LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Görüntü ifadesini içeren 84 kelime bulundu...

aks-i misal

  • Görüntünün yansıması.

aks-i misali / aks-i misalî

  • Yansıma; (aynada yansıyan) görüntü.

alem-i misal / âlem-i misâl

  • Görüntüler âlemi.

alem-i misali / âlem-i misalî

  • Görüntüler âlemi; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

alem-i misaliye / âlem-i misaliye

  • Bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

alem-i suver / âlem-i suver

  • Sûretler âlemi, görüntüler dünyası.

beden-i misali / beden-i misalî

  • Görüntüden ibaret beden.

celb-i suret ve savt

  • Görüntü ve sesi nakletmek.

cilve

  • Yansıma, görüntü.

cilve-i akis

  • Yansımanın görüntüsü.

cilve-i bedayi / cilve-i bedâyi

  • Benzersiz san'atların tecellîleri, görüntüleri.

cilve-i cemal / cilve-i cemâl

  • Güzelliğin görüntüsü.

cilve-i cemal ve kemal / cilve-i cemâl ve kemâl

  • Güzellik ve mükemmelliğin yansıması, görüntüsü.

cilve-i cemal-i esma / cilve-i cemâl-i esmâ

  • İsimlerin güzelliklerinin görüntüsü.

cilve-i esma / cilve-i esmâ

  • Allah'ın isimlerinin görüntüsü, yansıması.

cilve-i esma-i ilahiye / cilve-i esmâ-i ilâhiye

  • Allah'ın isimlerinin görüntüsü, aksi.

cilve-i etem

  • Tam yansıma ve görüntü.

cilve-i etemm

  • Tam yansıma ve görüntü.

cilve-i ferdiyet

  • Bir ve benzersiz oluşun görüntüsü.

cilve-i hassa ve mümtaze / cilve-i hâssa ve mümtaze

  • Çok özel ve seçkin yansıma, görüntü.

cilve-i hayat

  • Hayat görüntüsü, yansıması.

cilve-i hayat-ı sermedi / cilve-i hayat-ı sermedî

  • Sürekli ve sonsuz olan bir hayatın görüntüsü, aksi.

cilve-i i'caz / cilve-i i'câz

  • Mu'cizeliğin görüntüsü, yansıması.

cilve-i in'ikas / cilve-i in'ikâs

  • Görüntünün yansıması.

cilve-i merhamet

  • Merhamet cilvesi, görüntüsü.

cilve-i misaliye / cilve-i misâliye

  • Şeffaf şeyler üzerinde yansıyan görüntüler.

cilve-i nakş

  • Nakşın cilvesi, görüntüsü.

cilve-i rabbaniye / cilve-i rabbâniye

  • Allah'ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin ve onları terbiye, idare ve egemenliği altında bulundurmasının izi, görüntüsü.

cilve-i rahmet

  • Rahmetin cilvesi, görüntüsü.

cilve-i saltanat

  • Saltanatın görüntüsü.

cilve-i sırr-ı i'caz / cilve-i sırr-ı i'câz

  • Mu'cizelik sırrının cilvesi, yansıma ve görüntüsü.

cilve-i tevhid

  • Tevhid cilvesi, görüntüsü.

cilve-i vahdaniyet / cilve-i vahdâniyet

  • Cenab-ı Allah'ın birlik görüntüsü.

cilve-i vahdet

  • Allah'ın birliğinin görüntüsü.

cilve-i zat

  • Zâtın görüntüsü.

cilve-i zati / cilve-i zâtî

  • Bir şeyin bizzat kendisine ait görüntüsü.

cilve-i zatiye / cilve-i zâtiye

  • Zâtının, aynının görüntüsü, yansıması.

elvah-ı misaliye / elvâh-ı misâliye

  • Herşeyin görüntülerinin kaydedildiği tablolar.

hayalet / hayâlet

  • Gerçek olmayan görüntü.

ilm-i huduri / ilm-i hudûrî

  • Bir şeyi, zihinde onun sûreti (görüntüsü) meydana gelmeksizin bilmek.

ilm-i husuli / ilm-i husûlî

  • Bir şeyi onun sûreti, görüntüsü zihinde bulunduğu müddetçe bilmek. O şeyin zihindeki sûreti yok olunca, o şey unutulur. Bundan dolayı ilm-i husûlî devamlı değildir.

kemal-i şetaret / kemâl-i şetâret

  • Mükemmel bir özgüven ve görüntü.

levh-i misali / levh-i misâlî / لَوْحِ مِثَالِي

  • Üzerinde görüntülerin yansıdığı levha.
  • Herşeyin görüntülerinin muhafaza edildiği levha.

mahall-i tecelli / mahall-i tecellî

  • Görüntünün, aksin belirdiği yer.

mazhar-ı cami' / mazhar-ı câmi'

  • Kapsamlı bir görüntü yeri.

misali alem / misalî âlem

  • Görüntüden ibaret, rüya âlemi.

sahife-i misaliye

  • Misalî, görüntüden ibaret sayfa.

şekl-i manevi / şekl-i mânevî

  • Mânevî şekil, görüntü.

serab-ı gurur

  • Gurur serabı; çöldeki aldatıcı su görüntüsü gibi insanları aldatan gurur.

suret-i hakikiye / sûret-i hakikiye

  • Gerçek sûret, şekil, görüntü.

suret-i maddiye

  • Maddî suret, şeklî görüntü.

suret-i mahsusa

  • Özel bir şekil, görüntü.

suret-i misaliye

  • Yansıyan görüntü.

suret-i muamele

  • Davranış şekli, görüntüsü.

suret-i teşekkül

  • Meydana gelen şekil, görüntü.

suret-i vahşiyane / sûret-i vahşiyâne

  • Görenleri ürküten ve korkutan görüntü.

suret-i zaife-i vahiye / suret-i zaife-i vâhiye / sûret-i zaife-i vâhiye

  • Zayıf ve esassız görüntü.
  • Zayıf ve yıkılmaya mahkum görüntü, şekil.

suver-i mevcudat

  • Varlıkların görüntüleri.

suver-i mülevvese

  • Pis, kirli görüntüler.

tayf

  • Hayâlî görüntü.

teayyün-i imkani / teayyün-i imkânî

  • İnsanın hakîkati olan teayyün-i vücûbîsinin zılli yâni görüntüsü. Ehlullah (evliyâ) kendi yaratılışlarına, güçlerine göre tasavvuf mertebelerine kavuşmakta birbirlerinden çok ayrıdırlar. Evliyâ arasında Allahü teâlânın ismine kavuşanlar pek azdır. Ço ğu bu ismin teayyün-i imkânîsine kavuşmuştur. (İm

tecelli-i aks / tecellî-i aks

  • Yansımanın görüntüsü.

tecelli-i ef'al / tecellî-i ef'âl

  • Sâlikin, yâni tasavvuf yolcusunun, kulların fiillerini Allahü teâlânın fiilinin zılleri (görüntüleri) olarak görmesi ve bu fiillerin varlığının O'nun fiili ile olduğunu bilmesi. Âlem-i Emrin ilk adımında olan tecellîler.

tecelli-i kudret ve hikmet / tecellî-i kudret ve hikmet

  • Allah'ın kudret ve hikmet görüntüsü.

tecelli-i muhabbet / tecellî-i muhabbet

  • Sevgi yansıması, görüntüsü.

tecelli-i suri / tecellî-i sûrî

  • Zât-ı ilâhînin veya isimlerinin kendilerinin değil, sûretlerinin, görüntülerinin tecellîsi.

tecelli-i timsal / tecellî-i timsal

  • Görüntünün belirmesi, yansıması.

tecellidar / tecellîdar

  • Görüntü veren, görüntülü.

tecelliyat-ı cemaliye / tecelliyât-ı cemâliye

  • Allah'ın sonsuz güzelliğinin yansımaları, görüntüleri.

tecelliyat-ı icadiye / tecelliyât-ı icadiye

  • Allah'ın yarattığı eserler, icad görüntüleri.

tecelliyat-ı nuraniye / tecelliyât-ı nuraniye

  • Parlak, nuranî görüntüler.

temessül etme

  • Benzeme, aynı görüntüyü yansıtma.

tersim

  • Resim ve görüntü olarak yansıtma.

tezahürat-ı hayat

  • Hayat belirtileri ve görüntüleri.

tezahürat-ı hayatiye / tezahürât-ı hayatiye

  • Hayat belirtileri ve görüntüleri.

timsal

  • Görüntü, yansıma.

timsal-i aks

  • Yansımanın görüntüsü.

timsal-i nurani / timsal-i nurâni

  • Nurlu ve aydınlık görüntü, yansıma.

timsal-i şahsiyet

  • Şahsiyetin heykeli; kişiliğin yansıması, görüntüsü.

timsal-i şems

  • Güneşin yansıyan görüntüsü.

vücud-u misali / vücûd-u misâlî / وُجُودُ مِثَال۪ي

  • Görüntüden ibâret varlık.

vücud-u misaliye

  • Görüntüden ibaret vücut.

zıll makamı / zıll makâmı

  • Tasavvuf yolunda bir makâm, derece. Tasavvufta asla kavuşmadan önce, aslın görüntülerinin ele geçtiği makam.

zıll-i zalil / zıll-i zalîl

  • Gölgenin gölgesi, zayıf gölge (güneşin aynadaki görüntüsüne "güneşin gölgesi" denir).

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR