LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Fel kelimesini içeren 65 kelime bulundu...

afet / âfet

  • Felâket, musibet.

agnostik

  • fels. Agnostisizm görüşünü benimseyen.

agnostisizm

  • fels. Gerçeğin, mutlak hakikatın bilinemez olduğunu; insanın gerçeği, tam uygun bilgiyi elde edecek yaradılışta olmadığını kabul eden felsefe görüşü.

aposteriori

  • Fels: Tecrübe sonunda meydana gelen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Meselâ ateşin yakıcı olduğunu denedikten sonra anlarız. Bu bilgi, aposteriori bir bilgidir.

apriori

  • fels. Tecrübeden önce insan aklında varlığı kabul edilen bilgi ve düşünceyi anlatmak için kullanılan bir sıfat. Meselâ: "Her sayı kendine eşittir" hakikatı hiçbir deneye baş vurmadan bilinen bir apriori bilgidir.

asib / âsîb / آسيب

  • Felaket, bela, zarar. (Farsça)

bela / belâ / بلا

  • Felaket, musibet. (Arapça)

beliye

  • Felâket, musibet.

dahiye

  • Felâket, büyük belâ.

deha-yı felsefi / dehâ-yı felsefî

  • Felsefeden güç alan yüksek akıl.

devran / devrân / دوران

  • Felek, talih.
  • Felek, zamane. (Arapça)

eflak / eflâk / اَفْلَاكْ

  • Felekler, gökler; âlemler.
  • Felekler, âlemler.

ehl-i felsefe

  • Felsefeciler, düşüncede felsefeyi esas alanlar.

ehl-i felsefe ve hikmet / اَهْلِ فَلْسَفَه وَ حِكْمَتْ

  • Felsefeyle uğraşanlar, filozoflar.
  • Felsefeciler ve varlıkların hikmetlerini araştıranlar.

ehl-i hikmet

  • Felsefeciler.

ehlifelsefe

  • Felsefeciler, felsefeye önem veren kimseler.

falic / fâlic / فلج

  • Felç. (Arapça)

fecaat

  • Felâket, yürekler acısı kötü durum.

felaketdide

  • Felakete düşmüş. Felâket görmüş olan.

felaketzede / felâketzede / فلاكت زده

  • Felâkete uğramış.
  • Felakete uğrayan. (Arapça - Farsça)

felasife / felâsife

  • Felsefeler.
  • Felsefeciler, felsefeler.

felekzede

  • Feleğin kahrına uğramış, tâlihsiz. (Farsça)

felsefe hikmeti

  • Felsefe ilmi ve bakış açısı.

felsefi / felsefî / فلسفى

  • Felsefe ile ilgili, felsefeye ait.
  • Felsefeye mensub ve felsefe ile alâkalı.
  • Felsefeyle ilgili.
  • Felsefe ile ilgili. (Arapça)

felsefiyyat

  • Felsefe ile ilgili bilgi ve düşünceler, hikmet bilgileri.

fenn-i hikmet / فَنِّ حِكْمَتْ

  • Felsefe ilmi.
  • Felsefe bilgisi.
  • Felsefe ilmi.

fenn-i hikmetü'l-eşya

  • Felsefe ilmi; varlıkların hikmetlerini inceleyen ilim.

feylesof / فيلسوف / فَيْلَسُوفْ

  • Felsefe ile uğraşan, felsefeci.
  • Felsefeci.
  • Felsefeci.

fikr-i felsefe

  • Felsefe düşüncesi.

filozof

  • Felsefe ile uğraşan, felsefeci.

fülus-u felsefe / fülûs-u felsefe

  • Felsefenin bakır paraları, kuruşları; felsefenin kıymetsiz malları.

halk-ı eflak / halk-ı eflâk

  • Feleklerin, kâinatın yaratılışı.

hayye-alel-felah

  • Felaha gelin. Toplanın hayır ve ni'metlere, ebedi selâmete... Allah huzuruna gel. Refah ve itmi'nana mucib olacak namaza yetiş.

hikemiyat / hikemiyât

  • Felsefeye ait, felsefi düşünce ürünü olan şeyler.

hikmet-i felsefe

  • Felsefenin hikmeti.

hikmet-i felsefiye

  • Felsefî görüş, bilgi.

hikmet-i hakiki / hikmet-i hakikî

  • Felsefenin karşısında Kur'ân'ın koyduğu gerçek hikmet.

hükema-yı felasife / hükemâ-yı felâsife

  • Felsefe bilginleri, düşünürleri; filozoflar.

iflah / iflâh

  • Felâha, selâmete kavuşmak.

ilm-i felsefe

  • Felsefe ilmi.

ilm-i usul ve hikmet

  • Felsefe ve metodoloji ilmi.

istiflah

  • Felah bulma, kurtulma. Maksada ulaşma.

mefluc / meflûc

  • Felc olmuş. İnmeli. Kımıldayamaz hâle gelmiş.
  • Felçli, inmeli.

mefluç / meflûç

  • Felç olmuş, kımıldayamaz hâle gelen.

mefluc / meflûc / مفلوج

  • Felçli. (Arapça)
  • Meflûc olmak: Felç olmak, kımıldayamaz hale gelmek. (Arapça)

meflucen

  • Felce uğramış olarak. Mefluc olarak.

mêmun / mêmûn

  • Felsefe kitaplarını tercüme ettirmesiyle meşhur bir halife.

mesaib

  • Felâketler. Uğursuzluklar. Suubetler. Güçlükler.

mesail-i felsefiye / mesâil-i felsefiye

  • Felsefe meseleleri.

meslek-i felsefe

  • Felsefe mesleği, yolu.

mu'avvizeteyn / mu'âvvizeteyn

  • Felak ve Nâs sûrelerinin ikisine berâber verilen isim.

mülimme

  • Felâket.

münciyyat / münciyyât

  • Felâketlerden kurtarıcı bilgiler; ibâdetler, iyi ameller.

musibet

  • Felâket, ansızın gelen belâ, uğursuz.

mutasavvıfa-i mütefelsife

  • Felsefeyle ilgilenen ve etkisinde kalan tasavvufçular.

mütefelsif / مُتَفَلْسِفْ

  • Felsefe ile uğraşmış olan, filozoflaşmış.
  • Felsefe yapan.

nekbetzede

  • Felâket görmüş, musibete uğramış. (Farsça)

silsile-i felsefe

  • Felsefe zinciri.

suretü'l-felak / sûretü'l-felâk

  • Felâk Sûresi.

tefelsüf / تفلسف

  • Felsefe yapma. (Arapça)

tetkikat-ı felsefe

  • Felsefenin inceleme ve araştırmaları.

ulum-u akliye ve felsefiye / ulûm-u akliye ve felsefiye

  • Felsefi ve aklî ilimler.

ulum-u felsefe / ulûm-u felsefe

  • Felsefî ilimler.

ulum-u felsefi / ulûm-u felsefi

  • Felsefî ilimler.

zındıka-i felsefe

  • Felsefe dinsizliği, felsefeden gelen inkârcılık.