LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Güçlü ifadesini içeren 151 kelime bulundu...

akli burhan / aklî burhan

  • Güçlü ve sarsılmaz, akla ve mantığa uygun kesin delil.

akva / akvâ

  • Çok güçlü, en kuvvetli.

akviya

  • (Tekili: Kavi) Sağlam ve güçlü olanlar. Kuvvetliler.

alaka-i şedide-i uhuvvetkarane / alâka-i şedide-i uhuvvetkârane

  • Kardeşlik gibi çok sağlam ve güçlü ilgi, alâka.

alic / âlic

  • İki hörgüçlü büyük deve. Yumuşak nesne.
  • Kırda bir kumlu yer.
  • Alcân dedikleri otu yiyen deve.

ammus

  • Güçlü ve kuvvetli kişi.

ana' / anâ'

  • Zahmet, meşakkat, güçlük, zorluk.

anye

  • Güçlük, engel, zorluk, meşakkat.

asar / asâr

  • Fakirlik.
  • Güçlük.
  • Şiddet.

asur / asûr

  • Zorluk. Güçlük.

batiş

  • (Batş. dan) Sertlikle, şiddetle hareket eden. Güçlü.

belzi

  • Muhkem, güçlü, sağlam deve.

berahin / berâhîn

  • Kesin deliller, güçlü kanıtlar.

berahin-i katıa / berâhin-i katıa

  • Kat'î burhanlar; güçlü ve sarsılmaz kesin deliller.

berahin-i latife / berâhîn-i lâtife

  • İnce ve güçlü deliller.

bezim

  • Kuvvetli, güçlü kişi.
  • Hiddet ve kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden kişi.

bittariki'l-evla / bittarîki'l-evlâ

  • Daha kolay yolla, daha güçlü bir öncelikle.

bü's

  • Güçlük, zorluk.
  • Fakirlik.

bürhan / bürhân

  • Güçlü delil, sarsılmaz kanıt.

burhan-ı azim / burhan-ı azîm

  • Büyük, güçlü delil.

burhan-ı münevver

  • Nurlanmış güçlü delil.

burhan-ı tevhid

  • Tevhidin sarsılmaz delili; herşeyin bir olan Allah'a ait olduğunu gösteren güçlü ve sarsılmaz delil.

burhan-ı yakini / burhan-ı yakînî

  • Şüphelerden uzak, güçlü ve sarsılmaz kesin delil.

bürhin

  • Zahmet, güçlük, zorluk.

cay-i işkal / cây-i işkâl

  • Güçlük, zorluk, müşkülât noktası.

cebbar / cebbâr / جبار

  • Zorba. (Arapça)
  • Güçlü. (Arapça)
  • Tanrı. (Arapça)
  • Tuttuğunu koparan, becerikli. (Arapça)

ceyş-i usret

  • Güçlük ordusu.

cezalet / cezâlet

  • Güçlü ve akıcı ifade.

cezalet-i beyan / cezâlet-i beyan

  • Anlatım ve ifadedeki güçlülük, güzellik.

cezalet-i beyaniye / cezâlet-i beyaniye

  • Akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım.

cezalet-i nazm

  • Dizilişindeki güzellik ve güçlülük.

cezalet-i nizam / cezâlet-i nizam

  • Tertip ve düzenin güçlülüğü, uygunluğu.

da'bel

  • Kurbağa yumurtası.
  • Güçlü, kuvvetli deve.

dabenti / dabentî

  • Güçlü, kuvvetli kimse.

dalalete seyf-i hemta / dalâlete seyf-i hemta

  • Sapkınlık ve inkarcılık düşüncesini yok edecek seviyede güçlü olan kılıç.

darbe-i kudret

  • Güçlü bir darbe.

davban

  • Güçlü, büyük deve.

deman

  • Heyecanlı. Hiddetli, hiddete kapılmış. (Farsça)
  • Vakit, zaman. An. (Farsça)
  • Bağırıp çağırma, feryat, figân. (Farsça)
  • Heybetli, güçlü, kuvvetli, azametli, cesim. (Farsça)
  • Kükremiş. (Farsça)

dı'bil

  • Belâ.
  • Meşakkat, güçlük.

duş-u himmet / dûş-u himmet

  • Himmet omuzu, güçlü himmet.

düşvari / düşvarî

  • Zorluk, güçlük, suubet. (Farsça)

el-hükmü li'l-galib

  • Hüküm güçlü ve kuvvetli olanındır.

emare-i kaviye

  • Güçlü ve sağlam işaret.

esedullahü'l-galib hz. ali (r.a.)

  • Allah'ın güçlü arslanı Hz. Ali.

ezl

  • Güçlük.
  • Darlık.
  • Hapsetmek.

fazl-ı israil-i kudret / fazl-ı isrâil-i kudret

  • Lâkabı İsrâîl olan güçlü Yakup'un (a.s.) üstünlüğü, fazileti.

gılk

  • Acip ve garip.
  • Zahmet, meşakkat, güçlük.

hads

  • Güçlü sezgi, seziş.

hads-i imani / hads-i imanî

  • İmandan kaynaklanan güçlü sezgi.

hads-i kalbi / hads-i kalbî

  • Kalbin güçlü sezişi.

hads-i mukni

  • İkna eden güçlü sezgi ve kavrayış.

hadsi / hadsî

  • Güçlü bir sezgi, seziş; zihnin bir vasıtaya ihtiyaç duymaksızın kalbe gelen güçlü ve kesin bir sezgi ile hızla hükmettiği doğru bilgi.

harac

  • Güçlük, sıkıntı, eziyet.
  • Bir farzı yapma veya haramdan sakınma esnâsında karşılaşılan güçlük.
  • Müslüman olmayan vatandaşlardan seneden seneye alınan toprak vergisi.

haslet-i hamra / haslet-i hamrâ

  • Güçlü haslet; hamiyet, gayret ve mahçubiyetten kaynaklanan ve yüz kızarması şeklinde kendini gösteren haslet.

hecin / hecîn / هجين

  • İki hörgüçlü deve. (Arapça)

henk

  • Darlık. Güçlük zorluk.

hüccet-i iman

  • Güçlü ve sarsılmaz iman delili.

hüccet-i rahmet-i alem / hüccet-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmeti gösteren kesin ve güçlü delil.

hutub

  • Zorluk, güçlük.
  • (Tekili: Hatb) İşler, maslahatlar. Mes'eleler.

i'tisar

  • Zorluk, güçlük, meşakkat.

iksir-i hayat / iksir-i hayât

  • Hayat verici güçlü ilâç.

iksir-i ism-i azam / iksir-i ism-i âzam

  • Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olan isminin güçlü tesiri.

iktidar / iktidâr / اقتدار

  • Güçlülük.
  • Güçlülük, kudret. (Arapça)
  • Görev başındaki yönetim. (Arapça)

iktidarlı

  • Güçlü, kuvvetli.

iktiham

  • Hücum ve istilâ eylemek.
  • Dayanmak. Tahammül etmek. Katlanmak. Güçlükleri yenmek.
  • Mülâhazasız bir işe başlamak.
  • Bir şeyi hakir addetmek.

imaret kemeri

  • Eskiden medresenin en güçlü, kuvvetli, kıdemli ve sözü dinlenen talebesi hakkında kullanılır bir tabirdi. Ayrıca bu tabir, medrese talebelerinden iaşe işlerine bakmak üzere bir sene müddetle seçilenler hakkında da kullanılırdı. Bunlar, bellerine kemer taktıkları için bu isim verilmişti.

intibah-ı kavi / intibah-ı kavî

  • Güçlü, kuvvetli uyanış.

istinbat

  • Bir söz veya bir işten gizli bir mânâyı meydana koymak.
  • Müçtehid veya büyük bir âlimin gizli bir mânâyı içtihadı ile meydana çıkarması.
  • Bir mes'eleyi derin tetkik ile meydana çıkarması.
  • Bir mes'eleyi derin tetkik neticesinde kaynaklarından güçlükle anlamak.

istis'ab

  • Zor addetmek. Güç saymak.
  • Güçlük çekmek.

izz

  • Kıymet. Değer. Güçlü oluş. Alikadir olmak. Kavi. Şerif. Azim.

kadir / kadîr / kâdir / قادر / قدیر

  • Güçlü.
  • Güçlü. (Arapça)
  • Çok güçlü. (Arapça)

kadir-i mutlak

  • Mutlak güçlü (Allah).

kadirane / kadîrâne

  • Güçlü olarak.

kadiriyet / kadîriyet

  • Güçlülük.

kar'uş

  • İki hörgüçlü deve.
  • Arslan eniği.

karva

  • Uzun hörgüçlü deve.

kavi / kavî / قوی

  • Sağlam, metin, zorlu, kuvvetli, güçlü.
  • Varlıklı, zengin, sâlih, emin, mutemed.
  • Kuvvetli, güçlü.
  • Güvenilir, sağlam.
  • Güçlü, kuvvetli.
  • Güçlü. (Arapça)

kemal-i selaset ve cezalet / kemâl-i selâset ve cezâlet

  • Çok güçlü, akıcı ve güzel anlatım.

kırmil

  • (Çoğulu: Karâmil) Azgın devenin yavrusu.
  • İki hörgüçlü deve.

kıyas-ı evlevi / kıyas-ı evlevî

  • Evlâ kıyas; fer'deki illetin asıldaki illetten daha güçlü olduğu kıyas türü.

kıyas-ı hadsi-i hafi / kıyas-ı hadsî-i hafî

  • Gizli olan hükmün illetine (sebebine) güçlü bir sezgi ile (zihnin hemen intikali olan hads ile) ulaşmak sûretiyle yapılan kıyas; yani peygamberlik sebebi olan bütün peygamberlerdeki esasların Peygamber Efendimizdeki (a.s.m.) esaslar ile kıyaslanmasıdır ki, zihin bu esasların Peygamber Efendimizde da

koç yiğit

  • Güçlü kuvvetli, bahadır, gözünü budaktan sakınmaz, cengâver.

kudret

  • Güç, güçlü olma.
  • Allahü teâlânın sıfat-ı sübûtiyyesinden biri. Allahü teâlânın her şeye gücünün yetmesi.
  • Kullara âit sınırlı olan güç, kuvvet.

külfet

  • Güçlük, zorluk.

kur'an-ı bahirü'l-burhan / kur'ân-ı bâhirü'l-burhan

  • Kesin, güçlü ve apaçık delillere sahip olan Kur'ân.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

kuvvet-i irtibat

  • Güçlü bağlantı.

kuvvet-i itminan

  • Güçlü bir güven, tam bir kalp rahatlığı.

labirent

  • Bir defa içine girildiğinde çıkış yolu çok güçlükle bulunabilen bina. (Fransızca)
  • Çok karışık ve birbirini kesen yol. (Fransızca)

ma'sere

  • (Ma'seret) Zorluk, güçlük.

manevi tefsir / mânevî tefsir

  • Kur'ân-ı Kerimin işaret ettiği hakikatleri asrın ilmî gelişmeleri ışığında ortaya koyarak, iman hakikatlerini güçlü ve sarsılmaz delillerle açıklayan, yorumlayan eser.

mayedar / mâyedar / مایه دار

  • Mayalı. (Farsça)
  • Paralı. (Farsça)
  • Mal sahibi. (Farsça)
  • Güçlü. (Farsça)

menaat

  • Sarplık, çetinlik, kavilik, güçlük.

merid / merîd

  • Katı, yoğun. Güçlü, kuvvetli kimse.
  • Süt içinde ıslatılıp yumuşatılan hurma.
  • Baş kaldıran. Sadece fesadlık çıkaran. İnatçı. Şerli. Haddini aşmakta, azgınlıkta ve günahkârlıkta çok ileri gitmiş olan.

