perenduş

  • Dün gece. (Farsça)

perenduşine

  • Dün geceki şey. (Farsça)

perendvar

  • Evvelki gece. (Farsça)

pervane

  • Fırıldak çark. (Farsça)
  • Geceleri ışığın etrafında dönen küçük kelebek. (Farsça)
  • Haberci, kılavuz. (Farsça)

pervanegan / pervanegân

  • (Tekili: Pervane) Gece kelebekleri.

postnişin

  • Posta oturan. Daha evvelkinin yerine geçen.

ra

  • Kur'an alfabesinde onikinci harftir. Ebced hesabında 200 sayısına işaret eder. Bu harfe "Rı" denildiği gibi, "Ra-i mühmele" de denilir. Bazı tarih kayıtlarında" Rebi-ül Evvel" ayına işaret olarak geçer.

redif

  • Arkadan gelen, birisinin ardından giden.
  • Birbiri ardınca zuhur etmek.
  • Terhis olup ihtiyata geçen asker.
  • Edb: Beytin sonunda kafiyeden sonra tekrarlanan kelime.

refref

  • İnce, yumuşak kumaş, bir çeşit döşek; Peygamber efendimizin mîrâc esnâsında (bilinmeyen yerlere götürüldüğü, Cennet'i ve Cehennem'i gördüğü gece) bindikleri Cennet yaygısı.

regaib

  • Rağbet edilenler, mübarek bir gece.

regaib gecesi / regâib gecesi

  • Receb ayının ilk perşembe gününün akşamı (Cuma gecesi).
  • Mübârek gecelerden. Receb ayının ilk Cumâ gecesi. Regâib, ragîbetin çoğuludur. Ragîbet; ihsân, ikrâm demektir.

regaib nemazı / regâib nemazı

  • Receb ayının ilk Cumâ gecesi olan Regâib gecesinde kılınan nâfile namaz.

remli / remlî

  • (Şihâbüddin Remlî) (Mi: 1371-1440) Filistin'in Reml kasabasında doğmuş, Şeyhülislâm'dır. Mecmuat-ul Ahzab'da namı Kutb-ül Ârifîn diye geçer. Kimya-yı Saadet namında salâvatları ile meşhurdur. Fıkh ve tevhide, tasavvufa dair manzumeleri vardır. " İmam-ı Remlî" diye anılır.

reum

  • Yavrusunu seven deve.
  • Yanından geçen kimsenin elbisesini yalayan koyun.

revac

  • Sürüm, geçerlik, itibarda olma, herkesçe aranılma.
  • Sürüm. Kıymet, değer, geçerlik, makbuliyet.
  • Geçerlik, değer, sürüm.

ridfan

  • Gece ve gündüz.

röntgen

  • Röntgen adında bir Alman âliminin 1896' da keşfettiği ışıklar. Bunlar gözle görülmediği halde fotoğraf camına tesir eder, vücuddan, tahta, kâğıt gibi maddelerden bu ışık geçebilir. Bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde de kullanılır.
  • Vücuddaki iç uzuvların filmini çekmek.

ruz u şeb

  • Gece ve gündüz.

ruzüşeb / rûzüşeb / روز و شب

  • Gündüz gece. (Farsça)

sabık / sâbık / سَابِقْ

  • Önceki, geçen, geçmiş.
  • Geçen.

sağnak

  • Birdenbire ve çok fazla yağıp geçen yağmur.

sahaif-i leyl ve nehar / sahâif-i leyl ve nehar

  • Gece ve gündüz sahifeleri.

sahib-vücud

  • Sözü geçer, mevki sâhibi kimse.

sahib-zuhur

  • Baş kaldıran, isyan eden, ayaklanan. Başa geçen.

şahid

  • Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören.
  • Resul-ü Ekrem Efendimizin (A.S.M.) bir vasfı.
  • Melâike-i kiram.
  • Hazır.

sahret

  • Kudüs'te, Beyt-i Mukaddeste çok eski ve tarihi bir kaya. Bu kayaya "Hacer-i Muallak" da der. Hz. Peygamberin (a.s.m.) Mîrac Gecesinde bu kayadan Burak'a binerek semâya çıktığı hakkında rivâyet vardır.

sahretullah

  • Kudüs'te, Beyt-i Mukaddes'te çok eski ve tarihî bir kaya. Hazret-i Peygamber (A.S.M.), Mir'ac gecesinde bu kayadan uruc ettiği hakkında rivayet vardır. Bu kayaya "Hacer-i Muallak" da denir.

sahur / sahûr

  • Gece uyanıklığı, uykusuzluk.
  • Ayın etrafındaki hâle.
  • Yer yüzünün gölgesi.
  • Oruçta gece yemeği.

saig

  • Boğazdan kolay ve hoş geçen yiyecek veya içecek.

saigan

  • Boğazdan kolayca geçerek.

sair

  • Seyreden, harekette olan.
  • Bir şeyden geri kalan.
  • Maadâ. Geçen, dolaşan.
  • Yolcu. Seyyar.
  • Başkası, diğeri.

sakıb

  • Parlak.
  • Bir yandan bir yana delip geçen.

salif

  • Evvelce geçen, geçmiş. Mukaddem.
  • Geçen, geçmiş.

salif-üz zikr

  • Bildirilen, zikri geçen, mezkûr. Yukarıda ismi geçen. Yukarıda, daha evvel söylenen.

salifü'z-zikr / sâlifü'z-zikr

  • Bahsi geçen, belirtilen.

samir

  • Gece toplantıları.

sard

  • Nüfuz etmek, sözü geçer olmak.
  • Katıksız, saf, hâlis.
  • Soğuk.

sari kanun / sâri kanun

  • Her şeye geçen, yayılan, her şeyde bulunan; yerçekimi kanunu gibi.

şarib-ül leyli ve-n nehar

  • Gece gündüz içki içen. Devamlı sarhoş.

şaribülleyli vennehar / şâribülleyli vennehâr / شارب الليل والنهار

  • Ayyaş, gece demez gündüz demez içki içen. (Arapça)

sariye

  • (Çoğulu: Sevari) Direk.
  • Gece yağmur yağdıran bulut.

şatahat

  • Mânevi sarhoşluk.
  • Kendinden geçer bir hâle gelmek ve böyle istiğrak hâlinde iken söylenen müvazenesiz sözler.

sava / savâ

  • Kutsal sayılan ve Peygamberimizin doğduğu gece kuruyan bir göl.

se'd

  • Zayıf yağan yağmur.
  • Yaz gecelerinde olan rutubet.
  • Boğaz ıslatan her cins nesne.

şeb / شب

  • Gece, karanlık. (Farsça)
  • Gece.
  • Gece. (Farsça)

şeb-i arus / şeb-i arûs / شب عروس

  • Düğün gecesi.
  • Mc: Mevlana'nın vefat ettiği gece.
  • Düğün gecesi.
  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin ölüm gecesi.

şeb-i firkat

  • Ayrılık gecesi, firkat karanlığı. (Farsça)
  • Ayrılık gecesi.

şeb-i hicran

  • Ayrılıkla geçirilen gece. Hicran gecesi.

şeb-i yelda / şeb-i yeldâ / شب یلدا

  • En uzun gece. (Farsça)
  • Yılın en uzun gecesi.

şeban / şebân / شبان

  • (Tekili: şeb) Geceler. (Farsça)
  • Geceler. (Farsça)

şebane

  • Geceye ait. Gece ile alâkalı. Gece vakti olan. Gecelik. (Farsça)

şebangah / şebangâh / شبانگاه

  • Gece vakti, geceleyin. (Farsça)
  • Gecelenecek yer. (Farsça)
  • Geceleyin, gece vakti. (Farsça)

şebanruz

  • 24 saatlik zaman. "Gece gündüz". (Farsça)

şebefruz / şebefrûz / شب افروز

  • (Şeb-efruz) Gece vakti ışık veren. Geceyi aydınlatan. (Farsça)
  • Geceyi aydınlatan. (Farsça)

şebgerd

  • (şeb-gerd) Gece dolaşan kol. Bekçi. (Farsça)
  • Ay, kamer. (Farsça)

şebgir / şebgîr / شبگير

  • (Şeb-gir) Geceleyin uyumayan. (Farsça)
  • Sabah vakti. (Farsça)
  • Gece giden kervan. (Farsça)
  • Geceleri uyuyamayan, uykusuzluk çeken. (Farsça)
  • Sabah. (Farsça)

şebgun

  • "Gece renkli" Kara, siyah. (Farsça)

şebhan

  • Geceleyin öten bir cins bülbül. (Farsça)

şebhiz

  • (Çoğulu: Şebhizân) Geceleri uyanıp kalkarak iş gören. (Farsça)

şebhun

  • (Şeb-hun) Gece baskını. (Farsça)

sebic

  • Yatık veya sekik adı verilen, ağzı dar şarap testisi.
  • Gecelik.

sebiha

  • Gecelik. Geceleyin giyilen elbise.

şebihun / şebîhûn / شبيخون

  • Gece baskını. Şebhun. (Farsça)
  • Gece baskını. (Farsça)

şebistan

  • Yatak odası. (Farsça)
  • Harem dairesi. (Farsça)
  • Gece ibadetine mahsus oda. (Farsça)

sebkat eden

  • Geçen.

şebnem

  • Çiğ. Rutubet. Gece nemi. Neda. (Farsça)

şebperest

  • (Şeb-perest) Geceye ve rü'yaya ve uykuya fazla kıymet veren. (Farsça)

şebreng / شب رنگ

  • "Gece renginde olan" Siyah, kara. (Farsça)
  • Siyah. (Farsça)
  • Gece rengi. (Farsça)

şebrev

  • (Şeb-rev) Gece giden. Karanlıkta yürüyen. Gece yolculuğu eden. (Farsça)

şeburuz / şeburûz / شب و روز

  • Gece gündüz. (Farsça)

şebzindedar / şebzindedâr / شب زنده دار

  • (Şeb-zindedâr) Geceleri çalışan, gece vakti işle meşgul olan. (Farsça)
  • Gece bekçisi. (Farsça)
  • Geceleri uyumayıp ibadet eden. (Farsça)
  • Geceleri ibadet eden. (Farsça)

sedef

  • Karanlık ve aydınlığın karışması.
  • Gece ve sabah.
  • Sabahın evveli.

seher

  • Geceleri uyumayıp uyanık durma hastalığı.

seher vakti

  • Duâların kabûl olduğunun bildirildiği, gecenin (güneşin batmasından imsâk vaktine kadar olan zamânın) son altıda biri.

şehid-i ahiret / şehîd-i âhiret

  • Bir kimsenin Allah için olan cihâdın hazırlığı esnâsında tâlimlerde veya zulüm ile öldürülmesi veya cihâdda ve eşkıyâ, âsî, yol kesici, gece hırsızla vuruşmada yaralanarak hemen ölmeyip bir namaz vakti çıkıncaya kadar yaşayan veya başka yere götürülü p, orada ölen. Âhiret şehîdi.

sehran

  • Geceleri uyanık duran.

sehva'

  • Geceden bir saat.

semen-i rayic / semen-i râyic

  • Geçer değer, o zamanki kıymeti, fiyatı.

semer

  • Geceleyin kıssa söylemek, hikâye anlatmak.

semir

  • Arkadaş, refik.
  • Gece anlatılan kıssa ve hikâye.

sempati

  • Cana yakınlık, sıcak kanlılık. (Fransızca)
  • Tıb: Her omurilik boyunca olan sağlı sollu yirmi üç boğumdan geçen iki paralel ağ şeklinde sinir sistemi. (Fransızca)

semud

  • (Sümud) Kur'anda ismi geçen bir kavim adı. Sâlih Peygamber'in kavmi.

serar

  • Ayın son gecesi.

serdefter

  • Defterin başında yazılı olan. En ileri geçen, en başta bulunan. (Farsça)

şeref

  • Yükseklik, yücelik. Büyüklük.
  • İnsanlar arasında geçerli ve makbul olma. Büyük bir makam sâhibi olma.
  • Cenab-ı Hakka itâat ve ubudiyyeti ve yüksek hizmeti ile çok ihsanına mazhar olma.
  • İftihâr, övünme.
  • Yükseklik, büyüklük, yüksek mertebe. İnsanlar arasında geçerli ve makbûl olma. Cenâb-ı Hakk'a itâat ve yüksek hizmeti ile çok ihsâna mazhâr olma, iftihâr.

serencam / serencâm

  • Başa gelen, baştan geçen ibretli hadise. (Farsça)
  • Bir işin sonu. (Farsça)
  • Vak'a. (Farsça)
  • Baştan geçen hâdise, olay.

serer

  • (Çoğulu: Esirre) Ayın son gecesi.
  • Ebenin doğan çocuğun göbeğinden kestiği parça.
  • Mantar üstünde olan kabuk, balçık, toprak (Bu mânâya Çoğulu: Esrâr ve C: Esârir).

sergüzeşt / سَرْگُذَشْتْ

  • Macera, baştan geçen hâller. (Farsça)
  • Baştan geçenler.

sergüzeşt-i hayat / سَرْكُزَشْتِ حَيَاتْ

  • Hayatta baştan geçenler.

şerh-i sadr

  • Peygamber efendimizin çocukluğunda ve peygamberliği sırasında (mîrâc gecesinde) mübârek göğsünün açılarak kalbinin çıkarılması ve yıkanıp ilim, hikmet ve mârifet ile doldurulduktan sonra yerine konması hâdisesi.
  • Göğsün yâni kalbin ilâhî nûr, ilim, hikmet ve mârifet ve sekîne (ferahlı

seriüzzeval / serîüzzevâl

  • Çabuk geçen.

sermed

  • Dâimî, sürekli, ebedî, ezelî.
  • Uzun gece.

şev

  • Gece. Leyl. (Farsça)

sevabit-i kevkebiye

  • Gökyüzünde sabit olarak görülen ve gece karanlığında insanlara yön gösteren yıldızlar.

şeyda / şeydâ

  • Aşk ile kendinden geçen, coşan.

şeyhan

  • (şeyheyn) Esasen iki şeyh demek olup; bazı eserlerde, Buharî ve Müslim yerinde kullanılır. Her ikisinin Hadis Kitablarına birden Sahihan denir.
  • Hazret-i Ebubekir ile Hazret-i Ömer'in (R.A.) beraberce bâzı mühim kitaplarda geçen isimleri.
  • Bazı fıkıh kitablarında, İmam-ı A'zam

sezze

  • Seyâ denilen gün. Keferenin ateş gecesi günü.

sibak-ul kelam / sibak-ul kelâm

  • Sözün ilk halindeki bağlantısı, sözün evvelinde geçenden çıkan mânâ.

şifapezir

  • İyileşebilir, şifa bulabilir, geçebilir. (Farsça)

sinimmar

  • Ay, kamer.
  • Gece uyumayan erkek.
  • Harami.
  • Tar: Rum milletinden bir üstâdın adıdır. Numan bin Münzir için Hira'da bir köşk yapmıştı. Bunun bir eşini daha kimseye yapmasın diye Numan bin Münzir o köşkün üstünden attırıp öldürdü. (Ahter-i Kebir'den)

sinin-i salife / sinin-i sâlife

  • Geçen yıllar.

siyak

  • Söz gelişi, bir sözün hemen öncesinde geçen sözler.

suba

  • (Çoğulu: Esbâ) Gece ile gündüz eşit olduğunda gündoğusundan esen rüzgâr.

sücfe

  • Geceden bir saat.

sücv

  • Gece sükuneti, gecenin sessizliği.
  • Zulmet istikrarı.

sukuk

  • Şeriat mahkemesince verilen ilâmlar ve onda geçen tabirler.

süleyman aleyhisselam / süleymân aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

suluh

  • Sahte olmayıp geçer akçalar. Sağlam ve hakiki paralar.

süra

  • Gece seyri.

sürye

  • Gece seyri.
  • Ulaşmak, varmak.

sütre

  • Perde. Örtü. Perdelenecek şey.
  • Namaz kılarken kıble cihetinde duvar ve sâir olmadığından, önden geçenlerin namaza zarar vermemeleri için, ön tarafa dikilen şey. (En az altmış cm. yükseklik)

süva'

  • Geceden bir parça.
  • Nuh Aleyhisselâm'ın kavminin taptıkları put.

ta'zib

  • Davarları gece yabanda otlatıp eve getirmemek.

taaddi

  • Saldırma.
  • Düşmanlık.
  • Ezme.
  • Şeriattan ayrılma. Tecavüz etme. Zulmetme. Örf âdet ve mukavelenin hilâfına hareket etme.
  • Gr: Fiilin geçer halde olması, müteaddi olması.

tabakat-ı mezkure / tabakat-ı mezkûre

  • Adı geçen, ifade edilen tabakalar, sınıflar.

tahammülgüdaz / tahammülgüdâz

  • Tahammülü ve dayanmayı yırtıp geçen. (Farsça)

tahya

  • Karanlık gece.

talar

  • Dört direk üzerine yapılan ve geceleri yatılan yer. (Farsça)
  • Salon, büyük oda. (Farsça)

tarfet-ül ayn

  • Göz kapağının bir kere açılıp kapanması kadar geçen kısa ân.

tarfetü'l-ayn

  • Göz kapağının açılıp kapanışı kadar geçen kısa zaman.

tarih

  • Hâdiseye vakit tayin etmek.
  • Vak'anın vukuuna tayin olunan vakit. Zaman tesbiti.
  • Geçen hâdiseleri kaydetmekten hâsıl olan ilim.
  • Vak'anın vukuuna vakit tayin eden söz ve makam.
  • Memlekette vâki olan hâdiseleri zamana nazaran tertip ve sırasıyla zikir ve beyan ede

tarık / târık

  • Gece gelen kimse.
  • Zulmette hâsıl olan belâ ve musibetler.
  • Parlak yıldız.
  • Sabah yıldızı. (Zühre)

tarik / târik

  • Terkeden, vazgeçen, bırakan.

tavarık

  • (Tekili: Târika) Gece gelen belâlar.

tavvaf

  • Kâbe'yi ziyaret ve tavaf eden.
  • Resmî dairelerde gece bekçisi.
  • Çok tavaf eden.

tavvafiyye

  • Resmî dairelerdeki gece bekçilerine verilen ücret.

te'rik

  • Gece uykusuz bırakma.

teassüs

  • Kokmak.
  • Geceleyin ava gitmek.

tebeyyüt

  • Geceleyin yağma etme.
  • Bir işi gece yapmak.

tecavüzkar / tecavüzkâr / تجاوزكار

  • Sınırı geçen, saldırgan. (Arapça - Farsça)
  • Sarkıntılık eden. (Arapça - Farsça)

tedavül

  • Elden ele dolaşma.
  • Kullanma.
  • Sürüm.
  • Geçerlilik.

teheccüd / تَهَجُّدْ

  • Gece namazı.
  • Gece uyanıp namaz kılmak. Gece namazı. (Bu namaz, nâfile namazların en çok sevablısıdır.)
  • Gece sabah vaktinden önce kılınan namaz.
  • Gece namazı.

teheccüd namazı

  • Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ve imsak vaktinden önce iki ile on iki rek'at arasında kılınan namaz.
  • Gece uyanıp namaz kılmak, gece namazı.

teheccüt namazı

  • Gece sabah vaktinden önce kılınan namaz.

telepati

  • Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, uza duyum.

teneffüz

  • (Nefz. den) Nüfuz sahibi ve sözü geçer olma.

teravih

  • Ramazan gecelerinde kılınan ve sünnet olan yirmi rek'atlık namaz.

tervic

  • Revaç vermek. Değerini arttırmak.
  • Müsait karşılamak. Kabul ettirip, geçerli kılmak.
  • Kabul ettirme, geçerli kılma.
  • Revaç verme, değerini artırma, geçerli kılma.

tesehhür

  • (Sehr. den) Gece uyumayıp uyanık kalma.

tevarüs edilen

  • Miras kalan, geçen.

tevatür

  • Kuvvetli haber.
  • Bir haberin ağızdan ağıza geçerek yayılması. (Bak: Mütevatir).

tılmesa

  • Yol bulunmaz otsuz ve susuz korkunç yer.
  • Çok karanlık gece.

tireşeb

  • Karanlık gece. (Farsça)

turuk

  • Geceleyin eve gelmek.

ulcum

  • (Çoğulu: Alâcim) Erkek kurbağa.
  • Dağ keçisinin erkeği.
  • Deve kuşu.
  • Sağlam ve dayanıklı deve.
  • Çok su.
  • Gece karanlığı.

ulkum

  • (Çoğulu: Alâkım) Çok karanlık gece.
  • Pek sağlam deve.

uluhiyet-i sariye / ulûhiyet-i sâriye

  • Varlıklara sirayet eden, geçen ulûhiyet.

usul-ü arabiye

  • Arapça gramerinde geçerli olan temel kurallar.

usüvv

  • Kaba ve iri olmak.
  • Katı olmak.
  • Gece karanlık olmak.
  • Yakın olmak.

uşve

  • Gece vakti uzaktan görünen ateş.

üzeyir

  • Kurânda adı geçen mübarek bir zat.

vak'a

  • Hâdise. Olup geçen şey. Mes'ele.
  • Birini bir defada yere düşürmek.
  • Muharebe.
  • Vuku bulan.

vaki' / vâki'

  • Olan, düşen, konan. Mevcud ve var olan.
  • Geçmiş olan, geçen.

vakıat / vâkıât

  • (Tekili: Vâkıa) Vâkıalar. Baştan geçen hâdiseler.

vakt-i tefrih

  • Tıb: Çiçek hastalığı aşısının yapılmasından te'sirini gösterinceye kadar geçen zaman.

vatvata

  • Geceleyin gözün görmemesi.

vecd

  • Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali.
  • Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.

vehn

  • Gevşeklik, kuvvetsizlik.
  • Zayıf.
  • Gövdesi kalın ve kısa adam.
  • Gece yarısı. Gece yarısından bir saat sonraki zaman.

velayet-i kübra / velâyet-i kübrâ

  • Büyük velilik. Akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan ve veraset-i nübüvvetten gelen gayet kısa, fakat yüksek olan ve tarikat berzahına uğramadan zâhirden hakikata geçen velilik mesleği. (Sahabeler gibi)
  • En büyük velîlik; tarikat berzahına uğramadan, zahirden hakikate geçen ve peygamber varisliğinden gelen velîlik.

veşy

  • Elbiseyi güzel nakışlamak, süslemek.
  • Nesil ve zürriyet.
  • Çoğalma.
  • Geceleyin devamlı tefekkür ve mütalâa etmek.
  • Bir çeşit elbise.

ya'fur

  • (Çoğulu: Yaâfir) Tüyleri toprak renginde olan ceylân.
  • Ceylân yavrusu.
  • Gecenin beşte veya altıda bir bölümü.
  • Peygamberimizin merkebinin adı.

ya'kub

  • Kur'an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. Yusuf Aleyhisselâm'ın babası ve İshak Aleyhisselâm'ın oğludur. Bir adı da İsrail olduğundan bu sülâleden gelenlere İsrail oğulları mânasına, Benî İsrail denilmektedir. Büyük oğlunun adı Yehud olduğundan sonradan bunlara Yahudi denilmiştir.

ye'cuc ve me'cuc / ye'cûc ve me'cûc

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan zararlı ve bozguncu iki kötü kavim.

ye'cüc ve me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen ve ortalığı fitne, fesat ve anarşiye boğacak olan kavimler, anarşist topluluk.
  • Kısa boylu olacakları söylenen ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen ve ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.

ye'cüc-me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen, ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.

yekşebe

  • Bir gecelik. (Farsça)

yevm-i ahir / yevm-i âhir

  • Âhiret günü. Îmân edilmesi lâzım olan altı şeyden beşincisi. Arkasından gece gelmeyen gün. Bu zamânın başlangıcı insanın öldüğü gündür.

yezek

  • Bekçi, gece bekçisi. (Farsça)

yunus

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçenlerdendir. Elyesa (A.S.) dan sonra Ninova şehrine gönderildi. Şehir ahalisi kendisine itaat etmediği için müteessir olarak bir gemiye binmiş ve oradan denize atılmış. Cenab-ı Haktan emir almadan şehri terk ettiğinden bu hâl başına gelmişt

yusuf aleyhisselam / yûsuf aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Mısır ahâlisine gönderilen peygamber. Yâkûb aleyhisselâmın oğludur. Yâkûb aleyhisselâmın neslinden gelen ilk peygamberdir. Allahü teâlâ ona rüyâ tâbiri ilmini öğretti.

zail

  • (Zâile) Geçen, geçici.Devamlı olmayan. Tükenen.

zamair-i şahsiyye

  • Şahıs zamirleri. " Ben, sen, o" gibi isim yerine geçen kelimeler.

zayf

  • Misafir. Gelip geçen.

zeval bulan

  • Gelip geçen, yok olan.

zıll-ı zail / zıll-ı zâil

  • Geçen gölge.

zıvana

  • İki ucu açık küçük boru. (Farsça)
  • Birbirine geçen şeylere açılan boru şeklinde delik. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR