LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Fısk ifadesini içeren 47 kelime bulundu...

ab-ı hayat / âb-ı hayât

  • Hayat suyu. Saf ve berrak su. İnce ve derin mânâlı söz. Tasavvufta mürşid-i kâmil denilen evliyâ zâtların, insanların mânen canlı, kalblerinin uyanık olmalarına vesîle olan mübârek sözleri, mânevî nazarları (bakışları) ve kıymetli kalblerinden fışkır an teveccüh. Bir şeyin kıymetini kuvvetli bir şek

arteziyen

  • Burgu gibi bir âletle açılıp su fışkırtılan kuyu. (Fransızca)

daar

  • Fısk.
  • Kapmak.
  • Yaramazlık.

dimen

  • Süprüntülükler. Mezbele. Gübre. Fışkı.

enbar

  • Yığın, dolu, küme. (Farsça)
  • Gübre. Ekinlere, kuvvet vermesi için dökülen eski fışkı, hayvan tersi. (Farsça)

erş

  • Fesat, niza, ihtilaf, rüşvet.
  • Fışkırmak.
  • Tırmalamak.
  • Fık: Yaralanan veya kesilen bir uzuvdan dolayı verilmesi lâzım gelen diyet.

fasık / fâsık

  • (Fısk. dan) Günahkâr. Hak yolundan hâriç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.

fecr

  • Tan yerinin ağarması. Şafak. Sabah vakti, güneş doğmadan evvel şarkta hâsıl olan kızıllık.
  • Bir şeyi genişçe ikiye ayırmak.
  • Günah işlemek. Fücur ve fısk işlemek. Yalan söylemek.
  • Tekzib eylemek.
  • İsyan ve muhalefet eylemek.
  • Haktan sapmak. Meyletmek.
  • <

fers

  • Dağıtmak. Saçmak.
  • Ciğer parçalamak.
  • Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak.
  • Atın pisliği. Fışkı.

fesaki / fesakî

  • (Tekili: Fıskıyye) Fıskiyeler.
  • Çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar.

feveran / feverân / فوران / فَوَرَانْ

  • Kaynama, galeyân etme.
  • Damar, vurma, su fışkırtma.
  • Çıkma, fışkırma.
  • Maddi ve manevi kaynayıp fışkırmak.
  • Köpürmek.
  • Coşmak.
  • Kokunun etrafa yayılması.
  • Depreşmek.
  • Şiddet.
  • Fışkırma, hızla çıkma.
  • Fışkırma. (Arapça)
  • Kaynama. (Arapça)
  • Feverân etmek: Fışkırmak. (Arapça)
  • Kaynayıp fışkırma.

feveran-ı ab / feverân-ı âb

  • Suyun fışkırması.

feveran-ı dem / feverân-ı dem

  • Kan fışkırması.

fevh

  • Yaradan kan fışkırması.
  • Bolluk, genişlik.
  • Güzel kokunun yayılması.
  • Kaynamak.

fevr

  • Hemen. Birdenbire. Acele. Sür'at.
  • Bir adamın geldiği semt ve cihet.
  • Suyun kaynayıp fışkırması.

fevvare / fevvâre / فواره

  • Fıskıye, su fışkırtan şey.
  • Fıskiye. (Arapça)

fisk

  • (Bak: Fısk)

fıskıye

  • Suyu muhtelif şekillerde yukarıya doğru fışkırtan ve ekseriya havuzların ortasında yapılan borunun üzerindeki aletin adıdır. Buna, Arapçası olan fevvare denildiği gibi, Türkçe olan fışkırak da denilir.

fıskiyye / فسقيه

  • Fıskiye. (Arapça)

fissik / fissîk

  • Fıskı dâim olan.

füsuk

  • (Fısk. dan) Yalancılık. Doğruluk ve itatten ayrılmak. Sıdk u taatten huruc.

gulüvv

  • Ayaklanma. Taşkınlık.
  • Üşüşme. Hücum. Saldırış.
  • Edb: Mübalağanın son derecesi. Üçe ayrılan mübalağanın diğer iki derecesinden biri tebliğ, öteki iğraktır. Aşağıdaki parçada mübalağa gulüv derecesindedir: Gökler gürüldese, şimşekler çaksa Volkanlar fışkırsa, lâvları aksa,Kıyısı

hornito

  • İsp. Küçük fırın.
  • Jeo: Genellikle patlamalar neticesinde meydana gelen, lâv fışkırmalarının volkan selleri yüzeyinde meydana getirdiği kabarcık.

ifahe

  • Kan fışkırtma.
  • Kanatma.

indifa

  • Def olma.
  • Meydana çıkma. Yerden fışkırma.
  • Söze girişme.
  • Geri çekilme.
  • Başlama.
  • Teveccüh eyleme.
  • Yer yer baş gösterme.

inşihab

  • Fışkırma.

inşihab-ı dem

  • Kanın fışkırması.

ıstıbab

  • Dökülme.
  • Damardan kan fışkırması.

med

  • Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme.
  • Çoğaltmak.
  • Bir şeye dikkatlice bakmak.
  • Nihayet, son.
  • Sönmek. Bir şeyi söndürmek.
  • Yardım etmek, mühlet vermek.
  • Yâr ve yâver olmak.
  • Tarlaya fışkı ve gübre dökmek.
  • Sel suyu.

mefsaka

  • (Fısk. dan) Günah işlenen yer.

menabiü'l-envar / menâbiü'l-envâr

  • Nurların fışkırdığı kaynaklar.

mütedeffik

  • Fışkıran su.

nabi'

  • (Nâbia) (Nebean. dan) Yerden fışkıran, kaynayan, akan.

nafur

  • (Nâfure) Fıskıye, fevvâre.

neba

  • Kaynak olma, fışkırma.

nebaan

  • Yerden çıkma, fışkırma.

nebean

  • Kaynayıp yerden çıkmak. Pınar suyunun çıkışı. Fışkırmak.

nebean eden / nebeân eden

  • Fışkıran, ortaya çıkan.

nebean-ı rahmet / nebeân-ı rahmet

  • Rahmetin fışkırması, kaynaması.

revse

  • Pislik.
  • Fışkı, tezek.

şadırvan

  • Etrafında bulunan bir çok musluklardan ve bir fıskiyeden su akan havuz tarzında kubbeli çeşme. Şadırvanlar daha ziyade cami avlularında halkın abdest almaları için yapılırdı.

sedm

  • Dik fışkıran su.

sergin

  • Gübre, fışkı. (Farsça)

tedeffuk

  • Suyun fışkırması. Atılmak.
  • Dökülmek.

tefsik

  • (Fısk. dan) Fısk ve fücura sürükleme. Birisine fâsık, kabahatli, günahkâr demek.

zebil

  • Fışkı, gübre.
  • Pislik.

zencere

  • Parmakla fiske vurmak.