LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te GEMİ ifadesini içeren 219 kelime bulundu...

ab-şinas

  • Sudan anlıyan. (Farsça)
  • Gemi kılavuzu. (Farsça)

addar

  • Denizci, gemici taifesi.

aduli / adulî

  • Gemici, mellah.

alabanda

  • İtl. Gemilerde dümeni tam sancağa veya iskeleye kırma, yahut geminin bir tarafındaki toplara ateş etme kumandası.
  • Mc:Şiddetle kınama ve azarlama.

alamana

  • İtl. Küçük odun gemisi.
  • Büyük balıkçı kayığı.
  • Büyük balıkçı kayıklarına mahsus büyük ağ, ığrıp.

ambargo

  • Bir para veya malın kullanılması veya başka bir yere götürülmesi ya da bir geminin bulunduğu limandan ayrılması yasağı.

armador

  • İtl. Direk, seren, ip ve yelken gibi şeylerle gemiyi donatan usta.

arz sefinesi

  • Dünya gemisi.

bab

  • Evlat sahibi erkek. Ata, ecdat. (Farsça)
  • Gemi halatlarının bağlandığı yer. (Farsça)
  • İnşaatta ağırlıkların bindirildiği direk. (Farsça)
  • Mânevi rehber, şeyh. (Farsça)
  • Bektaşi şeyhi. (Farsça)
  • Hayırhah ve muhterem. (Farsça)
  • Daha çok zencilerde olan bir hastalık cinsi.Aile reisi babadır. Babanın hayatt (Farsça)

bad-ban

  • Yelken. (Farsça)
  • Gemi sereni. (Farsça)

bahhar

  • (Bahr. den) Gemici, denizci.

bahire / bâhire

  • Vapur. Gemi.

bahriyyun

  • Gemiciler ve kaptanlar gibi deniz işlerini bilen kimseler.

balıkhane kapısı

  • Topkapı Sarayı'nın Marmara kıyısındadır. Padişahlarca cezandırılan vezirler burada idam edilir, sürgün edileceklerse buradan gemilere bindirilirlerdi.

bandıra

  • İtl. Geminin hangi devlete ait olduğnu gösteren bayrak.

başaltı

  • t. Gemilerin baş tarafında tayfa ve er koğuşları.
  • Yağlı güreşlerde baş'ın altındaki derece.

bel

  • t. Geminin orta kısmı.
  • Bedenin ortası. Göğüs ile karnın arası.
  • Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı.

bıranda

  • Alm. Savaş gemilerinde, askerlerin yattığı asılı yatak.

busa

  • Bir gemi cinsi.

cariye

  • Geçer olan, akıcı olan. Seyreden giden.
  • Güneş, şems.
  • Gemi.
  • Cenab-ı Hakk'ın in'âm eylediği rızık ve nimet.
  • Genç ve iyi hizmet eden kadın. Muharebede İslâm düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi.

çarmıh

  • (Çar: Dört; Mıh: Çivi) Salib. Suçluyu haça germek için kurulmuş, haç şeklinde darağacı. (Farsça)
  • Geminin direkleri başından aşağıya inen kalın ipler. (Farsça)

cell

  • (Çoğulu: Cülûl) Yerden birşey toplamak.
  • Gemi yelkeni.
  • Yaşlı olmak.
  • Kadr ve mertebesi büyük olmak.
  • Celil, büyük, ulu.

ceri'-ül lisan / ceri'-ül lisân

  • Sözünü esirgemiyen, çekinmeden söyliyen.

cessase

  • Kruvazör, harp gemisi.

cü'cü'

  • Gemi göğsü. Kuş göğsü.

cudi

  • Hz. Nuh'un (A.S.) tufandan sonra gemisi ile sahile çıktığı dağın ismi.
  • Şırnak İlinin 6 kilometre güneydoğusunda bulunan bir dağın adı.

cudi-i islamiyet / cudi-i islâmiyet

  • Her türlü helâket ve felâketlerden İslâmiyetle necat bulunacağını ifâde eden bir teşbihdir.Nasıl ki Nuh tufanında Nuhun (A.S.) gemisi Cudi Dağında karaya oturup kurtuldukları gibi.

cümale

  • (Çoğulu: Cümâlât) Gemi urganı.

cümmel

  • (Cümel) Harflerin, sayı kıymetine göre hesaplanması. Ebced.
  • Bir kaç urganın birleştirilmesinden meydana gelmiş olan çok kalın gemi halatı.

dakal

  • Hurmanın iyi olmayan cinsi.
  • Gemi oku.
  • Boya.

destroyer

  • ing. Çok sür'atli giden küçük savaş gemisi, torpido muhribi.

devari'

  • (Tekili: Dır) Zırhlar. Zırhlılar. Zırhlı gemiler.

devir dairesi

  • Denizde geminin çeşitli hızla ve muhtelif dümen açısı ile çizdiği dâire.

diritnot

  • Büyük harp gemisi.
  • (Diritnavt) ing. Büyük harp gemisi.
  • Büyük savaş gemisi.

dok

  • ing. Gemi tamir veya inşasında kullanılan üstü örtülü havuz.
  • Ticari eşya için rıhtımlarda yapılan büyük depo.

düsür

  • (Tekili: Disar) Perçinler, halatlar, kenetler. Geminin tahtalarını birbirine bağlayan rabıtalar.

efzar

  • Ayakkabı, kundura. (Farsça)
  • Gemi yelkeni. (Farsça)
  • Yemeklere koku ve tad vermesi için konulan baharat. (Farsça)
  • San'atkârların kullandıkları san'at âletleri. (Farsça)

encere

  • Gemi lengeri.

enkaz-ı remime

  • Kazaya uğramış ve esaslı tarafları tahrib olmuş gemi veya tekne enkazı.

erdem

  • Usta gemici.

filo

  • Birkaç savaş gemisinden mürekkep donanma parçası. Donanmanın bir kısım ve bölüğü.

firkateyn

  • Buharın icadından evvel kullanılan harp gemilerindendir. Bu gemiler, güvertelerinin altında bir batarya topu hâvi olup hızlı giderlerdi. Bu gemilerin üç direkleri vardı ve içlerinde mürettebatının binbeşyüzü bulanları da vardı.

flama

  • Mızrak ve süngü ucuna takılan, gemi direğine çekilen ince bayrak.

flandra

  • Harp gemilerinin ve bilumum beylik gemilerin grandi direklerine çekilen ensiz ve uzun şerit sancaklar.

forsa

  • Buharlı gemilerin icadından evvel yelkenli gemilerde kürek çekmeğe mahkum harp esirleri. Bunlar, kaçmamaları için birer ayakları güvertelere çakılı bulunurlardı. Ayaklarından bağlı olmaları münasebetiyle bunlara payzen namı da verilirdi. Bununla birlikte payzen tabiri, daha çok cürüm ve cinayet erba

fülk

  • Gemi, sandal, kayık.

fürza

  • Irmak kenarından başka yere su gitmesi için açılan gedik. Deniz kenarında gemilerin durmasına mahsus yer. Liman.

galyot

  • Baş ve arka tarafları birbirinin aynı olan eski cins bir gemi.

ganaim-i bahriye

  • Harbte ele geçirilen düşman gemileriyle, bunlara ait her türlü levâzım ve eşyâlar.

ganaim-i harbiye

  • Harbde düşmandan alınan top, tüfek, gemi, vasıta, yiyecek, içecek vs. gibi ganimetler.

ganbot

  • Yapısı küçük olmakla beraber, nisbeten ağır toplarla mücehhez harp gemisi.

gemi-i cebbar

  • Büyük ve azametli gemi.

gırajova ateşi

  • Tar: Eskiden kale müdafaalarında hücum edenlere karşı ve deniz savaşlarında düşman gemilerini tutuşturmak için kullanılan ve su ile sönmeyen bir cins ateş. Balmumu, kükürt, ispirto, kâfuru karmasından ibarettir. Bu ya doğrudan doğruya tutuşturulur veya buna batırılmış yuvarlak yün parçaları ateşlene

gırandi direği

  • Geminin ortasındaki en büyük direk. Bu yekpâre olmayıp üst üste dört direkten mürekkepti.

