LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Esen ifadesini içeren 219 kelime bulundu...

abdal

  • Dünya ile ilgisini kesen mânevî makam sahibi kişi.

afiyet / âfiyet / عافيت

  • Esenlik, sıhhat ve selâmet.
  • Esenlik. (Arapça)
  • Âfiyet bulmak: Sağlığına kavuşmak. (Arapça)

akd

  • Anlaşma, sözleşme. Nikâh, hibe (bağış), vasiyet, alış-veriş gibi işlerde taraflardan birinin teklifi, diğerinin kabûlü ile gerçekleşen sözleşme.

alize

  • Tropikal bölge denizlerinde sürekli olarak esen rüzgârın adı. (Fransızca)

anglosakson

  • Büyük Britanya'da yerleşen Germen ırkından aşiretlerin adı.
  • Ana dili İngilizce olan şahıs.

aram-saz / arâm-saz

  • Yerleşen, oturan. (Farsça)

asl-ı vesvese

  • Vesvesenin aslı.

bad-ı saba / bâd-ı sabâ

  • Baharda esen hafif ve hoş rüzgar, seher yeli.

bad-ı semum / bâd-ı semûm

  • Çölde, sıcakta gündüz esen sıcak yel. Sam yeli. Zehirli rüzgâr.

bedpesend

  • Kötülüğü beğenen, kötülüğü öven, medheden. (Farsça)
  • Güç beğenir, müşkülpesend. (Farsça)

belel

  • Yaşlık, rutubet, ıslaklık.
  • Zafer, galibiyet.
  • Mihnet, keder, üzüntü.
  • Mücadele, kavga.
  • Hastalıkdan iyileşen.
  • Düşkünlük.

berber

  • Tıraş eden, saç kesen. (Farsça)
  • Afrika'nın kuzeyindeki bir kavim. (Farsça)

berran

  • Kesen, kesici, keskin. (Farsça)

besende

  • (Bak: BESEND)

bettar / bettâr

  • Çok kesen, fazla keskin.

bevatir

  • (Tekili: Bâtire) Keskin, çok kesen kılıçlar.

bezane

  • Esici. Esen rüzgâr. (Farsça)

bilanço

  • ing. Ticarî bir müessesenin muayyen bir devre sonunda alacak verecek durumunu göstermek üzere meydana getirdiği cetvel.
  • Mc: Herhangi bir işte belirli bir müddet sonundaki iyi ve kötü neticelerin karşılıklı durumu.

bülten

  • Halka bilgi veren, özet olarak yazılmış resmi yazı. (Fransızca)
  • Bir müessesenin, kurumun faaliyetlerini tanıtan ve belli zaman aralıklarıyla yayınlanan mevkute. (Fransızca)

carim

  • Cürüm ve kabahat sahibi. Suçlu.
  • Ailesinin maişetini kazanan.
  • Kesen.
  • Hurma toplayan.

cay-gir

  • Yerleşen, yer tutan, yerleşmiş. (Farsça)

cebel-i selamet / cebel-i selâmet

  • Kurtuluşun sembolü olan esenlikli ve güvenli dağ.

cerbeya

  • Mağrib ile şimâl arasında esen yel.

çeşn

  • (Çeşen) Bayram, îd. (Farsça)
  • Düğün. (Farsça)
  • Ziyafet, şölen. (Farsça)

darü's-selam / dârü's-selâm

  • Esenlik ve güvenlik yeri olan Cennet.

darüsselam / dârüsselâm

  • Esenlik yurdu, Cennet.

debur / debûr

  • Batı rüzgarı, batı taraftan esen yel.

deruc

  • Hızlı esen rüzgâr, fırtına.

dil-nişin / dil-nişîn

  • Hoşa giden, kalpte yerleşen.

egoist

  • Bencil, hodpesent, hodbin, kendini beğenmiş, menfaatperest.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

engizisyon

  • XVI. ve XVII. asırlarda Hristiyan Katolik Mezhebine âit kiliselerden alâkayı kesen veya Papa'ya karşı gelenlere yapılan -insanları arslanlara parçalatmak, fırında yakmak gibi- dehşetli işkenceler veya onları bu azaba mahkûm eden mahkemelere verilen isim. (Fransızca)
  • Çok ağır ve çok zâlimce cezây (Fransızca)

engizisyon mahkemeleri

  • Fransa'da 16. ve 17. yüzyıllarda Hristiyan Katolik Mezhebine ait kiliselerden alâkayı kesen veya Papa'ya karşı gelenleri ağır işkence ve zor ölümlere mahkûm eden mahkemelere verilen isim.

eşkıya / eşkıyâ

  • Yol kesenler.

eşkiya / eşkiyâ / اشقيا

  • Şakiler. Yol kesenler. Asiler. Allah'a veya kanunlara isyan edip kötülük yapanlar. Haydutlar, anarşistler, âsiler. Hak ve kanunlara baş kaldıranlar, Allahın emirlerine karşı gelenler.
  • Haydutlar, yol kesenler. (Arapça)

evsan

  • (Tekili: Vesen) Putlar. Sanemler.

ezib

  • Rezil, âdi ve aşağılık kimse.
  • Kıble rüzgarı.
  • Riyh-u cenub ile Sâbâ arasında esen yel.
  • Sevinmek, ferah ve neşat.

ferag

  • Serin serin esen rüzgâr. (Farsça)

feyz-i safa / feyz-i safâ

  • Neşenin feyzi, safânın bolluğu.

fihr

  • (Çoğulu: Efhâr) Destesenk dedikleri taş.
  • Taş.

gabileşen / gabîleşen

  • Yabancılaşan, âdeta körleşen.

garrende

  • Kükreyerek vahşileşen arslan ve benzeri yırtıcı hayvan. (Farsça)

girih-bür

  • "Düğüm kesen". Yankesici. (Farsça)

habıt

  • Susturucu.
  • Batıl kılan. İptal ettiren.
  • Değersizleşen.

haç

  • Birbirini dik olarak kesen iki doğrunun meydana getirdiği, hıristiyanlık dîninin sembolü olarak kabûl edilen şekil. Buna salîb ve istavroz da denir.

hacuc

  • Şiddetli esen rüzgâr.

hadd-i kat'-i tarik / hadd-i kat'-i tarîk

  • Huk: Yolkesenlere verilecek ceza.

hadise-i gaybiye

  • Gayb aleminde gerçekleşen olay.

halif / hâlif

  • Yemin ederek sözleşenlerden herbirisi.
  • Yeminli, sözleşen.

hanun

  • Gümleyerek esen rüzgâr.

harami / harâmî

  • Katı-üt tarik, yol kesen. Haydut.
  • Haydut, yolkesen.

harka'

  • Kulağı delik koyun.
  • Çeşitli yönlerden esen rüzgâr.

harur

  • Sıcaklık. Güneşin kızgınlığı.
  • Gece esen sıcak rüzgâr.

hava-i nesimi / hava-i nesîmî

  • Hafif ve hoşça esen rüzgâr, tatlı, hoş hava.

hava-yı nesimi / havâ-yı nesîmî

  • Tatlı ve hoş bir şekilde esen rüzgar.

haydud / حيدود

  • Eşkiya, haydut, yolkesen. (Macarca > Arapça)

hazım

  • Kesici, kesen.

hazim

  • Sür'atle kesen.
  • Çok çabuk yeyip bitiren.
  • Düşmanı hezimete uğratan.

hazine kethudası

  • Tar: Yavuz Sultan Selim Han zamanında kurulan hazine kethudâlığı, saraya girip çıkan demirbaş eşyanın korunup saklanmasıyla mes'ul idi. Bu müessesenin başında bulunan memura da hazine kethudâsı denilirdi.

heyet

  • Bir şeyi oluşturan unsunlar, bileşenler, genel yapı.

hürriyet

  • 1908'de II.Meşrutiyet'in ilânı ile birlikte gerçekleşen yeni sistemin halk arasındaki adı.

i'cab

  • Şaşırtmak. Hayran etmek. Hayrete düşürmek.
  • Hodpesendlik. Kendini beğenmişlik.

ı'sar

  • Hafif esen rüzgâr.

ifakat-yab / ifakat-yâb

  • İfakat bulucu, iyileşen. (Farsça)

ifakat-yaft

  • Sıhhat bulan, iyileşen, hastalıktan kalkan. (Farsça)

ifrazciyan

  • Darphanede sikke (para) kesenler. Altun, gümüş ve bakır madenlerini para haline getirdikleri için bu tabir meydana gelmiştir.

iltisaki / iltisakî

  • İltisakla alâkalı.
  • Yapışan, birleşen. Kavuşan, bitişen.

iman-ı hakiki / îmân-ı hakîkî

  • Kalbe yerleşen, şüphe ve tereddüd karşısında hiç sarsılmayan îmân.

imaret kemeri

  • Eskiden medresenin en güçlü, kuvvetli, kıdemli ve sözü dinlenen talebesi hakkında kullanılır bir tabirdi. Ayrıca bu tabir, medrese talebelerinden iaşe işlerine bakmak üzere bir sene müddetle seçilenler hakkında da kullanılırdı. Bunlar, bellerine kemer taktıkları için bu isim verilmişti.

iplikhane

  • Eskiden suç işlemiş kimselerin hapsedilip çalıştırıldıkları yere verilen addır.
  • Gemilere lüzumlu halatlarla yelken bezini yapan eski bir deniz müessesenin adı idi.

ismail aleyhisselam / ismâil aleyhisselâm

  • Yemen'den gelip Mekke ve civârına yerleşen Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Peygamber efendimizin dedelerindendir. Cürhüm kabîlesine peygamber olarak gönderildi. İbrâhim aleyhisselâmın oğludur. Anne si Hacer Hâtun'dur.

iti

  • Keskin, kesen.
  • Mc: Sert, acı.

ittihad eden

  • Birleşen.

ızbandut

  • Eskiden Rum korsanlarına verilen addır.
  • Haydut, yolkesen, şaki, eşkiya.
  • İri vücutlu, korkunç.

kasis

  • Bir yolu, bir tarafından diğer tarafına kadar kesen su arkı. (Fransızca)

katı'

  • (Kat'. dan) Kesen, Kat' eden. Durduran, mâni olan.
  • Keskin ve iyi bileylenmiş kılıç.

kati' / kâti' / قاطع

  • Kesen, kesici. (Arapça)

katı'a

  • Kesen, kesici.

katı-ut tarik

  • Yol kesen, eşkiya.

katıüttarik / katıüttarîk

  • Yol kesen.

katta'

  • Çok kat'eden, adah çok kesen.

kavari'

  • (Tekili: Karia) İnsan öleceği zaman, halet-i nezi'de okunan âyet-i kerime.
  • Şiddetli esen rüzgârlar.
  • Ansızın Allah tarafından gönderilen belâ ve musibetler.

kavasıf

  • (Tekili: Kasıf) Şiddetli esen rüzgârlar. Fırtınalar.

kazıb

  • (Çoğulu: Kavâzıb-Kızâb) Kesici, kesen.

keramat-ı gaybiye / kerâmât-ı gaybiye

  • Allah'ın bir ikramı olarak gaybla ilgili verilen haberlerin doğru çıkması şeklinde gerçekleşen kerametler.

keramet-i acibe

  • Şaşırtıcı bir şekilde gerçekleşen keramet.

keşende

  • "Çeken, çekici" mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapmakta kullanılır. Meselâ: (Mihnet-keşende: Mihnet çeken.) (Farsça)
  • Dayanan, tahammül eden, mütehammil. (Farsça)

keşti-i nuh-u selamet / keşti-i nuh-u selâmet

  • Esenliğe, güvenliğe ulaştıran Nuh'un gemisi.

kıble

  • Kâbe-i Muazzamanın bulunduğu Mekke-i Mükerreme ciheti. Kıble tarafı, güney.
  • Cenubdan esen rüzgâr.

kıbti / kıbtî

  • Mısır'a ilk yerleşen insanlar. Mısır'ın yerli halkına verilen ad.

kıpti

  • Avrupanın bazı cihetlerine Hintten gelerek yerleşen çingenelere verilmiş isim. Çingene.

kısas / kısâs

  • İşlenen suçun, yapılan kötülüğün aynısını suçluya tatbîk ederek cezâlandırma, öldüreni öldürme, yaralıyanı yaralama, bir uzvu kesenin uzvunu kesme cezâsı.

koalisyon

  • ing. Bir maksad için birleşen kuvvetler yahut partiler topluluğu.

kutta'

  • (Tekili: Katı') Kesiciler, kat' ediciler, kesenler.

kutta-i tarik

  • Yol kesenler, eşkiyalar, haydutlar.

labirent

  • Bir defa içine girildiğinde çıkış yolu çok güçlükle bulunabilen bina. (Fransızca)
  • Çok karışık ve birbirini kesen yol. (Fransızca)

lafz-ı salavat / lâfz-ı salâvat

  • Salâvat kelimesi; Peygamberimize rahmet ve esenlik dileme sözü.

lodos

  • Güneyden esen ılık yel, rüzgâr.

mağmure / mağmûre

  • Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen, harap olmuş.
  • Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen.

mahrut

  • Geo: Tabanı daire olup, yan kenarları bir noktada birleşen geometrik şekil, koni.

mahruti / mahrutî

  • Mahrut şeklinde olan. Altı daire ve üstü sivrilerek bir noktada birleşen, huni şeklinde olan. Konik.

meltem

  • Yaz mevsiminde karadan denize doğru esen rüzgâr.

menkuş / menkûş / منقوش

  • Nakışlı, işlemeli, desenli. (Arapça)

menun

  • (Menn. den) Kesmek.
  • Vakit, zaman, ömür ve sâireyi kesen mânâsınadır.

mervaha

  • (Çoğulu: Merâvih) Ova, çöl. Her tarafından rüzgâr esen yer.

meşgel

  • Yol kesen, haydut, şaki, eşkiyâ. (Farsça)

mihver-i alem / mihver-i âlem

  • Arzın merkezinden geçerek semâ küresini her iki tarafta kesen mevhum hat.

misak-ı ezeliye / misâk-ı ezeliye

  • Ezelde gerçekleşen sözleşme; bütün ruhların kendilerini yaratan Allah'a iman ve emirlerini yerine getireceklerine dair yaptıkları yemin.

muakıd / muâkıd

  • Sözleşen.

muakid

  • Birbiriyle akid yapan, sözleşen.

mücadil

  • Mücadele eden, cidalleşen.

müfik / müfîk

  • İyileşen, ifâkat bulan hasta.

muhacir

  • Göç eden, bir memleketten kalkıp, başka bir yere yerleşen.
  • Mc: Allah'ın yasak ettiğinden uzaklaşan.

muhavven

  • Hâinleşen. Tahvin edilen.

mükena'

  • (Tekili: Mekin) Vakar ve iktidar sâhibleri.
  • Oturanlar, yerleşenler.

muktasır

  • Kısa kesen, uzatmıyan.

muktesir

  • Kısa kesen, iktisar eden.

mülteim

  • (Le'm. den) İyileşen ve kapanan (yara).
  • Cem'olucu, toplanan.
  • Ulaşan, ulaşıcı.

mülteki / mültekî

  • (Lika. dan) Kavuşan, buluşan, birleşen.

mümtezic

  • Birleşen, kaynaşan.

münakkaş / منقش

  • Nakışlı, işlemeli, desenli. (Arapça)

mündemiç

  • İçinde bulunan, içine yerleşen.

münhasif

  • Sönükleşen, parlaklığını yitirip görünmez hâle gelen.
  • (Husuf. dan) İnhisaf eden, sönükleşen, daha mükemmel bir şeyin yanında sönük kalan. Değersiz. Gölgelenmiş.

mürekkeb / مركب

  • Oluşan, bileşen. (Arapça)
  • Mürekkep. (Arapça)

müşkil-pesendan / müşkil-pesendân

  • (Tekili: Müşkil- pesend) Herşeyi kolay kolay beğenmiyenler.

müstekar

  • Karar kılan, yerleşen, sabit.

mutasallib

  • (Sulb. dan) Sertleşen, katılaşan.
  • Sağlam, sert.
  • Salâbetli. Din işlerinde çok gayretli.

mutavattınin / mutavattınîn

  • Vatan yapanlar, bir yere yerleşenler.

müteammik

  • (Umk. dan) Derine giden, derinleşen.

mütearri

  • (Uryet. den) Bir şeyden alâkasını kesen.
  • Soyunan, taarri eden, çıplak.

müteasir

  • (Usr. dan) Güçleşen, zorlaşan, teâsür eden.

müteassir

  • Güçleşen. Güç, zor, çetin.

müteceddid / متجدد

  • Yenilikçi. (Arapça)
  • Yenileşen. (Arapça)

müteceddidin / müteceddidîn

  • (Tekili: Müteceddid) Yenileşenler, teceddüd edenler.

müteehhil

  • Evli, evcilleşen.

mütegamızin / mütegamızîn

  • (Tekili: Mütegamız) Birbirine göz ucu ile işaret edenler, gözle işaretleşenler.

mütehatıb

  • Birbirine hitab eden, söyleşen.

mütekafi / mütekâfi

  • (Mütekâfiyye) Birbirine denk ve akran olan. Eşitleşen.

mütekasim

  • Kısmet eden.
  • Aralarında bir şey taksim edenlerin her biri.
  • Birbiriyle kasemleşen, andlaşan.

mütekatı'

  • Karşılıklı kesişen, birbirini kesen.

mütelain

  • Lânetleşen, uğursuzlaşan.

mütemekkin

  • (Mekân. dan) Yerleşen, Mekânlanan, temekkün eden. İkamet eden, sâkin olan.
  • Gr: Üç harekeyi de kabul eden kelime.
  • Yerleşen.

mütemeskin

  • Miskinleşen. Miskinlik gösteren.

müterasil

  • Mektuplaşan, haberleşen.

mütesa'ib

  • Güçleşen, güç olan.

müteşeffi

  • (Şifa. dan) Şifa bulan, iyileşen.
  • Öcünü, intikamını alarak rahatlaşan.

müteseffilin / müteseffilîn

  • (Tekili: Müteseffil) Sefilleşenler, aşağılık olanlar.

mütevacih

  • Yüzleşen, yüz yüze gelen.

mütevaid

  • Birbirine söz veren. Sözleşen.

mütevaidin / mütevaidîn

  • (Tekili: Mütevâid) Sözleşenler, vaidleşenler, birbirlerine söz verenler.

müttefik-ul menfaa

  • Menfaatleri bir olan, birleşen.

nakış / نقش

  • Desen. (Arapça)

nakş / نقش

  • Nakış, desen. (Arapça)
  • Resim. (Arapça)
  • Duvar resmi. (Arapça)
  • Nakş etmek: İşlemek. (Arapça)

nazır

  • Taze, tazeleşen.

nema / nemâ

  • Malın artması, çoğalması. Ziyâdeleşen mala nâmî denir.

nemadar / nemadâr

  • Çoğalan, ziyadeleşen. Artan, büyüyen. (Farsça)

nesim / nesîm

  • Hoşa giden, hafif ve lâtif esen rüzgâr.
  • Hoş esen yel.

nesim-i subh-dem

  • Sabah vakti esen rüzgâr, sabah rüzgârı.

nesimi / nesimî

  • Hafif hafif ve lâtif bir tarzda esen rüzgârla ilgili.

nizamname / nizamnâme

  • Tüzük metni; herhangi bir müessesenin tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri gösteren maddelerin hepsi.

nüktesenc

  • (Çoğulu: Nüktesencân) Nükteyi değerlendiren. Nükteden anlayan. Nükteyi yerinde kullanan. (Farsça)

rah-ı necat ve selamet / râh-ı necat ve selâmet

  • Kurtuluş ve esenlik yolu.

rahzen / râhzen / راهزن

  • Yol vuran. Yol kesen. Eşkiyâ, haydut. (Farsça)
  • Yol kesen, haydut. (Farsça)

ravh

  • Rahatlık. Rahmet ve kolaylık.
  • Serin serin esen rüzgârın vücuda dokunmasiyle verdiği serinlik ve sefa.
  • Koklamak.

rehzen

  • Yol kesen, haydut, eşkiya. (Farsça)

resm

  • (Resim) Yazma, çizme, desen.
  • Eser, iz, nişan, alâmet.
  • Suret.
  • Tertib. Tarz, üslub.
  • Fotoğraf resmi.
  • Âdet, usul, tavır, davranış.
  • Alay, merâsim.
  • Man: Bir şeyi başkalarından ayırdeden tarif.

revgan

  • Yağ. (Farsça)
  • Hafif hafif esen rüzgârın verdiği serinlik, rahatlık. (Farsça)
  • Üstü yağ gibi kayan parlak nesne. (Farsça)
  • Parlak deri. (Farsça)

revh

  • İç açıklığı. Rahat.
  • Rahmet.
  • Hafif esen rüzgârın verdiği tatlılık, canlılık.

reyde

  • (Çoğulu: Ruyud) Dağın sivri ve yumru tarafı.
  • Yavaş ve yumuşak esen rüzgâr.

şa'rani / şa'ranî

  • (Hi: 899-973) Dört hak mezhebin birleşen ve ayrılan tarafları hakkında mu'teber eserleri olan meşhur bir fakihtir. Mizan-ı Şaranî ismiyle bilinen eseri meşhurdur.

saba / sabâ / صبا

  • Gün doğuşundan esen hoş ve lâtif rüzgar.
  • Gün doğusundan esen hoş ve lâtif rüzgâr.
  • Meltem, gündoğusunden esen yel. (Arapça)
  • Sabâ makamı. (Arapça)

şaki / şakî

  • (Şekavet. den) Haydut. Yol kesen. Haylaz.
  • Her çeşit günahı işleyebilen.
  • Yol kesen, haydut.
  • Haydut, yol kesen.
  • Her türlü günahı işleyecek bahtsız, haylaz, habis.

salavat / salâvât

  • Peygamberimize (a.s.m.) edilen rahmet ve esenlik duaları.

salavat-ı nuriye / salâvat-ı nuriye

  • Peygamberimiz için yapılan, manevî yönden tüm karanlıkları aydınlatan nurlu rahmet ve esenlik duaları.

salavat-ı şerife / salâvat-ı şerîfe

  • Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duaları.

salib / salîb

  • Hıristiyanlık dîninin sembolü kabûl edilen birbirini dik kesen iki doğrunun meydana getirdiği şekil, haç, istavroz.

salim / sâlim / سالم

  • Sağ, esenlik içinde. (Arapça)
  • Sağlam. (Arapça)

samyeli

  • Sıcak memleketlerde esen bunaltıcı rüzgâr.

sarim

  • Kesen, kesici.
  • Şecaatlı.

sarr

  • Kesenin ağzını bağlamak.
  • Hıfzetmek.
  • Cem'etmek, toplamak.
  • Yukarı kaldırmak.
  • Zammetmek, artırmak.

sedd-i turuk eden

  • Yolları kesen, kapayan.

sefasif

  • (Tekili: Sefsâf) Yerden toz kaldırarak esen rüzgârlar.

seham

  • Sıcak günlerde havada iplik iplik olduğu hayâl edilen nesneler.
  • Sıcak esen rüzgâr.

seherhiz / seherhîz

  • Sabahları erken kalkan. Erkenci. (Farsça)
  • Sabahleyin esen. (Farsça)

sektedar / sektedâr

  • Susan, sesini kesen.
  • Zarara uğramış olan.
  • Aheng ve düzeni bozulmuş.

selam ve selamet / selâm ve selâmet

  • Esenlik, rahatlık.

selamet / selâmet / سلامت

  • Esenlik, güvenlik.
  • Esenlik. (Arapça)

selamet-i amme / selâmet-i âmme

  • Umumî esenlik, güven.

selamet-i iman / selâmet-i iman

  • İmanın esenliği, güvenliği.

selamet-i millet / selâmet-i millet

  • Milletin selâmeti, esenliği, güven içinde oluşu.

selamet-i millet fedaileri / selâmet-i millet fedâileri

  • Milletin kurtuluşu ve esenliği için fedakârlıkta bulunan ve kendini feda eden kişiler.

selametli / selâmetli

  • Güvenli, esenlikli.

sellah

  • (Selh. den) Kasaplık hayvan kesen veya yüzen.

şemal

  • (Çoğulu: Şemâlât) Kıble ardında kutup tarafından esen yel.
  • Ahlâk.
  • Kılıç.

şemul

  • Sâfi halis şarap.
  • Kıble mukabilinden esen rüzgar.

semum

  • Zehirli şey.
  • Sam yeli.
  • Gündüz vakti sıcak çölde esen pek sıcak rüzgar olup, bitki ve hayvanları mahveder.

şifaresan

  • Şifaya erişen, hastalığı iyileşen. (Farsça)

silsile-i keramet

  • Kerametler zinciri, peş peşe gerçekleşen kerametler.

suba

  • (Çoğulu: Esbâ) Gece ile gündüz eşit olduğunda gündoğusundan esen rüzgâr.

sündüs

  • Sırmadan kabartma deseni. Eski bir çeşit ipekli kumaş. Parlak renkli, çiçekli, işlemeli, nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaş. Altun veya gümüş tellerle işlemeli ve nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaşlardan biri.

tahakkuk eden

  • Gerçekleşen.

takarrur eden

  • Yerleşen, sabitleşen.

tarh / طرح

  • Atma. (Arapça)
  • Düzenleme. (Arapça)
  • Desen. (Arapça)
  • Plan. (Arapça)

tarik-i selamet / tarîk-i selâmet

  • Esenlik, güven yolu.

tekemmül eden

  • Mükemmelleşen.

teşennüc

  • (Şenc. den) (Çoğulu: Teşennücât) Buruşuk olma, buruşma.
  • Adalelerin gerilip büzülmesi, kasılması.
  • Korkmak.
  • Titremek.

teşeyyu / teşeyyû

  • Şiîleşen.

vakıa mutabakat / vâkıa mutabakat

  • Gerçekleşen olaylarla uygunluk.

vakıa mutabık / vâkıa mutabık

  • Gerçekleşen bir olayla uygunluk.

veseniyye

  • Putperestlik, puta tapma inancı. Taştan yapılmış heykellere tapınma. Taştan yapılmış heykele vesen, bu heykele tapana vesenî denir.

vezan / vezân / وزان

  • "Olmak" yardımcı fiiliyle birlikte kullanılır ve "esen, esici" anlamlarına gelir. (Farsça)
  • Esen. (Farsça)

vücud-u ebter

  • Kesik, sona ermiş varlık; kendisiyle Rabbi arasındaki bağı kesen varlık.

vuku bulan

  • Gerçekleşen, meydana gelen.

yab

  • "Yaften: Bulmak" mastarından emir kökü olup, birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şifayab : Şifa bulan, iyileşen. (Farsça)

za'za'

  • Bir şeyi parça parça etmek.
  • şiddetle esen yel.

zabih / zâbih

  • (Zebh. den) Boğazlayan, kesen. Kurban kesen.

zani / zanî

  • Zina eden, çiftleşen.

zekeriyya

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Hz. Süleyman Aleyhisselâm'ın neslindendir. Beytül-Makdis'de Tevrat yazan ve kurban kesen reis idi. Zevcesi, Hz. Meryem'in teyzesi idi. Benî İsrail'in büyüklerinden olan İmran namındaki zatın karısı Hanne, Zekeriyya (A.S.) ın karısının kardeşidir. Hz. Meryem İmran kız

zen

  • Vuran, kesen, atan mânalarına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Zeden: Vurmak mastarında emir köküdür) Lâf-zen : Söz atan, lâf atan. (Farsça)