LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Esler ifadesini içeren 171 kelime bulundu...

aded-i enfas / aded-i enfâs

  • Canlıların hayatları boyunca aldıkları nefeslerin sayısı.

ahavat / ahavât / اخوات

  • (Tekili: Uht) Kızkardeşler.
  • Benzer şeyler.
  • Kardeşler.
  • Kızkardeşler. (Arapça)

ahenk

  • Seslerin arasındaki uygunluk. Düzgün tarz ve gidiş. (Farsça)

ahram / ahrâm / احرام

  • Kutsal yerler. (Arapça)
  • Haremler. (Arapça)
  • Hanımlar, eşler. (Arapça)

ahval

  • (Tekili: Hâl) Dayılar. Annenin erkek kardeşleri.

ahvat

  • (Tekili: Uht) Kız kardeşler.

akfas

  • (Tekili: Kafas) Hamal küfeleri.
  • Kafesler.

alfabe

  • Bir lisandaki sesleri gösteren harflerin, belli bir sıraya göre dizilmiş takımı. (Fransızca)
  • Okuyup yazmayı yeni öğrenecekler için başlangıç kitabı. (Fransızca)
  • Bir işin başlangıcı. (Fransızca)

arais

  • (Tekili: Arûs) Gelinler.
  • Güneşler.
  • Gökler.

asda

  • (Tekili: Sadâ) Sadâlar, sesler.

asvat / asvât

  • (Tekili: Savt) Sesler.
  • Sesler.
  • Savtlar, sesler.

avaz-ı pür-naz / âvâz-ı pür-naz

  • Çok nazlı sesler.

bad-ı pürgu / bâd-ı pürgû

  • Devamlı sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgar.

barbaros

  • Hayreddin Paşa: (Mi: 1466-1546) Tarihin en büyük Denizcisi Hayreddin Paşa, kardeşleri ile İslâm âlemini birleştirmek, tek bir bayrak altında muhteşem imparatorluğumuzun himayesinde toplamak için çalıştı. Sonunda müstakil devleti ile, Osmanlı Devletine iltihak etti. Kaptan-ı Derya olarak Akdenizi bir

başaltı

  • t. Gemilerin baş tarafında tayfa ve er koğuşları.
  • Yağlı güreşlerde baş'ın altındaki derece.

benul-a'yan / benûl-a'yân

  • İslâm mîrâs hukûkunda; ölenin aynı ana ve babadan olan erkek ve kız kardeşlerinden her biri.

benul-ahyaf / benûl-ahyâf

  • İslâm mîrâs hukûkunda Eshâb-ı ferâiz adı verilen (Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisselerini, paylarını bildirdiği) kimselerden ana bir erkek ve kız kardeşler.

benul-allat / benûl-allât

  • İslâm mîrâs hukûkunda baba bir, ana ayrı kardeşler.

çah-ı yusuf / çâh-ı yusuf

  • Hz. Yusufun (A.S.) kardeşleri tarafından atılmış olduğu kuyu.

çak

  • Yarık, çatlak, yırtmaç. (Farsça)
  • Kılıç, bıçak gibi şeylerin sesleri. (Farsça)
  • Sabah vakti beyazlığı. (Farsça)
  • Küçük pencere. (Farsça)
  • Hazır. Amâde. (Farsça)

çakçak

  • Parça parça, yırtık pırtık.
  • Kılıç ve emsâli şeylerin sesleri.

çalgı

  • Müzik âleti. Müzik, çalgı. (İslâm âlimleri insanda maddi, hayvâni hisler ve hevesler uyandıran müziğin haram olduğunu bildirmişlerdir.)

çark-ı felek

  • Bir makine veya dolaba benzetilen gökyüzü.
  • Mc: Tâlih, baht.
  • Yakıldığı zaman dönerek ateşler püskürten bir çeşit donanma fişeği.
  • Bir nevi sarmaşıklı nebat çiçeği.

cazgır

  • Yağlı güreşlerde pehlivanları seyircilere takdim edip dualarını okuyarak onları meydana çıkaran kimse.

cehennem

  • Allah yerine, tabiat, madde, sebepler vb. yaratılmış şeyleri ilâh kabul eden; Allah'a kul olacaklarına, arzularına ve heveslerine, başka insanlara ve mahlukata kul olanların işledikleri cürüm ve suçtan dolayı İlâhi adaletle ceza görecekleri yer. Cehennem'in varlığını bütün geçmiş peygamberler ve onl

çerakese / çerâkese / چراكسه

  • Çerkesler. (Arapça)

çerakise

  • (Tekili: Çerkes) Çerkesler. Kafkasyada yerli bir kabilenin adı.

ciyef

  • (Tekili: Cife) Lâşeler, leşler. Cifeler.

cümle ihvan / cümle ihvân

  • Bütün kardeşler.

dabh

  • Atların koşu esnasındaki nefeslerinin sesleridir ki, sahil denilen kişnemek değil, yemi ve sahibini gördüğü zaman yaptığı gibi hamhame denilen sesi de değil; hızlı nefes sesi olan bir harıltı ve hohlamadır. Denilmiştir ki: Dabh, bir at ve bir de köpek koşarken olur.

davda'

  • Meş'ale.
  • İnsan sesleri.

demdeme

  • Hiddetli söz. Avâz. Hoşa gitmeyen sesler. (Farsça)
  • Sinek vızıltısı. (Farsça)
  • Öğütmek. Sürte sürte ezmek. (Farsça)
  • Azab vermek, eziyet etmek. (Farsça)
  • Hile. (Farsça)
  • Davul. (Farsça)
  • şöhret, nam, ün. (Farsça)

demdeme-i nebat ve hava

  • Bitki ve havanın sesleri.

demdeme-i tesbih

  • Allah'ı tesbih etmenin coşkulu sesleri.

deviyy

  • Nerden geldiği anlaşılamayan sesler, gürültüler, patırtılar.

efder

  • (Evder) Amca. Babanın erkek kardeşleri. (Farsça)
  • Yeğen. Amca, hala, teyze çocukları. (Farsça)

ehavat

  • Kardeşler; benzer şeyler.

ehevat / ehevât

  • (Tekili: Uht) Kız kardeşler.
  • Kadın arkadaşlar.
  • Benzer şeyler.
  • Kardeşler.

ehevatının ma-fi'z-zamirleri

  • Kardeşlerinin içinde gizli olan şeyler.

ehilla

  • Dostlar, kardeşler.

ehl-i riyazat / ehl-i riyâzât

  • Az gıda ile nefsin heveslerini kırıp, ilim ve ibâdetle meşgul olanlar.

ekfa'

  • (Tekili: Küfv) Eşler, benzerler, denkler, eşitler, uygunlar, müsaviler, muadiller.

ekolali

  • yun. Psk: Sesleri taklit etme, yansıtma. Çocuk dünyaya geldiği zaman çevresinde konuşulan dilin seslerini çıkaramaz. Kendine mahsus sesleri çıkarır. Çevrede konuşulan dilleri dinleye dinleye çevredeki sesleri taklid etmeye başlar, bu taklid edebildiği sesleri sık sık tekrar eder. Meselâ: ba, ba, ba

elhan-ı tayyibe / elhân-ı tayyibe

  • Güzel nağmeler, güzel sesler.

elifba / elifbâ

  • Arap dilinin seslerini ve yazı sistemini gösteren harfler dizisi, Arap alfabesi.

emasil

  • (Tekili: Emsel) Benzerler, eşler, akranlar, müsaviler.
  • İtibarlı kimseler.

emsal / emsâl

  • Misaller, eşler, benzerler.

endad

  • (Tekili: Nidd) Benzerler. Emsâller.
  • Misiller. şerikler, eşler.
  • Eşler, benzerler.

enfas / enfâs / انفاس

  • (Tekili: Nefes) Nefesler. Soluklar.
  • Ruhlar. Canlar.
  • Cevherler.
  • Duâlar.
  • Nefesler, soluklar.
  • Nefesler.
  • Nefesler, soluklar. (Arapça)

enfas-ı hayriyye

  • Hayırlı nefesler.

enfas-ı ma'dude

  • Sayılı nefesler. İnsan hayatı. Miktarı muayyen olan ömür dakikaları.

enfas-ı ma'dude-i hayat / enfâs-ı ma'dude-i hayat

  • Hayatın sayılı nefesleri.

esvat / esvât / اصوات

  • (Tekili: Savt) Sesler. Savtlar.
  • Sesler.
  • Sesler. (Arapça)

eyyühel-ihvan

  • Ey kardeşler, ey ihvân (meâlinde hitab).

ezvac / ezvâc

  • Hanımlar, eşler.
  • Eşler.

ezvac-ı tahirat / ezvâc-ı tâhirât

  • Temiz eşler; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) iffetli, mübarek hanımları.

fena fi'l-ihvan / fenâ fi'l-ihvân

  • Bütün varlığını kardeşlerinin mânevî şahsiyetinde yok etme.

fena fil'ihvan / fenâ fil'ihvân / فَنَا فِي الْاِخْوَانْ

  • Her hâlinde kardeşleriyle yetinme, onlarda fânî olma.

fenafilihvan / fenâfilihvan

  • (Fenâ fi-l-ihvân) Tefâni. Yani; kardeşlerin birbirinde fâni olması; kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyyât ve hissiyâtı ile fikren yaşaması. Samimi ihlâs üzerine müesses en yakın dostluk, en fedakâr ve en civanmert kardeşlik.
  • Kardeşlerin varlığında erime.

fonograf

  • Eskiden seslerin kaydedilip dinlendiği cihaz.

gaytale

  • (Çoğulu: Gıytal) Sık bitmiş olan ağaç.
  • Seslerin karışması.

gayuran

  • (Tekili: Gayur) Çalışkanlar, gayretkeşler, gayretliler.

hacis

  • Tasa, keder, hüzün, gam.
  • Hâtıra. Kalb ve hissin en derin ve gizli sesleri.

hadesat

  • (Tekili: Hades) Hadesler. Pislikler.

halat

  • (Tekili: Hâle) Halalar. Babanın kız kardeşleri. Arabçada: Ananın kız kardeşleri. Teyzeler.

hanım sultan

  • Tar: Osmanlı hanedanında "sultan" nâmı verilen İmparatorluk prenseslerinin kızlarına verilen resmi ünvan.

has kardeşler

  • Özel kardeşler; Üstadın çok değer verdiği, ilk sıradaki talebeler.

hatme-i enfas / hatme-i enfâs

  • Nefesleri tükenmek. Ölmek.

hatun

  • (Çoğulu: Havâtın) Kadın. Hanım.
  • Tar: Yüksek şahsiyetli kadınlara veya hakan eşlerine verilen ünvan.

hayatperverane / hayatperverâne

  • Hayatı besler tarzda.

hayşum

  • Geniz (burun) kovuğu. Nunlu sesler, gunne buradan çıkar. (Tecvidde bahsedilmiştir.)

hazelat

  • (Tekili: Hazele) Alçaklar, âdiler, kalleşler.

hazele

  • (Tekili: Hâzil) Alçaklar, kalleşler, yüzsüzler.

hemheme

  • Rüzgârın esmesi ile ağaç yapraklarından çıkan sesler.
  • Aslan bağırması.
  • Deve sesi.
  • Rüzgârın esmesi ile ağaç yapraklarından çıkan sesler.

hengame / hengâme

  • Seslerin birbirine karışmasından çıkan gürültü. Kavga, gürültü. Şamata. (Farsça)

hevatif

  • (Tekili: Hâtif) Hâtifler. Gayıptan işitilen sesler.
  • Nidâ eden melekler.

hevesat / hevesât / هوسات

  • Arzu ve nefsâni emeller. Boş, bâtıl ve günahlı şeylere dâir olan istekler. Hevesler. (Farsça)
  • Hevesler, gelip geçici arzu ve istekler.
  • Hevesler, geçici arzular, yasak istekler.
  • İstekler, hevesler. (Arapça)

hevesat-ı nefsaniye / hevesât-ı nefsâniye

  • Nefsin hevesleri, arzuları ve kötü istekleri.

hevesat-ı rezile / hevesât-ı rezile

  • Rezilce hevesler, günah ve çirkin olan arzular.

hevesat-ı süfliye / hevesât-ı süfliye

  • Alçak arzular, kötü hevesler.

hevheve

  • Ağacın yapraklarının rüzgâr esmesi ile çıkardığı sesler. (Farsça)
  • Yaprakların sesleri.

heyzale

  • İnsan sesleri.
  • Cemaat, topluluk.
  • Çok asker.
  • Büyük deve.
  • Belinden aşağısı şişman olan kadın.

hezecat / hezecât

  • Ölçülü nağmeler, sesler.

hımhım

  • Burundan konuşan. Sesleri burnundan çıkararak konuşan kimse.
  • Burnundan çıkan ses gibi boğuk.
  • Arap diyarında biten bir ot.
  • Çok siyah.

hümmeyat

  • (Tekili: Hümmâ) Hastalıktan dolayı vücutta meydana gelen şiddetli hararetler, ateşler.
  • Sıtmalar.
  • Nöbetli hastalıklar.

ihvan / ihvân / اخوان / اِخْوَانْ

  • ( kelimesinin cem'i) Kardeşler. Eş, dost.
  • Sâdık arkadaşlar.
  • Aynı mezheb veya tarikata mensub olanlar.
  • Kardeşler, arkadaşlar, aynı tarikata mensup olanlar.
  • Kardeşler.
  • Kardeşler.
  • Kardeşler.
  • Kardeşler.

ihvan-ı basafa / ihvan-ı bâsafa

  • Mevlevi tabirlerindendir. Saf, yani kalbinde gıll u gış bulunmayan kardeşler mânâsınadır.

ihvan-ı müslimin / ihvân-ı müslimîn

  • Müslüman kardeşler.

ihvan-ı tarikat

  • Bir tarikata mensup kardeşler.

ihvan-ı vatan / ihvân-ı vatan

  • Vatan kardeşleri.

ihve

  • Kardeşler. Arkadaşlar.

ıhve-i müteferrikin / ıhve-i müteferrikîn

  • Ana baba bir veya yalnız ana bir yahut da yalnız baba bir erkek kardeşler. (Müennesi: "Ahavat-ı müteferrikat'tır)

ikfa'

  • Edb: Sesleri birbirine yakın olan harflerle kafiye yapmak.

inkaz

  • Kırma ve bozma.
  • Tuhaf sesler çıkarma. Küçük bir hayvanın veya böceğin kendine mahsus ses çıkarması.
  • Vücuttaki oynak yerlerden çıkan ses.

istahrabat

  • Ateşe tapanların ünlü ateşlerinin bulunduğu yer.

ivec

  • Eğrilik, çarpıklık, yanlışlık.
  • Hakkı ve hakikatı eğri büğrü heveslerle tahrif etmek, gayr-i müstakim şekle getirmek.

kifat

  • Cem'olmuş, toplanmış, biriktirilmiş.
  • İçinde birşey toplanıp biriktirilen yer.
  • Hızlı uçmak, gitmek.
  • (Tekili: Küfv) Küfüvler, benzerler, eşler, denkler.

küfüvv-ü şer'i / küfüvv-ü şer'î

  • Şeriatın eşler arasında uygun gördüğü denklik; birbirine uygunluk.

lefaz

  • Dinleyenin anlayamadığı belirsiz sesler.

legat

  • Sesler kelâmla karışık olmak.

li-eb

  • Baba bir (kardeşler).

li-ebeveyn

  • Ana ve babaları bir olan kardeşler.

li-üm

  • Ana bir (kardeşler).

lian / liân

  • Lânetleşmek, erkeğin zevcesini (hanımını) zinâ etmekle suçlaması veya bu çocuk benden değildir demesi hâlinde dört şâhid getiremezse, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çağrılarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmedeki bildirildiği şekilde) kar şılıklı yemîn etmeleri ve lânetleşmeleri. Buna mu

mahmumane

  • Sayıklarcasına, sayıklıyarak. (Farsça)
  • Ateşler içinde, ateşli olarak. (Farsça)

manzumat-ı şümusiye / manzumât-ı şümusiye

  • Güneşlerin sistemleri.

meakis / meâkis

  • Makesler, aynalar.

meclis-i ihvan / meclis-i ihvân / مَجْلِسِ اِخْوَانْ

  • Kardeşler meclisi.
  • Kardeşler meclisi.

mefariş

  • (Tekili: Mefruş) Kadın eşler.

meharic-i huruf

  • Tecvidde: Ağızda harf seslerinin çıktığı yerler.

mel'abe-i hevesat / mel'abe-i hevesât

  • Heveslerin oyun yeri.

moda

  • Geçici yenilik. Elbise ve süslenmede geçici hevesler ve fantezi düşkünlüğü sebebiyle çıkartılan yeni tarz ve şekiller. Bunlar israfı artırır ve iktisada aykırıdır. (Fransızca)

müheymin

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden); her mahlûkun (yaratılmışın) ömrünü, amelini, rızkını, ecelini, nefeslerini, sözlerini bilen, gören, onların bütün hallerinden haberdâr olan.

mülaane / mülâane

  • Zevcesini (eşini) zinâ ile suçlayan erkeğin dört şâhit getirememesi hâlinde, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çıkarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmelerde bildirilen ifâdelerle) karşılıklı yemin etmeleri ve lânetleşmeleri.

mültemesat / mültemesât

  • (Tekili: Mültemes) Kayırılanlar, mültemesler, iltimaslılar.

musika-i ilahiye / musika-i ilâhiye

  • İlâhî müzik, Allah'ın kâinata yerleştirdiği, Allah'ın ilhamıyla varlıkların çıkardığı tabii nâmeler ve sesler.

mütedemdim

  • Sinek vızıltısı gibi sesler çıkaran.

nagamat / nagamât

  • Nağmeler, âhenkler, güzel sesler.

nağamat / nağamât

  • Nağmeler, güzel sesler.

nağamat-ı emvac / nağamât-ı emvac

  • Dalgaların nağmeleri, hoş sesleri.

nakik

  • Kurbağa, akrep ve tavuk sesleri.

nakl-i asvat

  • Seslerin nakli, iletimi.

nedaid

  • (Tekili: Nedid ve Nedide) Emsâller, akranlar, eşler.

nefs-i pürheves

  • Heveslerinin peşinde koşan nefis.

neseb

  • Soy, şecere. Çocuğu ana ve babaya bağlayan kan bağı. Ekseriya baba yönünden olan yakınlık için kullanılır. Babalar ve yukarıya doğru büyük babalar ile oğullar ve aşağıya doğru oğullar arasındaki alâkaya amûdî yakınlık; erkek kardeşler ile bunların oğ ulları ve amca oğulları arasındaki alâkaya ufkî y

nevair

  • (Tekili: Naire) Ateşler, alevler.

niran / nîran

  • (Tekili: Nur ve Nâr) Nurlar, ziyalar. Ateşler, nârlar.
  • Nurlar, ateşler.

niran-ı muhrika / nîrân-ı muhrika

  • Yakıcı ateşler.

niyar

  • (Tekili: Nâr) Ateşler.

niyere

  • (Tekili: Nâr) Ateşler.

nüfus / nüfûs

  • Nefesler.

nuzera

  • (Tekili: Nazir) Akranlar, eşler.

perde

  • Kapı, pencere gibi yerlere asılan veya iki yeri birbirinden ayıran, görünmeğe mâni olan şey. (Farsça)
  • Mc: Irz, namus, iffet. (Farsça)
  • Bir müzik parçasını meydana getiren seslerden herbirinin kalınlık veya incelik derecesi. (Farsça)
  • Bir sahne eserinin büyük bölümlerinden her biri. (Farsça)
  • Ekran, (Farsça)

pürheves

  • Heveslerinin peşinde koşan.

rudaa'

  • (Tekili: Radi) Süt emen çocuklar.
  • Süt kardeşler.

ruzaa'

  • (Tekili: Razi) Süt emen çocuklar.
  • Süt kardeşler.

sahb

  • (Sahab) Figan, seslerin birbirine karışması, gürültü, patırtı.

şakik / şakîk

  • Ferâiz ilminde yâni mîrâs hukûkunda ana-baba bir erkek kardeşler (Benül-a'yân). Ana-baba bir kız kardeşe şakîka denir.

sallallahu teala aleyhi ve ala alihi ve eshabihi ve ezvacihi / sallâllahu teâlâ aleyhi ve alâ âlihi ve eshâbihi ve ezvâcihi

  • Allah onun, ailesinin, Sahabelerinin ve eşlerinin üzerine salât etsin, şanını yüceltsin.

seceat / seceât

  • Sec'alar, kuşların çıkardıkları sesler.
  • Cıvıltılar, ritimli sesler.

şems-i şumus

  • Güneşlerin güneşi.

şems-üş şümus

  • Güneşlerin güneşi. En büyük güneş. Çok seyyarelerin, etrafında döndüğü en büyük bir yıldız.

şemsü'ş-şumus

  • Güneşler güneşi.

şemsü'ş-şümus

  • Güneşlerin güneşi; Vega yıldızı.

şemsüşşümus / şemsüşşümûs

  • Güneşler güneşi.
  • Güneşlerin güneşi.

şibak

  • (Tekili: Şebeke) Kafesler, şebekeler, ağlar, tuzaklar.

sohbet-i ihvan

  • Din kardeşleri ile faydalı hakikatlar üzerine sohbet etmek.Resül-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurmuştur ki: Üç şey müstesna, dünyada rahat yoktur:1- Tilâvet-i Kur'an2- Münacat-ı Rahman3- Sohbet-i İhvan.

şumus

  • Güneşler.

şümus / şümûs

  • Güneşler.
  • (Tekili: şems) şemsler, güneşler.
  • Güneşler.
  • Güneşler.

şümus-u kur'aniye / şümûs-u kur'âniye

  • Kur'ân'ın güneşleri.

taac'uc

  • Çeşitli seslerin birbirine karışması.

taktaka

  • (Tıktıka) Taşlardan çıkan ses.
  • Hayvanların ayak sesleri veya bunları anlatmak için söylenen kelime.

tecvid-i huruf

  • Seslerin mahreçlendirilmesi. Harflerin düzgün olarak telâffuz edilmesi.

tefani / tefânî

  • Kardeşler arasında fani olmak.

tehevvüs-ü süfli / tehevvüs-ü süflî

  • Alçakça arzu ve heveslere kapılma.

terennümat

  • Terennümler, nameler, güzel, hoş sesler.

terennümat-ı hava / terennümât-ı hava

  • Havanın çıkardığı güzel ve tatlı sesler.

tiyatro

  • yun. Dram, komedi ve sair piyeslerin temsil edildiği yer.
  • Sahneye konulan oyun ve bu gibi temsilleri oynama san'atı.

ümmü'l-mü'minin / ümmü'l-mü'minîn

  • Mü'minlerin Annesi; Hz. Peygamber'in (a.s.m.) eşlerine verilen ad.

umumiyet-i ihvan / umûmiyet-i ihvân / عُمُومِيَتِ اِخْوَانْ

  • Kardeşlerin geneli.
  • Kardeşlerin umumu.

utat

  • (Tekili: Ati) Serkeşler, âsiler.

va'va'

  • İnsan topluluğu.
  • Sesler.

vega'

  • Kavga gürültüsü. Harp yerinden çıkan sesler. Savt. Patırtı.

velvele-i istihsan

  • Güzellikleri pek çok dille bir arada haykıran sesler.

velvele-i takdir ve istihsan

  • Takdirleri ve güzellikleri pek çok dille bir arada haykıran sesler.

velvele-i tekbir ve teşekkür

  • "Allahu Ekber" ve teşekkür sesleriyle yapılan şenlik.

velvele-i teşhir ve takdis

  • Güzellikleri sergilemek ve bütün eksikliklerden uzak görmeyi dile getiren sesler.

velvele-i zikir

  • Zikir sesleri.

yusuf

  • Hz. Yakub'un (A.S.) oniki oğlundan en küçüğü idi. Babası kendisini çok severdi. Gördüğü bir rüyayı babası tabir ederek peygamber olacağını ve bütün kardeşlerinin kendisine itaat edeceklerini söyledi. Kardeşleri kendisini kıskandıkları için bir hile ile izini kaybetmek istediler ve bir kuyuya attılar

zemzeme-i tevhid

  • Allah'ı birleyen ve her şeyin Ona ait olduğunu ilân eden coşkulu sesler.

zevcat / zevcât

  • (Tekili: Zevce) Zevceler. Karılar. Kadın eşler.
  • Zevceler, eşler.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın