LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Gara ifadesini içeren 92 kelime bulundu...

adavet

  • Husumet, düşmanlık. Kin. buğz. Garaz.

agraz

  • (Tekili: Garaz) Garazlar. Fiil yapılırken gözetilen gayeler. Kasden ve bilerek yapılan kötülükler.

ağraz / ağrâz

  • Kinler, garazlar, kötü maksatlar.
  • Garazlar, kötü niyetler.

ağraz-ı şahsi / ağrâz-ı şahsî

  • Kişisel kinler, garazlar.

ağraz-ı şahsiye / ağrâz-ı şahsiye

  • Şahsî kinler, garazlar.

agvar

  • (Tekili: Gar) Mağaralar.

ashab-ı kehf / ashâb-ı kehf / اَصْحَابِ كَهْفْ

  • Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'da bahsi geçen ve devirlerinin zâlim padişahından gizlenerek ve onun şerrine âlet olmaktan çekinerek, beraberce bir mağaraya saklanıp, Rabb-ı Rahimlerine (C.C.) sığınan, dindar ve makbul büyük zâtlar. İsimleri rivâvette şöyle sıralanır: Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernüş, D
  • Mağara arkadaşları. Bunlar, zamanlarındaki zalim hükümdarlarının şerrinden mağaraya sığınan ve orada yıllarca uyutulduktan sonra tekrar diriltilen, köpekleri ile birlikte, yedi sekiz kişiydiler.
  • Mağara arkadaşları.

azam

  • (Çoğulu: Azamât) Kin, husûmet, adâvet, garaz, fena niyet.
  • Öfke, hiddet.
  • Kıskançlık.

azgan

  • (Tekili: Zıgn) Kinler, garazlar.

azig

  • Nefret, kin, garaz. (Farsça)
  • İğrenme, tiksinme. (Farsça)

badi / bâdî

  • Geçici. (Farsça)
  • Havaya veya rüzgâra âit. (Farsça)
  • Rüzgâra ait.
  • Muvakkat. Geçici.

bahane

  • Vesile. Sebeb. (Farsça)
  • Yalandan özür. (Farsça)
  • Kusur. Noksan. (Farsça)
  • Garaz. (Farsça)

büfe

  • İçinde sofra takımı konulan dolap. (Fransızca)
  • Davetlileri ağırlamak için çeşitli yiyecek ve içeceklerin hazır bulundurulduğu masa. (Fransızca)
  • İstasyon lokantası. (Fransızca)
  • Sigara, kibrit, gazete, sandviç v.s. satılan yer. (Fransızca)

caris

  • Yaygaracı, geveze, terbiyesiz, güldürücü. Çala çaldıran.

dehar

  • Mağara, dağ mağarası. Kovuk. Çatlak. (Farsça)

egraz

  • (Tekili: Garaz) Garazlar.

erbab-ı garaz

  • Garaz sahibleri, kötü niyetliler. (Farsça)

eshab-ı kehf / eshâb-ı kehf

  • Mağara arkadaşları; Îsâ aleyhisselâmdan sonra din düşmanları her tarafı kapladığı bir zamanda, dinlerini korumak için her şeylerini terk edip, hicret eden ve Efsûs (Tarsus)'daki mağarada bulunan yedi kişi ile Kıtmîr adındaki köpekleri. Kur'ân-ı kerîm de Kehf sûresinde kıssaları uzun bildirilmektedir

gar / gâr / غار

  • Mağara. İn. Kehf.
  • Defne ağacı.
  • Gayret.
  • Fesad.
  • Tren istasyonu.
  • Tıb: Beden âzalarında olan cep gibi çukur yer.
  • Mağara.
  • Mağara.
  • Mağara.
  • Mağara. (Arapça)

gar-ı hira

  • Hira mağarası; Peygamber Efendimize (a.s.m.) ilk vahyin geldiği mağaranın adı.

gar-i hıra / gâr-i hıra

  • Hıra mağarası.

garaibat

  • (Tekili: Garâib) Garib ve şaşılacak şeyler. Alışılmadık, tuhaf ve acaib nesneler.

garamet

  • (Çoğulu: Garâmât) Diyet ve borç gibi şeyleri ödeme. Resim, vergi.

garare

  • (Çoğulu: Garâyir) Büyük kıl çuval, harar.
  • Gafil olmak.

garayir

  • (Tekili: Garâre) Büyük kıl çuvallar, hararlar.

garazkar / garazkâr / غرضكار

  • Garazcı.
  • Garazlı, maksatlı. (Arapça - Farsça)

garazkarane / garazkârane / garazkârâne

  • Garaz edercesine.
  • Garaz edercesine, kin tutarak.

gare

  • (Çoğulu: Gârât) Bükmek.

gıll

  • Düşmanlık, garaz ve adavet, gizli kin ve haset.

gırbal

  • (Çoğulu: Garâbil) İri delikleri olan elek, kalbur.

gırgıra

  • (Çoğulu: Garâgır) Yaban tavuğu.

gırnevk

  • (Çoğulu: Garânik-Garânika) Su kuşlarından boynu uzun bir kuş. Telli turna. Kuğu kuşu.

gurm

  • Bir kimse üzerine eda edilmesi, yerine getirilmesi lâzımgelen şey. Borç ve diyet gibi. (Garâmet de olur)

gurmul

  • (Çoğulu: Garâmil) Erkek eşek.
  • At zekeri.

hangar

  • Eşyayı muhafaza etmek için yapılan üstü örtülü, yanları açık yer. (Fransızca)
  • Uçakları barındırmaya mahsus garaj. (Fransızca)

hankan

  • Boğmak suretiyle, boğarak.

hıra / hırâ

  • Mekke-i Mükerreme'nin civarında bulunan ve Hz. Peygamber'e (A.S.M.) ilk vahyin geldiği mağaranın ismidir. Bu mağaranın bulunduğu dağa Hırâ dağı denildiği gibi, Harrâ veya Cebel-i Nur da denilmektedir.
  • Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağara, Hira.

hira / hirâ

  • Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağara.

ihkad

  • Başka bir kimsede garaz ve kin uyandırma.

ilyas

  • Benî İsrail peygamberlerinden olup, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Ella" diye mezkûr olan bir Peygamberin ism-i mübarekidir. M.Ö. 9. asırda yaşamış olup ondan sonra Elyesa (A.S.) Peygamber olmuştur. İlyâs (A.S.), zamanının hükümdarıyla çok mücadele etmiş, çok zaman mağaralarda yaşamış, ç

imame

  • İslâma mahsus baş kisvesi olan sarık. Zırhlı külâh.
  • Çubuk ve sigaralığın başına takılan ağızlık.
  • Tesbihin başındaki ve ipin iki ucu içinden geçen uzunca tane.

in

  • Yabani hayvanların barınağı, yuvası. Mağara.

irticaliyyat

  • Düşünmeden, içinden doğarak söylenen sözler.

istinahe

  • Yaygarayı basma.
  • Ağlamak isteme.
  • Kurdun uluması.

kavaid

  • (Tekili: Kaide) Kaideler. Hareket porgaramları. Dil öğreten bir kitaptaki kaideler. Arab lisanındaki kaidelerin dercedildiği gramer kitabı.

kefil

  • Güvence veren, garantör.

kehf / كهف

  • Mağara.
  • Mağara, in. Sığınacak yer altı.
  • Tıb: Verem hastalığında akciğerde açılan oyuk.
  • Mağara. (Arapça)

kehf-misal

  • Mağaraya benzer şekilde, mağara gibi sesi aksettiren.

kehfmisal / kehfmisâl

  • Mağara gibi.

kin

  • Gizli düşmanlık. Garaz. Buğz. Adâvet. (Farsça)

kine

  • Kin, garaz. Kalbde beslenen düşmanlık. (Farsça)

kıtmir / kıtmîr

  • Eshâb-ı Kehfin (Îsâ aleyhisselâmın dîninden olup, din düşmanları her tarafı kapladığı bir zamanda dinlerini korumak için her şeylerini terkedip hicret eden Efsûs (Tarsus)'daki mağarada bulunan yedi kişiden birinin köpeğinin adı.

kühuf

  • (Tekili: Kehf) Mağaralar.

mağaramisal

  • Mağara gibi.

magarat

  • (Tekili: Magare) Mağaralar.

magare / magâre / مغاره

  • (Çoğulu: Magarât) Mağara.
  • Mağara. (Arapça)

mahut / mâhut

  • Bilinen, adı geçen; garanti edilen.

mazmaza / مضمضه

  • Gargara. (Arapça)
  • Mazmaza yapmak: Gargara yapmak, ağızda su çalkalamak. (Arapça)

memtur

  • Üzerine yağmur yağmış. Yağmur yağarak ıslanmış.

mesuk-u lehu-l-kelam / mesuk-u lehu-l-kelâm

  • Kelâmın söyleniş gayesi, garazı ve maksadı.

muhled

  • Saçı ve sakalı geç ağaran kişi.

müstagreb

  • (Garabet. den) Garip ve tuhaf görülmüş, şaşılmış.

müstagrib

  • (Çoğulu: Müstagribîn) Gurbete gitmek isteyen.
  • (Garabet. den) Şaşakalan, şaşıran, garibine giden.

müstagribin / müstagribîn

  • (Tekili: Müstagrib) (Garabet. den) şaşakalanlar. Garibine gidenler, taaccüb edenler.

mütekeffil

  • Kefilliği üstlenen, garantör.

nihanhane

  • Saklanacak yer. Mağara, bodrum, mahzen. (Farsça)

rakim

  • Yazılmış nesne. Yazı yazılacak levha.
  • Ashab-ı Kehf'in mağarasının bulunduğu dağ; veya bazılarınca mağaranın bulunduğu dere; veya Ashab-ı Kehf'in başka bir ismi.
  • Ashab-ı Kehf'in isim ve kıssalarının yazılı bulunduğu kitabe.

rehain

  • (Tekili: Rehine) Rehineler. Garanti olarak elde tutulanlar.

rehin

  • Bir şeyin yerine garanti olarak tutulan.

sadef-i kefh-misal / sadef-i kefh-misâl

  • Mağara benzeri inci kabuğu.

safvet-i kalb

  • Fikir ve niyetinde hiçbir garazı ve kötü gâyesi olmamak, temiz kalbli olmak.

sagr

  • (Tekili: Sügur) Etrafı kale ile çevrili şehir.
  • Sahil şehri.
  • Tepe veya başka bir yerde mağara.
  • Ağız. Ön dişler.

sahib-i ağraz

  • Kin ve garaz sahipleri.

sıhhat

  • Sağlamlık. Doğruluk. Sağlık.
  • Edb: Sözün yanlış ve eksik olmamasıdır. (Sözün sağlamlığı diye tercüme edilebilen sıhhat-ı ifade: Bir ibarede zâf-ı te'lif, ta'kid, garabet, tetabu-u izafet, tekrar, tenafür, şivesizlik v.s. gibi kusurlar bulunmamakla tahakkuk eder...)

şıkb

  • (Çoğulu: Şekâbe-Şikâb-Şükub) Mağara ve kaya yarığı.
  • Çukur yer.

sugur

  • Düşmana yakın hududlar, serhadler.
  • Mağara.
  • Ön dişler.
  • Ağızlar.

taahhüd

  • Garanti.

taahhüd-ü rabbani / taahhüd-ü rabbânî

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın garantisi.

tabaka

  • Kat. Katmer.
  • Sınıf, topluluk.
  • Sigara paketi.
  • Bir veya iki yapraklı kâğıt.

tadagun

  • Birbirini istemeyip garaz edişmek.

taht-ı temine alınma

  • Garanti ve güvence altına alınma.

tayy-ı zaman

  • Zamanı ortadan kaldırmak. Çok uzun bir zamanı pek kısa olarak görmek ve yaşamak. Meselâ: Kur'an-ı Kerimde beyan edilen "Ashab-ı Kehf" mağarada 309 sene kaldıkları halde, kendileri yarım gün veya bir gün kadar kaldıklarını söylemişlerdir.

te'minat / te'mînât

  • Güven ve garanti vermek.

tegargur

  • Gargara etmek.

tekehhüf

  • (Kehf. den) Mağara biçiminde oyulup kazılma.

tiryaki / tiryâkî / تریاكى

  • Esrarkeş. (Arapça)
  • Sigara tutkunu. (Arapça)

vaveyla / vâveyla

  • Çığlık, yaygara, feryat.
  • Eyvah, yazık gibi üzüntü ifadeleri.
  • Çığlık, yaygara.

vecr

  • (Çoğulu: Evcâr) Mağara.

yar-ı gar / yâr-ı gar

  • Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın en sâdık sahabesi Hazret-i Ebubekir Radıyallahü Anh'ın ünvanı. Hicret esnasında en tehlikeli bir zamanda mağaraya girdiklerinde Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'a sadakatla hizmet ettiğinden bu nam ile anılır.

yave / yâve

  • Hezeyan. Yalan. Yaygara. Saçma sapan söz. (Farsça)
  • Sahipsiz hayvan. (Farsça)

za'zaa

  • Doldurmak.
  • Ayırmak.
  • Rüzgâra savurmak.

zaman

  • Kefil olma, kefillik. Bir şeyin mislini veya değerini vermek üzere zarara karşı kefil olma, garanti.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın