LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Geçirme ifadesini içeren 104 kelime bulundu...

la'b

  • Oyun, boş şey. Oyun ile boş yere vakit geçirme.

a'vak

  • (Tekili: Avk) Mani olmalar. Alıkoymalar, durdurmalar. Vazgeçirmeler.

ahz ü girift

  • Ele geçirme, yakalama.
  • Esir alma.

avk

  • (Çoğulu: A'vâk) Mâni olma, alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, geciktirme.

beyat

  • Geceleyin çalışma, geceyi işle geçirme.

beyt

  • Ev, oda,hane.
  • Geceyi bir işle geçirmek.
  • Edb: İki satırlık manzume.

beytutet / beytûtet

  • Geceleme, bir yerde geceyi geçirme.

dalkavuk

  • Eline maddî menfaatler, para vesaire geçirmek için yaltakçılık ve soytarılık edip kendi vakar ve haysiyetini muhafaza etmeyen adam. (Türkçe)

daşten

  • Tutmak, elde etmek, mâlik olmak, zimmetine geçirmek. (Farsça)
  • Zabtetmek, gasbetmek, almak. (Farsça)
  • Görüp gözetlemek. (Farsça)
  • Eskimek, yıpranmak, harab olmak, köhneleşmek. (Farsça)

devir

  • (Devr) (Çoğulu: Edvâr) Nakil. Birisinin uhdesinden diğerinin uhdesine geçirmek.
  • Bir şeyi sonuna kadar okuyup bitirmek. Geçmiş dersleri hatırlama.
  • Bir şeyin çevresinde dolaşmak. Dönme.
  • Seyahat. Bir memleketi dolaşmak.
  • Bir şeyin kendi mihveri üzerinde dönmesi.

eczeb

  • Suyu geçirmeyen sağlam zemin.

emperyalizm

  • Bir devletin, sınırlarını genişletme politikası. Sınırları genişletmekteki gaye, başka memleketlerin zenginlik kaynaklarını ele geçirme ve insanlarını kendi hesaplarına çalıştırmaktır. Bu maksat için çok defa silâhlı harp, hem masraflı, hem de hürriyet fikriyle bağdaşmadığından zamanımızda daha sins (Fransızca)

esaret-i hayvani / esaret-i hayvanî

  • Hayvanlara yakışır bir esirlik. Zulüm, işkence ve haksızlık içinde hayat geçirmek.

feth / فتح

  • Açma, başlama.
  • Zaptetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret.
  • Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Muğlak şeyleri açmak. Bu iki suretle olur. Biri, basâr ile idrâk olunur. Gam ve kederi gidermek gibi. İkinci de: İki nevi olup birincisi; dünya işlerinde olur. Sürur vermekle g
  • Açma, açılma.
  • Bir yeri savaşla ele geçirme.
  • Fetih, tamamen ele geçirme. (Arapça)
  • Açma. (Arapça)
  • Açılma. (Arapça)

fetih

  • Açma, ele geçirme.

hile-i batıla / hîle-i bâtıla

  • Haramı helâl ve helâli haram yapmak veya farzı kendisine uygun gelecek şekilde yapmak yâhut birinin hakkına mâni olmak veya haksız mal ele geçirmek için yapılan hîle.

hobi

  • ing. Her zamanki çalışmaların haricinde yer alan dinlendirici bir merak veya işlem. Severek yapılan iş, vakit geçirme yolu.

idaa-i vakt / idâa-i vakt

  • Vaktini boşa geçirmek. Vaktini zâyi etmek.

ihtilas / ihtilâs / اختلاس

  • Zimmetine para geçirme, para çalma. (Arapça)

ihtizaza getirme

  • Harekete geçirme.

ihtizaza getirmek

  • Titretmek, harekete geçirmek.

ihya / ihyâ / احيا

  • Diriltmek. Yeniden hayata kavuşturmak. Canlandırmak. Şenlendirmek. Uyandırmak.
  • Gece de uyumayıp çalışmak veya ibâdetle vakit geçirmek.
  • Vaktini ibâdet ve iyi işler yaparak geçirmek, kıymetlendirmek.
  • Ölüleri diriltmek.
  • Diriltme, yaşatma. (Arapça)
  • Canlılık kazandırma. (Arapça)
  • Geceyi ibadet ederek geçirme. (Arapça)
  • İhyâ olunmak: Yaşatılmak, canlandırılmak. (Arapça)

ihya-yi leyl

  • Geceyi ibadetle geçirmek.

imrar / imrâr / امرار

  • Geçirmek. Mürur ettirmek.
  • İpi sağlam bükmek.
  • Acıtmak. Acı olmak.
  • Geçirme.
  • Geçirme. (Arapça)

imrar-ı evkat

  • Vakitleri geçirmek.
  • Vakit geçirme.

imrar-ı hayat etmek

  • Hayat geçirmek, sürmek.

imrar-ı hayat eyleme

  • Hayat geçirme, sürme.

inaf

  • Bir kimseyi, bir şeyden vazgeçirmeğe çalışmak.

infaz

  • Sözünü geçirme. Bir hükmü yerine getirme.
  • Aldığı emre göre birisini öldürme.
  • Öte tarafa geçirme.

infaz-ı ferman

  • Hükmünü geçirme, emrini dinletme.

inziva

  • Feragat edip bir tarafa çekilmek. Bir işe karışmamak. Dünya işlerini bırakmak. Süfli ve hevesi işleri bırakıp ilm-i Kur'an ve imanla, ibadet ve taatla, Kur'ân ve imana hizmetle vakit geçirmek.

ıs'ad

  • Yukarı çıkarmak. Yükseltmek.
  • Mekke-i Mükerreme'ye gitmek.
  • İnbikten geçirmek.

ısdar

  • (Sudur. dan) Çıkarma, çıkarılma, sudur ettirme.
  • Deveyi sudan geri döndürmek.
  • Rücu ettirmek, geri döndürmek, vazgeçirmek.

işgal / işgâl / اشغال

  • İstilâ etme, ele geçirme.
  • Meşgul etme. (Arapça)
  • Ele geçirme. (Arapça)
  • İşgal etmek: (Arapça)
  • Meşgul etmek. (Arapça)
  • Ele geçirmek. (Arapça)

islak

  • (Silk. den) Düzenleme, sıraya koyma.
  • Yola getirme.
  • Diziye geçirme.
  • Mesleğe sokma, sokulma.

işsa

  • (Teşsi') Ayakkabısına tasma takma, kayış geçirme.

istihlaf

  • Halef bırakmak. Birisini kendi yerine geçirmek. Kendi yerine başkasını tayin etmek. Kuyudan su çekmek.

istihsal

  • Elde etme, ele geçirme.

istila / istilâ / istîlâ / استيلا / اِسْت۪يلَا

  • (Vely. den) Kaplamak, yayılmak.
  • Ele geçirmek. İşgal etmek.
  • Meydanın sonuna erişmek.
  • Basmak. Galebe etmek.
  • Ele geçirme, işgal.
  • Bir yeri kuvvet kullanarak ele geçirmek.
  • Yayılma, ele geçirme. (Arapça)
  • İstîlâ etmek: Yayılmak, ele geçirmek. (Arapça)
  • Kaplama, ele geçirme.

ıstıyad

  • Avlamak. Vahşi hayvanı ele geçirmek.

ıstıyaf

  • Yaz mevsimini geçirmek, bir yerde yazlamak.

ıtlal

  • Havâle olma, birşey üzerine yüklenme.
  • Boşu boşuna zaman geçirme, vakit öldürme.

katl-i am / katl-i âm

  • Bir yerde çoklarının öldürülmesi. Herkesi kılıçtan geçirme. Toptan imha.
  • Halkı bütünüyle kılıçtan geçirme.

kayd

  • Kelepçe, bağ.
  • Bağlamak.
  • Bir şeyi bir yere yazmak.
  • Deftere geçirmek.
  • Sınırlamak.
  • Şart.

kil-u-kal / kîl-u-kâl

  • Dedi-kodu. Gîbet.Geçirme ömrünü mü'min, sakın ki, kîl-ü-kâl üzre! Sözün mânâsını anla, ne yürürsün hayâl üzre.

klüp

  • ing. Eğlenerek boş olarak vakit geçirmek yahut okumak, konuşmak üzere üyelere mahsus toplantı veya eğlence yeri.

kuvveden fiile çıkarma

  • Bir düşünceyi veya potansiyeli hayata geçirme.

lebs

  • Bir yerde eğlenip durma. Vakit geçirme.

matl

  • Atlatma, geçirme, defetme.
  • Çekme.

mekr

  • Hile, oyun, düzen.
  • Hile ile aldatma, maksadından vazgeçirme.

mest

  • Abdest alırken ayağın yıkanması farz olan yerini yâni topuklarla birlikte ayakları örten deriden yapılmış su geçirmez ayakkabı.

muayene / muâyene

  • Zâhir ve âşikâre olmak, görünmek, belli olmak.
  • Gözden geçirme, yoklama, kontrol etmek.
  • Gözden geçirme.

muktesid

  • İktisadlı, tutumlu. Malını, ömrünü, vaktini boşuna geçirmeyen, lüzumsuz masrafta bulunmayan.

muktesidan

  • (Tekili: Muktesid) Muktesidler. Lüzumsuz masrafda bulunmayan ve vaktini boşa geçirmeyenler. İktisadlılar, tutumlular.

mümatala

  • Vâdeyi, borcu uzatıp geçirmek.

muvaffakiyet

  • (Çoğulu: Muvaffakiyât) (Vefk. den) Allah'ın yardımıyla başarı gösterme.
  • Ele geçirme, başarma.

nailiyet

  • Ele geçirmek, murada ermek, elde etmek.

netk

  • Atmak.
  • Yüzmek.
  • Kendine çekmek, cezbetmek.
  • Depretmek, silkmek, harekete geçirmek.
  • Oğlu ve kızı çok olmak.

nikayet / nikâyet

  • Düşmanı kılıçtan geçirme.

niyyet

  • Kasd etme, kalbin bir şeye yönelmesi. İbâdetleri, emre itâat ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yaptığını kalbinden geçirmek.

nizar

  • Korkutup, uygunsuz şeylerden vazgeçirmek için söylenilen söz.

sadd

  • Yüz çevirmek, men eylemek, bir şeyden birini vazgeçirmek.
  • Fikir, niyet, kasd.
  • Yakınlık, civar.
  • Konuşulan husus.

sebt / ثبت

  • Yazma, deftere geçirme, bir yere kaydetme.
  • Kayda geçirme. (Arapça)
  • Sebt edilmek: Kayda geçirilmek. (Arapça)
  • Sebt etmek: Kayda geçirmek. (Arapça)

sebt-i defter

  • Deftere geçirme, deftere yazma.

şehamet / şehâmet

  • İyi işler yapmak, yüksek mertebeler ele geçirmek; zekâ ve akıllılıkla berâber olan cesâret, yiğitlik.

serd

  • Sözü muttasıl ve güzel bir eda ile söylemek.
  • Halkaları birbirine geçirmek.
  • Delmek.
  • Dikmek.
  • Vurmak.

sivcar

  • Tazı ve köpeğin boynuna halka geçirmek. Tasma takmak.

ta'diye

  • Tecavüz ettirmek, geçirmek. Bir eylemi müteaddi hali koymak. (Gramer terimi)
  • Tecavüz ettirmek, geçirmek.
  • Gr: Bir fiili müteaddi hâle koymak. Meselâ: "Gülmek. den: Güldürmek. Ölmek. den: Öldürmek" gibi.

tahrik

  • Harekete geçirme.

tahrik etme

  • Harekete geçirme.

tahrik etmek

  • Harekete geçirmek.

takallüd

  • (Çoğulu: Takallüdât) (Kald. dan) Bir işi üstüne almak.
  • Takınma, kuşanma. Gerdanlık veya muska gibi boyuna geçirme.
  • (Kılıç) kuşanma.

takdim

  • (Kıdem. den) Arzetmek. Sunmak.
  • Küçük bir kimseyi yaş, amel, mevki ve takva itibariyle büyük bir kimse ile tanıştırmak.
  • Öne geçirmek, bir şeyi başka bir şeyden önde tutmak.
  • Bir büyüğün önüne geçip bir şey vermek.
  • Sunma, öne geçirme.

takdim-te'hir

  • Öne geçirmek, sonraya bırakmak.

tantif

  • Kulağına küpe geçirmek.

tasayyuf

  • (Sayf. dan) Yazlıkta oturma, yazlama, bir yerde yaz mevsimini geçirme.

tasdir

  • İcra etme. Vaz' etme.
  • Başlama.
  • Başlangıç yazma.
  • Örtme.
  • Başa geçirme, başa koyma.
  • Yazma.
  • Çıkarma, çıkartma.

tazyi-i evkat

  • Boş yere vakit geçirme. Zaman harcama. Vakit kaybetme.

tecennün / تجنن

  • Cinnet geçirme. (Arapça)

tedarik / tedârik

  • Edinme, ele geçirme.

tedarük

  • (Tedârik) Ele geçirmek. Edinmek. Hazırlamak.
  • Araştırıp bulmak.
  • Ardı ardına erişip katılmak ve tevâli etmek.

tefekkür

  • Fikretmek. Düşünmek. Düşünceyi harekete geçirmek. Akıl yormak.

tefrig

  • (Feragat. dan) Boşaltma.
  • Azade etme.
  • Dökme.
  • Kurtarma.
  • Zâil ve hâlî eyleme.
  • Vazgeçirme.

tefvit

  • (Fevt. den) Geçirme, kaçırma.

tefvit-i salat / tefvit-i salât

  • Namaz vaktini geçirme veya kaçırma.

tegarbül

  • (Gırbâl. den) Kalburdan geçirme.

tehyiç / tehyîç

  • Heyecanlandırma, harekete geçirme.

tehyiç etmek

  • Harekete geçirmek.

telahi

  • Oyun. Oyun âleti ile vakit geçirme.

telehhi

  • Oynama. Oyun ile vakit geçirme.

temlik / temlîk / تَمْل۪يكْ

  • Mülkiyeti başkasına geçirme.

tenfiz

  • İnfaz etmek. Hükmünü yürütmek.
  • İçinden geçirmek ve öteye çıkarmak.

terhis

  • Askeri sivil, serbest hayata geçirmek. İzin ve ruhsat vermek. Serbest bırakmak.

tesa'su

  • Çok yaşlanmak.
  • Artık gün geçirmek.
  • Bir nesnenin ekserisinin geçmesi.

tescil / tescîl / تسجيل

  • Sicile geçirme, deftere kaydetme.
  • Sağlamlaştırma.
  • Sicile geçirme.
  • Kayıt defterine geçirme, sicile kaydetme. (Arapça)
  • Tescîl edilmek: Sicile kaydedilmek. (Arapça)
  • Tescîl etmek: Sicile kaydetmek. (Arapça)

tescilat / tescilât

  • (Tekili: Tescil) Kütüğe geçirmeler, sicile geçirmeler.

teşetti

  • (Şitâ. dan) Kışlama. Kış mevsimi boyunca bir yerde oturma. Kışı geçirme.

teshir / teshîr / تسخير

  • Zaptetme, hâkim olma, zorla ele geçirme.
  • İtaat ettirme.
  • Hakir ve zelil etmek.
  • Büyüleme, sihir yapma, aldatma.
  • Zaptetme, hakim olma. Zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakîr ve zelil etmek.
  • Ele geçirme. (Arapça)

velayet / velâyet

  • Veli olan kimsenin hali. Velilik, dervişlik.
  • Dostluk.
  • Sadakat.
  • Başkasına sözünü geçirmek. Bir şeye kudret cihetiyle bizzat mutasarrıf olmak.
  • Veli olan kimsenin hali, dervişlik, dostluk, sadakat, başkasına sözünü geçirmek.

vilayet / vilâyet

  • İl.
  • Velilik, ermişlik.
  • Veli olan kimsenin hali.
  • Başkasına sözünü geçirme.

zabt / ضبط

  • Tutma. (Arapça)
  • Ele geçirme. (Arapça)
  • Kavrama. (Arapça)
  • Zabt edilmek: Ele geçirilmek. (Arapça)
  • Zabt etmek: Ele geçirmek. (Arapça)

zapt

  • Bk. zabt.
  • Zapt edilmek: Ele geçirmek.
  • Zapt etmek: Ele geçirmek.

zefir

  • Çok şiddetli ses.
  • Hıçkırıkla nefes vermek. Göğüs geçirmek.
  • Ağlatmak.
  • İnlemek.
  • Ateş gürültüsü.
  • Eşek anırtısının evveli.
  • Belâ.

zevk

  • Lezzet alma, hoşa gitme, tatma.
  • Hoş, hoşa giden. Mânevi haz.
  • Boş vakit geçirmek. Eğlenmek.
  • Alay etmek. Güzeli çirkinden ayırma kabiliyeti.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR