LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Far kelimesini içeren 77 kelime bulundu...

acemce

  • Farsça. (Arapça - Türkçe)

adem-i fark

  • Farkın olmayışı, farksızlık.

adem-i tefavüt

  • Farklılığın olmaması.

bihterek

  • Farslılarca, 120 senede bir def'a 13 ay kabul edilen yılın ismi. (Farsça)

bila-tefavüt / bilâ-tefâvüt

  • Fark gözetmeksizin.

cihet-i fark / جِهَتِ فَرْقْ

  • Farklı yön.
  • Fark yönü.

çille

  • Farsça (40) rakamını gösteren (Çihille) kelimesinin telaffuzunda aldığı şekildir. Daha çok (Çile) şeklinde söylenir.

ebu zübab

  • Fâre.

ecnas-ı muhtelife / ecnâs-ı muhtelife

  • Farklı cinsler, çeşitli türler.

eda-i feraiz / edâ-i ferâiz

  • Farzları yapmak.

efkar-ı mütehalife / efkâr-ı mütehâlife

  • Farklı düşünceler.

enva-ı muhtelife / envâ-ı muhtelife

  • Farklı, çeşitli türler.

ercan

  • Fars diyarında bir yerin adı.

fahh-ul far / fahh-ul fâr

  • Fare kapanı.

far / fâr / فار

  • Fâre, sıçan.
  • Fare. (Arapça)

farazi / farazî

  • Farzedilen, varsayılan.

farıkat / fârıkat

  • Farkedenler, ayıranlar, farkediciler.

farisi / fârisî / فَارِس۪ي

  • Farsça.
  • Farsça.

farisiyyat

  • Fars edebiyatı, İranlıların edebiyatı.

fariza / farîza / فَر۪يضَه

  • Farz, Allah'ın emri.
  • Farz olan şey.

farzi / farzî

  • Farzedilene, tahmin olunana dair. Takdir ve tahmin usulüne dayanan ve ona müteallik.

farziyet

  • Farz olma.
  • Farz oluş.

fasika

  • Fâre.

fedail / fedâil

  • Farz ve vâcib olmayan nâfile ibâdetler.

feraiz / ferâiz

  • Farzlar, yapılması mecburi olan dinî emirler.
  • Farzlar.

ferneb

  • Fâre.

fürsiyyat

  • Fars dili ve edebiyatı bilgisi.

füveysika

  • Fare.

hacc-ı ekber

  • Farz olan hac.

hassa-i farika / hassa-i fârika

  • Farklı kılan özellik, başkalarından farklı olduğunu gösteren nitelik.

hisse-i i'caziye / hisse-i i'câziye

  • Farklı sınıflara tesir eden mu'cizenin, her sınıfta ayrı ayrı görülen hissesi.

ibadet-i nafile / ibadet-i nâfile

  • Farz ve vâcib olmayan ibadet.

iftiraz

  • Farz kılma, vacib kılma.

ihtilaf / ihtilâf / اِخْتِلَافْ

  • Farklılık, ayrılık. Aynı gâyeye ayrı ayrı yollardan gitme. Müctehid denilen âlimlerin amelî (işle ilgili) mes'elelerdeki ictihad ayrılıkları.
  • Farklı olma, anlaşamama.

iran

  • Fars memleketi.

istifrak

  • Farkettirmek, ayırdetmeği istemek.

ke

  • Farsçada küçültme edatıdır. Kelimelerin sonlarına gelir. (Meselâ: "Merdüm: Adam; merdümek: Adamcağız" gibi.) (Farsça)

maal-farz

  • Farzedilerek. Doğruluğu kabul edilmekle. Kabul edilmiş sayılmakla.

mefruz / mefrûz / مفروض

  • Farzedilmiş. (Arapça)

mesail-i müteferrika / mesâil-i müteferrika / مَسَائِلِ مُتَفَرِّقَه

  • Farklı meseleler, değişik konular.
  • Farklı meseleler.

meşka

  • Fark edip ayıracak yer.

meşreb-i ehl-i fark ve sahv

  • Fark ve sahv ehlinin gittiği yol.

mübayenet

  • Farklılık, başkalık, uyuşmazlık.

mübayin / mübâyin

  • Farklı. Başka türlü. Muhalif. Diğerinin zıddı. Aksi.
  • Farklı, ayrı.

mufarakat

  • Farklılık, ayrılık.

müferres

  • Farsçalaştırılmış.

mugayeret

  • Farklılık, değişiklik.

muhtelif / مُخْتَلِفْ

  • Farklı.

muhtelifü'l-cins

  • Farklı türlerde.

muhtelifü'l-mizaç

  • Farklı mizaç ve huylar.

muş / mûş / موش

  • Fare. (Farsça)
  • Fare. (Farsça)

müstehap

  • Farz ve vacip dışında kalan sevaplı işler.

müsül-i faraziye

  • Farazî temsiller, hikâyeler.

müsül-ü faraziyye

  • Farazî temsiller, hikâyeler.

müteaddiden

  • Farklı farklı şekillerde.

müteferrika

  • Farklı, dağınık.

mütehalif / mütehâlif

  • Farklı, birbirine uymayan.

muttali olma

  • Farkına varma; bilgi sahibi olma, haberdar olma.

müv

  • Farsçada müvrâne denilen ot.

müyesser

  • Fariside "nevâle" denilen yemek.

na

  • Farsçada nefy edatıdır. Müsbet mânâyı menfi yapar. Kelimenin başına getirilir. Meselâ: Nâ-ehil : Ehliyetsiz, ehil olmayan.

nafile / nâfile

  • Farz ve vacip ibadetinin dışında kalan ibadetler.
  • Farz ve vâcib olmayan ibâdetler.

nev-i muhtelifü'l-esnaf

  • Farklı farklı sınıfları olan tür.

parsi / pârsî / پارسى

  • Farsça. (Farsça)

perakende

  • Farklı farklı, parça parça.

pot kırmak

  • Farkında olmıyarak karşısındakine dokunacak söz söylemek.

taayyünat-ı itibariye / taayyünât-ı itibariye

  • Farazî taayyünler; muhtemel şekil ve keyfiyetler.

tabakat-ı mütefavite / tabakât-ı mütefavite

  • Farklı aşamalar, safhalar, tabakalar.

tahattur-u farazi / tahattur-u farazî / تَخَطُّرُ فَرَض۪ي

  • Farz ederek hatırlama.

taratun

  • Fârisî dilince söyleşmek. Farsça konuşmak.

tefavüt / tefâvüt / تفاوت

  • Farklılık. İki şey arasındaki fark. Uygunsuzluk. Tehâlüf.
  • Farklılık.
  • Farklılık.
  • Farklılık. (Arapça)

tefavüt etmek

  • Farklı olmak.

tefriz

  • Farzetmek.

tetavvu'

  • Farz ve vâcib olmayıp, sırf Allah rızâsı için yapılan nâfile ibâdet.

tevarih-i muhtelife

  • Farklı tarihler, zamanlar.

umre

  • Farz olmayan hac.

zamm-ı sure / zamm-ı sûre

  • Farz namazın ilk iki rek'atinde, sünnet namazların ve vitrin her rek'atinde ayakta Fâtiha'dan sonra okunan sûre veya en az üç kısa âyet.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın