LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Görüş ifadesini içeren 256 kelime bulundu...

adalet-i mahz

  • Tam ve mükemmel adalet; "ferdin hukuku asla fedâ edilemez" görüşündeki adalet.

adalet-i mahza / adâlet-i mahzâ

  • Tam adâlet; "ferdin hukuku hiçbirşey için fedâ edilemez" görüşünde olan adalet anlayışı.

adem-i basiret

  • Basiretsizlik, görüşsüzlük.

afak

  • Ufuklar. Yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak dâire.
  • Etraf. Cihetler.
  • Mc: Görüş ve dönüş sınırları. (Zıddı: Enfüs'dür.)

agnostik

  • fels. Agnostisizm görüşünü benimseyen.

agnostisizm

  • fels. Gerçeğin, mutlak hakikatın bilinemez olduğunu; insanın gerçeği, tam uygun bilgiyi elde edecek yaradılışta olmadığını kabul eden felsefe görüşü.

ahirbin / âhirbîn / آخربين

  • İleri görüşlü. (Arapça - Farsça)

ahmak

  • Aklı az, görüşü kısa olan.

akibet-bin / âkibet-bin

  • İleri görüşlü. Sonunu evvelden gören. (Farsça)

akıbetbin / âkıbetbîn / عاقبت بين

  • Âkıbeti gören; ileri görüşlü.
  • Sonu gören, ileri görüşlü. (Arapça - Farsça)

akl-ı evvel

  • "İlk akıl, Allah'ın yarattığı ilk mahlûk" mânâsında bazı eski filozofların görüşü.

akl-ı mead / akl-ı meâd

  • Ebedî rahata kavuşmak, Cennet'te ebedî kalmak ve Cehennem azâbından kurtulmak için hâlini ıslâh etmeyi, düzeltmeyi düşünen, uzak görüşlü, dünyâya değil, âhirete değer veren akıl.

akl-ı sakim / akl-ı sakîm

  • Kısa görüşlü akıl. Düşündükleri şeylerde ve yaptıkları işlerde yanılan ve çok kere pişmanlığa sebeb olan akıl.

akval-i müfessirin / akvâl-i müfessirîn

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir edip yorumlayan âlimlerin görüşleri.

alinazar / âlînazar / عالى نظر

  • Yüksek görüşlü. (Arapça)

anarşizm

  • Anarşiyi istiyen tahribci bir nazariye. Anarşistlik. İnsanın insan tarafından idaresi esasına dayanan her türlü devlet, hukuk düzenlerinin adaletsiz, haksız ve zulüm olduğunu iddia eden ve devletsiz, kanunsuz, her insanın kendi başına buyruk yaşıyacağı bir düzensizlik istiyenlerin görüşü.

anese

  • Ünsiyet etmek. Karşılıklı görüşmek, arkadaş olmak, yakınlık göstermek. (Vahşetin zıddı)

ara-i mütekabile / ârâ-i mütekâbile

  • Karşılıklı görüşler.

basair

  • (Tekili: Basiret) Basiretler. İbretli görüşler. Deliller. İbretler. Hüccet ve bürhanlar. Gözler.
  • Kalb duyguları.

basar

  • Görme, görüş, görme yeteneği.
  • Zihnî algı.

basari / basarî

  • (Basar. dan) Görüşle ilgili olan, görmeye ait.

basire / basîre

  • Görme kuvveti, görüş.

basiret / basîret / بصيرت

  • Doğru görüş, gönül gözü ile görme, uyanıklık.
  • İleri görüşlülük, seziş.
  • İleri görüş, kuvvetli seziş.
  • Görüş, ileriyi görme gücü. (Arapça)

basiretli

  • İleri görüşlü, ferasetli.

basiretsiz

  • Ferasetsiz, görüşü ve sezişi yetersiz.

bedbin

  • Kötü görüşlü. Ümidsiz. Her şeyin fena cihetini görmek isteyen. Bed ve fena görüp, beğenmez, istihsan etmez olan. (Farsça)

bedih-ül butlan

  • Bâtıl olduğu âşikar surette belli. Bâtıl, haksız bir hüküm veya görüş olduğu herkesçe bilinen.

bilmüzakere / بالمذاكره

  • Görüşülerek. (Arapça)

biniş

  • Basiret, görüş, görme kabiliyeti. (Farsça)
  • Mülâkat. (Farsça)

bolşevik / بُولْشَوِيكْ

  • Çoğunluktan yana anlamına gelen Rusça kelime, 1903 yılında düzenlenen Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin İkinci Kongresi'nde Vladimir Lenin ve Julius Martov arasında yeni kurulmakta olan partinin üyelik tanımı üzerine başlayan görüş ayrılığı sonucu yaşanan ayrışmadaki taraflardan Lenin yanlısı grup.

bolşeviklik

  • Bolşevik, çoğunluktan yana anlamına gelen Rusça kelime, 1903 yılında düzenlenen Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin İkinci Kongresi'nde Vladimir Lenin ve Julius Martov arasında yeni kurulmakta olan partinin üyelik tanımı üzerine başlayan görüş ayrılığı sonucu yaşanan ayrışmadaki taraflardan Lenin yanlısı grup. Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça çoğunluk anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır.

    Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği'ni kuracaklardır.


Bolşevizm

  • Rusça'da çoğunluk anlamına gelir.

    Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDIP) içindeki ayrılıkta Lenin ile aynı görüşü savunanlar kongre çoğunluğu sağlamışlar ve bu tarihten sonra Leninist görüşleri savunmanın diğer adı Bolşevizim olmuştur. Bu kelimenin Rusça'daki zıddı; Menşevik.

    Bu kongrede azınlıkta kalan grup ise Menşevikler olarak adlandırılmıştır. Marksist literatürde menşevik bir hakaret olarak kullanılır.

çağdışı

  • Askerliğe alınma çağı dışında.
  • Çağın fikirlerine felsefesine uymayan. Bu mânada bazı kimselerin kelimeyi hakaret olarak kullanmaları dar görüşlülüğün ve cehaletin neticesidir. Çünkü çağın insanlık için zararlı öyle fikirleri ve felsefeleri vardır ki, gelecek devirler bunu anladıkları

cehbez

  • (Çoğulu: Cehâbize) Basiretli, ileri görüşlü kimse.

celse-i muhakeme

  • Mahkeme heyetinin görüşme boyunca yaptığı oturum, yargılama duruşması.

cezaü'ş-şart

  • Şart cümlesinin karşılığı ve cevabı olarak gelen kısım, meselâ, "gelirsen görüşürüz" cümlesinde "görüşürüz" cezaü'ş-şarttır.

cihet-i ittifaki / cihet-i ittifakî

  • Görüş birliğiyle kabul edilen yön, taraf.

daire-i nazar

  • Görüş dairesi, bakış açısı.

daire-i şuhud

  • Görüş dâiresi.

darvincilik

  • 19. yy.da yaşamış İngiliz düşünürü Darwin'in kurduğu bir nazariye, görüş.

deha

  • Çok akıllılık. Zekiliğin ve anlayışlılığın son derecesi. İleri görüşlülük, geniş ve çok güzel fikir sâhibi olmak.

deha-i fenni / deha-i fennî

  • Fen ve dünyevi ilimlerde çok ileri görüşlülük ve harika zekâlı olmak.

deneycilik

  • (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müş

dermeyan

  • Görüş belirtme, ileri sürme.

didar / dîdâr / دیدار

  • Mülâkat, görüş. (Farsça)
  • Görünme. (Farsça)
  • Yüz. Çehre. (Farsça)
  • Görüş kuvveti, göz. (Farsça)
  • Açık, meydanda. (Farsça)
  • Görüşme, buluşma. (Farsça)
  • Yüz. (Farsça)

durendiş / dûrendîş / دوراندیش

  • İleri görüşlü, ileriyi düşünen. (Farsça)

efkar-ı saibe / efkâr-ı saibe

  • İsabetli görüşler, doğru düşünceler.

ehl / اهل

  • Maharet sahibi. (Arapça)
  • Evcil. (Arapça)
  • Bir yerde ikamet eden. (Arapça)
  • Bir yere veya görüşe mensup. (Arapça)

ehl-i nazar ve felsefe

  • Tecrübeye dayanarak görüş ve düşünce sahibi olanlar ve felsefeciler.

eklektizm

  • yun. Fls: Birbirinden farklı görüşlerin bazı ortak taraflarını bulup uzlaştırıcı bir görüş ileri sürme.

eluf

  • Ülfeti fazla, herkesle konuşup görüşmeye alışık olan kimse.

enfüsi / enfüsî

  • Bir kimseye mahsus görüş ve düşünüş. Nefse, kendi hayatına aid, dâhile aid. (Subjektif) (Objektifin zıddı)

enva-ı tabiin / envâ-ı tâbiîn

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş olan Müslümanların oluşturduğu gruplar.

enzar

  • (Tekili: Nazar) Bakışlar, görüşler. Seyr.

enzar-ı dikkat

  • Dikkatli bakışlar, dikkatli görüşler.

enzar-ı melaike / enzar-ı melâike

  • Meleklerin nazarları ve görüşleri.

enzar-ı nas / enzâr-ı nâs

  • İnsanların bakışları, görüşleri.

esnaf-ı tabiin / esnaf-ı tâbiîn

  • Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş, ders almış olanların oluşturduğu sınıflar.

felsefe

  • Madde, hayat, yaratılış, kâinât, ruh, ölüm, ölüm sonrası gibi konularda insan gücünün akla dayanarak ortaya koyduğu düşünce ve görüşlerin tamâmı. Beğendiği düşüncelerini hakîkat olarak anlatmak, yaldızlı, heyecan verici laflarla inandırmaya çalışmak. Tecrübeye, hesâba dayanmayan şahsî düşünceler.

fetva / فَتْوَا

  • Din adamlarının İslami konularda belirttiği görüş.

fikir teatisi

  • Görüş alışverişi.

fırka-i dalle / fırka-i dâlle

  • Âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere kendi görüş ve akıllarına göre mânâ vererek, doğru yoldan ayrılıp dalâlete (yanlış ve bozuk yollara) sapmış fırkalardan her biri.

germ-ülfet

  • Görüşmesi hararetli olan, hararetli ve sıkı-fıkı görüşen. (Farsça)

girgin

  • Her yere sokulan, herkesle görüşen, sokulgan.
  • Mensub, alâkalı, müteallik.

hadid-ün nazar

  • Görüşü keskin olan.

halvetgah / halvetgâh

  • Tek başına oturup ibadetle vakit geçirilen yer. (Farsça)
  • Halvet yeri. Gizli olarak görüşülecek yer. (Farsça)

halvethane

  • Gizli ibadet yeri. (Farsça)
  • Gizli konuşup görüşmeye mahsus yer. (Farsça)

hasan-ı basri

  • (Hi: 21-110) En ileri Tâbiînden olup hadis ve fıkıhta büyük âlimlerdendir. Basra'da medfundur. Mezheb sahibi bir müçtehiddir. Sahabe-i Kiram'dan 130 zat ile görüşmüş, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace kendisinden hadis nakletmişlerdir.

hasb-i hal

  • Halleşme. Görüşüp konuşma.

hasbihal / hasbihâl

  • Görüşüp konuşma.
  • Birine hâlini, vaziyetini anlatıp düşüncelerini sorma, görüş alışverişinde bulunma, danışma.

hatırat

  • (Tekili: Hâtıra) Hâtıralar. Hatırda kalan şeyler.
  • Edb: Bir adamın yaşadığı zamana, bulunduğu işlere, görüştüğü kimselere dair düşüncelerini ve duygularını hâvi olmak üzere yazdığı eser.

heshese

  • Karışıp görüşme.

hiddet-i basar

  • Görüş keskinliği.

hikmet-i felsefiye

  • Felsefî görüş, bilgi.

hükema-i işrakıyyun / hükema-i işrâkıyyun

  • Bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunan filozoflar.

hükema-yı işrakıyyun / hükema-yı işrâkıyyun

  • Bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunan İslâm filozofları.

hulul / hulûl

  • İlâhî sıfatların mahlûklar ile bütünleştiği onlara nüfuz ettiği esasına dayalı bâtıl bir görüş.

hulul etmek / hulûl etmek

  • Girmek, yer etmek; bir cismin başka bir cisme girmesi, iki şeyin birleşmesi. Allahü teâlânın kula girmesi sûretiyle onun ilâhlaştığını kabûl edenlerin bozuk ve yanlış görüşü.

icma-ı manevi / icmâ-ı mânevî

  • Mânevi olarak görüş birliğine varma; uzmanların aynı konuyu faklı tarzlarda belirtmeleriyle veya susmak sûretiyle onu tasdik etmeleriyle görüş birliğine varmaları.

icma-ı millet

  • Milletin görüş birliğine varması.

icma-ı ümmet / icmâ-ı ümmet

  • Büyük fakihlerin dinle ilgili bir konuda görüş birliğinde olmaları.

ictihad / ictihâd / اجتهاد

  • Çalışma, çabalama. (Arapça)
  • Görüş. (Arapça)
  • Dinî kaynaklar ışığında görüş bildirme. (Arapça)

ihata-i nazar / ihâta-i nazar

  • Görüş ufku.

ihtilaf noktaları / ihtilâf noktaları

  • Uyuşmazlık olan, hakkında ortak görüş bulunmayan noktalar.

ihtilafi yerler / ihtilâfî yerler

  • Üzerinde görüş birliğine varılmayan yerler.

ihtilat / ihtilât / اختلاط

  • Karışmak, karışıp görüşmek.
  • Karışma, karışıp görüşme komplikasyon.
  • Karışıp görüşmek.
  • Karışma, görüşme.
  • Karışma. (Arapça)
  • Görüşme, kaynaşma. (Arapça)
  • İhtilât etmek: Karışmak. (Arapça)

ihtilatat / ihtilâtat

  • Karışmalar, görüşmeler.

ind / عند

  • Kat. (Arapça)
  • Görüş. (Arapça)
  • Yan. (Arapça)

indiyyat

  • (Tekili: İndî) Birinin kendince uydurduğu şeyler. Bir kimsenin kendi görüş ve inanışına göre söylediği sözleri.

indiyye

  • Kendi görüşüne tabi olan.

intıba'

  • Görüş ve anlayış. Kalb ve ruhta hâsıl olan te'sir.
  • Matbu' olmak, tab' olmak, basılmak.

inzimam-ı rey

  • Görüş birliği, aynı görüşü paylaşma.

ispirtizma

  • Ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün bulunduğuna inanan görüş ve bu maksatla yapılan tecrübeler. (Fransızca)

ispritizma

  • Ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün olduğuna inanan görüş ve bu maksatla yapılan deneyler.

işrakiyun / işrâkiyun

  • Bilginin kaynağının mânevi aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünde olan İslâm felsefecileri.

işrakıyyun / işrâkıyyun

  • Bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunanlar.

istikamet-i nazar

  • Görüşün doğruluğu.

itilaf / itilâf / ائتلاف

  • Anlaşmak. Görüşmek. Uyuşmak. Muvafakat.
  • Cem' olmak, birikmek.
  • Uzlaşma, görüş birliğine varma. (Arapça)
  • Alışma. (Arapça)

ittifaki noktalar / ittifakî noktalar

  • Üzerinde görüş birliğine varılan noktalar.

kab-ı kavseyn

  • Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda Cenâb-ı Hakla bu makamda bizzat görüşmüştür.

kàb-ı kavseyn

  • Cenâb-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miraçta bu makamda bizzat Allah'la görüşmüştür.

kabul-i adem

  • Kalben ademi kabul etmektir. Hakkı inkâr etmek, hatalı bir hüküm ve itikattır. Hak mesleği kabul etmeyip indi ve şahsi görüşünü ileri sürerek başka bir yolda gitmektir, bir iltizamdır. İmânın zıddına şahsi görüşüne tâbi olmak, bâtılı kabul etmektir.

kanaat / kanâat / قَنَاعَتْ

  • Görüş, fikir.
  • Kısmetine razı olma.
  • Görüş, düşünce.

kanaat-i ilmiye

  • İlmî kanaat, ilmî görüş.

kanaat-i siyasiye

  • Siyasî kanaat, görüş.

kasır-ül basar

  • Görüşü kısa.
  • Kısa görüşlü, dar düşünceli.

kasir-ül basar / kasîr-ül basar

  • Dar görüşlü, basireti kısa.
  • Miyop.

kàsırünnazar

  • Dar görüşlü.

kasirünnazar / kasîrünnazar

  • Dar görüşlü.

kasr-ı nazar / قَصْرِ نَظَرْ

  • Kısa nazar, kısa görüş.
  • Dar görüşlülük.

kat'-i rahm

  • Sıla-i rahmi yâni akrabâ ile görüşmeyi, haberleşmeyi kesme.

keyfiyet-i telakki / keyfiyet-i telâkki

  • Görüş ve anlayış keyfiyeti, kabul niteliği.

kubbe altı

  • Tar: Topkapı Sarayı'nda başta sadrazam olmak üzere devlet adamlarının ve vezirlerin toplanıp devlet işlerini görüştükleri yer.

kutah-bin / kûtah-bîn

  • Neticeyi göremiyen, basiretsiz, kısa görüşlü. (Farsça)

kutahnazar / kûtahnazar / كوتاه نظر

  • Kıt görüşlü, basiretsiz. (Farsça - Arapça)

kutehbin / kûtehbîn

  • Kısa görüşlü. İleriyi göremez. (Farsça)

kutehendiş / kûtehendiş

  • Sonunu ve istikbali düşünmeyen. Kısa görüşlü. (Farsça)

layiha / lâyiha

  • Herhangi bir konuda bir görüş ve düşünceyi bildiren yazı.

leyyin-ül canib / leyyin-ül cânib

  • Görüşülmesi kolay, mütevâzi, kibirsiz kimse. Kanı sıcak insan.

lika

  • Kavuşmak. Rast gelip buluşmak. Görüşmek. Yalnız görüşmek.
  • Yüz, sima, çehre.

lika-i ilahi / lika-i ilâhî

  • Allah'a kavuşma; İlâhî buluşma, görüşme.

lütre

  • Ancak konuşanların anlıyabileceği, başkalarının anlıyamıyacağı şekilde görüşülen uydurma dil, kuşdili. (Farsça)
  • Boşboğaz. (Farsça)

mahafil

  • (Tekili: Mahfil) Mahfiller.
  • Toplantı yerleri. Oturulup görüşülecek yerler.
  • Büyük câmilerde eskiden hükümdarlara veya müezzinlere ayrılmış ve etrafı parmaklıklarla çevrilmiş olan yerler.

mahfil

  • (Çoğulu: Mahâfil) Toplanılacak yer. Toplantı ve görüşme yeri.
  • Büyük câmilerde eskiden pâdişahlara veya müezzinlere ayrılmış olan etrâfı parmaklıklarla çevrilmiş yüksekçe yer.

manzur-u üstadane / manzûr-u üstadâne

  • Siz Üstadımın nazarına, görüşüne.

materyalizm

  • Allahü teâlâyı inkâr ve maddeyi her şeyin esâsı kabûl eden görüş, düşünce; toplum hayâtını ve fertler arasındaki münâsebetleri ve davranışları belirleyen tek faktörün madde olduğunu savunan felsefe akımı; maddecilik.

maturidi / maturidî

  • Mâturidi Mezhebi ve bu mezhebden olan. Semerkand şehrinin Mâturid köyünden olan Ebu Mansur-u Mâturidi'yi (Hicri: 280-332) itikadda imam olarak kabul edenler. Amelde Hanefi Mezhebinden olanlar, itikadda Maturidi mezhebindendir. Çünkü bu Zât, Ehl-i Sünnet itikadına muhalif görüşleri, eserleri ile redd

meclis

  • Oturulacak, toplanılacak yer.
  • Görüşülecek bir mes'ele için bir araya gelmiş insan topluluğu.
  • Devlet işlerini görüşmek üzere Millet Vekillerinin toplandıkları büyük bina.

medd-i nazar

  • Görüş ufku; görüş mesafesi.

mekki / mekkî

  • Peygamber efendimizin Mekke-i mükerremeden, Medîne-i münevvereye hicretinden (göç etmesinden) önce nâzil olan (inen) âyet-i kerîmeler. Âyet-i kerîmelerin Mekkî olmalarında âlimlerin arasında meşhûr olan görüş budur. Bu hususta başka görüşler de vardır.

menfi siyasetçilerin fetvaları / menfi siyasetçilerin fetvâları

  • Siyaseti kötüye kullanan veya rakiplerini yok etmeye yönelik siyaset yapan kişilerin ortaya attıkları hükümler, görüşler.

mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilafiye / mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilâfiye

  • İhtilaf konusu olan, hakkında farklı görüş belirtilebilen cüz'î (bireylerle ilgili) ve fer'î (imanla ilgili olmayan, amellerle ilgili) meseleler.

mesail-i hilafiye / mesail-i hilâfiye

  • İhtilâf mevzuu olan, hakkında farklı görüş belirtilebilen meseleler.

meşhudiyyet

  • Gözle görüş. şâhid oluş. şâhidlik.

meşveret

  • Danışma. Konuşup anlaşma. Fikir edinmek için konuşup görüşme. Görüşme meclisi.

meşveret etmek

  • Danışıp görüşmek, fikir alış venişinde bulunmak.

meşveret-i şer'iye

  • Şeriattaki istişare, işlerin istişare (danışıp görüşme) yoluyla halledilmesi, İslâmın öngördüğü meşveret.

mezheb

  • Gidilen yol, dinin esaslarında aynı ayrıntılarında farklı görüşler.

mu'aşeret / mu'âşeret

  • İnsanların birbirleriyle görüşmelerinde ve işlerinde karşılıklı uymaları gereken usûller, kurallar.

müanese

  • Dostane görmek, görüşmek. Karşılıklı ünsiyet etmek.

muarefe / muârefe

  • Karşılıklı görüşme ve tanışma.
  • Gr: Nekre olmayan kelime. Muayyen ve harf-i târifli olmak.
  • Karşılıklı görüşme, tanışma.

mucib-i bizzat

  • Her şeyi yapmaya bizzat mecbur olan, Cenâb-ı Hakkın iradesini inkâr eden felsefî görüş.

muhaverat

  • (Tekili: Muhavere) Konuşmalar. Muhâvereler. Karşılıklı görüşüp konuşmalar.

muhaverat-ı ehl-i islam / muhaverât-ı ehl-i islâm

  • Müslümanların fikir, görüş alış-verişleri, birbiriyle konuşmaları.

muhavere

  • (Çoğulu: Muhaverat) Konuşma. Görüşerek konuşma.

muhtelefun fiha / muhtelefun fîhâ

  • Hakkında görüş birliği olmayan, ihtilâflı.

mülakat / mülâkat / ملاقات

  • Kavuşma. Buluşma. Birleşme.
  • Resmi görüşme. Yüz yüze olma.
  • Karşılıklı görüşme.
  • Buluşma. (Arapça)
  • Görüşme. (Arapça)

mülakat etme / mülâkat etme

  • Görüşme.

mülaki / mülakî / mülâki / mülâkî / مُلَاق۪ي

  • Buluşan. Yüz yüze gelen. Görüşen. Kavuşan.
  • Mülâki olmak:
  • Karşılaşmak.
  • Görüşmek.
  • Buluşan, görüşen, konuşan.
  • Kavuşan, görüşen.

münazarat

  • (Tekili: Münazara) Görüşler, fikirler. Münazaralar.

münzevi

  • Yalnız başına çekilip kimse ile görüşmeyen, çekilip tek başına bir tarafta duran.
  • Yalnızlık içinde ibadet eden.

müracaat

  • (Rücu'. dan) Geri dönmek.
  • Baş vurmak, izin almak için veya bir iş için alâkadarlarla görüşmek.
  • Mütalâa istemek, danışmak.

musaddak-gerde-i erbab-ı basiret / musaddak-gerde-i erbâb-ı basiret

  • Basiret erbabınca tasdik edilmiş; kalp gözü açık olan ileri görüşlü kimseler tarafından onaylanmış.

musahabat

  • (Tekili: Musahebe) (Sohbet. den) Sohbetler, konuşup görüşmeler.

musahebe

  • Görüşmek, sohbet etmek. Arkadaşlık.

müşahedat

  • (Tekili: Müşahede) Gözle görülen şeyler.
  • Görüşler.
  • Keşifle seyredilenler.
  • Man: Mücerret his ile kat'iyyetle hüküm ve tasdik olunan kaziyeler.

müşavere / müşâvere

  • Aklı, fikri kuvvetli, ileriyi gören kimseler ile bir konu üzerinde konuşma, görüşme, danışma, meşveret etme, görüşüne baş vurma.

müşebbihe

  • Allahı insana benzeten sapık görüş.

mütalaa / مطالعه

  • Okuma. (Arapça)
  • Görüş. (Arapça)
  • İnceleme. (Arapça)

mütezavirin

  • (Tekili: Mütezavir) Birbirlerini gidip görenler, birbirleriyle gidip görüşenler, ziyaret edenler.

müzakerat

  • (Tekili: Müzâkere) Müzâkereler. Bir fikir hakkında karşılıklı görüşmeler. Bir arada muhtelif fikirleri beyan etmek.
  • Bir mesele hakkında karşılıklı görüş alışverişleri.

müzakere / مذاكره / müzâkere / مُذَاكَرَه

  • Karşılıklı fikir alışverişi, görüşme.
  • Bir iş hakkında konuşmak, bir iş için önceden danışıp görüşmek.
  • Talebenin derse çalışması.
  • Görüşme. (Arapça)
  • Görüşme.

nassiye

  • (yun: Dogmatizm) Fls: Bir görüşün doğruluğuna peşin olarak inanan ve bu inanışlarını tenkide tabi tutmayanların düşünüş tarzı. Son heceleri .. izm ile biten görüşler, taraftarlarınca peşin olarak kabul edildiklerinden birer dogmatik görüş örneğidir. Meselâ; komünizm, materyalizm, darvinizim, birer d

natüralizm

  • (Osm: Tabiiye) Fls: Kâinatta hâdiselerin ve varlıkların meydana gelişinde tabiat kuvvetleri dışında hiçbir sebep ve müessir kuvvet ve yaratıcı kabul etmeyen inkârcı, maddeci görüş.

nazar

  • Bakış, görüş, göz değmesi.

nazar-ı akıl

  • Akıl gözü; aklın görüşü, kavraması.

nazar-ı fikri / nazar-ı fikrî

  • Fikrî nazar, düşünceye ait bakış, görüş.

nazar-ı umumi / nazar-ı umumî

  • Genelin bakışı, görüşü.

nazari / nazarî

  • Nazara ve düşünceye ait. Yalnız görüş ve düşünce hâlinde bulunan ve tatbik edilmemiş hâlde olan bilgi.

nazarın kusuru

  • Bakış, görüşün kusuru ve kısalığı.

nazarınızda

  • Görüşünüzde.

nazariyat / nazariyât

  • Kitabî bilgiler, görüşler, ispatlanmamış düşünceler.
  • Teoriler, doğruluğu ispat edilmemiş görüşler.

nazariye

  • Yalnız görüş ve düşünce halinde olup uygulanmamış bilgi.
  • Görüş, ileri sürülen fikir.

nazariyet

  • Teorik; kesin olmayan ispatlanmamış ilmî görüş.

nazariyyat / nazariyyât

  • (Tekili: Nazariye) Görüşler. Düşünceler. Doğruluğu isbat edilmemiş ilmi görüşler.

nazarlı

  • Görüşlü, bakışlı.

nazır / nâzır

  • Gören, görücü.
  • Vakfın işlerini, dînin emirlerine uygun olarak idâre etmek üzere vâkıf (vakıf yapan) veya hâkim tarafından tâyin edilen mütevellînin vakıf işlerindeki tasarruflarını murâkabe (kontrol) etmesi ve gerektiğinde ona re'yleri (görüşleri) ile yardımcı o lması için vazîfelend

nedve

  • Yaşlık, nemlilik.
  • Meşveret etmek. Bir işi hakkında görüşmek.
  • Konuşmak.

nokta-i ittifak

  • Üzerinde görüş ve fikir birliği olan nokta.

nokta-i nazar / نقطهء نظر

  • Görüş, bir nevi fikir.
  • Görüş açısı, bakım.

noktainazar

  • Bakış açısı, görüş.

nur-u nazar

  • Görüş aydınlığı.

pişi / pişî

  • İlerleme, üstünlük, tefevvuk. (Farsça)
  • Önünü gören, ileri görüşlü. (Farsça)

pozitivizm

  • Gerçeğin deney ve gözlemle elde edilebileceği görüşünü savunan felsefî doktrin.

rasyonalizm

  • Fls: Akliyecilik. Her şeyin yalnız akıl ile bilinebileceğini iddia eden bir felsefi görüş. (Fransızca)

re'y / رأی

  • Görme, görüş.
  • Fikir, bir iş hakkında söylenen söz, oy.
  • Görüş, görmek, rey. Hüküm ve itikad. Kıyas etmek. Bir iş hakkında söylenen söz, fikir.
  • Görüş. (Arapça)
  • Oy. (Arapça)
  • Görüş. (Arapça)

re'y-i am / re'y-i âm

  • Umumun re'yi, ekseriyetin fikri. Umumun görüşü.

realizm

  • Umumi fikirleri birer hakikat sayan felsefi görüş. Hadiseleri olduğu gibi anlatma ve gösterme gayesi güden san'at çığırı, fikri.

rey

  • Oy, görüş, fikir.

rey-i ahmakane

  • Ahmakça bir görüş ve düşünce.

rey-i cumhur

  • Âlimler arasında çoğunluğun görüşü.

rey-i ekseriyet

  • Çoğunluğun görüşü.

rey-i vahid / rey-i vâhid

  • Tek bir görüş.

rüyet

  • Görüş, fikir, düşünce.

sahib-nazar

  • Görüşü, tecrübesi ve düşüncesi kuvvetli olan. (Farsça)

sahibnazar / sâhibnazar / صاحب نظر

  • Görüş sahibi, deneyimli. (Arapça - Farsça)

sathi nazar / sathî nazar

  • Sığ, yüzeysel bakış, görüş.

savab-endiş

  • Düşünce ve görüşü doğru olan.

semic

  • (Semc) Çirkin, kötü görüşlü.

servakt

  • Kimse bulunmayan boş oda veya daire. (Farsça)
  • Yalnız görüşülecek yer. (Farsça)

şifahi / şifahî

  • Sözle, görüşerek konuşma.

şıkk-ı muhalif

  • Karşıt görüş.

sıla-i rahim

  • Hısım akrabayı ve mü'minleri ziyaret etme, onlarla görüşme ve mektuplaşma; alâkayı devam ettirme.
  • Akrabanın kusurlarını affetme.

sınıf-ı tabiin / sınıf-ı tâbiîn

  • Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan ders almış olan Müslümanların topluluğu.

siyasetdaş

  • Aynı siyasî görüşü paylaşan.

skolastik

  • Orta Çağda Hıristiyan âleminde, papazların dinî görüşüne ve onların baskısı altındaki dinî fikirlerine göre verilen felsefî fikirler.
  • Lât. Kurun-u vustâda (Orta çağlarda) Hristiyan âleminde, papazların dinî görüşüne ve onların baskısı altındaki dinî fikirlerine göre yapılan tedrisat usulü.

solcu

  • solculuğu benimseyen, ilerici düşünceler taşıyan, toplumcu, ilerici (kimse, görüş).

sosyalizm

  • İktisadî teşebbüsleri ve teşekkülleri devlete vermek isteyen görüş. İştirakiyecilik. Güya, herkese müsavi mal verme esasını idare sisteminde yerleştirmeyi ve mal birliğini iddia eden ve insan fıtratına zıt olarak hürriyetleri daraltıcı ve din aleyhdarı bir sistem. Serserilere, zenginlerin mallarını (Fransızca)

spiritualizm

  • Fls: Ruh gibi maddî olmayan varlıkları kabul eden görüş ve düşünüş. Ruhiyatçılık. (Fransızca)

sübjektif

  • Bilen akıl ile alâkalı. (Fransızca)
  • Eşyanın hakikatına değil de ferdin düşünce ve duygularına dayanan. Şahsî görüşe göre olan. İndî, nefsî olan. (Fransızca)
  • Şahsî görüşe göre olan, indî.

şura-yı ümmet / şûrâ-yı ümmet

  • Milletin şûrâsı, Müslüman kanaat önderlerinin görüşü.

tabiat-ı saniye / tabiat-ı sâniye

  • İkincil yapı; ikinci derecede kalan yapı, dünya görüşü.

tabii / tabiî

  • Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ı sağ iken görmüş olan mü'minlerle yani Ashabla görüşmüş ve onlardan ders almış olan sâlih müslümanlar.

tabii felsefe / tabiî felsefe

  • Tabiatçı, materyalist felsefe; herşeyin tabiatın tesiriyle olduğunu savunan felsefî görüş.

tahtie / tahtîe

  • Hatâya düşürme; "Benim yolum doğrudur, hatâ ihtimali var. Başkalarının yolu hatâdır, doğru olma ihtimali var." görüşünde olmak.

tahtieci

  • "Doğru bir tanedir, fazla olmaz" diyerek muhataplarının görüşlerini hatâlı bulan kimselere metodoloji ilminde Tahtieci denir.

takıyye

  • İdâre, korunmak, sakınmak; iki yüzlülük; sevmediği kimse ile dost geçinmek. Bir kimsenin hakîkatte sâhib olduğu görüş ve inancını saklaması.

tal'at

  • Vecih, yüz. Çehre.
  • Görünüş. Görüşmek.
  • Güzellik.
  • Görmek.
  • Bir şeye çok rağbet etmek.

tarf

  • Görüş, bakış.

tarf'

  • Görüş, bakış.

taus-u yemeni / taus-u yemenî

  • Yemen'li Tâus Ebî Abdurrahman. (Kırk defa hacceden ve kırk sene yatsı abdesti ile sabah namazını kılan ve Sahabelerle görüşen ve Tâbiînin azîm imamlarından olan zât. (R.A.)

teba'ul

  • Kadının kocasıyla konuşup görüşmesi.

tebassur

  • Göz açıklığı, dikkat-i nazar. İleri görüş.

tecrid-i mutlak / tecrîd-i mutlak / تَجْر۪يدِ مُطْلَقْ

  • Hiç kimse ile görüştürmeme.

tednih

  • Zayıf görüş.
  • Oturmak, ikamet etmek, mukim olmak.

telaki / telâkî / تلاقى

  • Buluşma, görüşme. (Arapça)

telakki / telakkî / تلقى

  • Karşılamak. Almak. Kabul etmek.
  • Şahsi anlayış ve görüş.
  • Anlayış, görüş, değerlendirme. (Arapça)
  • Telakkî etmek: Anlamak, değerlendirmek. (Arapça)

telakkiyat / telakkiyât / تلقيات

  • (Tekili: Telakki) Şahsî anlayış ve görüşler.
  • Kabul etmeler. Telakkiler.
  • Görüşler, anlayışlar, değerlendirmeler. (Arapça)

telfik-i mezahib

  • Dinî bir mes'elede, hak mezheblerin aynı o mes'ele hakkındaki zıd görüşleri cem'etmekle bir mezheb yapmak. Bu zıd görüşlerle amel etmeyi caiz görür. Fukaha ise bu tarzı caiz görmemişlerdir.Tevhid-i mezahib ise: Hak mezheblerin mes'eleleri arasında, tercih yoluyla bazı mes'elelerini alıp bir mezheb y

temyizen

  • Bir üst mahkemede tekrar görüşülerek.

terai / teraî

  • Aynaya bakma.
  • Birbirini görmek ve görüşmek. Bir fikir hakkında mukabil görüş, endişe mülâhaza eylemek.
  • Hurmanın kuruyup renginin belli olması.

tercüman / ترجمان

  • Çevirmen. (Arapça)
  • Duyguları, görüşleri dile getiren. (Arapça)

tetbin

  • Fikrinde ve görüşünde dikkat etmek.

tevhid-i şuhud

  • Her nereye bakılırsa Allah'ın birliğini anlamak, hissetmek.
  • Görüş birliği.

tezekkür

  • Unuttuktan sonra hatıra getirmek. Zikretmek.
  • Bir şeyi ders gibi tekrar ile ezbere almak.
  • Birkaç kişi toplanıp iş üzerine görüşmek.
  • Akla getirme, hatırlama, anımsama.
  • Birkaç kişinin toplanarak bir işi konuşması, görüşme, müzakere etme.

tezyif etmek

  • Bir görüşü çürütmeye ve bozmaya çalışmak.

tilka'

  • Taraf, yön, cihet.
  • Hiza.
  • Mülâkat. Görüşmek ve buluşmak.

tinave

  • Müzakereyi terketmek. Görüşmeyi bırakmak.

ufk

  • Kıyı, kenar.
  • Rüzgârın estiği cihetler.
  • Ufuk. Gökle yerin birleşmiş gibi göründüğü yer. Görüşümüzün nihayetindeki yerler.
  • Mc: Görüş ve düşünüş derecesi.

ufk-u nazar

  • Bakış ufku, görüş mesafesi; insanın görebileceği alan.

ulema-yı işrakıyyun / ulema-yı işrâkıyyun

  • Bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunan âlimler.

ülfet / الفت

  • Alışma, alışkanlık. Birisiyle münasebette bulunmak. Ünsiyet. Ahbablık, dostluk. Huy etme. Görüşme, konuşma.
  • Alışma, kaynaşma.
  • Görüşme, konuşma.
  • Dostluk.
  • Dostluk. (Arapça)
  • Kaynaşma. (Arapça)
  • Görüşme, konuşma. (Arapça)
  • Ülfet etmek: (Arapça)
  • Dostluk kurmak. (Arapça)
  • Kaynaşmak, alışmak. (Arapça)
  • Görüşmek, konuşmak. (Arapça)

ulülebsar / ûlülebsâr / اولو الابصار

  • Görüş sahipleri. (Arapça)

ulum-u nazariye

  • Yalnız görüş halinde kalmış, tatbikata konulmamış ilimler, teoriler.

üveys-el karani / üveys-el karanî

  • Hz. Ebu Bekir ve Ömer (R.A.) devirlerinde Medine-i Münevvere'de çok hürmet gören ve Tabiînin büyüklerinden olup hadis-i şerif ile medh ü senâsı yapılan büyük bir veli. Peygamberimiz (A.S.M.) zamanında yaşamış ise de vâlidesine çok hürmetinden dolayı Peygamberimizle görüşememiş, fakat ona bütün ruh u

vahdet-i vücud

  • Varlıkların tek asıldan çıkma inanışı.. Tasavvufî bir görüş. Varoluşun tek kaynağa bağlılığı.

vahdet-i vücut

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık' adını almaya lâyık değiller" tarzında, Allah'tan başka varlıkları âdeta inkar eden bir tasavvufî görüş.

vahdetişuhud / vahdetişuhûd

  • Görüşte birlik.

vahdetü'l-vücud

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve varlık adını almaya lâyık değildirler" şeklinde bir görüş; Allah'tan başka varlıkları yok saymak.

vahdetü'l-vücud ehli

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık' adını almaya lâyık değiller" tarzındaki tasavvufî görüş sahipleri.

vahdetü'ş-şuhud

  • "Allah'tan başka herşeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi" tarzında tasavvufî bir görüş; Allah'tan başka varlıkları nisyan (unutma) perdesine sarmak.

vezanet

  • Fikir ve görüş isabeti.
  • Ölçülü olma.

yekcihet / یك جهت

  • Tek yön. (Farsça - Arapça)
  • Aynı görüşlü. (Farsça - Arapça)

yüksek nazar

  • İleri görüşlü olma.

zahip olmak

  • Gitmek, bir görüş veya fikre kapılmak.

zahiri mezheb / zâhirî mezheb

  • Huk: Hanefî imamlarından İmam-ı Muhammed'in (El-Mebsut, El-Câmi-üs Sagir, El-Câmi-ül Kebir, Ez-Ziyâdât, Es-Siyer-üs Sagir, Es-Siyer-ül Kebir) nâmları ile mâruf olan altı kitabında münderiç bulunan mes'elelere denir. Buna "Zâhir-ür rivâyât mesâili" denir. İmam bu eserlerde kendi fıkhî görüşlerini değ