REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Gafil ifadesini içeren 35 kelime bulundu...

agmaz-ul ayn

  • (Egmaz-ul ayn) Gözü kapalı kimse. Çok müsamahakâr. Gafil.

bagt

  • Ansızlık. Ansızdan gafil iken gelmek.

cahil / câhil

  • Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy.
  • Allah'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.)
  • Allahü teâlâyı unutmuş olan; gâfil, bilgisiz. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
  • İlmiyle amel etmeyen.

dünya / dünyâ

  • Yer küresi.
  • Ölümden önce olan her şey.
  • Kalbi Allahü teâlâdan gâfil eden, O'nu unutturan her şey.
  • Allahü teâlânın haram (yasak) ettikleri ile Resûlullah efendimizin mekrûh dediği şeyler.

edser

  • Gaflette bulunan, gafil adam.

ehl-i gaflet

  • Gafletde olanlar. Gafiller.

ezhel

  • Gafil kimse. Gaflette bulunan kişi.
  • Pek dalgın.

fehd

  • (Çoğulu: Fühud) Pars denilen canavar.
  • Semer ortasındaki mıh.
  • Gafil olmak.

fernas

  • Şaşkın, dalgın, gafil. (Farsça)
  • Şaşkınlık, gaflet, dalgınlık. (Farsça)

gafil

  • Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan. Haberi olmayan, ihtiyatsız, başına geleceği önceden düşünmeyen. Allah'ı unutan. Kendi gayr-ı meşru zevkine dalan. (Günde bir taşı binâ-yı ömrümün düştü yere,Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber. (Niyazi-i Mısrî)

gafilane / gafilâne

  • Körü körüne, ihtiyatsızca, dalgınlıkla. Gafilcesine. (Farsça)

gafilen

  • Habersizce, gafil olarak.

gaflet

  • Gafillik, boş bulunma, dalgınlık, ihtiyatsızlık.

garare

  • (Çoğulu: Garâyir) Büyük kıl çuval, harar.
  • Gafil olmak.

garr

  • Beyhude ve bâtıl şey.
  • Gafil adam.
  • Aldatan.
  • Kuyu kazan.

garre

  • Gafil kişi, gaflette bulunan kimse.

gavafil

  • (Tekili: Gafile) Gafiller, gaflette bulunanlar.

gırre

  • Gaflet. Boş bir şeye aldanan.
  • Tevbeyi sonraya bırakıp, aldanan. Övünen, gururlu. Gâfil. İşe yaramaz.

gumr

  • (Çoğulu: Agmâr) Bön, ahmak kişi. Gafil kimse.

hevaperest

  • Sadece gayr-ı meşru lezzet ve hevesinin peşinde. Cenab-ı Hakk'ı, dinin emirlerini unutmuş, nefsine şiddetle muhabbet eden. Nefsine tapınır derecede Haktan gafil. (Farsça)

igtirar

  • (Gurur. dan) Aldanma, iğfâl olunma.
  • Gururlanma. Kibirlenme, böbürlenme. Güvenilmeyecek şeye güvenme.
  • Gaflette olma, gafil bulunma.

ısbah

  • Seher vakti. Sabah vakti.
  • Gafil olmamak. Uyanıklık.

murakabe / murâkabe

  • Kontrol etmek, inceleyip vaziyeti anlamak.
  • Kulun, bütün hâllerinde Allahü teâlânın kendini gördüğünü bilmesi ve O'nu unutmaması.
  • Nefsi kontrol etmek, ondan gâfil olmamaktır.

mütegafil

  • (Gaflet. den) Gafil görünen, gafil gibi davranan.

mütegafilane

  • Gafil gibi davranarak.

nankör

  • Gördüğü iyiliği unutan, nimeti inkâr eden. Nimetin şükrünü eda etmeyen, gafil. (Farsça)

sahun

  • Gafiller. Allah'ın (C. C.) emrinden gaflet edenler.

said-i gafil / said-i gâfil

  • "Gafil Said!" anlamında

samid

  • Yükselen, başını kaldırıp göğsünü kabartan.
  • Hayrette kalan.
  • Gafil.

şügül

  • (Çoğulu: Eşgâl) Meşgul ve gafil olmak. Gaflette bulunmak.

tagfil

  • (Çoğulu: Tagfilât) (Gaflet. den) Gafil avlama veya gafil avlanma.

teaşi

  • Gafil görünmek.

tegafül

  • Bilmez görünmek, anlamazlıktan gelmek. Kasden kendisini gafil göstermek.

telhiye

  • Gâfil olmak, gaflette bulunmak.
  • Meşgul olmak.

tesavüb

  • Esnemek.
  • Gafil olmak, gaflette bulunmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın