LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Erman ifadesini içeren 60 kelime bulundu...

azze ensaruh / azze ensâruh

  • Yardımı çok olsun. (Bu tabir, padişahlara ait dua yerinde olup eski fermanlarda geçer.)

bedde

  • Derman, takat, güç, kuvvet.

bende-i ferman / bende-i fermân

  • Emir kulu, ferman kölesi.

ber

  • (Burden) "Götürmek" mastarının emir köküdür. Kelimenin sonuna getirilerek terkipler yapılır. Emirber : Emir dinleyen, emir götüren. Fermanber : Emir veren. Emir dinleyen... gibi. (Farsça)

berat / berât

  • Nişan, ayrıcalık fermanı.

berat-ı hümayun

  • Padişahlara mahsus ferman.

berevat / berevât

  • (Tekili: Berat) Eskiden bir kimseye nişan, rütbe veya imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.

beyariş

  • Çare. Tedbir. Deva, derman. İlâç, tiryak. (Farsça)

beylek

  • Ferman, emir. Hüccet, vesika. (Farsça)

bi-mecal / bî-mecal

  • Mecalsiz, halsiz, dermansız, zayıf. (Farsça)

bidde

  • Derman, tâkat, güç, kuvvet.

bimecal / bîmecâl / بى مجال

  • Takatsiz, dermansız. (Farsça - Arapça)

birad

  • İhtiyar, pir. Dermansız, güçsüz kimse. (Farsça)

bişar

  • Esir, kul, köle. Harpte teslim alınan kimse. (Farsça)
  • Altın, gümüş kakmalı işlemeler. (Farsça)
  • Takatsiz, dermansız, halsiz. (Farsça)

çare / çâre / چاره

  • Tedbir. (Farsça)
  • Çare. (Farsça)
  • İlaç, derman. (Farsça)

dermande

  • (Çoğulu: Dermândegân) Âciz, beceriksiz, biçare, zavallı. (Farsça)

emirname / emirnâme / امرنامه

  • Ferman, emir belgesi. (Arapça - Farsça)

engiştal

  • Hasta ve zayıf kimse. Dermansız, bî-derman kişi. (Farsça)

esrik

  • Sarhoş, mest.
  • Azgın, kızgın.
  • Zayıf, hasta, hâlsiz, dermansız, tâkatsiz.

feramin / feramîn / ferâmîn / فرامين

  • (Tekili: Fermân) Buyruklar, fermanlar.
  • Fermanlar. (Arapça - Farsça)

ferman-ber

  • İtaatli ve muti olan. Hakkında emir çıkarılan. Fermanlı.

ferman-berdar

  • Fermana uyan, emre uyan. (Farsça)

ferman-ı ali / ferman-ı âli

  • Yüce ferman, buyruk.

ferman-ı alişan / ferman-ı âlişân

  • Şanı yüce ferman.

ferman-ı celil / ferman-ı celîl

  • Cenab-ı Allah'ın yücelerden gelen fermanı.

ferman-ı ebedi / ferman-ı ebedî

  • Sonsuz ferman.

ferman-ı esasi / fermân-ı esasî

  • Asıl, temel ferman, buyruk.

ferman-ı ezeli / fermân-ı ezelî

  • Ezelî buyruk, hükmü belli bir zamanla kayıtlı olmayan ferman.

ferman-ı haşr

  • Haşirle ilgili ferman, buyruk.

ferman-ı ilahi / ferman-ı ilâhî

  • Allah'ın fermanı.

ferman-ı kat'i / ferman-ı kat'î

  • Kesin ferman, buyruk.

ferman-ı risalet / fermân-ı risalet

  • Peygamberlik fermânı, buyruğu; Hz. Muhammed'in (a.s.m.) bütün cin ve insanlara tebliğ ettiği Kur'ân-ı Kerim.

ferman-ı şahane / ferman-ı şâhâne

  • Şâhâne ferman, buyruk.

ferman-ı sübhani / ferman-ı sübhânî

  • Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın fermanı, buyruğu.

güşadname

  • Padişah fermanı. (Farsça)
  • Boşanma vesikası. (Farsça)

güzir / güzîr / گزیر

  • Derman, çare, deva. (Farsça)
  • Çare. (Farsça)
  • Derman. (Farsça)

hatt

  • Sınır. Çizgi. Hudud.
  • Yazı. El yazısı.
  • Nâme. Mektup.
  • Gençlerde yeni çıkan bıyık veya sakal.
  • Çizgi gibi uzanan belirsiz hafif yol.
  • Deniz yalısı.
  • Gemilerin hareketteki istikameti.
  • Parmağın onikide biri olan bir ölçü.
  • Ferman, buyruk

ibka fermanı

  • Tâyinleri bir sene müddetle yapılan memurların vazifelerinde devam edeceklerine dâir gönderilen ferman.

ihriz

  • Bitkin, dermansız. Kımıldanmağa ve bir şey yapmağa hâli ve mecâli olmayan.

ilac

  • Derde devâ olan şey. Hastayı veya yaralıyı iyi etmek için içmek veya sürmek üzere verilen şey.
  • Devâ, mualece.
  • Mc: Tedbir, çare, tavsiye, derman.
  • Hastaya bakma, iyi olmasına çalışma.

iradat

  • (Tekili: İrade) İstemeler, buyruklar, iradeler, emirler, fermanlar.

irade

  • İstek, arzu. Dilemek. Emir. Ferman.
  • Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç. (İrade, ihtiyardan daha geniştir, umumidir. İhtiyar, taraflardan birini diğerine tafdil ile beraber tercihtir. İrade; yalnız tercihtir. Mütekellimler bazan iradeyi ihtiyar mânasında kullanmışlar

irade-i şahane / irade-i şâhane

  • Padişahın emri, fermanı, buyruğu.

istişfaen

  • Derdine derman aramak gayesiyle. Şifa istemek suretiyle.

kaime / kâime / قائمه

  • Uzun bir kâğıda yazılan ferman.
  • Kitap yaprağı.
  • Kâğıt para.
  • Kağıt para. (Arapça)
  • Ferman. (Arapça)

lailaç / lâilaç

  • Çâresiz, dermansız, imkânsız.

menaşir

  • (Tekili: Minşâr) Testereler.
  • (Menşur) Tar: Padişâhın verdiği vezirlik veya müşirlik fermanları.
  • Mat: Prizmalar.

menşur / منشور

  • (Neşr. den) Neşrolunmuş. Dağıtılmış. Yayılmış. Herkese ilân edilmiş.
  • İşleri dağınık. Perişan.
  • Sultanın emri, mühürsüz mektubu, fermanı.
  • Bayrak.
  • Mat: Alt ve üst tabanları birbirine müsavi ve müvâzi (eşit ve paralel), kenarları da müsâvi ve müvâzi olup yüzleri b
  • Ferman. (Arapça)
  • Prizma. (Arapça)

menşur-u layezali / menşur-u lâyezâlî

  • Hükmü sonsuza kadar devam eden ferman.

menşur-u mukaddes

  • Mukaddes ferman.
  • Mukaddes ferman. (Kelime-i şehadet kastedilmektedir)

menzuf

  • Susuzluktan dolayı dili kurumuş kimse.
  • Kan kaybından dolayı dermansız ve güçsüz kalmış olan insan.

müzmen

  • Müzmin hale gelmiş.
  • Mc: Halsiz düşmüş, dermansız kalmış, zayıflamış.

nişan

  • İz. Nişan. Alâmet. İşaret. (Farsça)
  • Yara izi. (Farsça)
  • Hedef, vurulması istenen nokta. (Farsça)
  • Hâtıra için dikilen taş. (Farsça)
  • Taltif için verilen madalya. (Farsça)
  • Evlenmeden önceki anlaşma ve karar işareti veya merasim. (Farsça)
  • Tuğra. (Farsça)
  • Ferman. (Farsça)

rekaket

  • Kekeleme, dil tutukluğu.
  • Sözün kusurlu oluşu. Belagattan mahrum olmak.
  • Zayıf ve ince olmak, yufka olmak.
  • El ile cismin hacmi ve cüssesini anlamak için yoklamak.
  • Gevşeklik, zayıflık, dermansızlık.

tanzimat-ı hayriye

  • Osmanlı Devletinde Sultan Abdülmecid zamanında başlayan ve (1839-1876) tarihleri arasındaki devreye Tanzimat-ı Hayriye denir. Sözde ıslahat için çalışılan devirdir. Bu, Gülhane Hatt-ı Hümayunu namında padişah fermanı ile başlatıldı. Bu devirde her şey yeniden tanzim edilecekti, yeni müesseseler kuru

tevaki'

  • (Tekili: Tevki') Fermanlar.

tiryak / tiryâk

  • Güçlü derman, ilâç.

za'fiyyet

  • Zayıflık, dermansızlık, güçsüzlük.

zafiyet / zâfiyet

  • Güçsüzlük, dermansızlık.

zar

  • İnleyen, sesle ağlayan. (Farsça)
  • Zayıf, dermansız. (Farsça)