LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Güzellik ifadesini içeren 282 kelime bulundu...

ab

  • Su. (Farsça)
  • Mc : Yağmur. (Farsça)
  • Letâfet, güzellik. (Farsça)
  • İtibar. (Farsça)
  • Irz, nâmus. (Farsça)
  • Vakar. (Farsça)
  • Cilâ. (Farsça)
  • Keskinlik. (Farsça)

ab-endam

  • Güzellik. Güzel endam. (Farsça)

abkari / abkarî

  • Mutlaka kusuru olmayan. Kâmil.
  • Bir kavmin seyyid ve şerifi, efendisi. Beşer san'atı olmayan.
  • Çok güzellik.
  • Bir nevi döşek.

acaib-i masnuat

  • Şaşırtıcı güzellikte olan san'at eserleri.

ahseniyet

  • Güzellik.

an / ân

  • Uzağı gösteren işâret ismi. Şu. Bu. O. (Farsça)
  • Güzellik câzibesi. Melâhat. Güzellik. (Farsça)
  • Cemi edâtı. Kelimenin sonuna getirilerek cemi' yapılır. Meselâ: Âlimân: Âlimler. Anân: Onlar. Merdân: Adamlar. İnsanlar. Zenân: Kadınlar.Kelimenin sonuna getirilerek sıfat edatı yapılır: Ters: Korku. (Farsça)

ayine-i ahmediye / âyine-i ahmediye

  • Hz Muhammed'in (a.s.m.) Allah'ın bütün güzelliklerini yansıtan bir ayna olması.

azin / âzîn

  • Kaide, kanun. (Farsça)
  • Süs, zinet, güzellik. (Farsça)
  • Yoğurttan yağ çıkarmak için hususi olarak yapılmış yayık. (Farsça)

bad-herze

  • Büyü, sihirbazlık. (Farsça)
  • Letâfet, güzellik. (Farsça)

baha / bahâ

  • Güzellik. Zariflik.
  • Zinet.
  • İzzet.
  • Bir şeye alışıp ünsiyet etmek.

bahar

  • Güzellik.
  • Güzel.
  • Papatya.
  • Ölçek.
  • Put, sanem.
  • Atılmış pamuk.
  • Tarçın, karanfil ve karabiber gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere de karıştırılır.
  • Sığır gözü.
  • İyi kokulu bir sarı çiçek.

bani-i zülcemal / bâni-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi, herşeyin yapıcısı olan Allah.

beda'-beda'at / bedâ'-beda'at

  • Güzellik, yenilik, bediilik.

bedaat / bedâat

  • Benzersizlik, eşsiz güzellik, orijinallik.
  • Güzellik, yenilik, özgünlük.

bedaat-i harika / bedâat-i harika

  • Harika, olağanüstü güzellik.

bedayi / bedâyi / bedâyî

  • Eşi benzeri olmayan güzellikler.
  • Görülmedik güzellikte şeyler.

bedi'

  • (Bedia) Eşi, benzeri olmayan. Hayret verici güzellikte olan.
  • Garib. Acib.
  • Benzeri olmayan şeyleri vücuda getiren. Kimseye benzemeyen. İcad edici olan.
  • Hâlık ve Hallak-ı Cihan olan.
  • Beğenilen.
  • Yeni bulunmuş ve görülmedik tarzda olan.
  • Edb: Sözün

bedi-ül beyan

  • İfadesi ve beyanı görülmedik güzellik ve gariplikte olan.

bedia / bedîa

  • Eşsiz, benzersiz güzellik, beğenilen ve çok takdir edilen güzel şey.

bedii / bedîî

  • Eşsiz güzellikte olan.

bediiyat / bedîiyat

  • Güzelliklerle dolu olan.

bediiyyat / bediiyyât

  • Eşsiz güzellikler.

bediü'l-beyan / bedîü'l-beyan

  • İfade ve beyanda eşsiz güzellik sahibi.

bediülbeyan

  • Beyanındaki görülmedik güzellik.

bediülcemal / bedîülcemâl

  • Eşsiz güzellik.

beha-baha

  • Güzellik, süs, pırıltı.
  • Kıymet, değer, bedel.

behacet

  • Güzellik. Güzel yüzlü olma.

behc

  • Her zaman neşeli olma. Birisini şâd ve mesrur etme, sevindirme.
  • Güzellik, hüsn.

behcet

  • Sevinç. Güleryüzlülük. Güzellik, şirinlik.
  • Güleryüzlülük, şenlik, güzellik.

behçet

  • Güzellik, güleryüzlülük, sevinç.

behcet / بهجت

  • Sevinç. (Arapça)
  • Güzellik. (Arapça)

behreme

  • Saç ve sakalın kınayla boyanması.
  • Çiçeğin göz alıcı ve câzib olan güzellik ve parlaklığı.
  • Hindlilerin ibadeti.

beraat / berâat

  • Temizlik, arılık.
  • Olgunluk, güzellik.
  • Güzellik, parlaklık, üstünlük.

beria

  • Akılda güzellik, zekâda ve kıyasette emsalinden üstün olan.

beşare

  • (Çoğulu: Beşâir) Hüsn, güzellik, cemâl.

birr

  • İyilik, güzellik, hayır, anaya babaya itaat.
  • Dininde ibadetinde kuvvetli olan.
  • Bağışta bulunma.

bostan-ı huda / bostan-ı hudâ

  • Huda'nın, Allah'ın bostanı meâlinde olup, İlâhî güzellikleri ve tecelli-i İlâhînin aksettiği yer mânâsında kullanılır. "Vahidiyet mertebesi" diye de söylenmiştir. (Farsça)

cazibe-i faniye / câzibe-i fâniye

  • Geçici güzellik, fânî güzellik.

cazibe-i mutlaka / câzibe-i mutlaka

  • Mutlak çekici kuvvet.
  • Yegane çekici kuvvet.
  • Geçici güzelliğin zıddı olan ebedî güzellik.

celil-i cemil / celîl-i cemîl

  • Sonsuz güzellik, haşmet ve yücelik sahibi olan Allah.

cemal / cemâl / جَمَالْ

  • Yüz güzelliği. Fertteki güzellik.
  • Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve ihsânı ile tecellisi.
  • Hak ile söylenen doğru söz.
  • Hüsün.
  • Güzellik.
  • Güzellik.
  • Allahü teâlânın lütuf ve rızâ sıfatı.
  • Zât, yüz.
  • Çirkinliği gidermek, vakar sâhibi olmak ve şükr etmek için nîmeti göstermek. Çirkinliğe, başkalarının iğrenmelerine, hakâret etmelerine sebeb olacak şeyleri yapmamak, bunları gidermek.
  • Güzellik.
  • Güzellik.

cemal sahibi / cemâl sahibi

  • Sonsuz derecede güzellik sahibi, Allah.

cemal ve kemal sahibi / cemâl ve kemâl sahibi

  • Sonsuz güzellik ve kemâl sahibi olan Allah.

cemal ve kemal-i manevi / cemâl ve kemâl-i mânevî

  • Mânevî güzellik ve mükemmellik.

cemal ve kemal-i zati / cemâl ve kemâl-i zâtî

  • Zâtında bulunan güzellik ve mükemmellik.

cemal-i baki / cemâl-i bâkî

  • Kalıcı ve devamlı güzellik.

cemal-i bi-misal / cemal-i bî-misal

  • Misâli, benzeri olmayan güzellik.

cemal-i bimisal / cemâl-i bîmisâl

  • Benzersiz güzellik.

cemal-i ezeli / cemâl-i ezelî

  • Ezelî ve sonsuz güzellik sahibi olan Allah.

cemal-i hazin / cemâl-i hazîn

  • Şirin güzellik.

cemal-i kemal / cemâl-i kemâl

  • Mükemmellikteki güzellik.

cemal-i layezali / cemâl-i lâyezâlî

  • Son bulmayan güzellik.

cemal-i manevi / cemâl-i mânevî

  • Mânevî güzellik.

cemal-i masnuat / cemâl-i masnuat

  • Allah'ın yaratıklarındaki sanatkârane, mükemmel, kusursuz güzellikler.

cemal-i mücella / cemâl-i mücellâ

  • Parlak ve ışıltılı güzellik.

cemal-i mücerred / cemâl-i mücerred

  • Cismânî olmayan, yalın, soyut güzellik.

cemal-i mukaddes / cemâl-i mukaddes

  • Kutsal ve kusursuz güzellik.

cemal-i münezzeh / cemâl-i münezzeh

  • Kusur ve çirkinlikten uzak güzellik.

cemal-i mutlak / cemâl-i mutlak / جَمَالِ مُطْلَقْ

  • Sınırsız güzellik.
  • Nihâyetsiz güzellik.

cemal-i rahimiyet / cemâl-i rahîmiyet

  • Allah'ın sonsuz merhamet ediciliğindeki benzersiz güzellik.

cemal-i sermedi / cemâl-i sermedî

  • Sürekli devam eden güzellik.

cemal-i suret / cemâl-i sûret

  • Yüz güzelliği, dış güzellik.

cemal-i zati / cemâl-i zâtî

  • Zâtî güzellik; kendinde ve özünde bulunan güzellik.

cemal-i zatiye / cemâl-i zâtiye

  • Zâtî güzellik; bizzat kendinde taşıdığı güzellik.

cemali / cemâlî

  • Güzellikle ilgili.

cemil / cemîl

  • Sonsuz güzel olan ve bütün güzelliklerin sahibi bulunan Allah.
  • Bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah.

cemil-i alel'ıtlak / cemîl-i alel'ıtlak

  • Sonsuz ve kusursuz güzellik sahibi olan Allah.

cemil-i baki / cemîl-i bâkî

  • Sınırsız güzellik sahibi ve varlığı devamlı ve sonsuz olan Allah.

cemil-i bimisal / cemîl-i bîmisâl

  • Benzersiz güzellik sahibi Allah.

cemil-i mutlak / cemîl-i mutlak

  • Sınırsız güzellik sahibi olan Allah.

cemil-i zülcelal / cemîl-i zülcelâl / جَم۪يلِ ذُوالْجَلَالْ

  • Nihâyetsiz güzellik ve haşmet sâhibi olan (Allah).

cemil-i zülkemal / cemîl-i zülkemâl

  • Sonsuz güzellik ve kemâl sahibi Allah.

cennet

  • İnananların dünyadaki güzel amellerine mükafaten sonsuza kadar kalacakları güzellikler âlemi.

cevdet

  • İyilik. Güzellik. Kusursuzluk.
  • Bir kimsenin, başkasının işini güzelce ve kusursuz olarak yapması.
  • Cömertlik.
  • Susuz olma.

cezalet / cezâlet

  • Rekâketsiz ifade.
  • Güzellik.
  • Müdebbirlik, akıllılık.
  • Azim, büyük.
  • Edb: Kelimeler, ince veya sert söylenişlerine göre; elfâz-ı cezle veya elfâz-ı rakika diye ikiye ayrılır. Elfâz-ı cezle: Söylenişte tatlılığı bulunan veya heybet, ululuk, çarpışma, korkutma, yıld
  • Sözde kelimelerin düzgün dizilişinden doğan güzellik.

cezalet-i beyan / cezâlet-i beyan

  • Anlatım ve ifadedeki güçlülük, güzellik.

cezalet-i nazm

  • Dizilişindeki güzellik ve güçlülük.

cezalet-i nazmiye

  • Kur'ân'ın nazmındaki güzellik, üstünlük ve akıcılık.

cilve-i cemal ve kemal / cilve-i cemâl ve kemâl

  • Güzellik ve mükemmelliğin yansıması, görüntüsü.

cilve-i cemal-i esma / cilve-i cemâl-i esmâ

  • İsimlerin güzelliklerinin görüntüsü.

ciyadet

  • Tazelik, yenilik.
  • İyilik, güzellik.

dellal-ı muzhir / dellâl-ı muzhir

  • Gizli güzellikleri ortaya çıkararak ilân eden.

derece-i cemal / derece-i cemâl

  • Güzellik derecesi.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

enva-ı hüsün / envâ-ı hüsün

  • Güzellik çeşitleri.

enva-ı mehasin / envâ-ı mehâsin

  • Güzellik çeşitleri, türleri.

enva-ı ziynet ve letafet / envâ-ı ziynet ve letâfet

  • Süs ve güzellik çeşitleri.

enva-ı ziynet ve mehasin / envâ-ı ziynet ve mehâsin

  • Süs ve güzelliklerin çeşitleri.

envar-ı hüsün ve cemal / envâr-ı hüsün ve cemâl

  • Güzellik nurları.

esma-i cemaliye ve kemaliye / esmâ-i cemâliye ve kemâliye

  • Güzellik ve mükemmelliği ifade eden isimler.

esmaü'l-hüsna / esmâü'l-hüsnâ

  • Allah'ın sonsuz mükemmellikte ve güzellikte olan isimleri.

evsaf-ı celaliye ve cemaliye / evsâf-ı celâliye ve cemâliye

  • Cenâb-ı Hakkın sonsuz güzellik ve haşmetini bildiren sıfatları.

evsaf-ı cemal ve celal ve kemal / evsâf-ı cemâl ve celâl ve kemâl / evsaf-ı cemâl ve celâl ve kemâl / اَوْصَافِ جَمَالْ وَجَلَالْ وَ كَمَالْ

  • Güzellik, haşmet ve mükemmellik bildiren sıfatlar.
  • Güzellik, büyüklük ve mükemmellik vasıfları.

ezvak-ı letaif-i ulya / ezvâk-ı letâif-i ulyâ

  • Çok yüce ve yüksek olan güzelliklerin verdiği zevkler.

fatır-ı hakim-i zülcemal / fâtır-ı hakîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi, herşeyi hikmetle ve harika üstün sanatıyla yaratan Allah.

fatır-ı kerim-i zülcemal / fâtır-ı kerîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik, lütuf ve cömertlik sahibi ve herşeyi hârika üstün sanatıyla yaratan Allah.

fatır-ı zülcemal / fâtır-ı zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi ve herşeyi benzersiz yaratan Allah.

füsun / füsûn

  • Şaşırtıcı, hayret verici ve kendine cezbedici bir güzellik. (Farsça)
  • Büyü. (Farsça)
  • Büyüleyici güzellik.

gül-i ruhsar

  • Gül yanaklı. (Farsça)
  • Mc: Mânevi çok güzellik sahibi. Çok sevilen. (Farsça)

hakim-i hakem-i hakim-i zülcelali ve'l-cemal / hâkim-i hakem-i hakîm-i zülcelâli ve'l-cemâl

  • Herşeyin hâkimi, her varlığın küllî hükmünü veren, her şeyi hikmetle ve yerli yerinde yaratan, sonsuz büyüklük ve güzellik sahibi.

hakim-i zülcemal / hakîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi ve herşeyi hikmetle yaratan Allah.

halık-ı zülcemal / hâlık-ı zülcemâl

  • Sonsuz derecede güzellik sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah.

hasen

  • Güzel. Hüsünlü. Güzellik.
  • Güzel olmak.
  • Güzel, güzellik.

hasenat

  • Güzellikler. İyi ameller. İyilikler.

hasenat-ı istikbaliye / hasenât-ı istikbaliye

  • Geleceğe ait güzellikler.

hasenat-ı muzie / hasenat-ı muzîe

  • Aydınlatıcı güzellikler, iyilikler.

hasene

  • İyilik. Güzellik. Hayırlı amel. Allah rızasına çok uygun iş.
  • Eski altun paralardan biri.

hubb-u mehasin / hubb-u mehâsin

  • Güzellik sevgisi.

hubi / hubî / hûbî / خوبى

  • Güzellik. (Farsça)
  • Güzellik. (Farsça)

huri

  • (Ahver ve Havrâ kelimelerinin çoğulu) Ahu gözlüler. Gözlerinin akı karasından çok olan, pek güzel ve güzellikleri tarif ve tavsif edilemiyecek derecede güzel olan Cennet kızları.

huriliyn / hûrilîyn

  • Tarifsiz güzellikte cennet kızı.

hüsn / حسن

  • (Hüsün) Güzellik. İyilik. Eksiksizlik. Cemal ile kemal.
  • Güzel, iyi, güzellik, iyilik.
  • Güzellik.
  • Güzellik.
  • Güzellik.
  • Güzellik. (Arapça)

hüsn ü aşk

  • Güzellik ve muhabbet:
  • şeyh Galib'in manzum hikâyesi.

hüsn ü kubh

  • Güzellik ve çirkinlik.

hüsn ü kubuh

  • Güzellik ve çirkinlik.

hüsn-aver

  • Güzelliği çoğaltan. Güzellik veren. (Farsça)

hüsn-i dilara / hüsn-i dilârâ

  • Gönül alıcı güzellik.

hüsn-ü akli / hüsn-ü aklî / حُسْنُ عَقْل۪ي

  • Akıl yoluyla anlaşılan güzellik.
  • Akla âid güzellik.

hüsn-ü arazi / hüsn-ü arazî

  • Ber şeyin aslen kendisinde olmayan ve kendisine sonradan gelmiş olan güzellik.

hüsn-ü basar

  • Görme sıfatındaki güzellik.

hüsn-ü bi-bahane

  • Kusursuz güzellik. Günahsız mâsum güzellik.

hüsn-ü cemal / hüsn-ü cemâl

  • Güzellik ve cemal.

hüsn-ü hakiki / hüsn-ü hakikî

  • Gerçek güzellik.

hüsn-ü ifham

  • Anlatımdaki güzellik.

hüsn-ü kabul

  • İyi karşılamak. Güzellikle kabul etmek.

hüsn-ü kabul-ü halk

  • Halkın güzellikle kabul etmesi, benimsemesi.

hüsn-ü kelam / hüsn-ü kelâm

  • Sözdeki güzellik.

hüsn-ü kerem

  • İkram etmedeki güzellik.

hüsn-ü külli / hüsn-ü küllî

  • Bütün fertleri içine alan kapsamlı, şümullü güzellik.

hüsn-ü ma'nevi / hüsn-ü ma'nevî

  • (Hüsn-i ma'nevî) Manevî güzellik. İç güzelliği.

hüsn-ü mahfi / hüsn-ü mahfî

  • Gizli güzellik.
  • (Hüsn-i mahfî) Gizli güzellik.
  • Kalbî ve ruhî güzellik.

hüsn-ü masnuiyet

  • Sanatındaki güzellik.

hüsn-ü mücerred / حُسْنُ مُجَرَّدْ

  • Kusur ve noksanlıktan arınmış güzellik.
  • Gayr olsun olmasın bizzat güzel olan şey. Bazı âza veya çizgilerin mütenasib terkib ve tertibiyle hâsıl olan hüsün, hüsn-ü mücerred değildir. Şartları zâil olsa, hüsün de zâil olur. Fakat, vücud, hayat, iman gibi varlıklar hüsn-ü mücerreddir ve bizzat güzeldirler. Güzellikleri başka şeylere
  • Saf katıksız güzellik.

hüsn-ü mukaddes

  • Kutsal ve kusursuz güzellik.

hüsn-ü münezzeh

  • Her türlü kusur ve çirkinlikten arınmış güzellik.

hüsn-ü münezzeh ve mücerred

  • Her türlü kusur ve çirkinlikten arınmış ve soyutlanmış güzellik.

hüsn-ü nur

  • Nurdaki güzellik.

hüsn-ü siret / hüsn-ü sîret

  • Ahlâktaki güzellik.

hüsn-ü suret / حُسْنُ صُورَتْ / hüsn-ü sûret

  • Dış görünüşteki güzellik.
  • Yüz güzelliği veya dış güzellik.
  • Yüz güzelliği, dış güzellik.

hüsn-ü zati / hüsn-ü zâtî / حُسْنُ ذَاتِي

  • Zata âit güzellik.

hüsn-ü ziynet

  • Süsteki güzellik, güzel süsleme.

hüsün / حُسُنْ

  • Güzellik.
  • Güzellik.
  • Güzellik.

hüsün ve cemal / hüsün ve cemâl

  • Maddî ve manevî güzellik.

hüsünperest

  • Güzellik düşkünü.

hüsünşiken

  • Güzellik bozucu.

ibda / ibdâ

  • Benzersiz güzellikte yaratma.

ibda-i san'at / ibdâ-i san'at

  • Benzersiz güzellikte sanat eseri meydana getirme.

ilm-i bedi'

  • İlm-i beyânın üç bölümünden üçüncü bölümüdür ki, bediiyat da denir. Muktezâ-yı hâle uygun bir kelâmın lâfız ve mânâ bakımından daha da güzelleştirilmesinin kaidelerinden bahseder. Bu kaidelere Edebî San'atlar da denir.Her şeyin güzellik cihetlerinden bilhassa Arabi terkiblerden bahseder, kelâmın güz

iltifat / iltifât

  • İyilik ve güzellikle muamele.

ism-i cemil / ism-i cemîl

  • Allah'ın bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi olduğunu ifade eden ismi.

kadd-i müstesna

  • Müstesna boy. Güzellikte emsalsiz ve benzeri olmayan endam.

kamil-i zülcemal / kâmil-i zülcemâl

  • Sonsuz mükemmellik ve güzellik sahibi Allah.

kanun-u cemal / kanun-u cemâl

  • Güzellik kanunu.

kanun-u letafet

  • Güzellik ve şirinlik kanunu.

kanun-u tahsin ve cemal / kanun-u tahsin ve cemâl

  • Güzellik kanunu.

kasam

  • Şiddetli sıcaklık.
  • Güzellik.

kemal-i cemal / kemâl-i cemâl

  • Güzellikteki mükemmellik.

kemalat / kemalât / kemâlât

  • (Tekili: Kemal) Faziletler, iyilikler, mükemmellikler. Ahlâk ve huy güzellikleri. Terbiyelilik, edeblilik.
  • Faziletler, iyilikler, ahlâk ve huy güzellikleri.
  • Olgunluklar, fazîletler, ahlâk ve huy güzellikleri.

kemalat-ı şahsiye / kemâlât-ı şahsiye

  • Şahsî olgunluklar, faziletler, güzellikler.

kerim-i zülcemal / kerîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik, ikram ve cömertlik sahibi olan Allah.

kevser-i kur'ani / kevser-i kur'ânî

  • Kur'ânî kevser; Kur'ân'a ait hayırlar, güzellikler.

latiflik / lâtiflik

  • Güzellik, hoşluk.

lemeat-ı cemaliye / lemeât-ı cemâliye

  • Güzellik parıltıları.

lemeat-ı hüsün ve cemal / lemeât-ı hüsün ve cemâl

  • Güzellik parıltıları.

letafet / letâfet / لطافت / لَطَافَتْ

  • Hoşluk, lâtiflik.
  • Cisimden alâkayı kesip bir nevi nurâniyet kesbetmek.
  • Güzellik, nezaket, yumuşaklık, hafiflik.
  • Hoşluk, güzellik.
  • Hoşluk, güzellik, incelik, yumuşaklık.
  • Hoşluk. (Arapça)
  • Yumuşaklık. (Arapça)
  • Güzellik. (Arapça)
  • Güzellik.

letafet-i beyaniye

  • Beyan ilmine ait güzellik ve şirin özellik.

letaif / letâif

  • İnce duygular, incelikler, güzellikler.

letaif-i belağat / letâif-i belâğat

  • Belâğattaki incelikler, ifadelerdeki edebî güzellikler.

letaif-i cennet / letâif-i cennet

  • Cennetin güzellikleri.

letaif-i hilkat / letâif-i hilkat

  • Yaratılıştaki güzellikler.

letaif-i rahmet / letâif-i rahmet

  • Rahmetin güzellikleri.

letaif-i refet / letâif-i refet

  • Şefkat ve merhametin güzellikleri.

letaif-i tevafukiye / letâif-i tevafukiye

  • Tevafukun güzellikleri, şirinlikleri.

li-aynihi / li-aynihî

  • Kendisi ile bir. Aynı ile.
  • Allah tarafından emrolunan bir şeydeki güzellik, ya li-aynihi bir hüsündür veya li-gayrihi bir hüsündür. Ya kendi zatındaki bir güzellikten dolayı hasendir veya başkasında sabit bir güzellikten dolayı bir hasendir. Meselâ: Biz iman ile me'muruz. İmandaki hü

lutf / لطف

  • İyilik, lütuf. (Arapça)
  • Güzellik. (Arapça)

lütf u kahr

  • Güzellik, insan ve kötülük, sıkıntı.

lütf-u cemal / lütf-u cemâl

  • Hoş güzellik.

lütuf

  • Rıfk ve nevâziş. İltifatla mülâyemet üzere muâmele eylemek. Allah (C.C.) Hazretlerinin kullarını rıfk ve sühuletle murâdına muvaffak eylemesi.
  • Güzellik, hoşluk.
  • İyilik, iyi muâmele.

ma'bud-u cemil-i zülcelal / ma'bûd-u cemîl-i zülcelâl / مَعْبُودُ جَمِيلِ ذُوالْجَلَالْ

  • İbâdete yegane lâyık, nihâyetsiz güzellik ve haşmet sâhibi olan (Allah).

ma'nevi miras / ma'nevî mîrâs

  • Âlem-i emrdeki (gözle görülmeyen âlemdeki) şeyler yâni îmân, mârifet (tanıma, bilme), rüşd (doğru yolda olmak) gibi nîmetler (güzellikler, iyilikler).

mabud-u cemil-i zülcelal / mâbûd-u cemîl-i zülcelâl

  • Sonsuz haşmet ve güzellik sahibi, kendisine ibadet edilen Allah.

mabud-u zülcemal / mâbud-u zülcemâl

  • Herşeyin kendisine ibadet ettiği sonsuz güzellik sahibi Allah.

mah / mâh

  • Güzellik, ay.

mahasin / mahâsin / محاسن

  • (Mehâsin) İyilikler. İyi ahlâklar.
  • İnsanın vücudunda hüsün ve cemal yerleri.
  • Güzel tavırlar.
  • İnsanın yüzüne güzellik veren bıyık ve sakal.
  • İyilikler, güzellikler. (Arapça)

mahruyan

  • Güzeller, ay yüzlüler. (Farsça)
  • Mc: Veliler. Allah'a itaatten ayrılmayan manevî güzellik sâhibi kimseler. (Farsça)

malikü'l-mülk-i zü'l-celali ve'l-cemali ve'l-ikram / mâlikü'l-mülk-i zü'l-celâli ve'l-cemâli ve'l-ikram

  • Bütün mülkün sahibi, sonsuz haşmet, güzellik ve ikram sahibi Allah.

medar-ı hüsün ve cemal / medar-ı hüsün ve cemâl

  • Maddî ve manevî güzellik kaynağı.

meh-ruyan

  • Ay yüzlüler. Ay gibi parlak olanlar. (Farsça)
  • Mc: Manevî güzellik. Ahlâk sahibi ve dindar olanlar. (Farsça)

mehah

  • Tazelik, güzellik.

mehasin / mehâsin / محاسن

  • Güzellikler.
  • Güzellikler.
  • Güzellikler.

mehasin-i ahlak / mehâsin-i ahlâk

  • Ahlâk güzellikleri.

mehasin-i ahlakiye / mehâsin-i ahlâkiye

  • Ahlâk güzellikleri.

mehasin-i hakikat-ı muhammediye / mehâsin-i hakikat-ı muhammediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) bütün kâinatı kaplayan hakikatinin güzellikleri.

mehasin-i islamiyet / mehâsin-i islâmiyet

  • İslâmiyetin güzellikleri.

mehasin-i kemalat / mehasin-i kemâlât

  • Olgunluk ve mükemmelliklerin güzellikleri.

mehasin-i kesire / mehâsin-i kesire

  • Pek çok güzellikler, iyilikler.

mehasin-i maddiye / mehâsin-i maddiye

  • Maddî güzellikler.

mehasin-i maneviye / mehâsin-i mâneviye

  • Mânevi güzellikler.

mehasin-i medeniye-i kesire

  • Çok sayıdaki medeniyet güzellikleri.

mehasin-i medeniyet / mehâsin-i medeniyet

  • Medeniyetin güzellikleri, iyilikleri.

mehasin-i mücerrede

  • Soyut güzellikler; maddî olmaktan, her türlü sınırlayıcı özelliklerden uzak olan güzellikler.

mehasin-i rububiyet / mehâsin-i rububiyet / mehâsin-i rubûbiyet

  • Rablığın güzellikleri; Allah'ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının güzellikleri.
  • Cenâb-ı Hakkın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi ve onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının güzellikleri.

mehasin-i saltanat / mehâsin-i saltanat

  • Saltanatın güzellikleri.

mehasin-i san'at / mehâsin-i san'at

  • San'at güzellikleri.

mehasin-i san'at-ı rabbaniye / mehâsin-i san'at-ı rabbâniye

  • Rab olan Allah'a ait san'at güzellikleri.

mehasin-i ubudiyet / mehâsin-i ubudiyet

  • İbadetin kazandırdığı iyilik ve güzellikler.

mehasin-i uhreviye / mehâsin-i uhreviye

  • Âhirete ait güzellikler.

mehasin-i ulviye

  • Yüksek güzellikler.

mehasin-i yusufiye / mehâsin-i yusufiye

  • Hz. Yusuf'un güzelliği ve ona ait güzellikler.

mehat

  • (Çoğulu: Mehâ-Mehevât) Billur taşı.
  • Güneş.
  • Dağ sığırı.
  • Tazelik.
  • Güzellik.

melaha

  • Tuzluluk.
  • Güzellik.

melahat / melâhat

  • Güzellik, tatlılık.

melamih

  • (Tekili: Lemha) Lemhalar. Bir şeyin başka bir şeye benzeme noktaları. Güzellik ve çirkinlik eserleri.

mele'

  • (Çoğulu: Emlâ) Bir cemâatin ileri gelenleri.
  • Hırs, tama'.
  • Zan.
  • Güzellik.
  • Fls: Kâinatta hiçlik şeklinde boşluk olmadığını, her yerin dolu olduğunu ifade eden bir tabirdir.
  • Dolu mekân.
  • Kalabalık, güruh, cemaat, topluluk. Halk.

mels

  • Yalan vâde, yalan söz.
  • Güzellik, hüsün.

meltafa

  • Güzellik, lâtiflik yeri olan şey veya vasıf.

meratib-i ihsan ve cemal / merâtib-i ihsan ve cemâl

  • Güzellik ve iyilik mertebeleri.

mertebe-i letafet / mertebe-i letâfet / مَرْتَبَۀِ لَطَافَتْ

  • Güzellik ve hoşluk derecesi.
  • Güzellik mertebesi.

mübahat / mübâhât

  • Güzellik ve buna benzer hususlarda tefâhür etmek, öğünmek.
  • Haram edilmeyenler, güzellikler.

müdebbir-i rahim-i zülcemal / müdebbir-i rahîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi, herşeyi şefkat ve merhametle sevk ve idare eden Allah.

muhassin

  • (Hasen. den) Güzelleştiren, güzellik veren.

müsemma-i zülcemal / müsemmâ-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi ve en güzel isimlerle isimlendirilen Allah.

mutarhef

  • Tam güzellik.

nadiret

  • Güzellik, parlaklık, tazelik.
  • Hoş ve lâtif.

namus-u hüsün

  • Güzellik kanunu.

nefaset

  • Beğenilir olmak, kıymetlilik, değerlilik, çok güzellik, pek iyilik. Nefis ve mergub olmak.
  • Hoşluk, güzellik.

nikuyi / nikuyî

  • Güzellik, iyilik. (Farsça)

nur cemal / nur cemâl / نُورْ جَمَالْ

  • Nur gibi etrafı aydınlatan güzellik.
  • Güzellik nuru.

nur-u cemal / nur-u cemâl

  • Güzellik nuru.

peri-i melahat / peri-i melâhat

  • Güzellik perisi.

perviz

  • Üstün, galib, muzaffer. (Farsça)
  • Elek. Süzgeç. (Farsça)
  • Güzellik. (Farsça)
  • Balık. (Farsça)
  • Cilve. (Farsça)
  • Tar: İran Hükümdarı Husrev'in lâkabı. (Farsça)

pürcemal / pürcemâl

  • Güzelliklerle dolu.

rad'

  • Men'etmek, engel olmak.
  • Bırakmak, terk etmek.
  • Güzellik eseri.
  • Kına.

rahim-i zülcemal / rahîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi ve her varlığa özel merhameti olan Allah.

rahman-ı zülcemal / rahmân-ı zülcemâl

  • Sonsuz güzellik ve merhamet sahibi olan Allah.

reddet

  • Güzellikler arasında nazara çarpan çirkinlik.
  • Bir defa reddediş.

rehber-i kemalat / rehber-i kemâlât

  • Mükemmellikleri, güzellikleri gösteren rehber.

revnak

  • Zinet. Parlaklık. Göz alıcılık, güzellik. Safa, taravet. (Farsça)
  • Süs, güzellik.
  • Parlaklık, güzellik, tazelik, süs.

revnak-bahş

  • Güzellik, tazelik ve parlaklık veren. (Farsça)

revnak-ı bahar

  • Baharın güzellik ve tazeliği.

revnak-ı cemal

  • Yüzün güzellik ve parlaklığı.

revnak-nüma

  • Tâzelik, güzellik ve parlaklık gösteren. (Farsça)

revnakdar

  • Göz alıcı güzellikte.

revnaktar

  • Göz alıcı güzellikte.

sabahat

  • Yüz güzelliği. Güzellik, hüsün ve cemâl.

sahib-i celal ve cemal / sahib-i celâl ve cemâl

  • Sonsuz haşmet, görkem ve güzellik sahibi.

sahibe-i cemal / sâhibe-i cemâl

  • Güzellik sahibi kadın. Güzelliği olan kadın.

san'atkar-ı zülcemal / san'atkâr-ı zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi olan ve herşeyi san'atlı bir şekilde yaratan Allah.

sani-i alim-i zülcemal / sâni-i alîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi olan ve sonsuz ilmiyle herşeyi san'atlı bir şekilde yaratan Allah.

sani-i hakim-i zülcemal / sâni-i hakîm-i zülcemâl

  • Her şeyi san'atla yaratan güzellik ve hikmet sahibi Allah.

sani-i zülcemal / sâni-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi olan ve herşeyi san'atla yaratan Allah.

şaşaa-i cemal / şâşaa-i cemâl

  • Gösterişli güzellik.

secah

  • Letafet, güzellik. Rıfk. Adl.
  • Yumuşak yer.

şecere-i tayyibe

  • Temiz ağaç. Bütün iyiliklerin ve güzelliklerin kaynağı olan İslâmiyet'e verilen ad.

şehbaz ü şehnaz / şehbâz ü şehnâz

  • Kahramanlık ve güzellik.

sıfat-ı cemaliye / sıfât-ı cemâliye

  • Cenâb-ı Hakkın güzellik sıfatları.

tabakat-ı hüsün ve cemal ve fazl ve kemal / tabakat-ı hüsün ve cemâl ve fazl ve kemâl

  • Güzellik, üstünlük ve mükemmellik tabakaları.

tahallül-ü mehasin

  • Güzelliklerin araya girmesi.

tal'at / طلعت

  • Vecih, yüz. Çehre.
  • Görünüş. Görüşmek.
  • Güzellik.
  • Görmek.
  • Bir şeye çok rağbet etmek.
  • Yüz. (Arapça)
  • Güzellik. (Arapça)

taltif

  • İyilik ve güzellikle muamele etmek.

taltif etmek

  • İyilik ve güzellikle muamele etmek.

taltif-i rahmet

  • Şefkat ve merhametin lütfetmesi, iyilik ve güzellikle muamele etmesi.

tecelliyat-ı cemal ve kemalat / tecelliyât-ı cemal ve kemâlât

  • İlâhî mükemmelliklerin ve güzelliklerin yansımaları.

tecelliyat-ı cemaliye ve celaliye / tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye

  • Allah'ın güzellik ve yücelik sıfatlarının yansımaları.

tecelliyat-ı cemaliye ve celaliye ve kemaliye / tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye ve kemâliye

  • Allah'ın güzellik ve yücelik ve mükemmellikle ilgili sıfatlarının yansımaları.

tenasüb

  • Uygunluk, uyma, tutma. Yakınlaşma.
  • Anlamca birbirine uygun kelimeleri bir arada söze güzellik vermek amacı ile kullanmak.
  • Uygunluk, uyma, tutma. Yakınlaşma.
  • Nisbet, kıyas.
  • İki adet birbirine nisbet edilerek yapılan hesap usulü.
  • Edb: Mânaca birbirine uygun kelimeleri bir arada söze güzellik vermek maksadı ile zikretmek.

tuba / tûbâ

  • Ne hoş. Ne iyi. Her şeyin iyisi ve efdali.
  • İyilik, güzellik. Baht.
  • Cennette bulunan ve kökü göklerde dalları aşağıda olan ağaç ismi.
  • Çok berrak ve saf olan.
  • Saâdet. Hayır. Devlet.
  • Güzellik, cennet ağacı.

ulviyet-i üslup / ulviyet-i üslûp

  • Üsluptaki güzellik, yücelik.

üslub-u bedi / üslûb-u bedî

  • Eşsiz güzellikteki ifade tarzı.

vecahet

  • Güzellik, güzel yüzlülük, gösterişlilik.
  • Haysiyet, şeref, onur, itibar.

velvele-i istihsan

  • Güzellikleri pek çok dille bir arada haykıran sesler.

velvele-i takdir ve istihsan

  • Takdirleri ve güzellikleri pek çok dille bir arada haykıran sesler.

velvele-i teşhir ve takdis

  • Güzellikleri sergilemek ve bütün eksikliklerden uzak görmeyi dile getiren sesler.

vesam

  • (Vesâmet) Güzel olma. Güzellik.

ya cemil / yâ cemîl

  • Ey bütün güzelliklerin sahibi ve sonsuz güzellik sahibi Allah.

zat-ı celil-i zülcemal / zât-ı celîl-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik ve haşmet sahibi Zât, Allah.

zat-ı cemil-i zülcelal / zât-ı cemîl-i zülcelâl

  • Sınırsız yücelik ve haşmetiyle beraber, sonsuz güzellik sahibi olan Zât, Allah.

zat-ı cemil-i zülkemal / zât-ı cemîl-i zülkemal

  • Sonsuz mükemmellik ve güzellik sahibi Allah.

zat-ı kerim-i zülcemal / zât-ı kerîm-i zülcemâl

  • Sonsuz güzellik ve cömertlik sahibi Allah.

zat-ı zülcemal / zât-ı zülcemâl

  • Sonsuz güzellik sahibi Zât, Allah.

zat-ı zülcemal ve kemal / zât-ı zülcemâl ve kemâl

  • Sonsuz güzellik ve mükemmellik sahibi olan Zât, Allah.

zerafet / zerâfet

  • Zariflik, incelik, güzellik.