gulet

  • İki direkli ve yan yelkenli gemi. (Fransızca)

güverte

  • Geminin anbar veya kamaralarının üstü, gezilecek kısmı.

hakeme

  • (Çoğulu: Hakemât) Damak geminin halkası.

halaşe

  • Gemi dümeni. (Farsça)
  • Çörçöp. (Farsça)

halat

  • Kalın ip, gemi ipi.

haliyye

  • Bağından boşanmış deve.
  • Yabancı bir yavru emziren deve.
  • Büyük gemi.
  • Arı kovanı.
  • Ahlâktan kinâyedir.
  • (Çoğulu: Haliyyât) Bekâr kadın, evlenmemiş kız.

hamule / hamûle

  • Yük.
  • Gemi yükü.

harraka

  • Eskiden düşman gemilerini veya düşman şehirlerini ateşlemek için, yakıcı âletlerle donatılmış olan harp gemisi.

hatt

  • Sınır. Çizgi. Hudud.
  • Yazı. El yazısı.
  • Nâme. Mektup.
  • Gençlerde yeni çıkan bıyık veya sakal.
  • Çizgi gibi uzanan belirsiz hafif yol.
  • Deniz yalısı.
  • Gemilerin hareketteki istikameti.
  • Parmağın onikide biri olan bir ölçü.
  • Ferman, buyruk

haysefuce

  • Gemi dümeni.

hayzerane

  • Gemi durak yeri, iskele, liman.

hendesehane-i bahri / hendesehane-i bahrî

  • Bahriye Mektebinin ilk adıdır. Abdülhamid zamanında miladi 1773 yılında Cezayirli Hasan Paşa'nın teşebbüsüyle Tersane içinde açılmıştır. Okulun ilk baş muallimi, Türk riyaziyecisi Gelenbevi İsmail Efendi'dir.Şimdiki ismiyle "Gemi İnşa Mühendisliği" olan Bahriye Mektebi, 1795 senesinde daha muntazam

heyamola

  • Eskiden ramazanlarda para toplamak gayesiyle mahalle çocukları tarafından teşkil edilen bir nevi dilenci alaylarında söylenen bir tâbirdir.
  • Eskiden gemiciler gemi demirini çekerken veyahut bir amele inşaatta ağır bir şey kaldırırken yahut da şahmerdanı yukarı çekerken kuvvetbirliğini

hulc

  • Küçük gemi.

ictisar

  • Cür'et ve cesâret göstermek.
  • Çölü aşıp gitmek.
  • Denizde geminin geçip gitmesi.

ifrac-ül bahire / ifrac-ül bâhire

  • Geminin kıyıdan veya iskeleden açılması.

ince donanma

  • Tar: Hafif gemilerden meydana gelen donanma. Bunun yerine "Hafif Donanma" da denilir. Bunların en meşhurları: Uçurma, varna, beş çifteleri, karamürsel, aktarma, üstüaçık, çiftekayığı, brolik, celiyye, çamlıca, kütük, at kayığı, kancabaş, âyaska, işkampaviya, şahtur, çekelve, kırlangıç, firkate, kali

inşaat

  • Yapmak, inşa etmek.
  • Yapı. Bina ve gemi yapımıyla alâkalı işler.

inşaiyye

  • İnşâât işleriyle uğraşanlar. Bina ve gemi yapma işleriyle meşgul olanlar.

iplikhane

  • Eskiden suç işlemiş kimselerin hapsedilip çalıştırıldıkları yere verilen addır.
  • Gemilere lüzumlu halatlarla yelken bezini yapan eski bir deniz müessesenin adı idi.

ırgat

  • (Rumca) Rençber, işçi.
  • Yapı işçisi. Amele.
  • Gemilerde demir zincirini toplamak için ve binalarda bazı ağır şeyleri kaldırmak için zincirlerle çevrilmiş, ufki bucurgat.

irkab / irkâb

  • (Rükûb. dan) Bindirme.
  • Binilecek hayvan verme.
  • Araba veya gemi gibi bir vasıtaya bindirme.

irsa'

  • Sağlamlaştırma, sâbit kılma.
  • Geminin demir atması.
  • Pâyidar olmak.

ıskaça

  • Gemi direğinin ayaklığı.

ıskalara

  • Gemi arması merdiveni.
  • Harp gemilerinin sol taraflarındaki merasim merdiveni.

ıskalariya

  • Geminin üst kısmına çıkabilmek için iskele, yani merdiven teşkil etmek üzere çarmıhlara aykırı ve kazık bağı ile bağlanmış ince halatlar.

işkampaviya

  • İtl. Harp gemilerinden asker naklinde kullanılan en büyük filika. İşkampaviya'lar sandal büyüklüğünde, yalnız ondan daha geniş ve yüksekti. Karaya asker sevkiyatında, gemiye erzak ve levâzım alınmasında kullanıldığı gibi eskiden donanmaya su alınacağı zaman su ile doldurulur, diğer bir filika yedeği

iskandil

  • ing. Denizin derinliğini ölçmeğe yarayan ve gemilerde kullanılan bir âlet.
  • Bir şeyin hakikatını anlamağa çalışma. Yoklama, deneme, tecrübe etme.

ıskaparma

  • İtl. Bir gemiyi toptan kiralama.

ıskarça

  • İtl. Geminin yükünün pek sıkı olarak istif edilmesi.

iskarmoz

  • Gemilerin kaburgalarını teşkil eden eğri ağaçlar.
  • Kayıklarda kürek takılıp çekilen ağaç çiviye de bu ad verilir.

ıskarso

  • İtl. Yelkenleri doldurur dik rüzgâr.
  • Geminin götürü olarak kiralanması.

iskona

  • İtl. Buharlı gemilerin icadından evvel kullanılan iki direkli yelkenli harp gemilerine verilen addı.

ıskuna

  • ing. İki direkli bir nevi yelkenli gemi.

ıspavli

  • Eskiden gemilerde kullanılan bir çeşit kalın sicim.

ispiralya

  • İtl. Gemi güvertelerinde kamaraları aydınlatmak için açılan küçük kaporta.

kabotaj

  • Bir ülkenin kendi limanları arasında gemi işletme işi. (Fransızca)

kaburga

  • Göğüs kemiklerinin beheri. Göğüs kemiklerinin bel kemiğine bağlanmak suretiyle meydana getirdikleri şeklin bütünü.
  • Gemi, sandal, kayık gibi deniz nakil vasıtalarının hayvan kaburgasına benzeyen ve omurga üzerine kaldırılan eğri ağaçları.

kadırga

  • Buharlı gemilerin icadından evvel kullanılan harp gemilerinden biri. Kürek ve yelkenle kullanılırdı. Kadırgalar 25 oturaklı idi ve her küreği dörder adam tarafından çekilirdi.

kalafat

  • Geminin tahtalarının aralıklarını üstüpü vs. ile doldurup üzerine zift sürme işi.
  • Sahte süs, düzen.

kalita

  • ing. Eskiden kalyon cinsinden yük gemisi.

kalyon

  • Buharlı gemilerin icadından evvel kullanılan yelkenli ve kürekli harp gemilerinden biri.

kamara

  • Vapurlarda mevki sayılan odalar ve salonlar.
  • Gemide kaptan gibi erkâna mahsus odalar.
  • Buğday ve arpa gibi mahsul demetlerinden harman yerinde yapılan küme.
  • Avrupa devletlerinde millet meclisi.

karantina

  • İtl. Bulaşıcı bir hastalığın yaygın olduğu bir ülkeden gelen kişileri, gemileri veya malları geçici olarak tecrit etme şeklinde alınan tedbir.
  • Hastahanede yatması gereken hastaların kayıt ve kabul işlerinin yapıldığı yer.
  • Bir bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemek üzere hast

karib

  • (Çoğulu: Kavarib-Ekrub) Gemi sandalı.

kasara

  • (Çoğulu: Kasr-Kasarât) Boyun kökü.
  • Yoğun ağaç.
  • Gemilerin baş ve arka taraflarında güverteden daha yüksek yapılan güverte.

kella

  • Geminin durup demirlediği yer.

kerempe

  • Yun. Denize doğru uzanan kayalık çıkıntı.
  • Dağın en yüksek yeri, tepesi.
  • Geminin baş tarafı.

kerr

  • Çekilerek yeniden hücum etmek.
  • Birşeyden vazgeçtikten sonra tekrar ona, o işe yönelmek.
  • Devlet.
  • Gemi halatı.
  • Hurma ağacına çıkmakta kullanılan urgan.

keşti / keştî / كشتى

  • Gemi, sefine. (Farsça)
  • Gemi. (Farsça)

keşti-i gam / keştî-i gam

  • Gam gemisi.
  • Mc: Bu dünya.

keşti-i nuh-u selamet / keşti-i nuh-u selâmet

  • Esenliğe, güvenliğe ulaştıran Nuh'un gemisi.

keştiban / keştîban

  • Gemici, kaptan. (Farsça)

keştigah / keştîgâh

  • Liman. Gemilerin barındığı yer. (Farsça)

keştiger / keştîger

  • Gemi yapan veya tamir eden kimse. (Farsça)

keştinişin / keştînişin

  • Gemide oturan. Gemide bulunan kimse. (Farsça)

kevsel

  • Geminin kıç tarafı.

kıl'

  • (Çoğulu: Kılâ) Gemi kanadı.
  • Eyerde oturmayan kimse.

kılafet

  • Gemi ziftleme san'atı. Kalafatlık.

konvoy

  • ing. Aynı yere giden nakil vasıtaları topluluğu.
  • Aynı yere nakledilen insan grubu.
  • Harb gemilerinin himayesinde sefer yapan yük gemileri katarı.

korsan gemisi

  • Deniz hırsızlığı ve korsanlık yapan gemiler. Düşman gemilerini basarak mallarını alan bir devletin donanma gemilerine de aynı ad verilirdi.

kotra

  • ing. Tek direkli, yelkenli, narin küçük gemi.

kruvazör

  • Daha ziyade toplarla mücehhez açık denizlerde emniyeti te'min etmek ve konvoyları korumakla vazifeli süratli harp gemisi. (Fransızca)

kulle

  • (Çoğulu: Kulel) Doruk, dağ tepesi, zirve.
  • Kule.
  • Bazı harp gemilerinin güvertelerinde bulunan ve makine ile hareket eden ağır top.

kumanya

  • ing. Bir gemi içinde bulunan kimselerin beslenmeleri için gemiye doldurulan erzak. Gemi zahiresi.
  • Eskiden piyade kayığının arka kısmındaki dolapçık.
  • Gemi kileri. Geminin erzak koymağa mahsus yeri.

küpeşte

  • Geminin kenarlarındaki tahta siper.
  • Parmaklığın üzerindeki düz ve kalın tahta.

kürek cezası

  • Tanzimattan önce ve yelkencilik devrinde işledikleri ağır cürümden dolayı harp gemilerinden kürek çekmek üzere gemi hizmetine verilen kimseler. Bu gibiler, gemilerde kürek çektikleri için bu tâbir meydana gelmiştir.

kurkur

  • Büyük gemi.

kusare

  • Hususi hücre.
  • Gemilerde güvertelerin en üstündeki yarım güverte.

lasta

  • ing. Bir geminin alabildiği yük.

lebh

  • Bir büyük ağacın adı. (Bir kimse kabuğunu yarsa filhâl o kişiye uyuşukluk gelir; o ağaçtan tahtalar biçip gemi yaparlar. Rivâyet olunur ki, iki tahtasını birbirine bitiştirip bir yıl su içinde dursa ikisi bir olup yekpâre olur, Mısır'da yetişir. Ahter-i Kebir'den)

lenger

  • Gemiyi yerinde sâbit kılmak için denize atılan zincir ucundaki büyük demir çapa. (Farsça)
  • Bakırdan yayvan ve kenarları genişçe sahan veya tepsi. (Farsça)

lenger-endaz

  • Lenger atan, demir atan. Demir atmış olan gemi. (Farsça)

lengerendaz / lengerendâz

  • Demir atan gemi.

loça

  • Geminin baş tarafında ve iki yanda demir zincirin geçmesine mahsus delikler.

lombar

  • ing. Harp gemisinin topun ağzı önündeki deliği.

macuşun

  • Gemi, sefine.
  • Boyanmış elbise.

mahmudiye

  • Sultan 2. Mahmud adına yapılan ve kalyon büyüklüğünde olan eski bir harp gemisi.
  • Sultan 1. Mahmud zamanında basılan 23 ayar altın.
  • Sultan 2. Mahmud zamanında basılan ve yirmibeş gümüş kuruş değerinde olan ince altın sikke.

manga

  • Ask. Tek bir kumandanın kolaylıkla sevk ve idare edebileceği kadar erden kurulu küçük askerî birlik. (Yaklaşık olarak on erden kurulabilecek olan mangada birkaç makinalı tüfek veya tabanca ile avcı erleri bulunur.)
  • Savaş gemilerinde erlerin yattığı koğuş.

martulos

  • (Martoloz) Osmanlı Devletinin teşekkülü sıralarında ve yeniçeri teşkilâtından önce, Hristiyanlardan, ordunun geri hizmetlerinde çalışmış olan teşekküllerden biridir. Silâhlanmış kişi mânasında Rumca bir kelimedir.
  • Eskiden Tuna gemicileri, korsanı mânasında da kullanılmıştır.

mavna

  • Limanlarda, şamandıralara bağlı olarak yükleme ve boşaltma yapan gemilerden, kıyılara römorkör yedeğinde yük götürüp getiren tekne.

mellah / ملاح

  • (Çoğulu: Mellâhân-Mellâhin-Mellâhun) Gemici. Kaptan. Denizci.
  • Gemici. (Arapça)

mellahan

  • (Tekili: Mellâh) Kaptanlar, denizciler, gemiciler.

mellahin / mellahîn

  • (Tekili: Mellâh) Denizciler, gemiciler, kaptanlar.

merakib-i bahriye

  • Vapur, gemi, tekne, kayık vs. gibi deniz nakil vâsıtaları.

merasi / merasî

  • (Tekili: Mersâ) Limanlar. Gemilerin sığınıp barındıkları yerler.

mersa

  • (Çoğulu: Merâsi) Liman. Gemilerin demir atıp barındığı yer.

mevahir

  • Yararak akıp gidenler. (Denizdeki gemi gibi)

miczaf

  • (Çoğulu: Mecâzif) Gemi küreği.

milahat

  • Gemicilik. Gemicilik bilgisi.

mirda

  • Gemicilerin kullandıkları uzun ağaç.

mirsat

  • Gemi demiri. Lenger.

mirzab

  • (Çoğulu: Merâzib) Ululuk.
  • Uzun ve büyük gemi.

mishelan / mishelân

  • Geminin iki tarafındaki iki halka.

muhrib

  • Harp gemisi. Torpidoları avlayan ve hızla giden bir nevi harp gemisi.

münşee

  • (Çoğulu: Münşaât) Müsvedde yazılan kâğıt.
  • Yelkeni çekilmiş gemi.

mürettebat

  • İş ekibi, personel, gemide çalışanlar.
  • Tertib edilmiş olanlar.
  • Bir iş için hazırlanmış kimseler.
  • Gemide çalışan şahıslar.

mürsa

  • Geminin demir attığı yer.

mürsat

  • Demir atmış gemi. Lengeri atılmış gemi.

na-huda

  • Allah'tan korkmaz. (Farsça)
  • Gemi kaptanı. (Farsça)

nav / nâv / ناو

  • Küçük gemi. Sandal, kayık. (Farsça)
  • İçi oyuk şey. (Farsça)
  • Gemi. (Farsça)
  • Kayık. (Farsça)

navi

  • Üç direkli gemi. (Farsça)
  • İçi oyuk olan şey. (Farsça)

nekl

  • Yular. At gemi.
  • Ezâ, cefâ etmeğe ve işkence yapmağa yarayan şey.

nevati

  • (Tekili: Nevtî) Gemiciler.

nevl

  • Yolcuların verdiği vapur parası. Gemi kirâsı.
  • Bahşiş, atiyye.

nevti / nevtî

  • Gemici.

nuh

  • Tufan için gemi yapan büyük bir peygamber.

nuti / nutî

  • (Çoğulu: Nevâti) Gemici.

nüüti / nüütî

  • (Çoğulu: Nevat) Gemi reisi, kaptan.

nüvati / nüvatî

  • (Çoğulu: Nüvâta) Gemici, mellah.

nüzul-i sefine

  • Geminin denize inişi.

orsa

  • Yelkenleri mümkün olduğu kadar rüzgârın estiği cihete yaklaştırarak seyretmek hâli.
  • Geminin sol tarafı, iskele.

palamar

  • Büyük gemileri karaya bağlamak yahut demir gomneye bedel lengere rabtetmek için kullanılan halat.
  • Büyük halat.
  • Vaktiyle muharebelerde silâh olarak kullanılan ve yük kaldırmak için kullanılan sırıklar. (Sanat Ansiklopedisi)

rahne

  • Gedik, yarık. Gemilerin bordalarında veya su kesimlerinin altında mermi isabetiyle veya herhangi bir te'sirle açılan delikler, yarıklar. (Farsça)
  • Yara. (Farsça)
  • Bozukluk. Zarar. (Farsça)

rampa

  • İki geminin birbirine veya bir geminin iskeleye yanaşıp bitişmesi. (Fransızca)
  • Şose veya demiryolundaki yokuş. (Fransızca)
  • Trenin eşya almağa mahsus yanaştığı set. (Fransızca)

rampacı

  • Eski deniz muharebelerinde yakından dövüşerek zabtedilmek istenilen bir düşman gemisine hücumla borda bordaya gelindiği sırada düşman gemisindeki askerlerin vuku bulacak hücumunu menetmek için güverteye yayılan silâhendazlar.

rasi / rasî

  • Kımıldamıyan, sâbit.
  • Lenger atmış olan gemi. Demirlemiş gemi.

rıhtım

  • Gemilerin yanaşmalarına müsait şekle getirilmiş kıyı. (Farsça)

rota

  • Vapur ve gemilerde istikamet yolu. Geminin seyir yolu.

sabiha / sâbiha

  • (Çoğulu: Sâbihât) Gemi.
  • Yüzen.

sabihalar / sâbihalar

  • Yüzen gemiler (gemi gibi yüzen bulutlar).

sabihat / sâbihât

  • Yüzücü olanlar, yüzenler. Gemiler.
  • Ehl-i imânın ruhları.
  • Yıldızlar.

safra

  • Dengeyi sağlamak için yelkenli gemilerin sintinelerine konan mâden, taş, kum gibi ağırlıklar.

şantiye

  • Bir inşaat yerinde inşaat ve malzeme için hazırlanan yer. (Fransızca)
  • Gemi tezgâhı. (Fransızca)

sarari / sararî

  • (Çoğulu: Sarariyyûn) Gemici.

sari / sarî

  • (Çoğulu: Surrâ) Gemici.

şecc

  • Baş yarma ve yarılma.
  • Geminin, denizi yararak yol alması.

sefain / sefâin / سفائن

  • (Tekili: Sefine) Gemiler.
  • Gemiler.
  • Gemiler. (Arapça)

sefain-i harbiye

  • Harp gemileri.

sefain-i kibriya / sefâin-i kibriyâ

  • Sonsuz azamet ve büyüklük sahibi Allah'ın gemileri; yani gazegenler, yıldızlar.

sefine / sefîne / سفينه / سَف۪ينهَ

  • Gemi.
  • Gemi.
  • Çeşitli mevzulara dair kitap.
  • Göğün güney yarım küresinde bir burç adı.
  • Gemi.
  • Gemi. (Arapça)
  • Şiir mecmuası. (Arapça)
  • Gemi.

sefine-i arz

  • Dünya gemisi; uzayda yüzen yerküre.

sefine-i hayat

  • Hayat gemisi.

sefine-i ilahiye / sefine-i ilâhiye

  • Allah'a ait bir gemi.

sefine-i maneviye / sefine-i mâneviye

  • Mânevî gemi.

sefine-i necat

  • Kurtuluş gemisi.

sefine-i nuh / sefîne-i nûh

  • Nuh'un gemisi.
  • Hz. Nuh'un (A.S.) gemisi.
  • Nûh'un (aleyhisselâm) tûfân sırasında bindiği gemisi.

sefine-i rabbaniye / sefine-i rabbâniye

  • Her şeyi terbiye ve idare eden Allah'a ait bir gemi; iman ehlini sonsuz mutluluğa ulaştıracak araç.

sefine-i rahmani / sefine-i rahmânî

  • Allah'ın sonsuz şefkatinin sergilendiği gemi.

sefine-i sa'y

  • Çalışma gemisi (çalışmak, gemiye benzetilmiş).

sefine-i semaviye / sefine-i semâviye

  • İlâhî gemi.

sefine-i sübhaniye / sefine-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah'ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya.

sefine-i sultaniye

  • Hükümdarlık gemisi.

sefine-i tüccariye

  • Ticaret gemisi.

sefine-i vücud

  • Vücut gemisi.

serdümen

  • Gemilerde baş dümenci, dümen kullanmakla vazifeli tayfa. Eskiden harp gemilerinde çavuştan yüksek bir rütbe.

şezat

  • Budak kırmak.
  • At sineği.
  • Bir gemi cinsi.
  • Tuz.
  • Kuvvet ve şiddet bakiyyesi.
  • Ağaç ismi.

silahendaz

  • Silah atan.
  • Tüfekli piyade neferi, harp gemilerinde gemicilik ile mükellef olmayıp silah taşıyan bahriye askerleri.

siper-i saika / siper-i sâika

  • Yıldırımdan korunmak için gemilerle, minarelere ve büyük binalara konan âlet. Paratoner.Gemilerde direklerin şapkalarına konulur ve üzerlerine, bir ucu denize kadar sarkıtılmış bakır tel bağlanır. Direkleriyle teknesi ağaç olmayan gemilerde tel yoktur. Telin gördüğü nakil hizmetini geminin demir kıs

şira'

  • Yelken. Gemi yelkeni.

sufun

  • (Tekili: Süfun) (Sefine) Sefineler. Gemiler.

süfün / سفن

  • Gemiler. (Arapça)

sükkan / sükkân

  • (Tekili: Sâkin) İkamet edenler, oturanlar.
  • Gemi kuyruğu.

süvari / süvarî / süvârî / سواری

  • Atlı asker, atlı.
  • Gemi kaptanı.
  • Binici. (Farsça)
  • Atlı asker. (Farsça)
  • Gemi kaptanı. (Farsça)

taht-el bahir

  • Denizaltı. Denizaltı gemisi.

tanker

  • ing. Akaryakıt taşıyan gemi veya kamyon.

teleccüc

  • Geminin denizin derin yerine varması.

terakkiyat-ı sanayi / terakkiyât-ı sanayi

  • Sanayi dallarında meydana gelen gelişme ve ilerlemeler—uçak sanayii, gemi sanayii gibi.

tersane / tersâne

  • Gemi yapılan ve tamir edilen yer. (Farsça)
  • Gemi yapılan yer.

üss

  • Esas, asıl. Kök, temel.
  • Askerlikte herhangi bir düşman hücumuna karşı esas dayanak olmak üzere önceden hazırlanmış yer.
  • Harb gemilerinin, noksanlıklarını tamamladıkları yer.
  • Mat: Bir sayının hangi kuvvete çıkarıldığını gösteren sayı.

vardiya

  • İtl. Gemilerde beklenen nöbet.
  • Nöbet yeri. Nöbet beklenilen yer.

yunus

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçenlerdendir. Elyesa (A.S.) dan sonra Ninova şehrine gönderildi. Şehir ahalisi kendisine itaat etmediği için müteessir olarak bir gemiye binmiş ve oradan denize atılmış. Cenab-ı Haktan emir almadan şehri terk ettiğinden bu hâl başına gelmişt

zebzeb

  • Uzun gemi.

zenberiyye

  • Büyük cins bir gemi.
  • İri vücutlu, enli erkek.

zevreka

  • (Çoğulu: Zevrak-Zevârik) Ölçek.
  • Küçük gemi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR