LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ezgi ifadesini içeren 43 kelime bulundu...

arif / ârif

  • Anlayışlı, sezgili, kavrayışlı.

bi-zar / bî-zar

  • Bıkmış, usanmış, fütur getirmiş. (Farsça)
  • Bezginlik. (Farsça)

bilhads-i sadık / bilhads-i sâdık

  • Doğru bir sezgiyle.

bilhadsissadık / bilhadsissâdık

  • Doğru bir sezgi ile.

dirayet / dirâyet

  • Yetenek, beceri, sezgi.

elhan

  • (Tekili: Lahn) Lâhnlar, nağmeler, besteler, ezgiler.

feraset / ferâset / فراست

  • Sezgi. (Arapça)

fütur / fütûr

  • Bezginlik, gevşeklik.
  • Zayıflık, gevşeklik, bezginlik, endişe.

hads

  • Güçlü sezgi, seziş.

hads-i imani / hads-i imanî

  • İmandan kaynaklanan güçlü sezgi.

hads-i mukni

  • İkna eden güçlü sezgi ve kavrayış.

hadsen

  • Sezgiyle, zihnin hızlı intikali sûretiyle.

hadsi / hadsî

  • Güçlü bir sezgi, seziş; zihnin bir vasıtaya ihtiyaç duymaksızın kalbe gelen güçlü ve kesin bir sezgi ile hızla hükmettiği doğru bilgi.

hava

  • (Hevâ) Hava. Dünyayı çeviren atmosfer. Cevv. Yer ile gök arası.
  • Hafif yel.
  • Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı.
  • Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu.
  • Müzikte ezgili ses, sadâ.

hezecat / hezecât

  • Ezgiler.

hiss-i zahir / hiss-i zâhir

  • Zâhirde ve varlığın dış yüzünde olanları kavrayan hisler, duyular; görme, işitme, tatma duyuları gibi (Varlığın mânâ boyutu ile ilgili sezgi ve ihtisaslara vesile olan aklî, rûhî, kalbî, vicdanî hislere hiss-i bâtın denir.).

hükema-i işrakıyyun / hükema-i işrâkıyyun

  • Bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunan filozoflar.

hükema-yı işrakıyyun / hükema-yı işrâkıyyun

  • Bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunan İslâm filozofları.

iksal

  • (Kesel. den) Bezginlik ve bıkkınlık verme.

ır

  • t. Nağme, ezgi, basit türkü.
  • Ahenk, terâne.

işrak / işrâk

  • Sezgi; keşif ve ilham ile insanı Allah'a götüren yolları bulmaya çalışmak.

işrakiyun / işrâkiyun

  • Bilginin kaynağının mânevi aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünde olan İslâm felsefecileri.

işrakıyyun / işrâkıyyun

  • Bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunanlar.

kıyas-ı hadsi-i hafi / kıyas-ı hadsî-i hafî

  • Gizli olan hükmün illetine (sebebine) güçlü bir sezgi ile (zihnin hemen intikali olan hads ile) ulaşmak sûretiyle yapılan kıyas; yani peygamberlik sebebi olan bütün peygamberlerdeki esasların Peygamber Efendimizdeki (a.s.m.) esaslar ile kıyaslanmasıdır ki, zihin bu esasların Peygamber Efendimizde da

kıyas-ı hafi-yi hadsiye / kıyas-ı hafî-yi hadsiye

  • Zihnin birşey hakkında, sezgi ve âni kavramayla yaptığı gizli kıyas. Meselâ "Eğer Ayın ışığı Güneşten gelmeseydi, durumu değiştikçe ışık yapısı değişmezdi" şeklinde zihne doğan gizli bir kıyasla aklın "O halde Ay ışığını Güneşten alır" şeklinde hükmetmesi.

meftur / meftûr

  • Füturlu, kederli, üzgün, bezgin.
  • Bezgin.

mefturiyet

  • Bıkkınlık, bitkinlik, bezginlik.

minhac-ı hadsi-i ilhami / minhâc-ı hadsî-i ilhamî

  • İlhâmın hadsî, sezgiye dayalı metodu.

nagam-kar / nagam-kâr

  • Nağmeler söyleyen, ezgici. (Farsça)

nağamat / nâğamât

  • Nağmeler, ezgiler.

nağme / nâğme / نغمه

  • (Çoğulu: Nağamât) Ahenk, güzel ses, âvaz, ezgi, teganni.
  • Ezgi.
  • Ezgi, melodi. (Arapça)

ölgünlük

  • Bezginlik, bıkkınlık; hayata küsme.

semavi ilham / semâvî ilham

  • Allah tarafından kalbe ihsan edilen bilgi, sezgi.

seyyah / seyyâh / سياح / سَيَّاحْ

  • Gezgin, yolcu.
  • Seyahat eden, gezgin.
  • Gezgin. (Arapça)
  • Turist. (Arapça)
  • Gezgin, yolcu.

seyyah-ı meşhur / seyyâh-ı meşhur

  • Meşhur gezgin.

seyyahin / seyyâhin / سياحين

  • Gezginler. (Arapça)
  • Turistler. (Arapça)

sütuh

  • Yorgun, bezgin. (Farsça)
  • Sıkıntılı, kederli. (Farsça)
  • Beceriksiz. (Farsça)

taab

  • Yorgunluk. Sıkıntı. Zahmet. Bezginlik. Eziyet.

tahaddüs / تحدس

  • Yok iken peyda olmak. Ortaya çıkmak. Meydana gelmek. Olmak.
  • Haber vermek, sezgi.
  • Sezgi. (Arapça)
  • Meydana gelme. (Arapça)
  • Tahaddüs etmek: Meydana gelmek, ortaya çıkmak. (Arapça)

tahaddüsiyye / تحدسيه

  • Sezgicilik. (Arapça)

tevani

  • İşde tembellik etmek. (Farsça)
  • Kusur işlemek. Usançlık, bezginlik göstermek. (Farsça)

ulema-yı işrakıyyun / ulema-yı işrâkıyyun

  • Bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunan âlimler.

zemzeme

  • Ezgili, nağmeli ses.
  • Nağme, hoş ses. Uzun uzadıya gürleyerek seslenmek. Geniz ve boğaz ile ezgili ses çıkarmak. Yavaş yavaş geniz ve boğazdan ses çıkararak türkü veya şarkı söylemek.
  • Cemaat.
  • Ezgili ses, terennüm, teganni.
  • Mezamir'i okuyanların teranesi (Zebur).