LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Gûlam ifadesini içeren 74 kelime bulundu...

adat-ı küfriye ve zalimane / âdât-ı küfriye ve zâlimâne

  • İnkâra ait ve zâlimlere yakışan âdet ve uygulamalar.

adem-i salabet / adem-i salâbet

  • Dinin emirlerini korumada ve uygulamadaki ciddiyetsizlik, gevşeklik.

adet-i kavmiye ve muhitiye / âdet-i kavmiye ve muhitiye

  • Yerel ve genel çerçevede âdet olan uygulama.

ahlak-ı ameli / ahlâk-ı amelî / اخلاق عملى

  • Uygulamadaki ahlak anlayışı.

ahmediyye

  • Evliyânın gözbebeği İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Bu yola Müceddidiyye-i Ahmediyye de denir.
  • Hindistan'da Gulam Ahmed Kâdiyânî tarafından kurulan sapık bir yol.

ahz

  • Alma, tutma, kabzetme,
  • Kabul etme.
  • Tessellüm.
  • Sorgulama.

akd / عقد

  • Düğümleme, bağlama. (Arapça)
  • Nikah. (Arapça)
  • Kararlaştırma. (Arapça)
  • Kurma. (Arapça)
  • Akdedilmek: Yapılmak, uygulanmak, icra edilmek. (Arapça)
  • Akdetmek/eylemek: Yapmak, uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma yapmak, sözleşme yap (Arapça)

amel

  • Yapma, uygulama; dinin emirlerini yerine getirme.
  • İş, çalışma, uygulama.

ameli / amelî / عملى

  • İş olarak, uygulamalı.
  • Pratik, uygulamalı. (Arapça)

ameliyat / ameliyât / عمليات

  • Uygulamalar, tatbikler, pratikler.
  • İşlemler, uygulamalar. (Arapça)
  • Ameliyat. (Arapça)

ameliyat-ı dahiliye

  • İç operasyon, sıkı yönetim uygulamaları.

ameliye / عمليه

  • İşlem, uygulama. (Arapça)

bed muamele

  • Kötü uygulama.

bid'at

  • Aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan yeni âdet ve uygulamalar.

bid'atkarane / bid'atkârâne

  • Aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışarak.

bid'iyyat / bid'iyyât

  • Bid'alar; aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamalar.

cim

  • Gulamperest olan kimse.

düsturü'l-amel

  • Davranış kuralı, uygulama prensibi.

ehl-i bid'a

  • Dinin aslında olmadığı halde, sonradan çıkarılan zararlı âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışanlar.

ehl-i bid'a ve ilhad / ehl-i bid'a ve ilhâd

  • Dinin aslında olmadığı halde, sonradan çıkarılan zararlı âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışanlar ve inkârcılar.

ehl-i dalalet ve bid'a / ehl-i dalâlet ve bid'a

  • Dinin aslında olmadığı halde, sonradan çıkarılan zararlı âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışan, doğru ve hak yoldan sapmış olanlar.

fiiliyat

  • Fiiller, uygulamalar.

garaib-i icraat

  • Alışılmışın dışında garip uygulamalar, faaliyetler.

gılman

  • (Tekili: Gulâm) Bıyığı yeni bitmiş gençler.
  • Cennet'te hizmet gören delikanlılar.
  • Köleler, esirler.

gılme

  • (Tekili: Gulâm) Delikanlılar, gençler.
  • Esirler, köleler.

gulme

  • (Bak: GULAME)

hidayete getirme

  • Doğru ve hak olan İslâma çağırma, İslâmın kurallarını uygulamaya davet etme.

icra / icrâ

  • Uygulama, yapma.

icra etmek / icrâ etmek

  • Uygulamaya koymak.

icraat / icrâât

  • Uygulamalar, yapmalar.

icraatçı

  • Bir uygulamayı doğrudan kendi iradesiyle yapan.

infaz / infâz / انفاذ

  • Emri yerine getirme; uygulama.
  • Uygulama, yerine getirme, yapma. (Arapça)

infaz-ı ahkam / infaz-ı ahkâm

  • Hükümleri yerine getirme, uygulama.

isticvab / isticvâb

  • İsticvâb etmek: Sorgulamak.

istifham-ı istihfaf

  • Hafife alır tarzda sorgulama.

istintak / istintâk / استنطاق / اِستِنْطَاقْ

  • İfade alma, sorgulama.
  • Sorgulama. (Arapça)
  • İstintâk etmek: Sorgulamak, sorguya çekmek. (Arapça)
  • Konuşmasını isteme, sorgulama.

kadiyanilik / kâdiyânîlik

  • On dokuzuncu yüzyılda, Hindistan'da Mirzâ Gulâm Ahmed tarafından kurulan bozuk yol. Kurucusunun doğum yeri olan Kâdiyan kasabasına nisbetle bu adla anılmaktadır. İsmine nisbetle, Ahmediyye de denilmektedir.

kesb

  • İnsandaki seçme hareketi, istek, ihtiyâr. İsteğin uygulama safhasına sokularak ortaya konulması.
  • Kazanmak, kazanç.

kuvveden fiile çıkma

  • Potansiyel özellikleri dışa yansıtma, uygulama.

mahiyet-i ameliye

  • Tatbik ve uygulamanın mahiyeti, özelliği.

meşveret-i meşrua

  • İslâmın sınırlarını ve özelliklerini belirlediği istişare ve danışma uygulaması.

mevki-i tatbik

  • Uygulama yeri, makamı.

muahaze / muâhaze

  • Sorgulama.

muaheze / muâheze / مُؤَاخَذَه

  • Sorgulama, hesaba çekme.
  • Sorgulama, azarlama.
  • Sorgulama.

muamelat-ı zahiriye / muâmelât-ı zâhiriye

  • Görünürdeki uygulamalar.

muamele-i imani / muamele-i imanî

  • İmânı temel alarak yapılan uygulama.

mucib-i muaheze / mûcib-i muâheze / مُوجِبِ مُؤَاخَذَه

  • Sorgulama gerektiren.

münker

  • İslâmın reddettiği kötü davranş ve uygulama.

mürevvic-i amal / mürevvic-i âmâl

  • Uygulamaya sokmaya çalışan, yapmaya teşvik eden.

pratik

  • Uygulama.

rejim-i bid'akarane / rejim-i bid'akârâne

  • Bid'aları, dinin aslından olmayan zararlı âdet ve uygulamaları getiren rejim.

saha-yı fiil / sâha-yı fiil

  • Uygulama alanı.

saha-yı tatbik / sâha-yı tatbik

  • Uygulama sahası, alanı.

salabet-i diniye / salâbet-i diniye

  • Dinin emirlerini korumakta ve uygulamadaki ciddiyet.

salabet-i imaniye / salâbet-i imaniye

  • İman sağlamlığı; dinin emirlerini korumada ve uygulamada ciddiyet ve sağlamlık.

şirhar

  • Tar: Acemiliğe alınmayan veya sayısı beşten az olan esirlerden bir kısmı. Pencik kanuni hükümlerine göre esirler: Şirhâr, beççe, gulamçe, gulâm, sakallı ve pir olmak üzere sınıflara ayrılır ve bu tertibe göre vergiye tâbi tutulurdu. Üç yaşına kadar olan çocuklara, süt emen mânâsına gelen şirhâr; üç (Farsça)

siyasat / siyâsât

  • Siyasetler, siyasî uygulamalar.

tahşidat-ı kur'aniye / tahşidat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın tahşidatı; Kur'ânın bazı konular üzerinde yaptığı vurgulamalar.

tarz-ı tatbik

  • Uygulama tarzı.

tasarrufat-ı beşeriye / tasarrufât-ı beşeriye

  • İnsanların gerçekleştirdikleri tavır, davranış, faaliyet ve uygulamalar.

tatbik / tatbîk / تطبيق / تَطْب۪يقْ

  • Uygulama.
  • Uygulama.
  • Uygulama. (Arapça)
  • Uygulama.

tatbik etme

  • Uygulama.

tatbik etmek

  • Uygulamak.

tatbik-i amel / tatbîk-i amel / تَطْبِيقِ عَمَلْ

  • Amel ve işini uygulama.

tatbikat / tatbîkat / تطبيقات

  • Uygulamalar.
  • Uygulamalar. (Arapça)
  • Tatbikat. (Arapça)
  • Tatbîkat yapmak: Uygulama yapmak. (Arapça)

tatbiki / tatbîkî / تطبيقى

  • Uygulamalı. (Arapça)

teamül / teâmül / تعامل

  • Alışılagelmiş uygulama. (Arapça)
  • İş. (Arapça)
  • Tepkime. (Arapça)

teamülat / teâmülât / تعاملات

  • Alışılagelmiş uygulamalar. (Arapça)

teknik

  • Maddî ilimlerin uygulaması.

temayül-ü adalet / temâyül-ü adalet

  • Adaleti uygulamaya yönelik eğilim gösterme.

tenfiz

  • Uygulama, etkileme.

tesis-i ahkam-ı risalet / tesis-i ahkâm-ı risalet

  • Peygamberlik makâmının hükümlerinin tesisi, uygulamaya konulması.

vech-i tatbik

  • Uygulama yönü, açısı.

veçh-i tatbik

  • Uygulama yönü.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR