LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük'te Esri ifadesini içeren 92 kelime bulundu...

ayat-ı tekviniyye ve teşriiyye / âyât-ı tekviniyye ve teşriiyye

  • Yaratılışa ve şeriata ait âyetler.

ayat-ı teşriiye / âyât-ı teşriiye

  • Şeriat kanunları.

besrik

  • (Bisrik) Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.

bi-esrihi

  • Hep birlikte, hep bir arada.

eşria

  • (Tekili: Şirâ) Yelkenler.

eşribe

  • (Şerâb. dan) İçilecek şeyler, şerablar.

esrik

  • Sarhoş, mest.
  • Azgın, kızgın.
  • Zayıf, hasta, hâlsiz, dermansız, tâkatsiz.

evamir-i teşriiye / evâmir-i teşriiye

  • Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara bildirdiği ve yerine getirilmesini istediği emirler.

eyyam-ı teşrik / eyyâm-ı teşrik / eyyâm-ı teşrîk

  • Kurban bayramının birinci gününden sonraki diğer üç güne verilen isimdir. Zilhiccenin 11, 12 ve 13 üncü günleridir. Birinci gününe "yevm-i nahr" (kurban günü) denir.
  • Kurban Bayramı'nın ilk gününden sonraki üç gün.
  • Kurban bayramının 2, 3 ve 4. günleri.

eyyamü't-teşrik / eyyâmü't-teşrik

  • Kurban Bayramı'nın ilk gününden sonraki üç gün.

fenn-i teşrih

  • tıb: Bir cesedin, canlı vücudunun iç yapısını öğrenme bilgisi. (Anatomi)

hikmet-i teşri

  • Kanun yapma hikmeti. Allah'ın emir ve yasaklarında gözetilen Rabbanî incelikler.

hikmet-i teşri'

  • (Hikmet-i teşriiye) Şeriata dayanan kanun yapma ilmi. Şer'î ve Rabbanî kanunların hikmeti.

hikmet-i teşri'iye

  • Yasamadaki hikmet, kanun koymadaki gaye, fayda.

hikmet-i teşriiye

  • Şeriata ait ve Rabbânî kanunların hikmeti.

hitab-ı teşrifiye / hitab-ı teşrifîye

  • Şereflendiren hitap; Allah'ın "ebedî kalmak üzere Cennete girin" şeklinde şereflendiren hitabı.

hizmet-i neşriye

  • Kur'ân-ı Kerimin hakikatlerini yayma hizmeti.

ilkteşrin

  • Ekim ayı. Teşrin-i evvel.

kınnesrin

  • Şam diyârında bir mekân adı.

kureyş meşrıkı

  • (Mcz.) Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) mensup olduğu kabile olan Kureyş ufku.

kuvve-i teşriiye

  • Kanun vaz'etme kuvveti. şeriata uyan düsturlar yapma kuvveti.
  • Büyük Millet Meclisi.

merkez-i teşri'

  • Kanun yapma merkezi.

meşrık

  • Doğu, güneşin doğduğu taraf.
  • Güneş doğacak cihet. Gündoğusu. Doğu. Şark ciheti.
  • Şems-âbâd, güneşi bol yer. Kış vakti ısınmak için güneşe karşı oturacak yer.
  • Tövbe kapısının adı.
  • Doğu.

meşrık-ı nur

  • Nurun kaynağı. Nurun geldiği cihet.

meşrık-ı tulu'

  • Işığın, nurun geldiği şark ciheti.

müsteşrif

  • Nâzır, bakan.
  • Eğik, mâil.

müsteşrik / مستشرق

  • (Şark. dan) Doğu memleketlerinin din, dil ve tarihlerini ve diğer bâzı hususları araştırıp tesbite çalışan batılı âlim. Garplı âlim. (Orientalist)
  • Oryantalist; Avrupalı olduğu halde, Doğu milletlerinin tarih, dil, din ve edebiyatıyla ilgili araştırma yapan kimse.
  • Doğu memleketlerini, din, dil ve târihleri başta olmak üzere her yönden araştırıp tesbite çalışan batılı ilim adamı. Garplı bilgin, oryantalist, şarkiyâtçı.
  • Doğu kültürünü inceleyen Batılı.
  • Doğubilimci, oryantalist. (Arapça)

müsteşrikin / müsteşrikîn

  • (Tekili: Müsteşrik) Müsteşrikler.

neşri / neşrî

  • Neşir ile alâkalı.

nesrin / نسرین

  • Yabani gül.
  • Yaban gülü. (Farsça)

neşriyat / neşriyât / نشریات / نَشْرِيَاتْ

  • Yayınlar.
  • Yayım.
  • Yayınlar, yayıncılık.
  • Gazete, kitap, radyo ve sâir vasıtalarla neşrolunmuş, yayılmış şeyler.
  • Yayın. (Arapça)
  • Yayınlar.

neşriyat-ı diniye / neşriyât-ı dîniye / نَشْرِيَاتِ د۪ينِيَه

  • Dini yaymak için yapılan yayınlar.
  • Dine ait yayınlar.

neşriyat-ı kazibe / neşriyât-ı kâzibe

  • Yalandan, uydurma sözler.

neşriyatçılık

  • Yayıncılık.

rumuzat-ı neşriye / rumuzât-ı neşriye

  • Âhiretteki dirilişin ince delilleri.

sırr-ı teşri

  • Şer'î kanunların sırrı.

tesri / tesrî

  • Hızlandırma.

teşri / teşrî

  • Şerîat, yasa.
  • Kânun koyma. Allahü teâlânın ve peygamberlerinin, insan hayâtının maddî ve mânevî bütün yönlerine dâir emir ve yasaklar koyması.
  • Kanun yapma.

tesri'

  • Hızlandırma, acele etme.
  • Hızlandırma. Sür'atlendirme. Acele ettirme.

teşri'

  • Yolu açık ve vâzıh kılma.
  • Şeriata isnad ve nisbet eylemek.
  • Kanun vaz' ve tenfiz eylemek.
  • Peygamberimizin (A.S.M.) şeriata dair emretmesi.
  • Havuza su getirmek.

tesri' / tesrî' / تسریع

  • Hızlandırma. (Arapça)
  • Tesrî' edilmek: Hızlandırılmak. (Arapça)
  • Tesrî' etmek: Hızlandırmak. (Arapça)

teşri' / teşrî' / تشریع

  • Yasa koyma. (Arapça)

tesri' / tesrî' / تَسْرِيعْ

  • Hızlandırma.

teşri' / teşrî' / تَشْرِيعْ

  • Kanun yapma.

teşri' eylemek

  • Dinî emir ve yasakları bildirmek. Kanun bildirmek. Bir emrin kanun gibi tatbikini istemek.

teşri'-i evamir

  • Emirleri, işleri şeriata göre yürütme, idare etme, işleri şeriata uygun kılma.

teşri'i / teşrî'î

  • Şeriat hükümleriyle ilgili.
  • Kanun yapma kuvveti ve görevi ile ilgili.

tesri-i ihtizaz

  • Hareketi hızlandırma.

tesrian

  • Hızlandırarak. Çabuklaştırmak için.

tesriat / tesriât

  • (Tekili: Tesri') Çabuklaştırmalar, hızlandırmalar.

tesrib

  • Esasen işkembeden içyağını ayırmak demek olup, mecâzen: Tekdir ve muaheze mânasına kullanılır.
  • Darılma. Ayıplama.
  • Başa kakma.
  • (Sürub. dan) (Asker) gönderme, yollama.
  • Atı ve deveyi bölük bölük edip yollamak.

tesric

  • Kandil yakmak.
  • Güzelleştirmek.
  • Hayvanı eyerleme. Hayvana eyer vurma.

teşric

  • Cem'etmek, birbiri üstüne yığmak.
  • Kerpiçi yerinden ayırmak.

tesrid

  • Davar boğazlandığında daha soğumadan bir yerini kesmek veya kırmak.
  • Sahtiyan dikmek.
  • Kırba dikmek.

teşrid

  • Ayırma, dağıtma. Dilim yapıp kesmek.
  • Nefyetme, kovalama.
  • Belâya atma. Ürkütüp kaçırma. Sevketme.
  • Birisinin ayıbını teşhir eylemek.

teşrif / teşrîf / تشریف / تَشْر۪يفْ

  • Şereflendirmek. Yüksek yere çıkmak. Şeref vermek.
  • Bir yere buyurmak.
  • Şeref verme.
  • Şereflendirme.
  • Onurlandırma, onur verme, bir yeri onurlandırma, şereflendirme.
  • Şereflendirme. (Arapça)
  • Gelme. (Arapça)
  • Şeref verme, şereflendirme.

teşrif buyurma

  • Şeref verme, şereflendirme.

teşrif-i nebevi / teşrif-i nebevî

  • Peygamberin gelişi, şereflendirmesi.

teşrifat / teşrîfât / تشریفات / تَشْرِيفَاتْ

  • Kabul töreni, protokol.
  • (Tekili: Teşrif) Resmî kabul ve ziyaretlerdeki kabul merasimi. Protokol.
  • Şereflendirmeler.
  • Protokol. (Arapça)
  • Şereflendirmeler, protokol.

teşrifatçı / teşrîfatçı

  • Önemli bir mekânda, gelenleri buyur eden.
  • Protokol görevlisi. (Arapça - Türkçe)

teşrifatçı elfaz / teşrifatçı elfâz

  • Süslü ve abartılı sözler.

tesrih

  • Talâk. Boşanma, ayrılma.
  • Halâs etme, kurtarma.
  • Bırakma, salıverme.
  • Kıl tarama.
  • Asan etme, kolaylaştırma.

teşrih / teşrîh / تشریح

  • Şerh etme, açıklama.
  • Bir kitap veya ibareyi anlaşılır şekilde açıklamak, tafsilât vermek. İnceden inceye didikleyip araştırmak.
  • Tıb: Bir cesedi kesip parçalara ayırarak incelemek.
  • Açma, açıklama.
  • Açma. (Arapça)
  • Açılama, şerh etme. (Arapça)
  • Otopsi. (Arapça)
  • Anatomi. (Arapça)
  • Teşrîh etmek: Açılamak, açıklamalı olarak söylemek veya yazmak. (Arapça)

teşrih etme

  • Açıklama.

teşrih-i beden-i insani fenni / teşrih-i beden-i insanî fenni

  • İnsan bedenini tüm yönleriyle ele alan, inceleyen bilim; anatomi.

tesrih-i lihye

  • Sakal bırakma.

teşrihat

  • Şerhler, açıklamalar.
  • Açıklamak, tafsilât vermek, inceden inceye araştırmak.
  • Açıklamalar.

teşrihat-ı hikemiye

  • Hikmet ve felsefe nazarıyla yapılan araştırma, açıklama.

teşrihhane / teşrîhhâne / تشریح خانه

  • Otopsi odası. (Arapça - Farsça)

teşrii / teşriî

  • Yasamaya dair, kanunla ilgili, şeriata dair.
  • (Teşriiye) Şeriatla, kanun ile, kanun yapma ile alâkalı, şeriata müteallik, kanuna dair.
  • Şeriatla ilgili.

teşrii masuniyyet / teşriî masuniyyet

  • (Masuniyyet-i teşriiye) Milletvekillerinin Meclis'te izhar ettikleri fikir ve verdikleri reylerden, mes'uliyete tâbi olmamaları.

tesrik

  • (Sirkat. den) (Çoğulu: Tesrikat) Bir kimseye hırsız deme.

teşrik / teşrîk / تشریك / تَشْر۪يكْ

  • Güneşlendirme. Güneşte kurutma.
  • Eti parçalayıp güneşte kurutma.
  • Doğu tarafına gitme.
  • Ortak etme. İştirak ettirme.
  • Ortak etme.
  • Hz. İbrahim'e nisbet edilen ve yüksek sesle alınan tekbir.
  • Ortak etme.
  • Ortak etme. (Arapça)
  • Ortak etme.

teşrik etme

  • Ortak etme.

teşrik etmek

  • Katmak, ortak etmek.

teşrik günleri

  • Kurban bayramının ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri. Bayramın birinci gününe yevm-i nahr (nahr günü), ikinci ve üçüncü günleri de kurban günü olduğundan hepsine birden "eyyâm-ı nahr" denir. Ondan evvelki güne Arefe günü denir. Ramazân-ı şerîf bayram ında arefe yoktur. Arefe, kurban bayramına mahsus

teşrik tekbiri / teşrik tekbîri

  • Arefe günü yâni Kurban bayramından önceki gün, sabah namazından, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit her farz namazdan sonra getirilen tekbîr; "Allahü ekber, Allahü ekber, lâ ilâhe illallahü vallahü ekber. Allahü ekber ve lill ahil-hamd" sözleri.

teşrik tekbirleri

  • Zilhiccenin dokuzuncu günü, yani Kurban Bayramının arefe günü, sabah namazından başlayarak, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar olan, her farz namazın selâmından sonraki alınan tekbirler.

teşrik-i mesai / teşrik-i mesaî / teşrik-i mesâi

  • İşbirliği.
  • Birlikte çalışmak. İşbirliği etmek. Bir işi beraber yapmak.
  • Birlikte çalışma, işbirliği yapma.

teşrikimesai / teşrikimesâî

  • İş birliği.

teşrikü'l-mesai / teşrikü'l-mesâi

  • Birlikte çalışma, işbirliği yapma.

teşrim

  • Yarmak.
  • Yırtmak.

teşrin

  • Eskiden yılın on ve onbirinci aylarına verilen ortak isim.
  • Rumi takvime göre yılın on ve on birinci aylarına verilen isim.

teşrin-i evvel / teşrîn-i evvel / تشرین اول

  • Ekim ayı.
  • Ekim ayı.
  • Ekim. (Arapça - Farsça)

teşrin-i sani / teşrin-i sâni / teşrîn-i sânî / تشرین ثانى / تَشْر۪ينِ ثَان۪ي

  • Kasım ayı.
  • Kasım ayı.
  • Kasım. (Arapça - Farsça)
  • Kasım ayı.

teşrinievvel / teşrînievvel

  • Ekim ayı.

teşrinisani / teşrînisani

  • Kasım ayı.

tesrir

  • (Çoğulu: Tesrirât) (Sürur. dan) Sevindirme.
  • Mesrur etme, sevindirme.

teşrir

  • Güneşte bez serip kurutmak.

tesrir eden

  • Sevindiren, mutlu eden.

tesriye

  • Gam ve kederi bırakma. Kederi yok etme.

yesrib

  • Medine-i Münevvere'nin müslümanlıktan evvelki ismi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın