LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Gözlem ifadesini içeren 74 kelime bulundu...

adem-i tarassut

  • Gözlemlememe.

adese-i ayniyye

  • Gözleme merceği.

ashab-ı şuhud

  • Görülmeyen âlemlerdeki hakikatleri gözlemleyebilen kişiler.

baky

  • Bakmak, nazar.
  • Muntazır olup yol gözlemek.

ehl-i keşf

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar.

ehl-i keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar.

ehl-i keşif ve keramet

  • Allah'ın bir ikramı olarak, olağanüstü hal ve hareketlerin kendilerinde görüldüğü velî zâtlar ve mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler.

ehl-i keşif ve velayet / ehl-i keşif ve velâyet

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler.

ehl-i keşif ve zevk ve şuhud ve müşahede

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip olan veli zâtlar (k-ş-f;.

ehl-i tahkik ve keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar.

ehl-i velayet ve şuhud / ehl-i velâyet ve şuhud

  • Mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip insanlar, velîler.

ersad

  • (Tekili: Rasad) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler.

hallakıyet-i umumiye / hallâkıyet-i umumîye

  • Bütün varlıklar âleminde gözlemlenen Allah'ın yaratıcılık özelliği.

hazine-i hassa-i rahmet nazırı / hazine-i hassa-i rahmet nâzırı

  • İlahi rahmetin çok özel hazinelerinin gözlemcisi.

iftiras

  • Fırsat gözlemek. Fırsatı ganimet bilmek.

ıhdar

  • Kendini gözlemek.
  • Bir yerde durmak, ikâmet.

intihaz

  • Fırsat bilip kaçırmamak. Fırsat gözlemek.

intizar

  • (Nazar. dan) Gözlemek. Ümidederek beklemek.
  • Bekleme, gözleme.

irtikab

  • Bekleme, gözleme.
  • Ümit etme, umma.

kilaet

  • Korumak. Gözlemek. Muhafaza.

ma'kul ilimler / ma'kûl ilimler

  • His organları ile duyularak, akıl ile incelenerek, tecrübe (deney, gözlem) ile ve hesâb edilerek elde edilen ilimler, fen bilgileri.

mazgal

  • yun. Eskiden kale, hisar, sur veya şato duvarlarında açılan iç yanı geniş, dış yanı dar gözleme siperi.

meşhud

  • Şahit olunan, görülen, gözlemlenen.

meşhudat / meşhudât / meşhûdât

  • Gözlemler, görülen şeyler.
  • Yapılan gözlemler.

meşhudatça

  • Gözlemce.

meşmeşiye

  • Bazı evliyanın keşfen gözlemledikleri gaybî veya misâlî bir âlem.

mirsad / mirsâd / مرصاد

  • Gözlemevi, gözlem yeri. (Arapça)

mirsad-ı tefekkür

  • Tefekküre sebep olan gözlem.

müşahedat / müşâhedât / müşahedât / مشاهدات

  • Gözlemler.
  • Gözlemler.
  • Gözlemler. (Arapça)

müşahedat-ı beşeriye

  • İnsanların gözlemleri, şahit olduğu olaylar.

müşahedat-ı vakıa / müşahedat-ı vâkıa

  • Olgular, gerçekler üzerinde yapılan müşahedeler, gözlemler.

müşahede / müşâhede / مشاهده / مُشَاهَدَه

  • Görme, gözlem.
  • Gözlem.
  • Gözlem. (Arapça)
  • Müşâhede edilmek: Gözlemlenmek. (Arapça)
  • Müşâhede olunmak: Gözlemlenmek. (Arapça)
  • Görme, gözlemleme.

müşahede eden

  • Gören, gözlemleyen.

müşahede edici

  • Gözlemci.

müşahede edilen

  • Gözlemlenen.

müşahede etme

  • Seyretme, gözlemleme.

müşahede etmek

  • Görmek, gözlemlemek.

müşahedet

  • Gözlem, deney, tecrübe.

müşahedeten / müşâhedeten

  • Gözlemle.
  • Gözlemle.

müşahedetullah

  • Varlıklar üzerinde Allah'ın isim ve sıfatlarının yansımalarını gözlemleme.

müşahitlik

  • Gözlemcilik.

muttali olan

  • Bir bilgiye ulaşan, gözlemleyen.

nazır-ı mahir / nâzır-ı mâhir

  • Becerikli gözlemci.

nazırlık / nâzırlık

  • Gözlemcilik, gözeticilik.

nazırsız / nâzırsız

  • Gözlemcisiz.

pozitivizm

  • Gerçeğin deney ve gözlemle elde edilebileceği görüşünü savunan felsefî doktrin.

rasad / رصد / رَصَدْ

  • Gözleme, gözetme, gözlem.
  • Pusu tutma.
  • Gözlem. (Arapça)
  • Gözetleme. (Arapça)
  • Rasad edilmek: Gözlemlenmek. (Arapça)
  • Rasad etmek: (Arapça)
  • Gözlem yapmak. (Arapça)
  • Gözetlemek. (Arapça)
  • Gözlem.

rasadgah / rasadgâh

  • Bekleme yeri, gözetleme yeri. Gözlemevi. (Farsça)

rasadhane / رصدخانه

  • Gözlemevi. (Arapça - Farsça)

rasadi / rasadî / رصدی

  • Gözlemle ilgili. (Arapça)

rasat ehli

  • Gözlemci, gözetleyen.

rasathane / rasathâne

  • Gök cisimlerinin hareket ve yerlerini tespit ve takip için kurulan gözlem evi.
  • Gözlem evi.

rasd

  • Yol gözlemek.

rassad / رصاد

  • Gözlemci, gözlem yapan. (Arapça)

rekabet

  • Gözleme, gözetleme.
  • Kendi işini yürütmeye çalışma.
  • Benzerleriyle yarışa çıkma.

şuhud / şuhûd

  • Şahit olma, gözlemleme.

şuhud-u kevniye

  • Kâinatta görünüp yaşanan şeyler, gözlemler.

ta'kib

  • Gözlemek.
  • Yolunda gitmek.
  • Peşinden yürümek.
  • Suçlunun suçunu araştırmak.
  • Bir kimsenin aynı senede yine gazaya gitmesi.
  • Bir şeyi ciddiyetle istemek.

tarassud / ترصد

  • Gözleme. (Arapça)
  • Tarassud edilmek: Gözlenmek. (Arapça)
  • Tarassud etmek: Gözlemek. (Arapça)

tarassudat / tarassudât

  • Gözlemeler.
  • (Tekili: Tarassud) Gözlemler, tarassutlar, gözetlemeler.

tatallu'

  • Nazar etmek, bakmak.
  • Beklemek, gözlemek, muntazır olmak.

tatalu'

  • Birbirine bakmak. Gözlemek.

tecribi ilimler / tecribî ilimler

  • Tecribe ve müşâhede (gözlem) ile elde edilen bilgiler, ulûm-i akliyye (aklî ilimler).

teetti

  • Asan olmak, kolaylaşmak.
  • Beklemek, gözlemek.

telaum

  • Muntazır olmak, gözlemek, beklemek.

telebbüd

  • Birbiri üstüne yığılmak.
  • Bir yere gizlenip av gözlemek.

televvüm

  • Muntazır olmak, beklemek, gözlemek.
  • Kabul etmemek.

temaşa / temâşâ

  • Görme, gözlem yapma.

temaşa ehli / temâşâ ehli

  • Gözlemci, gözetleyen.

temaşa etme

  • Bakma, seyretme, gözlem yapma.

temaşager / temâşâger

  • Seyirci, gözlemci.

terakkub

  • Bekleme, gözetleme, yol gözleme.
  • Ümit etme.
  • Muntazır olma.

tevhid-i şuhud / tevhid-i şuhûd

  • Görünen ve gözlemlenen herşeyi bir olan Allah'a verme ve Ona ait kılma.

vaziyet-i meşhude / vaziyet-i meşhûde

  • Gözlemlenen durum.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR