LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ferr ifadesini içeren 34 kelime bulundu...

beytutet / beytûtet

  • (Beyt. den) Gece kalma, geceleme.
  • Ayırmak, teferruk.
  • Gece baskın yapmak.

ebadid

  • Müteferrik, dağınık.

fer

  • (Ferr) Geri çekilme, kaçma, firar.

ferraş

  • Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş; arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe'yi süpürenl

ferruh-fal / ferruh-fâl

  • Bahtı açık, şanslı, talihli, uğurlu.Ferruhî : f. Mübareklik, uğurluluk, meymenet. (Farsça)

hey'et-i mecmua

  • Bir şeyin teferruatına ve cüz'lerine bakılmaksızın bütününün gösterdiği hal ve manzara.

hey'et-i umumiye

  • Umumi hey'et. Bir şeyin teferruatları nazara alınmadan olan umumi durumu.

ıhve-i müteferrikin / ıhve-i müteferrikîn

  • Ana baba bir veya yalnız ana bir yahut da yalnız baba bir erkek kardeşler. (Müennesi: "Ahavat-ı müteferrikat'tır)

istiare-i temsiliye

  • Temsilî istiare; istiarenin, teşbih unsurlarından "benzetilen" ögesi ile yapılan, benzeyenin teferruatlı olarak tasvir edildiği istiare çeşididir. Temsilî istiarede anlatılan kavram bütün manzumeye veya yazıya işlenmiştir.

ittihad-ı islam / ittihad-ı islâm

  • İslâm birliği. İttihad-ı İslâmın varlığı ve devamı için: 1-İslâm milliyetini esas alıp, menfi unsuriyet fikrini bırakmak. 2-İslâm dünyasındaki dini cemaatler, gayede ve dinî esaslarda ittifak edip teferruat meseleleri medar-ı niza etmemek. 3-İslâm devletleri arasında meşveret-i şer'iyeyi yapmak.Bunl

ızin / ızîn

  • (Tekili: İze) Her biri bir fırkaya mensub. Parça parça, fırka fırka. Müteferrik hâlde.

kaşi'

  • Kararı ve sebâtı olmayan kişi.
  • Dağılmış, müteferrik.

mesail-i fer'i / mesâil-i fer'î

  • Teferruata dair meseleler.

mesail-i fer'iye / mesâil-i fer'iye

  • Teferruata dair olan meseleler.

mezheb

  • Yol. Gidilen yol. Tutulan çığır.
  • Dinin esaslarında ve esas temel mes'elelerde bir olmakla beraber, teferruatta bazı muhtelif mes'eleler olması sebebiyle birbirinden az farklı müctehidlerin yolları. Müctehidlerden, kendilerine tâbi olunanların seçtikleri meslekleri. Füruatta Hanefi ve

müteferric

  • (Çoğulu: Müteferricîn) (Ferc. den) Gezinen, dolaşan. Gezip eğlenmeğe giden.

müteferricin / müteferricîn

  • (Tekili: Müteferric) Gezinenler, dolaşanlar, hava almağa eğlenmeğe gidenler.

müteferrid

  • (Çoğulu: Müteferridîn) (Ferd. den) Tek ve yalnız olan. Eşi benzeri olmıyan.
  • Kendi başına idare olan.

müteferridane / müteferridâne

  • Tek ve yalnız olarak. Teferrüd ederek. (Farsça)

müteferridin / müteferridîn

  • (Tekili: Müteferrid) Tek ve yalnız olanlar. Eşi, benzeri ve emsâli bulunmıyanlar.
  • Kendi başına idare olanlar.

müteferriş

  • Döşenen, teferrüş eden.

müteferriz

  • (İfraz. dan) Ayrılmış, ayrılan, teferrüz eden.

nüfture

  • (Çoğulu: Nefâtir) Müteferrik, dağılmış ot.

rüfaz

  • Müteferrik. dağılmış, parçalanmış.

sani'-i hakiki / sani'-i hakikî

  • Doğrudan doğruya, hiç bir şeye muhtaç olmadan her şeyin aslını, esasını ve teferruatını yapan, yaratan. Allah (C.C.).

şemtit

  • Perakende, dağınık, müteferrik.

şetit

  • Dağılmak, müteferrik olmak. Çeşitli.

şetta

  • Çeşitli, başka başka, ayrı ayrı. Çok ve müteferrik olan.

seyran

  • (Aslı: Seyeran) Gezme, gezinme. Bakıp görme.
  • Hareket etme.
  • Açılma, ferahlanma, teferrüc.

şücun

  • Ağaç dalları.
  • Füruât, teferruat.

şüzzaz

  • Müteferrik, perâkende, parçalanmış, dağılmış.
  • Az olan cemaat. Kabilenin haricinde kalan.

tefarik

  • Müteferrik olanlar. Tefrikalar. Ayırma ve seçmeler.
  • Taksitler. Ufak tefek şeyler. Ayrıca şeyler.
  • Küçük hediyelik eşya.

tefrii / tefrîi

  • Teferruat ve ayrıntılara ayırmakla ilgili.

zabıta / zâbıta

  • Yurt içinde emniyet ve intizamı korumakla vazifeli devlet kuvveti, polis.
  • Fık: Bütün hususlara şâmil olmayıp yalnız bir hususa ve onun teferruatına şamil olan hususi kaideye denir. Kanun ve âdet, zabt ve idareye vesile olan bağ.