mesaib

  • Felâketler. Uğursuzluklar. Suubetler. Güçlükler.
  • Musibetler.
  • Güçlükler.

mesaib-i dehr / mesâib-i dehr

  • Zamanın musibetleri, felâket ve güçlükleri.

mesaib-i dünyeviye

  • Dünya musibetleri ve güçlükleri.

meşakk

  • Meşakkatler, güçlükler.

meşakkat / مشقت

  • Zahmet. Sıkıntı. Güçlük. Zorluk.
  • Güçlük.
  • Zahmet, güçlük, zorluk, sıkıntı.
  • Zorluk, güçlük, zahmet.
  • Sıkıntı, güçlük. (Arapça)
  • Meşakkat çekmek: Sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak. (Arapça)

mezheb taklidi

  • Amelde yapılacak işlerde bir müctehidin ictihâdlarına, fetvâlarına tâbi olma. Mevcût dört hak mezhebden birini öğrenip, kabûllenip, onunla amel etme.
  • Dört mezhebden birine uyan kimsenin bir işi yapmada ihtiyâç veya zarûret (başka hiçbir çâre bulunmama) veya meşakkat (güçlük) bulundu

muasere

  • Fakirlik.
  • Zorluk, güçlük.

muid / muîd

  • Yardımcı. Mubassır.
  • Dersi iade eden, tekrar ettiren. Muallim yardımcısı.
  • Geri çevirtici.
  • Bir şeyi âdet edinmiş olan.
  • Tecrübeli. Hâzık.
  • Güçlü. Kuvvetli.
  • Arslan.
  • Gazâ ve cihad eden kimse.

muktedir / مقتدر / مُقْتَدِرْ

  • Güçlü, kuvvetli, becerikli. İşe gücü yeten. İktidarlı.
  • Güçlü, iktidar sahibi.
  • Güçlü, iktidarlı. (Arapça)
  • Güçlü.

müşkil

  • (Müşkile) Zorluk, güçlük, zor olan iş. Çetinlik.
  • Edb: Mânasının derinliği veya edebi bir san'atla ifade edilmiş olmasından dolayı teemmül ve tefekkürsüz anlaşılmayacak derecede hafî olan lâfızdır. Mânaca nass'ın mukabilidir.

müşkilat / müşkilât / مشكلات

  • Güçlükler, zorluklar.
  • Güçlükler, zorluklar. (Arapça)
  • Müşkilat çekmek: Zorluk çekmek, sıkıntı çekmek. (Arapça)

müşkulat / müşkûlât

  • Güçlükler, zorluklar.

müşkülat / müşkülât

  • Zorluklar, güçlükler.

müşkülat-ı hadis / müşkülât-ı hadîs

  • Hadîs ilminine ait anlama güçlükleri, zorlukları.

mütezakkım

  • (Çoğulu: Mütezakkımîn) Güçlükle ve zorla yutan. Tezakkum eden.

mütezakkımane / mütezakkımâne

  • Güçlükle ve zorla yutarak. (Farsça)

müzayaka

  • Sıkıntı, darlık, güçlük.

nekare / nekâre

  • Güçlük, zorluk.
  • Belirsizlik.

nirumend

  • Güçlü, kuvvetli, zorlu. (Farsça)

nirumendi / nirumendî

  • Kuvvetlilik, zorluluk, güçlülük. (Farsça)

nükre

  • Bilinmezlik.
  • Zorluk, güçlük.
  • Kabile ismi.

rasiha / râsiha

  • Çok sert ve katı, güçlü bir şekilde yerleşmiş.

ruyin-ten

  • Güçlü kuvvetli, tunç vücutlu. (Farsça)

sa'b

  • (Çoğulu: Sıâb) (Suubet. den) Zor, güç, çetin.
  • Zorlu, güçlü kuvvetli.

sahih ehadis / sahih ehâdîs

  • Sahih hadisler; Peygamber Efendimize (a.s.m.) ait olduğu kesin olarak bilinen ve doğru sened ve güçlü râvîlerle aktarılan hadisler.

saht

  • Zor güç,
  • Sert, katı, çetin.
  • Güçlü, kuvvetli, sağlam.

sahti

  • Sertlik, katılık. (Farsça)
  • Güçlük. (Farsça)
  • Sıkıntı. (Farsça)

şanezen

  • (Çoğulu: Şanezenân) Baş tarayan. (Farsça)
  • Mc: Güçlükleri çözen. Zorlukları yenen. (Farsça)

satvet / سطوت

  • Güçlülük. (Arapça)

şedidü'ş-sekime / şedîdü'ş-sekîme

  • Karşı koymaya muktedir, sebatlı ve çok güçlü.

şems-i şevket-i islamiye / şems-i şevket-i islâmiye

  • Güçlü ve haşmetli olan İslâm güneşi.

serpençe

  • Güçlü kuvvetli kimse. (Farsça)

şetut

  • Büyük hörgüçlü dişi deve.

şetuti / şetutî

  • Büyük hörgüçlü deve.

sıab

  • (Tekili: Sa'b) Güçlükler, zorluklar. Zor ve çetin şeyler.

şiddet-i hamiyet-i islamiye / şiddet-i hamiyet-i islâmiye

  • İslâmî fedakârlık duygusunun güçlü olması.

şiddet-i ittisal

  • Güçlü bağ, irtibat.

şiddet-i şefkat ve rikkat

  • Çok güçlü şefkat ve acıma duygusu.

şikl

  • Güçlük.
  • Naz.

su'ubet / su'ûbet / صعوبت

  • Güçlük. (Arapça)

sünuh

  • (Çoğulu: Sünuhat) Çok düşünmeden akla ve kalbe gelen mânâ.
  • Zuhur etmek. Vaki olmak.
  • Sözü kinâye ve târiz ile söylemek.
  • Kolay olmak.
  • Birini güçlüğe düşürmek.

suubet / suûbet

  • Zorluk, güçlük.
  • Zorluk, güçlük.
  • Zorluk, güçlük.

tabaver

  • (Tâb-âver) Güçlü, kuvvetli. Dayanıklı. Dayanan. (Farsça)

tava'ur

  • Güçlük, zorluk.

tegalgul

  • Hoş kokulu şeyler sürünmek.
  • Zorluk, çetinlik, güçlük.
  • Bir şeyin, ilmin içine çok dalmak.
  • Çetinlik, güçlük.

tevana / tevânâ / توانا

  • (Tüvânâ) Güçlü, kuvvetli, iktidarlı. (Farsça)
  • Güçlü. (Farsça)

tiryak / tiryâk

  • Güçlü derman, ilâç.

tiryak-ı şafi / tiryak-ı şâfi

  • Şifalı, şifa verici güçlü ilâç.

tüvana / tüvânâ / توانا

  • Güçlü. (Farsça)

usr / عسر

  • Güçlük, zorluk. Zor iş.
  • Sıkıntı. Darlık. Kıtlık.
  • Güçlük. (Arapça)

usra

  • Güçlük, zorluk.

usret / عسرت

  • Zorluk, güçlük. Darlık, sıkıntı. İşlemezlik.
  • Güçlük, sıkıntı, zorluk. (Arapça)

usret-i hazm

  • Hazım güçlüğü, sindirim zorluğu.

vahamet

  • Zor, güçlük.
  • Ağırlık. Tehlike. Muhatara. Neticesi fena.
  • Hazım güçlüğü, sindirim zorluğu.
  • Korkulacak hal, tehlikeli vaziyet.
  • Güçlük, tehlike.

vehamet / vehâmet

  • Güçlük, tehlike.

ya'lul

  • (Çoğulu: Yeâlil) Beyaz bulut.
  • Su üzerinde peydâ olan kabarcık.
  • Çift hörgüçlü deve.

yealil

  • (Tekili: Ya'lul) Suları berrak ve saf akan göller.
  • Beyaz bulutlar.
  • Su üzerinde meydana gelen kabarcıklar.
  • Çift hörgüçlü develer.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR