LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te GALİP ifadesini içeren 74 kelime bulundu...

a'fer

  • Pek beyaz.
  • Beyazı kırmızılığına galip olan geyik.

afra'

  • Beyazı kızıllığına galip olan geyik.
  • Ayın onüçüncü gecesi.

anvet

  • Kahretmek.
  • Galip olmak.

aşiret-i galib

  • Galip gelen aşiret.
  • Aşiretin ekseriyeti, çokluğu.

aşiret-i galip

  • Galip gelen, kazanan aşiret.

azaze / azâze

  • Kuvvet.
  • Azamet, büyüklük.
  • Şiddet.
  • Azlık.
  • Gâlip olmak.

aziz / azîz

  • Pek izzetli, hep galip olan ve asla galebe edilemeyen.

baharet

  • Galip olmak.

bahir / bâhir

  • Aşikâr. Açık. Belirli. Apaçık.
  • Güzel.
  • Meşhur, namdar.
  • Galip.

baladest / bâlâdest

  • Galip, eli üstün. (Farsça)

baskın

  • t. Ağır, sakil.
  • Basıp geçen, galip, üstün.
  • Ansızın, birdenbire hücum.

behr

  • Nasip.
  • Galip olmak.
  • Nefesi tutulmak.
  • Ümidin boşa çıkması.
  • Felâket, musibet.
  • Uzaklık, mesafe.

bezz

  • Galip olmak.

bühr

  • Galip olmak.
  • Yürümekten nefesini tez tez verip solumak.

cenab-ı rabbü'l-izzet / cenâb-ı rabbü'l-izzet

  • Herbir varlığa ihtiyaçlarını veren ve onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran; her şeye gâlip gelen Allah.

devle

  • "Devlet" kelimesinin Arapça tabirlerde geçen bir şekli.
  • İki asker muharebe ettiklerinde birinin diğerine galip olması. (Düvlet malda; devlet harpte ve mertebede kullanılır.)

eazz

  • Galip.
  • Daha aziz, daha şerefli, en şerefli, azizler.

ett

  • Galip olmak.

evrak

  • (Çoğulu: Vuruk) Sivri ve uzun dişli.
  • Yüzü renkli güvercin.
  • Siyahı beyazına galip olan at ve deve. (Müe: Vürka)

fena-i nefs / fenâ-i nefs

  • Nefsi eritmek, ona galip gelmek.

feth-i mübin

  • Açık ve parlak zafer. Hakkı, bâtılın tahakkümünden kurtaran veya birbirine zıd olan hak ile batılın karışıklığını ayırarak hakkı galip kılan feth ve zafer Bu zafer, harp ile olabileceği gibi harpsiz de olur. (Hakikatın ve ilmin galebesi gibi.)Fetih suresinin birinci âyetinde geçen "Feth-i mübin"in i

fevz

  • Galiplik, zafer, üstünlük, selamet, kurtuluş.

feyz

  • (Çoğulu: Füyuz) Bolluk, bereket.
  • İlim, irfan. Mübareklik.
  • Şan, şöhret.
  • İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak.
  • Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su.
  • Bir haberi fâş etmek.
  • İçindeki düşüncesini izhar etmek.

füyuz

  • (Tekili: Feyz) Feyizler. İnâyetler. Keremler.
  • Suyun çoğalıp taşması.
  • İnsanın içindeki gizli şeyleri saklamayıp izhar etmesi.
  • Bir haberin fâş ve şayi' olması.

galebe etmek

  • Gâlip gelip üstünlük sağlamak.

galebe-i i'cazkarane / galebe-i i'cazkârâne

  • Mu'cizeli bir şekilde galip gelme.

galib / gâlib / غالب

  • Galip, üstün, yenen.
  • Ağır basan. (Arapça)
  • Galip. (Arapça)

galib-i mutlak / gâlib-i mutlak

  • Tam olarak galip. Kayıtsız şartsız hâkimiyet sahibi.
  • Mutlak galip; her yönden üstün gelme.

galibane / galibâne

  • Galip şekilde.

gılab

  • Birbirine galip olmasını dilemek.

habus

  • Galip kimse.

hacc

  • Kasdetmek. Muârazada delil ve bürhan ile galip olmak.
  • Bir yere çok tereddütle varıp gelme.
  • Şâyan-ı tâzim bir şeye teveccüh.
  • Bir şeyden feragat etmek.
  • Fık: İslâmın şartlarından ve hâli vakti müsait olan her müslümana farz olan, Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Şer

haccac

  • Irak valisi olup, müslümanlara zulmeden Yusuf bin Sakifî'nin ünvanı.
  • Delil ile galip olan.

huneyn vak'ası

  • Hicretin sekizinci senesinde şirkten kurtulmamış bazı Arap kabileleri Mekkeyi geri almak maksadıyla hücum ettikleri zaman burada müslüman askerlere karşı gelerek başlangıçta galip gibi görünmüşlerse de daha sonra galebe ve zafer, İslâm askerlerine nasib olmuştur. Bu muhârebede Sahabe-i kiramdan birç

i'zaz

  • Hürmet etmek. Ağırlamak. İkram etmek. Aziz kılmak. Galip gelmek.

idliham

  • Galip olmak.
  • İhâta edip kaplamak.

ifham

  • İkna edip sükût ettirmek. Delil göstermekle ve isbat etmekle galip gelmek.

igtilam

  • Hırs ve şehvetin galip gelmesi.
  • Muzdarib olmak, acı çekmek.

irgam

  • Aşağılatma. Hor, hakir kılma.
  • Burunu kırma.
  • Yere sürtme.
  • Galip olma.
  • Kahretme.

kahhar / kahhâr

  • Herşeye her zaman mutlak galip gelen ve boyun eğdiren Allah.

kahhar-ı zülcelal / kahhâr-ı zülcelâl

  • Haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye her zaman mutlak galip gelen ve kahretmeye gücü yeten Allah.

kahir

  • (A, uzun okunur) Üstün gelen. Yenen. Galip gelen.
  • Zorlayan. Mecbur eden.

kasr

  • Men'etmek.
  • Zorla bir şeyi yaptırmak.
  • Galip olmak.

kaziye-i zanniye

  • Man: Karineler ve emârelerden alınmış olan kaziyyeye denir ki; akıl galip zan ile hüküm eylerse de, onun nakzını dahi tecviz eder, bu cihetle zanniyatın cümlesi nazaridir.

kevh

  • Gâlip olmak.

küsbe

  • Bir parça süt ve hurma.
  • Taamdan veya başka şeyden az iken çoğalıp toplanan nesne.

layu'la / lâyu'la

  • Üstüne çıkılmaz, çok yüksek.
  • Galip ve üstün gelinemez.

ledd

  • Düşmana galip olmak.
  • Husumet etmek, düşmanlık yapmak.

meık

  • Gayretli kişi.
  • Hiddeti galip kimse.

mergame

  • Kahretmek.
  • Galip olmak.

müridd

  • Cima hırsı ve iştihası galip kişi.
  • Suyu çok olan deniz.

musaytır

  • Bir şeyin üzerine kaim olup, ahvâlini görüp gözetir olan kimse.
  • Musallat.
  • Galip. Yaramaz işlerden men' edip saklayan ve koruyan.

müsellat

  • Galip.
  • Havâle olunmuş.

müseytır

  • Galip.
  • Havâle.
  • Musallat kişi.

mütegallib

  • Zor kullanarak galip gelen, zorba.

muzaffer

  • Kahraman. Gâlip gelmiş. Başarmış. Muvaffak olmuş. Zafer kazanmış, zafer kazanan.
  • Zafer kazanmış, galip.

muzafferen

  • Muzaffer olarak. Üstün gelerek, muvaffak olarak, galip olarak.

nafir

  • Nefret eden. Ürken, korkan. Sevmeyen.
  • Galip olan.
  • Öksürüp burnundan sümüğü saçılan koyun.

nasr

  • Yardım, üstünlük, yenme, galip kılma.
  • Yağmurun her yeri sulaması.

necd

  • Açık ve işlek yol.
  • Yüksek yer.
  • Minder, döşeme gibi oturacak şeyler.
  • Ağaçsız mekân.
  • Hâzık ve mâhir kılavuz.
  • Yiğitlik hâli. Gamlılık, gussa.
  • Hasma galip gelmek.
  • Çok terlemek.
  • Meme.
  • Suudi Arabistan'ın doğu mıntıkası.

necih

  • Galip ve muzaffer.
  • Sabırlı.
  • Sağlam rey.

ragım

  • Galebe eden, galip olan.

şebak

  • Şehvet galip olup cimaa çok hırslı olmak.
  • Koyu karanlık.

şühbe

  • Siyaha galip olan beyazlık.

tağlib

  • Galip getirme.

tazaffür

  • Galip olmak, yenmek.

tazfir

  • Galip etmek.
  • Tırnaklaşmak.

tebkit

  • Tekdir etmek. Azarlamak. Vurmak. Başa kakmak.
  • Delil ve bürhanla galip gelip susturmak.

tefeşşu'

  • Galip olmak, yenmek.
  • Çoğalmak, çok olmak.

tefhir

  • Fahirlendirmek, gururlandırmak.
  • Gâlip olmakla hükmetmek.

tegallüb

  • Galip olma, zorbalık, kuvvete dayalı baskı.

tesevvül

  • Galip olmak, yenmek.

tiyaka

  • Cimaa pek ziyade düşkün olmak.
  • Şehvetin galip olması.

vürka

  • Siyahı galip olan bozluk.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR