LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Geçit ifadesini içeren 30 kelime bulundu...

akabe / عقبه

  • (Çoğulu: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş.
  • Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz.
  • Muhatara, tehlike.
  • Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi.
  • Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan da
  • Sarp ve çıkılması zor yokuş, bâdire.
  • Tehlike.
  • Tehlikeli geçit.
  • Bugün Ürdün sınırları içinde bulunan bir şehir.
  • Geçilmesi güç geçit. (Arapça)
  • Yokuş. (Arapça)

alay

  • (Ask.) 3-4 tabur piyade veya5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet.
  • Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi.
  • Cemaat, topluluk, güruh, kalabalık, fevç.
  • Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler.

badire / bâdire

  • Birdenbire meydana gelen hâl. Felâket. Musibet.
  • Kabahat.
  • Birden, zahmetsizce söylenen söz.
  • Kılıcın, namlunun veya her çeşit nebatın ucu.
  • Zor geçit.
  • Anî felâket, zor geçit.

bel

  • t. Geminin orta kısmı.
  • Bedenin ortası. Göğüs ile karnın arası.
  • Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı.

beldaran

  • Geçit yerleri muhafızlarının adı. Tanzimattan sonra bunlara zaptiye denmiştir. İkinci Meşrutiyetten beri jandarma olarak adlandırılırlar.

berzah

  • İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası.
  • Perde.
  • Sıkıntılı yer.
  • İki yer arasındaki geçit.
  • Mani'a, engel,. Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve mânevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar, berzah âlemin

dehliz / dehlîz

  • Dar ve uzun geçit.

der-bend

  • Dağda ve tepede zahmetlerle geçilen yer, dar geçit, boğaz. Hudut. Kale. (Farsça)
  • Anahtarsız kapı. (Farsça)

derbend / دربند / دَرْبَنْدْ

  • Dar geçit. (Farsça)
  • Sınır kalesi. (Farsça)
  • Hudut. (Farsça)
  • Dargeçit.

füruc

  • Çatlaklık, yarık.
  • Geçit, kapı.
  • Boşluk.
  • Ayıp, kusur.

girive / girîve / گریوه

  • Çıkmaz, sorun. (Farsça)
  • Geçit. (Farsça)

güzergah / güzergâh / گذرگاه

  • Geçit yeri. Geçilecek yer. (Farsça)
  • Geçit. (Farsça)

kantara

  • Köprü, geçit.

ma'ber / معبر

  • (Çoğulu: Maâbir) (Ubur. dan) Geçit, kemer, köprü.
  • Geçilecek yer.
  • Geçit. (Arapça)

maabir / maâbir / معابر

  • (Tekili: Ma'ber) Köprüler, geçitler, kemerler.
  • Geçitler. (Arapça)

memer / ممر

  • Geçit.
  • Geçit. (Arapça)

memerr

  • Geçilecek yer. Cadde, sokak. Geçit yeri.

memerr-i nas / memerr-i nâs

  • Herkesin geçtiği yol. Geçit.

meni' / menî' / منيع

  • Aşılmaz, sarp, geçit vermez. (Arapça)

na'ra

  • (Çoğulu: Na'rât) Yüksek sesle uzun uzun bağırma.
  • Tar: Eskiden yangına giderken ve dönerken kalabalık caddelerde, geçitlerde, dönemeçlerde, meydanlarda tulumbacıların içlerinden "naracı" adı verilen birinin bağırması yerinde kullanılır bir tâbirdir. Nâra atmakla yangın münasebetiyle s

nahabe

  • (Çoğulu: Nuhab) Geçit ağzı.
  • Çokluk asker.
  • Her nesnenin iyisi.

nefis ve heva berzahları

  • Nefis ve heva geçitleri, geçici lezzet ve arzu engelleri.

reh-güzer

  • (Reh-güzâr) : Geçilen yol. Yol üstü. Geçit. (Farsça)

rehgüzar / rehgüzâr / رهگذار

  • Geçit. (Farsça)

resm-i geçit

  • Askerî bir kıt'anın yahut bir mektebin talebelerinin gösteri mahiyetinde geçişi. Geçit resmi.
  • Geçit töreni.

resmigeçit

  • Özel günlerde yapılan geçit töreni.

resmigeçit-misal

  • Resmigeçit gibi.

segar

  • (Çoğulu: Süğür) Ön dişler.
  • Ağız. (Dar geçit ağızlarına ve diğer yerlerin boş olan korku yerlerine de denir.)
  • Yaş hıyar.

tengna

  • Dar yer. Geçit, boğaz. Sıkıntılı yer. (Farsça)
  • Mezar. (Farsça)

zeria

  • (Çoğulu: Zerâi) Vesile.
  • Yol.
  • Geçit.
  • Avcının, arkasında gizlendiği deve.