LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Erim ifadesini içeren 1077 kelime bulundu...

ayat-ı hırz / âyât-ı hırz

  • Okunduğunda veya üzerinde taşındığında Allahü teâlânın muhâfazasına (korumasına) kavuşmaya vesîle (sebeb) olan âyet-i kerîmeler.

işaret-i nass / işâret-i nass

  • Nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) görünen mânâsından başka, ayrıca maksûd olmayan, kastedilmeyen bir mânâyı da bildirmesi.

ishak aleyhisselam / ishâk aleyhisselâm

  • Şam ve Filistin ahâlisine (halkına) gönderilen peygamberlerden. İbrâhim aleyhisselâmın ikinci oğlu olup, annesi hazret-i Sâre'dir. İbrâhim aleyhisselâmın dînini insanlara tebliğ etti. İsmi, Kur'ân-ı kerîmde on yedi yerde bildirilmiştir.

müteşabih ayet / müteşâbih âyet

  • Mânâsı açık olmayan âyet-i kerîme. Çoğulu, müteşâbihâttır.

müteşabihat / müteşâbihât

  • Mânâsı kapalı âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler. Müteşâbihâta îmân etmeli, mânâsını Allahü teâlâya bırakmalıdır. Bunlar, Allahü teâlânın sevdiklerine bildirdiği sırların sembolleri, işâretleridir. Bunları anlıyanlar açıklamamışlardır.

a'la suresi / a'lâ suresi / a'lâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in seksenyedinci suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen yedinci sûresi.

a'raf suresi / a'râf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 7. suresidir. Mekke-i Mükerremede nâzil olmuştur. Suret-ül Mikat, Suret-ül Misak, Elif lâm mim sâd gibi isimleri de vardır.
  • Kur'ân-ı kerîmin yedinci sûresi.

abese suresi / abese sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin sekseninci sûresi. Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Kırk iki âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmede yüzçevirdi, iltifat etmedi mânâsına olan Abese lafzı sûreye isim olmuştur. Sûrede, Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlâ tarafından bir mev'ize (nasihat, öğüt) olduğu bildirilmekte,

adat-ı seniyye / âdât-ı seniyye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) örnek hal ve hareketleri.

adem / âdem

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası.

adiyat suresi / âdiyat suresi / âdiyât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 100. suresinin ismi olup, Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüzüncü sûresi.

ahbar / ahbâr

  • Haberler. Haberin çokluk şekli.
  • Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler.
  • Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler.

ahir-i feth / âhir-i feth

  • Kur'ân-ı Kerimin 48. sûresi olan Fetih Sûresi'nin sonu.

ahirzaman peygamberi / âhirzaman peygamberi

  • Dünya hayatının kıyamete yakın son devresinde gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

ahkaf suresi / ahkâf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de kırkaltıncı sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk altıncı sûresi.

ahkam-ı ictihadiyye / ahkâm-ı ictihâdiyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfte açıkça bildirilmeyip, müctehid denilen âlimlerin açıkça bildirilenlere benzeterek elde ettikleri hükümler.

ahkam-ı kur'aniye / ahkâm-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerim'in kat'i olan hükümleri, emirleri. (Farsça)

ahlak-ı aliye-i peygamberiye / ahlâk-ı âliye-i peygamberiye

  • Peygamberimizin yüce ahlâkı.

ahlak-ı hasene / ahlâk-ı hasene

  • Yüksek ahlâkı en parlak ve ulvi bir şekil ve ruhta gösteren ve bilfiil yaşayan Peygamberimizin (A.S.M.) ve O'nun yolunda gidenlerin ahlâkı.

ahmed-i faruki / ahmed-i fârukî

  • (Hi. 971-1034) (İmam-ı Rabbanî) Hz. Ömer (R.A.) ahfadından olduğundan Fârukî denilmiştir. Kendisi demiştir ki: "Hakaik-i imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmata tercih ederim." Hem demiş ki: "Bütün tarikatların nokta-i müntehası hakaik-i imâniyenin vuzuh ve inkişâfı

ahyed

  • Peygamberimizin Tevrattaki ismi.

ahzab suresi / ahzâb sûresi

  • Kur'ân-ı Kerimde otuzüçüncü surenin adı olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz üçüncü sûresi.

akamet / akâmet / عقامت

  • Kısırlık, verimsizlik.
  • Verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. (Arapça)
  • Kısırlık. (Arapça)

akd-i semavi / akd-i semâvî

  • İlâhî akit; Hz. Zeyneb'i, Peygamberimize (a.s.m.) Cenâb-ı Hakkın nikâhlaması.

akib / âkib

  • Kendisinden sonra peygamber gelmeyen Hz. Hâtem-ül Enbiyâ Peygamberimiz Resul-ü Ekrem (A.S.M.)
  • Bir diğerinin arkasından gelen.

akim / akîm

  • Sonuçsuz, verimsiz.
  • Kısır, verimsiz, neticesiz.

akır / âkır / عاقر

  • Kısır, verimsiz, kumlu toprak.
  • Çocuksuz kadın.
  • Oğlu veya kızı olmayan erkek.
  • Yaralayan, yaralayıcı.
  • Kısır. (Arapça)
  • Verimsiz. (Arapça)

aks-i nakiz / aks-i nakîz

  • Antitez, karşısav; biri diğerinin zıttı olan iki terimden, ikincisini oluşturan düşünce veya önerme.

akval-i müfessirin / akvâl-i müfessirîn

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir edip yorumlayan âlimlerin görüşleri.

al-i aba / âl-i abâ / اٰلِ عَبَا

  • Peygamberimizin (asm) hırkası altına aldığı ehli.

al-i beyt-i nebevi / âl-i beyt-i nebevî / اٰلِ بَيْتِ نَبَو۪ي

  • Peygamberimizin (a.s.m.) âilesi ve onun soyundan gelenler.
  • Peygamberimiz (asm)ın âilesi ve nesli.

al-i imran / âl-i imrân

  • Kur'ân-ı Kerîm'in 3. sûresi.

al-i imran suresi / âl-i imran suresi / âl-i imrân sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin üçüncü suresinin ismi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. Bu sureye Eman, Kenz, Ma'niyye, Mücadele, İstiğfar Suresi ve Tayyibe de denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin üçüncü sûresi.

ala nebiyyina / âlâ nebiyyina

  • Nebi olan Hz. Peygamberimize (a.s.m.).

ala nebiyyina ve aleyhissalatü vesselam / alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm

  • Peygamberimize ve ona salât ve selâm olsun.

alak suresi / alak sûresi / alâk sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in doksanaltıncı suresinin adıdır. İkra' Suresi de denilir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan altıncı sûresi.
  • Kur'ân-ı Kerim'in 96. sûresi.

alemdar-ı nebi / alemdâr-ı nebi

  • Peygamberimizin (A.S.M.) bayraktarı olan Hz. Ebu Eyyub-il-Ensarî (R.A.)

aleyhissalatü vesselam

  • Salât ve Selâm onun üzerine olsun, meâlinde Peygamberimiz Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) ismini duyunca söylenmesi sünnet olan bir duâdır.

aleyna

  • Bizim üzerimize, bizim hakkımızda. Bize.

aliaba

  • Peygamberimizin abası altına aldığı beş kişi.

alibeyt

  • Peygamberimizin neslinden olan.

alim / alîm / âlim

  • Bilen. İlmi, ebedi ve ezeli olan Cenab-ı Hak. (Kur'an-ı Kerim'de bu isim 126 kerre zikredilir.)
  • Bilen, ilim sâhibi.
  • Her şeyi bilen mânâsına Allahü teâlânın sıfatlarından biri.
  • Zamânın fen ve edebiyât bilgilerinde yetişmiş, Kur'ân-ı kerîmin ve yüzbinlerce hadîs-i şerîfin mânâsını ezberden bilen, İslâm'ın yirmi ana ilmi ve bunların kolları olan seksen ilminde mütehassıs (uzman),

amelde mezheb

  • Mutlak müctehid denilen derin âlimin, Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîf, icmâ ve Eshâb-ı kirâma âit nakilleri esas alarak, iş ve ibâdetle ilgili hükmü açıkça bildirilmeyen husûslarda çıkardığı hükümlerin hepsi.

ameysel

  • Arslan.
  • Şişman, büyük deve.
  • Kaftanını yere sürüyerek gezen tembel kimse.
  • Uzun kuyruklu geyik.
  • Enli nesne.
  • Kerim, şerif nesne.

amine / âmine

  • Emin olan. Kalbinde korku olmayan kadın.
  • Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın öz annesinin adı. Yirmi sene yaşamıştır. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın dini üzere idi. (R. Aleyha)

amme cüz'ü

  • Amme Sûresiyle başlayan Kur'ân-ı Kerim'in son cüz'ü.

ankebut suresi / ankebût sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin yirmidokuzuncu suresidir. Mekkidir. (Allahtan başkasına güvenenlerin, dünyayı avlamak için kurdukları teşkilâtını bir örümcek ağına benzeten, örümcek meseli zikrolunan bir suredir.)
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi dokuzuncu sûresi.

arabi sene / arabî sene

  • Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'den Medîne'ye hicret ettiği mîlâdî 622 senesinden başlayan kamerî veya şemsî sene.

asabe

  • Baba tarafından akrabâ, hısım. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisse (pay) takdîr edip bildirdiği vârislerden (Eshâb-ı ferâizden) sonra gelen ve belli bir payı olmayıp artan malı almaya hak kazanan, ölene erkek vâsıtasıyla bağlanan erkek akrabâ veya bâzı durumlarda bunlar gibi vâris olan kadınlar.

aşere-i mübeşşere

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hayatta iken Cennet ile müjdelediği on Sahabi.

ashab / ashâb

  • (Tekili: Eshâb) (Sahib) Arkadaş olanlar. Sahip olanlar, kullanma yetkisine sahip kişiler.
  • Halk, ahali.
  • Sahabeler, yani Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (A.S.M.) görmüş ve mü'min olarak ona ve onun mesleğine bağlı kalmış olan zatlar. Bu kişiler, insanlık, doğruluk ve her türlü faz

ashab-ı kiram

  • Yüksek şeref sahibi Sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler.

ashab-ı nebi / ashab-ı nebî

  • Peygamberimizin ashabı, arkadaşları.

ashab-ı suffa / ashâb-ı suffa

  • Suffa ehli. Bunlar, Hz. Peygamberin (A.S.M.) mescidine bitişik üstü örtülü, etrafı açık bir yerde otururlardı ve orada yaşarlardı. Bu zatların yaşayışları ve hâlleri din hizmeti, hayatı bakımından büyük değer taşımaktadır. Bütün hayatları Peygamberimiz'in (A.S.M.) yanında bulunarak Kur'ânın en yükse

ashame

  • Peygamberimizin zamanında Müslümanlığı kabul eden Habeş Necaşisinin ismi.

aşir

  • Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası.
  • Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası.
  • Dost, yardımcı, yardak.
  • Koca.
  • Kabile.
  • Kötülükte yardımcılık eden.
  • Sahip.
  • Toz.
  • Kur'ân-ı Kerimden on âyetten oluşan bir bölüm.

aşr

  • (Aşir) On.
  • On adetten birisini almak. On etmek.
  • Kur'ân-ı Kerim'den on âyet mikdarı kısım.
  • Kur'ân-ı Kerimden bir vesileyle okunan on âyet miktarı kısım.
  • On. Bir cemâat içerisinde ve daha çok cemâatle kılınan namazlardan sonra Kur'ân-ı kerîmden sesli olarak okunan on âyet veya bu mikdara yakın bir bölüm.
  • Kur'ân-ı Kerim'den on âyet miktarı okunan kısım.

asr suresi / asr sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yüz üçüncü sûresi.

asr-ı nüzul-i furkan

  • Kur'an-ı Kerimin indiği dönem.

asr-ı pak-i muhammedi / asr-ı pâk-i muhammedî

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) yaşadığı pâk ve temiz asır, dönem.

asr-ı saadet / asr-ı saâdet / عَصْرِ سَعَادَتْ

  • Mutluluk asrı; Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem.
  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) peygamber olarak dünyada bulunduğu devir.
  • Peygamberimizin (asm) yaşadığı mutlu devir.

asrısaadet

  • Peygamberimizin yaşadığı saadetli zaman.

avakır

  • (Tekili: Akıra) Fakirler, yoksullar.
  • Kısırlar, verimsiz olanlar.
  • Kudurmuş olanlar.

ayet / âyet

  • Alâmet, işâret, mûcize, ibret.
  • Kur'ân-ı kerîmdeki sûreleri meydana getiren cümle veya cümleciklerden her biri. Çoğulu âyâttır.
  • Allahü teâlânın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren alâmet, ibret, işâret.
  • Mûcize.
  • Eser.
  • Kimsenin inkâr edemiyeceği açık delil. Nişân. Alâmet. İşaret.
  • Menzil, mekân.
  • Kur'ân-ı Kerim'deki her bir cümle. Mânen uyanmağa, intibâha sebeb olan hâdise. (Kur'ân-ı Kerim'de 6666 âyet vardır.)

ayet-el kürsi / âyet-el kürsî

  • Kur'ân-ı kerîmde Bekara sûresinin, fazîletiyle bilinen 255. âyet-i kerîmesi.

ayet-i hasbiye / âyet-i hasbiye

  • "Allah bize yeter; O ne güzel Vekîl'dir" mânâsındaki "Hasbünallâhü ve ni'me'l-Vekîl" âyet-i kerimesi; Âl-i İmrân Sûresinin 173. âyeti.

ayet-i müdayene / âyet-i müdâyene

  • Kur'an-ı Kerim'de (Sure-i Bakara, 281. âyet) borçlu ve alacaklı hakkındaki âyet. (Bu âyet vasatî olarak bir sahife uzunluğundadır.)

ayet-i muhkeme / âyet-i muhkeme

  • Muhkem âyet. Çoğulu âyât-ı muhkemât'tır.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Kur'ân-ı kerîmde mânâsı açık olan âyet-i kerîmelere verilen ad.

ayet-i nuriye / âyet-i nuriye

  • Kur'ân-ı Kerim'in 24. sûresi olan Nur Sûresinin 35. âyeti.

ayn harfi

  • Kur'ân-ı kerîmde Ömer-ül-Fârûk'un radıyallahü anh namaz kıldırırken, ayakta okumayı bitirip, rükû'a eğildiği yeri gösteren işâret. Ayn harfi hep âyet-i kerîmelerin sonunda bulunmaktadır.

ba'

  • Kulaç.
  • Erişme.
  • Yetme.
  • Kuvvet, kudret, beceriklilik.
  • şeref, kerem.
  • Vergili, verimli olma.

bahira / bahîra

  • Peygamberimizi çocukken tanıyan mübarek bir rahip.

bain / bâin

  • Ayırıcı. Talâk-ı bâin.
  • Tasavvuf'ta bir terim. İnsanlardan uzak olan.

bakara

  • Sığır, inek.
  • Kur'ân-ı Kerim'in ikinci sûresi: Bu sûrede yahudilere bir inek kurban etmeleri emredilip bu konuda geniş bilgi verildiğinden, sûre bu adı almıştır.

bakara suresi / bakara sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. (Bu sûre, Mûsâ Aleyhisselâm'ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz'i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan ş

bar-ver

  • Yemiş veren, meyvedar, verimli, meyve verici. (Farsça)
  • Mc: Faydalı, faydayı mucib, iyi netice veren. Yararlı. (Farsça)

barver / bârver / بارور

  • Verimli. (Farsça)
  • Meyvalı. (Farsça)

batıniyye

  • Kur'an-ı Kerim'deki âyetlerin ve hadis-i şeriflerin zâhir ve âşikâr mânalarından ayrılarak, usûlsüz ve yanlış te'viller ile âyet ve hadislerin gizli ve sırlı mânalarını bulmak iddiasında olan sapık bir tarikat ve buna bağlı olanlar.Esasen âyet ve hadislerin ince, derin ve küllî mânalarını tefsir ve

bedir muharebesi

  • Bedir Savaşı; Peygamberimizin (a.s.m.) Medine'ye hicretinden sonra, 624 tarihinde Mekkeli müşriklerle yapılan ve Müslümanların galibiyetiyle sonuçlanan savaş.

bekara (bakara) suresi / bekara (bakara) sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin ikinci ve en uzun sûresi.

beled suresi / beled sûresi

  • (El-beled) Kur'an-ı Kerim'de 90. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksanıncı sûresi.

benul-ahyaf / benûl-ahyâf

  • İslâm mîrâs hukûkunda Eshâb-ı ferâiz adı verilen (Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisselerini, paylarını bildirdiği) kimselerden ana bir erkek ve kız kardeşler.

berae suresi / berâe sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin dokuzuncu sûresi. Tevbe sûresi de denir.

berumend / berûmend

  • Faydalı, verimli. (Farsça)
  • Ter ü taze. (Farsça)
  • Nasibli, hisseli. (Farsça)

beşaret-i kur'aniye / beşaret-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin müjdesi.

beşir

  • Müjdeli haber veren. Müjde getiren.
  • Güler yüzlü. Hub. Cemil.
  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir vasfı.
  • Müjdeci, iyi haber getiren,güleryüzlü.
  • Hıristiyan Araplar'da İncil yazan veya hıristiyanlık akidelerini telkin eden kimse.
  • Peygamberimizin bir vasfı.

beyincik

  • Art kafa çukurunda beyin kökünün üst arka kısmında bulunan merkezi sinir sisteminin bir organıdır. Mühim bir görevi, hareketlerimizin âhenk içinde olmasını sağlamaktır.

beyyine

  • Açık delîl.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Mûcize.
  • Delil, şâhid.
  • Âdil olan iki erkek veya bir erkek ile iki kadın şâhid.
  • Peygamber efendimizin isimlerinden.

beyyine suresi / beyyine sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 98. suresi olup "Kayyime, Münfekkin, Beriyye, Lemyekün" Sûresi gibi isimlerle de söylenir.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan sekizinci sûresi.

bi'set

  • Gönderilme. İnsanları hak ve doğru yola sevk için gönderilen Cenab-ı Peygamberimiz Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) nübüvvetinin başlangıç zamanı, nübüvvetinin bidayeti.

bi-çun vebi-çigune / bî-çûn vebî-çigûne

  • Hiçbir şeye benzemeyen, nasıl olduğu anlaşılamayan. Allahü teâlânın nasıl olduğunun bilinemeyeceğini ve akıl ile anlaşılamayacağını, idrâk olunamayacağını ifâde eden bir terim.

bi-hasıl / bî-hasıl

  • Ebedî, sonsuz, nihayetsiz, bâki. (Farsça)
  • Verimsiz, faydasız. (Farsça)

bi-namaz / bî-namaz

  • Namaz kılmayan, namazı terkeden, namazsız. Beynamaz. Namaz, İslâmın temel şartlarından biridir. Peygamberimiz (A.S.M.), namaz dinin direğidir demiştir. Namazını terkeden dininin direğini yıkmış olur. Beş vakit namaz için bir saat yetmektedir. İnsan bir günün 24 saatinden bir saatini Allah'ın huzurun (Farsça)

biat-ı rıdvan

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. Sûresi olan Fetih Sûresinde zikri geçen, Hz. Peygamber'e (A.S.M.) bağlılıklarını bildiren sahabelerin biatlarıdır. 1400 veya daha fazla olduğu bildirilir. Bu cemaata Ashab-ı Rıdvan da denir. (R.A.)

bid'at

  • Sonradan ortaya çıkan şey.
  • İslâm'da Peygamberimizden sonra ortaya çıkan değişik âdetler.

bid'at ehli

  • Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâb-ı kirâmının yolundan (Ehl-i sünnet îtikâdından) ayrılanlar. Bid'at sâhibi. Îtikâdda (îmânda) ve amelde (ibâdette) dinde olmayan yenilikler ortaya çıkaran kimseler, dinde reformcular.

billahi / billâhi

  • "Allahü teâlâya yemîn ederim" mânâsına, yemîn sözlerinden biri.

buhari-işerif / buhârî-işerîf

  • İslâm dîninde Kur'ân-ı kerîmden sonra en kıymetli, en üstün kitap. Kütüb-i sitte adı verilen meşhur altı hadîs kitabının birincisi.

burak

  • Peygamberimizin mirac gecesi bindiği binek.
  • Peygamberimizin miraçta bindiği binek.

bürhan-ı natık / bürhan-ı nâtık

  • Konuşan bürhan. Mecaz olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M) kastedilir ki; bütün hakikatları isbat ve izhar etmiştir.

büruc suresi / bürûc sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 85. suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen beşinci sûresi.

ca'l

  • Yaratmak, halk.
  • Almak.
  • İş işlemek. Yapmak.
  • Bu kelime Kur'ân-ı Kerim'de onüç vecihle kullanılmıştır:1- Tafak ve ahz (inşâ ve ikbal) mânasına; bir işi işlemeğe müteveccih olup başlamak ve işler olmak.2- Halketmek, yaratmak.3- Kavl ve irsal.4- Tehiyye ve tesviye (tanzim

cahil / câhil

  • Allahü teâlâyı unutmuş olan; gâfil, bilgisiz. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
  • İlmiyle amel etmeyen.

cahiliyye / câhiliyye

  • Kelime olarak cahilliğe ait mânâsına gelir. Terim olarak İslâmiyetten önceki putperest dönemi ifade eder.

cami-i kur'an

  • Kur'an-ı Kerim'i toplayan mânâsında olup, Halife Hz. Osman (R.A.) kasdedilir.

casiye suresi / câsiye suresi / câsiye sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 45. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. Şeriat, Dehir Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk beşinci sûresi. Hâ-mîm de denir.

cebel-ün nur

  • Mekke dağlarından, Hira veya Hırra veya Harra Dağı. Peygamberimize (A.S.M.) ilk vahyin geldiği dağ.

cebrail / cebrâil

  • (Cebril, Cibril) Cenab-ı Hakk'ın emirlerini Peygamberlere (A.S.) bildiren büyük melek. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Kur'ân-ı Azimüşşân'ı vahiyle getiren melek (A.S.).
  • Peygamberimize vahiy getiren büyük bir melek.

celcelutiye / celcelûtiye

  • Peygamberimizin Resul-i Ekremin (A.S.M.) derslerine istinâden, aslı cifir ve ebced hesâbı ile alâkalı olarak Hz. Ali (R.A.) tarafından te'lif edilen Süryânice bir kasidedir. Esas mânası; bedi' demektir.
  • Peygamberimizin (a.s.m.) derslerine dayanarak, ebced ve cifir hesabıyla ilgili, Hz. Ali tarafından yazılan bir kaside.

ceraim

  • (Tekili: Cerime) Cerimler, suçlar, kabahatlar, cinayetler.

cerda

  • Mahrum, çıplak.
  • Tüysüz, dazlak.
  • Çorak, verimsiz toprak, arazi.
  • Karıştırılmamış.

cerh ve ta'dil / cerh ve ta'dîl

  • Hadîs ilmine âit iki ıstılah (terim). Cerh, yaralamak. Bir hadîs âliminin, bâzı sebeplerle râvînin (hadîs rivâyet eden kimsenin) rivâyetini (naklini) reddetmesi. Ta'dîl, düzeltmek. Bir hadîs âliminin, bir râvinin rivâyetinin kabûl edilebileceğini açı klaması.

cerid

  • Çorak ve verimsiz yer.

cevşen

  • "Zırh" mânâsında Peygamberimizin emsalsiz duası.

cevşen-i kebir / cevşen-i kebîr

  • Büyük zırh. Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (A.S.M.) vahiyle gelen en azîm ve en mühim bir münâcâtın ismidir. Bu harika münâcât, mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin münâcâtının fevkindedir. Bin hâsiyeti olan ve bin Esmâ-i Hüsnâ'yı içine alan emsalsiz bir münâcât-ı Peygamberiyedir.

cevşenü'l-kebir / cevşenü'l-kebîr

  • Peygamberimize Cebrâil'in (a.s.) getirdiği ve "Zırhı çıkar, bu duâyı oku" dediği meşhur duâ.

cevşenü'l-kebir münacatı / cevşenü'l-kebîr münâcâtı

  • Peygamberimize Cebrâil'in (a.s.) getirdiği ve "Zırhı çıkar, bu duâyı oku" dediği meşhur duâ.

cevşenülkebir / cevşenülkebîr

  • Peygamberimize vahiy ile gelen büyük bir dua.

cezalet-i nazmiye

  • Kur'an-ı Kerim'deki kelime ve harflerin harika bir ahenk ve münâsebet ile nazm ve tertibindeki cezâlet.

cezm

  • (Cezim) Kat'î karar. Yemin. Kararlaştırmak.
  • Kesmek.
  • Niyet. Tahmin. Takdir.
  • İlzam.
  • İcâbe.
  • Gr: Arabçada kelime sonundaki harfi sâkin okumak. Kur'ân-ı Kerim okurken harfleri yerlerine vaz'edip mahrecinden çıkarırken tâne tâne, fesahat, beyan ve teenni ve

cibril / cibrîl

  • Cebrâil, Ruhül Kudüs. Cenâb-ı Hakdan (C.C.) Peygamberimize (A.S.M.) vahiy getiren melek.

cim secavendi / cim secâvendi

  • Kur'ân-ı Kerim'deki durma yerlerinden biri. Bu secâvendde durmak veya geçmek caizdir.

cinn suresi / cinn sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 72. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.

cism-i mübarek

  • Peygamberimizin mübarek cismi, bedeni.

cism-i muhammedi / cism-i muhammedî

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in pâk ve temiz cismi, bedeni.

çorak

  • Verimsiz toprak.

cübcübe

  • (Çoğulu: Cebâcib) Korkutmak.
  • Yağ koymağa mahsus deri zenbil ve büyük desti.
  • Çok su.
  • Erimiş yağ.

cühud

  • Bilerek inkâr etmek. Bildiği hâlde yanlış söylemek.
  • Peygamberimiz Resul-i Ekremi (A.S.M.) bildikleri ve mukaddes kitablarında O'nun evsâfını okudukları hâlde inkâr eden Yahudiler. (Türkçedeki "cıfıt" kelimesi bundan gelir.)
  • Bir kimseyi bahil bulmak.

cum'a suresi / cum'a sûresi / cum'â sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 62. ve Medine-i Münevvere'de nâzil olan sûresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış ikinci sûresi.

çun ü çira / çûn ü çirâ

  • "Nasıl ve niçin" mânâsına farsça bir terim.

cürüz

  • Verimsiz çorak yer.

cüz

  • Kısım, parça. Bir şeyin bir parçası.
  • Kitab forması.
  • Küllün mukabili.
  • Kur'ân-ı Kerim'in otuzda bir parçası.
  • Kanaat. İktifâ eylemek.
  • Düğümü sağlam yapmak. Bir şeyi pekiştirip muhkem kılmak.
  • Kız evlâdı.

cüzhan

  • Kur'ân-ı Kerim cüzlerini okuyan kimse. (Farsça)

davud / dâvud

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçer ve Benî İsrail Peygamberlerindendir. Hz. Süleyman'ın (A.S.) babasıdır. Hem Peygamber, hem Sultandı. İbranice Zebur kitabı kendisine nâzil olmuştur. Sesi çok güzeldi. M.Ö. 1010 da vefat ettiği nakledilir.

davud aleyhisselam / dâvûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdâr idi. Soyu Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna ulaşır. Süleymân aleyhisselâmın babasıdır. Kudüs'te doğdu. Orada yaşadı ve orada vefât etti.

dehmus

  • Cömert kişi. Kerim kimse.

dehr suresi / dehr sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 76. suresi olup Sure-i İnsan, Ebrar, Emşac, Hel Etâ Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş altıncı sûresi. İnsan sûresi ve Hel'etâ da denir.

delailü'l-i'caz / delâilü'l-i'câz

  • Abdülkâhir-i Cürcânî'nin, Kur'ân-ı Kerim'in edebî yönünü anlattığı bir eseri.

delalet-i nass / delâlet-i nass

  • Nassın delâleti. Nass'da (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfte) zikredilen şeyin hükmünün, müşterek (ortak) illet sebebiyle zikredilmeyen şey hakkında da sâbit olduğuna delâlet etmesi. Bâzı âlimler delâlet-i nass'a, kıyâs-ı celî(açık kıyâs) demişlerdir.

delil-i kat'i / delîl-i kat'î

  • Mânâsı açıkça anlaşılan âyet-i kerîme ve tevâtürle bildirilmiş olan hadîs-i şerîf. Bunlar, farzlar ile haramları bildirirler. Kesin delil.

delil-i nakli / delil-i naklî

  • Naklî delil, Kitabî delil. Kur'ân-ı Kerim ve Hadis-i şeriflere istinad eden delil.

delil-i zanni / delîl-i zannî

  • Mânâsı açıkça anlaşılmayan, tek bir mânâya, delâlet etmeyen âyet-i kerîme ve tek bir Sahâbî tarafından bildirilen, mânâsı açık hadîs-i şerîf.

dellal-ı kitab-ı mübin / dellâl-ı kitab-ı mübîn

  • Bütün hakikatleri açıklayan Kur'ân-ı Kerimdeki gizil sırları insanlara duyuran.

devr-han

  • Kur'an-ı Kerim'i devamlı okuyup devreden kişi. (Farsça)

dıhye

  • Çok yakışıklı Medineli bir Sahabî; Hz. Cebrâil Peygamberimize birkaç defa onun şeklinde gelmiştir.

dirayet tefsiri / dirâyet tefsîri

  • Resûlullah'tan sallallahü aleyhi ve sellem gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur'ân-ı kerîmin lisan bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma'kul, re'y tefsîri ve te'vîl de denir.

duh

  • Kız, kerime, duhter. (Farsça)
  • Havai fişek. (Farsça)
  • Hasır otu, hasır sazı. (Farsça)

duha

  • Kuşluk vakti.
  • Güneş.
  • Vuzuh ve beyan.
  • Kur'ân-ı Kerim'in 93. Suresinin adı. Vedduhâ da denir.

duha suresi / duhâ sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin doksan üçüncü sûresi.

duhan

  • Duman. Tütün.
  • Kur'an-ı Kerim'in 44. suresinin adı.
  • Mc: Gaflet ve dalâlet dumanı ki, hakikatların görünmesine mâni olur. Arap lisanında galib olan şerre, duhan tesmiye ederler.
  • Kıtlık ve kuraklık.

duhan suresi / duhân sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin kırk dördüncü sûresi.

duht

  • Kız, kerime. (Farsça)

dükkan-ı rabbani / dükkân-ı rabbânî

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın bir dükkân gibi düzenleyerek bütün ihtiyaç maddelerimizi depoladığı yeryüzü.

düldül

  • Peygamberimizin Hazreti Aliye hediye ettiği binek hayvanı.

dürr-ü yetim / dürr-ü yetîm / دُرُّ يَتِيمْ

  • Tek, eşsiz inci (Peygamberimiz a.s.m).

dürriyetim

  • Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm.

ebced hesabı

  • Ebced harf tertibinde görüldüğü gibi, Kur'ân-ı Kerim daha nâzil olmadan harflere rakam değeri verilerek tarih yazılır ve hâdiseler kaydedilirdi. Bundan böyle Arab, Fars ve Türk Ebediyatında hâdiselerin tarihleri Ebced hesâbı ile yazılırdı. Birçok muharebe, zafer, büyüklerin doğum ve ölümü, yüksek me

ebrehe

  • Peygamberimizin (A.S.M.) doğumundan elli gün kadar evvel Kâbenin tahribine gelen Habeş Ordu Kumandanının ismi.

ebu eyyub-il ensari / ebu eyyub-il ensarî

  • Sahabe-yi Kiramdan olup Halid bin Zeyd-i Hazrecî diye de anılır. Hicretten sonra Peygamberimize (A.S.M.) ilk mihmandârlığı yapmış idi. Hicretin 50. yılında pir-i fâni olduğu halde teberrüken Kostantiniyye'nin fethine azimet eden İslâm ordusu ile harbe iştirak etmiş, İstanbul surları dışında şehid ol

ebu hüreyre

  • Peygamberimize (A.S.M.) bütün gücüyle hizmette bulunmuş ve İ'lâ-yı kelimetullâh yolunda Peygamber (A.S.M.) ile bütün muharebelere iştirak etmiş, 5374 aded Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hicri 75 yılında, Medine-i Münevvere'de, 78 yaşında iken dâr-ı bekaya irtihâl etmiştir. (R.A.)

ebu leheb

  • (Ebi Leheb) Asıl adı: Abduluzza'dır. Güneş gibi, âlemleri aydınlatan Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm'ın nurundan gözünü kapadı ve küfre hizmete çalıştı, iman etmedi. Peygamberimizin amcası idi. Karısı ve oğulları sırf düşmanlık için çalıştılar. Adı "Alev babası" mânasında olan "Ebu Leheb" kaldı

ebu talib

  • (...-619) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) amcasıdır.

ebu-d derda

  • Uveymir adı ile de meşhurdur. Ashab-ı kirâmın âlim ve hakîmlerindendi. Peygamberimiz: "Uveymir, Ümmetimin hakimlerindendir" buyurmuştur. Uhud'dan itibaren bütün muharebelerde bulunmuştur. 179 hadis rivâyet etmiştir. Hikmetli sözlerinden birisi şudur: "Âlim olmayınca insan müttaki olamaz, bir âlim âm

ebuü / ebûü

  • "İkrar ederim, sığınırım, itiraf ederim, tövbe ederim" mânasına fiildir.

ebva'

  • Medine-i Münevvere'ye bağlı olup, Mekke-i Mükerreme yolunda bir köyün adıdır. Medine'ye yirmiüç mil uzaklıktadır. Köyün üstünde dik ve kuru bir dağın adı da Ebvâ'dır. Bu köy iki şey ile meşhurdur. Biri: Peygamberimizin annesi Hz. Amine'nin kabri orada bulunmaktadır. İkincisi ise: Hicretin birinci se

ecdad-ı izam / ecdâd-ı izâm

  • Büyük ecdat; geçmiş büyüklerimiz.

ecdad-ı nebi / ecdad-ı nebî

  • Peygamberimizin (a.s.m.) ecdadı, ataları.

ecza / eczâ

  • Cüzler.
  • Eczacılıkta kullanılan maddeler.
  • Bir kitabın parçaları. Kur'ân-ı Kerim'in cüzleri.

ecza-yı şerife / eczâ-yı şerife

  • Kur'ân-ı Kerim'i meydana getiren otuz cüz.

ed'iye-i me'sure

  • Peygamberimiz (A.S.M.) ile, sahabelerden naklolunan te'sirli ve makbul duâlar.

edeb-i furkani / edeb-i furkanî

  • Hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran Kur'ân-ı Kerim'in ortaya koyduğu bir ahlâk kuralı.

edille-i erbaa

  • (Edille-i şer'iye) Fık: Fıkıh ilminin istinad ettiği deliller: Kitab (yani Kur'an-ı Kerim'deki deliller), sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha. (Usul-ü erbaa ve edille-i asliye tabirleri de aynı mânada kullanılır.)

efsun / efsûn

  • Fen yolu ile tecrübe edilmemiş maddeler ve Kur'ân-ı kerîmden olmayan, mânâsız yazılar kullanmak. Mânâsı bilinmeyen ve îmânın gitmesine sebeb olan şeyleri okumak.

ehadis / ehâdîs

  • Hadisler. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) sözleri, hareketleri ve emirlerini bildiren hakikatler.
  • Peygamberimizin sözleri.

ehadis-i muhammediye / ehâdîs-i muhammediye

  • Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar.

ehasin-i ahlak / ehasin-i ahlâk

  • Ahlâkın en iyisi, en güzeli. Hz. Peygamberimizin (A.S.M.) ahlâkı gibi olan ahlâk.

ehl-i beyt

  • Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın bütün âile fertleri. Mübârek zevceleri, çocukları, kızı hazret-i Fâtıma ile hazret-i Ali ve bunların mübârek evlâdları olan hazret-i Hasen ve hazret-i Hüseyn'den kıyâmete kadar gelecek nesilleri.
  • Ev ehli, evdeki çoluk çocuk. Daha ziyade Hz. Peygamberimizin (A.S.M.) evine mensub olanlar bu isimle anılırlar.

ehl-i beyt-i nebevi / ehl-i beyt-i nebevî

  • Peygamberimizin ailesinden olanlar.

ehl-i kitap

  • Allah'ın gönderdiği kitaplara inananlar. Terim olarak yahudiler ve hıristiyanlar.

ehl-i rivayet-i sadıka / ehl-i rivâyet-i sadıka

  • Peygamberimizden duyulan şeyleri dosdoğru bir şekilde nakleden kimseler.

ehl-i sünnet

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) söz ve hareketlerine şüphesiz, kat'i ve sağlam delillerle uyan. Sahabe ve onlara tâbi' olanların mezhebi ve o mezhepte olan. Bunların muhaliflerine "ehl-i bid'a" veya "fırak-ı dâlle" denir. (Farsça)

ehl-i sünnet ve cemaat / اَهْلِ سُنَّتْ وَجَمَاعَتْ

  • Peygamberimiz (asm) ve sahabelerine inanç ve amelde uyanlar.

ehlibeyt

  • Peygamberimizin neslinden olan.

ehlisuffa

  • Peygamberimizin mescidinde kalan sahabeler.

ehlisünnet

  • Peygamberimizin hak yolunda yürüyenler.

ekarim

  • (Tekili: Kerim) Kerem sâhibi olanlar.

ekmel-i enbiya

  • Nebilerin en mükemmeli, Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M.)

ekrem

  • Çok cömert, daha kerim, en kerim.
  • Daha kerim, en iyi.

ekremü'l-ekremin / ekremü'l-ekremîn

  • Cömertlerin en cömerdi. Çok kerim, çok cömert olan Allah.

ekulü

  • Ben derim, ben söylüyorum (meâlinde.)

ekulü kema kale / ekulü kemâ kale / ekulü kemâ kâle

  • "Ben de onun dediği gibi derim".
  • Onun söylediği gibi söylerim (meâlinde.)

el-bakara suresi / el-bakara sûresi

  • Kur'ân-ı Kerimin 2. suresi.

el-fatiha

  • Kur'ân-ı Kerim'in birinci suresinin adı olup bu sureyi okumaya işâret için söylenir.

el-furkan

  • Kur'ân-ı Kerim.

el-hüda / el-hüdâ

  • Hidayet, Kur'ân-ı Kerim.

el-kerim / el-kerîm

  • (Bak. KERÎM)

elest

  • Rabbiniz değil miyim? (meâlinde olan âyet-i kerimenin kısaltılmış işaretidir.)

elf-i evvel

  • Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl.

elgıbta

  • Gıpta olunur, gıpta ederim.

elyesa' aleyhisselam; / elyesa' aleyhisselâm;

  • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. İlyâs aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderilmiş ve Mûsâ aleyhisselâmın dînini yaymakla vazîfelendirilmişti. İsmi Kur'ân-ı kerîmde bildirilmiştir.

emanet-i hilafet / emanet-i hilâfet

  • Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık emaneti.

emr-i celil-i nebevi / emr-i celîl-i nebevî

  • Peygamberimizin yüksek emri.

en'am

  • Deve, sığır, koyun gibi hayvanlar.
  • Kur'ân-ı Kerimin altıncı Suresinin adı ve bir kısım Kur'ân âyetlerinden ve Surelerinden müteşekkil dua kitabı.

en'am suresi / en'âm sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altıncı sûresi.

enbiya / enbiyâ

  • Nebiler, peygamberler.
  • Kur'ân-ı Kerimin 21. sûresi.

enbiya suresi / enbiyâ sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 21.suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi birinci sûresi.

enfal / enfâl

  • Kur'ân-ı Kerimin 8. sûresi.
  • "Nefel"in çoğulu. Harpte düşmandan alınan mallar, ganimetler. Kur'ân-ı Kerim'in 8. Sûresi.

enfal suresi / enfâl sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 8. suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin sekizinci sûresi.

ensar

  • (Tekili: Nâsır) Yardımcılar. Müdâfiler.
  • Peygamberimiz Resul-ü Ekrem (A.S.M.) Mekke'den Medine'ye hicretinde Onun mücadelesine iştirak edip ona yardımcı, müdâfi, muhafız vaziyetini alan ve Cenâb-ı Hak'tan ve Hz. Peygamber'den (A.S.M.) yardım ve nusret dileyen Sahabe-i Kiram hazeratı.

envar-ı muhammediye / envâr-ı muhammediye

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) saçtığı nurlar, yaydığı ışıklar.

erbab-ı siyer

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hayatı, ahlâkı, sözleri ve yaşayışı hakkında kitap yazanlar, İslâm tarihçileri.
  • Tarihçiler. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hayatını bilenler.

eryaf

  • (Tekili: Rif) Verimli, mamur, düz ve ekini bol olan yerler.

es'elüke

  • Senden isterim (meâlinde).

es-salat / es-salât

  • Peygamberimiz için yapılan dua.

esbab-ı nüzul / esbâb-ı nüzûl

  • İnmesinin sebebleri.
  • Kur'an-ı Kerim âyetlerinin gelmesine (Cebrail Aleyhisselâm vasıtası ile indirilmesine) sebeb olan hâdiseler.
  • Kur'ân-ı kerîm âyetlerinin, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimize indiriliş sebebleri.

eser

  • Yapı, birinin meydana getirdiği şey.
  • Bir hususa dâir Peygamberimizden (A.S.M.) rivâyet bulunması. Sünen-i Resul.
  • Bir şeyin varlığına delâlet eden te'sir.
  • Meydana getirilen kitap. Kitap te'lifi.

eser-i tefsir / eser-i tefsîr

  • Tefsîr eseri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

eshab-ı feraiz / eshâb-ı ferâiz

  • Ölen bir kimsenin mîrâsına (geriye bıraktığı mala) vâris (hak sâhibi) olan ve Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisselerini (paylarını) bildirdiği dördü erkek, sekizi kadın on iki kişi.

eshab-ı kehf / eshâb-ı kehf

  • Mağara arkadaşları; Îsâ aleyhisselâmdan sonra din düşmanları her tarafı kapladığı bir zamanda, dinlerini korumak için her şeylerini terk edip, hicret eden ve Efsûs (Tarsus)'daki mağarada bulunan yedi kişi ile Kıtmîr adındaki köpekleri. Kur'ân-ı kerîm de Kehf sûresinde kıssaları uzun bildirilmektedir

eshab-ı resulullah / eshâb-ı resulullah

  • Peygamberimizi görüp onun sohbetine erişme şerefini kazanmış mü'minler.

eşhedü billah ila ahiri'd-devran / eşhedü billâh ilâ âhiri'd-devran

  • "Son nefese kadar Allah'ın varlığına ve birliğine şehadet ederim".

eşhedü en la ilahe illallah / eşhedü en lâ ilâhe illâllah

  • "Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur".

eşhedu enne muhammede'r-resulullah / eşhedû enne muhammede'r-resulullah

  • "Şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın resulüdür".

esma-i hüsna / esmâ-i hüsnâ

  • Güzel isimler. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde bildirilen doksan dokuz ism-i şerîfi.

esrar-ı kitabullah

  • Allah'ın kitabı olan Kur'ân-ı Kerim.

essalavat

  • Peygamberimiz Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize veya Cenab-ı Hakk'a (C.C.) karşı hamd, şükür ve teşekkür ifade eden dua, selâm ve salâvâtlar.

estağfirullah

  • Cenâb-ı Hak'tan kusurumun örtülmesini dilerim. Allah (C.C.) kusurumu efvetsin (mealinde, kusurunu anlayan bir müslümanın duâsı. Hürmet veya ikramlara karşı tevâzu maksadı ile de söylenmektedir.)
  • Allahü teâlâdan hatâ ve kusurlarımı bağışlamasını dilerim, mânâsına; mübârek, kıymetli bir söz.

estein / esteîn

  • Yardım isterim, istiâne ederim (meâlinde fiil olup, müfred birinci şahıstır.)

evsat-ı mufassal / evsât-ı mufassal

  • Kur'ân-ı Kerimin 86. suresi olan Tarık Suresinden 98. sure olan Beyyine Suresinin sonuna kadar olan surelerdir.

evtas

  • Arap Yarımadasında, Hevâzın ilinde bir derenin ismi olup, Peygamberimizin (A.S.M.) Huneyn Vak'ası bu vâdide vuku bulmuştur.

eyvan-ı kisra

  • Dicle Nehri kenarında sol tarafta Medâyin şehrinde yıkıntıları bulunan eski İran (Acem) Padişahına mahsus bir saray. Bu saray, Peygamberimizin (A.S.M.) doğduğu gece çatlamıştır.

eyyam-ı ilahiye / eyyâm-ı ilâhiye

  • İlâhi günler; Kur'ân-ı Kerîmin bahsettiği günler.

eyyam-ı kur'aniye

  • Kur'an-ı Kerim'e göre olan günler (...Semavatta herhangi bir kürenin kendi etrafında bir defa dönmesi ile gün; mensub olduğu seyyarenin etrafında bir defa dönmesi ile de senesi meydana gelir. Her yıldızın kendine göre bir günü ve senesi vardır. Meselâ: Şems-üş-şumusun bir günü ellibin sene ve Şi'ra

eyyub / eyyûb

  • (A.S.) : Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen İshak Aleyhisselâm'ın oğlu olan Ays'ın evlâdından Eyyûb Aleyhisselâm, bir peygamber idi. Pek çok malı ve Şam tarafında çok mülkü vardı. Her makbul kulunu ve peygamberini Allah imtihana çektiği gibi onu da denedi. Cümle emlâki emvâli elinden gitti. O yine şükrett

eyyub aleyhisselam / eyyûb aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

ez-zikr

  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

ezvac-ı tahirat / ezvac-ı tâhirat

  • Hz. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) ismetli ve iffetli, pâk zevce-i muhteremeleri (R.A.) "Mü'minlerin anneleri" diye bilinen ve Peygamberimize (A.S.M.) âilelik etmek şerefine ermiş mübârek hanımlar.

ezvacıtahirat / ezvâcıtâhirât

  • Peygamberimizin iffetli hanımları.

fahr-i alem / fahr-i âlem / فَخْرِ عَالَمْ

  • Bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.).
  • Âlemin kendisi ile iftihâr ettiği Peygamberimiz (asm).

fahr-i beşer / فَخْرِ بَشَرْ

  • İnsanlığın kendisi ile övündüğü Peygamberimiz (asm).

fahr-i enam / fahr-i enâm

  • Yaratılmışların kendisiyle övündüğü zât. Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm için kullanılan hürmet ve saygı ifâdesi. Gece-gündüz dilimde, salât-ü selâm, O mübârek rûhuna, ey Fahr-ül-enâm.

fahr-i kainat / fahr-i kâinat

  • Kâinatın kendisiyle övündüğü zât olan Peygamberimiz (a.s.m.).
  • (Fahr-i Âlem, Zübde-i Kâinat, Seyyid-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) nâmları. Bütün âlemin kendisi ile şeref bulduğu, iftihar ettiği Hz. Muhammed (A.S.M.).

fahr-i risalet

  • Peygamberliğin övünç kaynağı olan Peygamberimiz (a.s.m.).

fahrialem / fahriâlem

  • Âlemin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz.

fahrikainat / fahrikâinat

  • Kâinatın övüncü olan Peygamberimiz.

fahru'l-alemin / fahru'l-âlemîn

  • Bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.).

fakih / fakîh

  • Fıkıh âlimi. Dînin amelî (yapılacak işlerle ilgili) hükümlerinde mütehassıs âlim. Çoğulu fukahâdır.
  • Müctehid. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkca bildirilmemiş olan hükümleri, açık ve geniş olarak bildirilenlere benzeterek meydana çıkarabilen derin âlim. İctihâd derecesine

faraklit

  • Peygamberimizin incildeki ismi.

fariza / farîza

  • Namaz, oruç, zekât gibi kesin delil (mânâsı açık olan âyet-i kerîme) ile bildirilen emirler.
  • Miktârı bildirilen vârislerden her birine düşen hisse. Mîrâs payı.

farz

  • Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde yapılmasını açıkca bildirdiği emirler.

fasıla / fâsıla

  • Aralık, ara, bölme.
  • Ayıran, bölen, Kur'ân-ı Kerim âyetlerinin sonları.

fatih sultan mehmed han / fâtih sultan mehmed han

  • (1432 - 1481) En meşhur Osmanlı Padişahlarındandır. ll. Murat Han'ın oğlu ve ll. Bayezid Han'ın babası ve 7. pâdişahtır. Edirne'de doğmuş ve Gebze'de vefat etmiştir. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) medhine mazhar olmuştur. Peygamberimiz "İstanbul mutlak fetholunacaktır." müjdesini vermişti ve onu feth ede

fatiha / fâtiha / fâtihâ

  • Bir şeyin başlangıcı, ibtidası.
  • Mübaşeret. Başlamak.
  • Karar vermek.
  • Bir duânın sonunda veya duâya başlarken Fâtiha Suresini okumayı hatırlatan ifade.
  • Kur'an-ı Kerim'in birinci suresi.
  • Kur'ân-ı Kerimin 1. sûresi.

fatiha suresi / fâtiha sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin birinci sûresi.

fatiha-i şerife / fâtiha-i şerife

  • Kur'ân-ı Kerimin ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi.

fatımat-üz zehra

  • Hz. Resul-i Ekremin (A.S.M.), Hz. Hatice'den doğma kızı. Hicretten 18 yıl önce doğmuş, Hz. Ali ile evlenmiş ve Hz. Hasan ve Hüseyin'in vâlideleri olmuştur. Peygamberimizden (A.S.M.) 6 ay sonra dâr-ı bekaya göçmüştür. (Radıyallahü anha)

fatır suresi / fâtır suresi / fâtır sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 35. suresi. Melâike Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz beşinci sûresi. Melâike sûresi de denilmektedir.

fecr suresi / fecr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 89. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen dokuzuncu sûresi.

fehil / fehîl

  • Kerim, cömert adam. Ulu ve kuvvetli kimse.

felak suresi / felak sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 113. suredir. Nâs Suresiyle beraber ikisine Muavvezeyn; İhlâs suresi ile beraber olursa üçüne Muavvezât adı verilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on üçüncü sûresi.

fena / fenâ

  • Tasavvuf ilminde bir terim. Kendini yok görmek. Mâsivâyı, Allahü teâlâdan başka her şeyi unutmak, mahlûkların (yaratılmışların) sevgi ve düşüncesini gönülden çıkarmak. Allahü teâlâyı çok zikir (anma) netîcesinde meydana gelen kendini unutma hâli.

fenafilihvan / fenâfilihvan

  • Kardeşlerin varlığında erime.

fenik

  • (Çoğulu: Finak-Efnâk) Gayet kerim ve necip olan.

ferman-ı azam / fermân-ı âzam

  • En büyük buyruk olan Kur'ân-ı Kerim.

ferman-ı rahman / ferman-ı rahmân

  • Rahmân olan Allah'ın buyruğu, Kur'ân-ı Kerim.

ferman-ı risalet / fermân-ı risalet

  • Peygamberlik fermânı, buyruğu; Hz. Muhammed'in (a.s.m.) bütün cin ve insanlara tebliğ ettiği Kur'ân-ı Kerim.

fetih suresi / fetih sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk sekizinci sûresi.

feyyaz / feyyâz / فياض

  • Verimli, bereketli. (Arapça)
  • Tanrı. (Arapça)

feyz-i sohbet-i nübüvvet

  • Peygamberimizin (a.s.m.) sohbetinin feyzi, bereketi.

feyzbahş / فيض بخش

  • Verimli, bereketli. (Arapça - Farsça)
  • Feyiz veren. (Arapça - Farsça)

fıkıh usulü / fıkıh usûlü

  • Fıkıh bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nâsıl çıkarıldığını öğreten ilim.

fil suresi / fîl sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 105. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz beşinci sûresi.

filiz

  • Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgün.
  • Eritilip temizlenmemiş olan altun, gümüş,demir, bakır gibi külçe, ham maden.
  • Erimiş bakır.

fırka-i dalle / fırka-i dâlle

  • Âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere kendi görüş ve akıllarına göre mânâ vererek, doğru yoldan ayrılıp dalâlete (yanlış ve bozuk yollara) sapmış fırkalardan her biri.

fırka-i naciye / fırka-i nâciye

  • Kur'an-ı Kerim'e ve Sünnet-i Seniyeye sıkı sıkıya bağlı olup Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan ayrılmayan müslümanlar. Bunlar kıyamete kadar lütf-u İlahî ile devam eder.

furkan

  • Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı farkedip ayıran.
  • Kur'an-ı Kerim.
  • Kur'an-ı Kerim'in 25. suresinin ismi.
  • Hak ile batılı ayırmak, iyi ile kötüyü ayırd etmek.
  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

furkan suresi / furkân sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi beşinci sûresi.

furkan-ı ahkem

  • Doğruyu yanlıştan en hikmetli ve sağlam şekilde ayıran Kur'ân-ı Kerim.

furkan-ı azim / furkan-ı azîm

  • Hakkı bâtıldan ayıran en büyük ve muazzam kitap olan Kur'ân-ı Kerim.

fussilet suresi / fussilet sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 41. suresidir. Mekkî'dir. Secde, Sure-i Akvat ve Mesabih Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk birinci sûresi. Secde sûresi ve Hâ mîm de denir.

gaşiye suresi / gâşiye sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 88. suredir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen sekizinci sûresi.

gayb

  • Hazır olmama, gizli kalma. Hazır olmayan gizli kalan, görünmeyen.
  • Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde bildirilmeyen, his organları, tecrübe ve hesâb ile anlaşılmayan gizli şeyler.
  • Akıl ve his (duyu) organları ile bilinemeyip, ancak peygamberlerin haber vermesi ile bilinen, Allahü teâ

gaydak

  • Geniş.
  • Yumuşak.
  • Kerim kişi. İyi huylu kimse.
  • Keler yavrusu.
  • Büluğ çağına varmamış çocuk.

gayr-ı müekkede

  • Tekrarlanmamış ve takviye edilmemiş.
  • Zannî ve kat'î delil ile sâbit olmayıp, Peygamberimizin (A.S.M.) bazan devam buyurdukları iş veya amel.

gayr-ı müsmir

  • Verimsiz, faydasız, meyvesiz.

güdahte / güdâhte / گداخته

  • Erimiş. (Farsça)
  • Erimiş. (Farsça)

gurema

  • (Tekili: Gerim) Düşmanlar, adüvler, hasımlar, rakibler.
  • Alacaklılar.

güyem

  • Söylerim (mânâsına fiil). (Farsça)

haber-i sadık / haber-i sâdık

  • Doğru haber.
  • Peygamberimizin sözü, hadis.

habib-i ekrem / habîb-i ekrem / حَب۪يبِ اَكْرَمْ

  • Allah'ın en sevdiği kul olan Peygamberimiz Hz. Muhammed.
  • Lutuf ve cömerdliği çok olan sevgili (Peygamberimiz asm).

habib-i huda / habib-i hudâ

  • Allah'ın en sevdiği kul olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

habl-ül metin

  • Sağlam ip.
  • Mc: İslamiyet. Kur'an-ı Kerim.

hablü'l-metin

  • Sağlam ip. İslâ-miyet, Kur'ân-ı Kerim.

hablullah

  • Allah'ın ipi. Kur'an-ı Kerim. Allah'a kavuşma vasıtası. İhlâs. İtaat. Cemaat.
  • Allahü teâlânın ipi, Kur'ân-ı kerîm veya İslâm dîni.

hablülmetin

  • Sağlam ip; İslâmiyet, Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet.

hac

  • Kur'ân-ı Kerimin 22. sûresi.

hac suresi / hac sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi ikinci sûresi.

hacc suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 22. suresidir.

hace-i alem / hâce-i âlem

  • (Hâce-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ünvanı.

hadde

  • Erimiş madeni döküp tel yapmağa mahsus delikli maden levha.

hadid suresi / hadîd sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 57. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli yedinci sûresi.

hadim-i furkan / hâdim-i furkan

  • Hak ile batılı birbirinden ayıran Kur'ân-ı Kerimin hizmetkârı.

hadim-i nebevi / hâdim-i nebevî

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hizmetçisi.

hadis / hadîs / حَد۪يثْ

  • Peygamberimizin sözü.
  • Her söylenişinde yeni haber gibi dinlenmeğe lâyık. Peygamberimizin (A.S.M.) sözü, emri ve hareketi. Sünnet-i Nebeviyye. Hadisten bahseden ilim.
  • Peygamberimizin sözü.
  • Peygamberimizden (asm) nakledilen söz.

hadis-i kavi / hadîs-i kavî

  • Resûlullah efendimizin, söyledikten sonra, peşinden bir âyet-i kerîme okuduğu hadîs-i şerîfler.

hadis-i kudsi / hadis-i kudsî / hadîs-i kudsî

  • Mânâsı Allah tarafından vahyedilen, lafzı Peygamberimize ait hadis.
  • Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Cenâb-ı Haktan "Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur" diyerek rivayet ettiği (naklettiği) Kur'ân-ı Kerîm dışındaki sözler.
  • Mânası Peygamberimiz'e (A.S.M.) vahy veya ilham edilen, kelimesi kendisinden sudur eden kudsî kelâm.

hadis-i mevzu' / hadîs-i mevzu'

  • Başkası tarafından söylendiği hâlde Peygamberimize (A.S.M.) isnad edilen hadis. Muan'an veya senedlerle tesbit edilmemiş hadistir. Manası yanlış demek değildir.

hadis-i mürsel / hadîs-i mürsel

  • Peygamberimiz'den (A.S.M.) işitildiği bildirilen hadis-i şerif.

hadis-i sahih / hadîs-i sahîh / حَد۪يثِ صَح۪يحْ

  • Peygamberimizden (asm) sağlam olarak nakledilen hadîs.

hadis-i şerif / hadîs-i şerif

  • Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar.

hadisişerif / hadîsişerîf

  • Peygamberimizin şerefli sözü.

hafız / hâfız

  • Kur'ân-ı Kerim'i tamamen ezbere okuyan.
  • Kur'an-ı Kerim'in mânası ile beraber her şeyini yaşamaya ve muhafazaya çalışan.
  • Muhafaza eden. Koruyan. Hıfzeden.

hafız mektebi

  • Kur'ân-ı Kerimi ezberlemek için gidilen okul.

hafız-ı kur'an / hâfız-ı kur'ân

  • Kur'ân-ı kerîmi ezbere bilen.
  • Kur'ân-ı Kerimi ezberleyen.

hafsa

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) zevcelerinden biri ve Hz. Ömer'in (R.A.) kızı.

hahem / hâhem

  • (Hâsten) mastarından, "İsterim" mânasına fiildir.
  • İsterim.

hakayık-ı seb'a

  • Yedi hakikat. Fatiha suresinin yedi âyeti. İmanın altı şartı ve İslâmiyet ile yedi olan mühim hakikatlar. Kur'an-ı Kerim'in yedi vechile hârika olması gibi hakikatlar.

hakikat-i ubudiyet-i ahmediye / hakikat-i ubûdiyet-i ahmediye

  • Peygamberimizin kulluğunun aslı ve esası.

hakk-ul yakin / hakk-ul yakîn

  • (Hakk-al yakîn) Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali. Ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle yakından duyup yaşadığımız gibi.

hakka suresi / hâkka suresi / hâkka sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 69. suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış dokuzuncu sûresi.

hakkaniyet-i kur'aniye / hakkaniyet-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin doğruluğu, gerçekçiliği.

halid bin sinan

  • Benî Abes kabilesinin Bin-Bagis'ten ehl-i tevhid bir zat olup; Hz. Peygamber Efendimiz, bu zat hakkında: "O bir nebi idi, fakat onun kavmi onu zâyi etti" buyurmuşlardır. Kendisi Peygamberimizin zamanına yetişememiştir.

halife / halîfe

  • Öncekinin yerine geçen, Peygamberimizin vekili.

halife-i adile / halîfe-i âdile

  • Halîfe olacağı, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin işâreti ile anlaşılan halîfe. Hazret-i Ebû Bekr'in halîfeliği böyledir.

halife-i raşide / halîfe-i râşide

  • İnsanlara, İslâm dînini anlatma vazîfesini Peygamber efendimiz gibi yapan ve âyet-i kerîmelerde veya hadîs-i şerîflerde halîfe olacağı işâret olunan halîfe. Buna, Halîfe-i âdile de denir.

halife-i resulullah

  • Peygamberimizin adına ve yerine icra makamında olan.

halime / halîme

  • Yumuşak huylu kadın. (Peygamberimizin süt annesinin adı)
  • Yumuşak huylu kadın, Peygamberimizin süt annesi.

hall / حل

  • Çözülme, erime. (Arapça)
  • Çözme. (Arapça)

hamil-i vahy / hâmil-i vahy

  • Vahyi Peygamberimize (A.S.M.) getiren Cebrail (A.S.)

hamse-i al-i aba / hamse-i âl-i abâ

  • Hz. Peygamberimizle (a.s.m.) birlikte kızı Fâtıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin.

handek gazvesi

  • Peygamberimizin (A.S.M.) büyük muharebelerinden birisi olup, hicretin beşinci senesinde Şevval ayında vuku bulmuştur. Asıl muharebeyi uyandıranlar Beni Nadir kabilesi olup bunlar Kureyş ve Gatfan kabilelerini de davet etmekle hepsi birden Medine-i Münevvere'ye hücuma geçtikleri vakit, Hz. Resullulah

hane-i saadet

  • Peygamberimizin mübarek evi.

hanifen müslimen / hanîfen müslimen

  • Allah'ı bir olarak tanıyan dosdoğru bir Müslüman (Kur'ân-ı Kerimde Hz. İbrahim için söylenen bir ibare).

haram / harâm

  • Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde yapmayınız diye açıkça yasak ettiği şeyler.

haremeyn

  • Hürmete ve saygıya lâyık iki belde. Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverenin ikisine verilen ad. Mekke-i mükerremede Kâbe-i muazzama, Medîne-i münevverede sevgili Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek kabr-i şerîfi bulunduğu için her ikisine saygı ve hürmet duyulması gereken yer mânâ

harisun aleyküm / harîsun aleyküm

  • Tevbe Suresi'nin bir âyetinde geçen bu ifade, birinci derecede Peygamberimiz (A.S.M.) hakkında olup ümmetini ve bütün insanları doğru yola irşadda yılmadan, büyük bir sebat ve azim ve gayretle devam etmesine işaret edilerek böylece tavsif edilmiştir.

harun aleyhisselam / hârûn aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîm'de adı geçen peygamberlerden.

harut ve marut

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen iki meleğin ismidir.

haşimi / haşimî / hâşimî

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) kabilesinden, O'nun sülâlesinden gelen.
  • Bir tarikat şubesinde olan.
  • Peygamberimizin mensup olduğu kabileden gelen.
  • Peygamberimizin sülâlesinden.

haşimiler / hâşimîler

  • Peygamberimizin mensup olduğu kabile.

haşr suresi / haşr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 59. suresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli dokuzuncu sûresi.

hatem-i divan-ı nübüvvet / hâtem-i divan-ı nübüvvet

  • Peygamberlik meclisinin mührü olan Peygamberimiz.

hatemülenbiya / hâtemülenbiyâ

  • Nebilerin sonuncusu olan Peygamberimiz.

hatice-i kübra / hatîce-i kübra

  • Peygamberimizin (A.S.M.) ilk zevcesi ve mü'minlerin annesi. Yirmidört sene bütün varlığıyla ve mülküyle Peygamber Efendimize hizmet etmiş ve Ona ilk olarak iman etmiştir. (Radıyallahu Anha)

hatm

  • Hitâma erdirmek, bitirmek. Kur'an-ı Kerim'i veya herhangi bir şeyi sonuna kadar okuyup bitirmek.
  • Mühürleme. Mühürlenme.
  • Kur'ân-ı kerîmi başından (Fâtiha sûresinden başlıyarak) sonuna (Nâs sûresine) kadar okumak.

hatme

  • Baştan aşağı (bütün Kur'ân-ı Kerimi) okuyup bitirmek.
  • Bir arada muayyen bir şeyi okuyup bitirmek.

hatme-i ahmediye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) geniş halk kitleleriyle beraber belirli dua ve zikirleri yapıp bitirdiği oturum veya zikir halkası.

hatme-i kur'aniye / hatme-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın hatmi; Kur'ân-ı Kerimi baştan sona okuyup bitirme.

hatme-i muazzama-i muhammediye / خَتْمَۀِ مُعَظَّمَۀِ مُحَمَّدِيَه

  • Çok büyük bir zikir halkasında Peygamberimizin (asm) yaptığı şekilde belirli zikirleri okuma.

hatun-u kıyamet / hâtun-u kıyamet

  • Hz. Peygamberimizin (A.S.M.) kızı Hz. Fatıma'ya mecaz yoluyla söylenen bir tabirdir.

hazire / hazîre

  • Eti ufak ufak doğrayıp, çok su ile çömlek içinde pişirip erimeye yakın olduğu anda üzerine un koyup karıştırarak yapılan yemek. (İçinde et olmayınca "aside" derler.)

hazret-i ahmed

  • Çokça medhedilen, övülen; Peygamberimizin (a.s.m.) isimlerinden birisi.

hazret-i kur'an / hazret-i kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerim.

hazret-i risalet

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).
  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ismi.

hehca'

  • Kerim, cömert kimse.

henienleküm / henîenleküm

  • Afiyet olsun, helâl olsun, tebrik ederim.

hican

  • İyi, kerim kimse.
  • Güzel ve beyaz deve.

hicr

  • Kur'ân-ı Kerimin 15. sûresi.

hicr suresi / hicr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 15. suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on beşinci sûresi.

hicret

  • Göç, Peygamberimizin Medineye göçü.

hicret-i nebeviye

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) Mekke'den 622 yılında Medine'ye hicret etmesi.

hicret-i seniyye-hicret-i nebeviyye

  • Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye göçü.

hicri tarih / hicrî tarih

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) Mekkeden Medine'ye hicret ettiği günü başlangıç olarak alan tarih. Milâdi ve Rumi tarihler gibi oniki ay esasına dayanan hicri sene, Muharrem adı verilen ayla başlar, zilhicce ile sona erer. Oniki ayın adları şunlardır: Muharrem, safer, rebiül-evvel, rebiül-âhi

hidemat-ı imaniye

  • İmâni hizmetler. (Kur'an-ı Kerim'i ve mânâsını öğrenmeğe vesile olmak; imâni şüphelerin giderilmesine çalışmak; İslâmiyetin, hak din olduğunu isbat etmek veya isbâta vesile olmak gibi.) Görülen hizmetler. Eşyanın ve mahlukatın lisan-ı hâl ile esmâ-i İlâhiyeye ait yaptıkları tesbih ve ibadetleri.

hıfz-ı kur'an

  • Kur'an-ı Kerim'i tamamıyla ezberleme.

hilafet / hilâfet

  • Bir kimseye halef olmak ve onun yerine geçmek.
  • Din ve dünya işlerinde umumi reislik. İmam-ül Mü'minîn olan zât, şer'î hükümlerin icrasında Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (A.S.M.) halef olduğu için hilafet vazifesini alana Halife denmiştir. Buna İmamet-i Kübra da denir.Hilafet, 1517 (Hi
  • Halifelik; Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik.
  • Halifelik, Peygamberimizin mânevî mirası.

hilafet-i nübüvvet / hilâfet-i nübüvvet

  • Peygamberimizden sonra devam eden peygamberlik varisliği, vekilliği; tebliğ görevi.

hılye

  • Güzel sıfatlar, iyi hasletler.
  • Süs, zinet.
  • Peygamberimiz Hz.Muhammed'in (A.S.M.) evsafı ve bundan bahseden kitab.

hilye

  • Güzel sıfatlar, Peygamberimizi tasvir eden yazılar.

hilye-i nebeviye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) sûret ve görünüşü.

hilye-i şerif

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) mübarek vasıflarını anlatan manzum veya nesir halindeki yazı.

himmet-i peygamber

  • Peygamberimizin himmeti, yardımı.

hıra / hırâ

  • Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağara, Hira.

hira / hirâ

  • Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağara.

hırk

  • Cömert, kerim.

hırka-i saadet dairesi

  • İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda "mukaddes emanetlerin" bulunduğu yer. Burada yüzyıllardan beri, başta Peygamberimiz Hz.Muhammed'in (A.S.M.) hırkaları olmak üzere İslâmî nitelikte birçok mukaddes eşya saklanmaktadır. Bu eşya Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından, Mısır'ın fethinden (1517) son

hırka-i seadet / hırka-i seâdet

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem, Eshâb-ı kirâmdan (Peygamberimizin arkadaşlarından), Kâ'b bin Züheyr'e, yazdığı güzel kasîdesinden dolayı hediye ettiği bu hırka, İstanbul'da Topkapı Sarayı Müzesi Hırka-i Seâdet dâiresinde diğer kutsal emânetlerle birlikte muhâfaza edilmektedir.

hırrik

  • (Çoğulu: Ehrak - Hurrak - Huruk) Cömerd, kerim. Zarif.

hırz ayetleri / hırz âyetleri

  • Okunduğunda veya üzerinde taşındığında Allahü teâlânın muhâfazasına (korumasına) kavuşmaya vesîle (sebeb) olduğu bildirilen âyet-i kerîmeler.

hişamiyye / hişâmiyye

  • Hazret-i Ali'yi sevdiğini iddiâ ederek diğer Eshâb-ı kirâmı (Peygamberimizin arkadaşlarını) kötüleyen şîanın kollarından olan bozuk bir fırka, topluluk.

hizb

  • Bölük, taraftar.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi sayfadan meydana gelen cüzlerinin dörtte biri olan beş sahife.

hizbullah

  • Allah için din uğrunda ciddi gayret sâhibi olan ve din düşmanlarıyla aslâ hakiki dost olmayan mücahid cemaat. "Hizb-ül Kur'an" tabiri de aynı mânada kullanılır. (Kur'an-ı Kerim'de 5:56 ve 58:22 âyetlerinde zikredilir.)

hızır

  • İkinci tabaka-i hayat mertebesine mazhar olan ve Kur'an-ı Kerim tefsirlerinde ismi zikredilen bir zât-ı kerim.

hizmet-i neşriye

  • Kur'ân-ı Kerimin hakikatlerini yayma hizmeti.

hoşnudiyet-i peygamberi / hoşnudiyet-i peygamberî

  • Peygamberimizin hoşnut olması.

hücre-i seadet / hücre-i seâdet

  • Medîne-i münevverede Mescid-i Nebevî içinde Peygamber efendimizin mübârek kabirlerinin bulunduğu oda. Peygamber efendimizin sağlığında burası, hanımlarından hazret-i Âişe vâlidemizin odasıydı. Peygamberimiz burada vefât etti. "Peygamberler vefât ettikleri yere defnolunurlar" hadîs-i şerîfi gereğince

hucurat suresi / hucurât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 49. suredir. Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk dokuzuncu sûresi.

hud / hûd

  • Kur'ân-ı Kerimin 11. sûresi.

hud aleyhisselam / hûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

hud suresi / hûd sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 11. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin on birinci sûresi. Mekke-i mükerremede indi. Yüz yirmi üç âyet-i kerîmedir.

hüda

  • Doğru yol göstermek.
  • Doğruluk. Hidâyet.
  • Kur'ân-ı Kerimin bir ismi.
  • Doğru yol gösterme.
  • Hidayet etme.
  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

hükm-i şer'i / hükm-i şer'î

  • Kur'an-ı Kerim'e ve Din-i İslâm'a uygun kanun ile verilen karar. Şeriatın hükmü.

hukuk-u ibad

  • Fık: Akidler ve muamelelerle alâkalı hukuk. İnsanlarla olan muamelelerimizdeki haklar. Ferde ait olan hususi haklar.

huluk-ı azim / huluk-ı azîm

  • Kur'ân-ı kerîmin bildirdiği ve Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sâhib olduğu güzel huylar.

huluk-i azim / huluk-i azîm

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) mübarek huyları.

hümeze suresi / hümeze sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 104. suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz dördüncü sûresi.

huruf-ı mukattaa / hurûf-ı mukattaa

  • Kur'ân-ı kerîmde bâzı sûre başlarında bulunan ve mânâsı açık olmayan ikisi üçü bir arada veya tek başına yazılı harfler. Elif lâm mîm, Yâsîn, Elîf lâm râ... gibi.

huruf-u mu'ceme

  • Gr: Kur'an-ı Kerim harflerindeki noktalı harfler.

huruf-ul mukattaa

  • Gr: Kur'an-ı Kerim'de sure başlarında bulunan, kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı hafler. Elif Lâm Mim, Yâ Sin, Elif Lâm Râ... gibi. Bunlar İlahî birer şifre olup, mânalarını anlayanlar Resul-ü Ekrem (A.S.M.) ve O'nun vârisleridir.

hüseyin

  • Küçük güzel.
  • (Hi: 6-61) Hazret-i Ali Radıyallahü Anhu'nun oğlu, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sevgili torunudur. Peygamberimiz (A.S.M.) "Hüseyin benden, ben Hüseyindenim. Allah Hüseyini seveni sever." buyurmuştur. Kerbelâda şehid oldu (R.A.)
  • Peygamberimizin torunu.

hutuvat-ı sitte

  • Altı adım. (Kur'an-ı Kerim'deki "Hutuvat-üş şeytan" tabirinden istifaze ile, şeytanların ve onların insî mümessilleri olan şerir insanların fitnekâr ve dalâlete sevkedici adımları, izleri ve desiseleri gibi mânalarla alâkalı olarak "bir mühim eser"e verilen isim) Şeytanın altı desisesi.

huzūr-u nebevi / huzūr-u nebevî / حُضُورُ نَبَوِي

  • Peygamberimizin (asm) huzuru.

i'caz-ı nebeviye / i'câz-ı nebeviye

  • Peygamberimize âit mu'cize.

ibaratüna şetta / ibaratüna şettâ

  • Bizim ibarelerimiz çeşit çeşittir, muhteliftir, dağınıktır.

ibaret-inass / ibâret-inass

  • Mânâya delâleti bakımından lafzın dört kısmından biri. Nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) yalnız ibâresinden anlaşılan mânâya delâlet etmesi.

ibn-i cevzi / ibn-i cevzî

  • (Hi: 508-597) El-Muğni isimli Kur'an-ı Kerim tefsiri vardır. Hanbelî fıkhı ve tarihî bilgilerde muhakkik âlimlerdendir. Ebu-l Ferec İbn-i Cevzî diye de meşhurdur.

ibn-i mes'ud

  • Ebu Abdurrahman Abdullah Bin Mes'ud da denir. (R.A.)şeref-i İslâm ile müşerref olanların altıncısıdır. Bütün gazvelere iştirak etmiştir. Dâimî surette huzur-u Risalette bulunduğundan Kur'an-ı Kerim'i herkesten iyi öğrendiği gibi, pekçok hadis de işitmiş ve ezberlemişti. Kur'an-ı Kerim'i en evvel Mek

ibrahim

  • Halilullah ve Halil-ür Rahman da denir. Peygamberlerden İshak ve İsmâil'in (A.S.) babasıdır. Yirmi sahifelik kitap kendisine nâzil olmuştur. Süryanice konuşurdu. Peygamberimizin de (A.S.V.) ceddi idi. Urfa'da doğduğu da rivayet edilir. Zamanın kralı Nemrud tarafından ateşe atılmak istendi, mu'cize o

ibrahim aleyhisselam / ibrâhim aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerden.

ibrahim suresi / ibrâhim sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin on dördüncü sûresi.

ictihad / ictihâd

  • İnsan gücünün yettiği kadar zahmet çekerek, çalışma. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işlerin hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek meydana çıkarma.

idris aleyhisselam / idrîs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

igtiram

  • Borç, diyet veya cerime verme.

ihbar-ı nebevi / ihbar-ı nebevî

  • Peygamberimizin haber vermesi.

ihfa / ihfâ

  • Örtmek, gizlemek; tecvidde bir terim. On beş ihfâ harflerinden önce gelen tenvin veya sâkin nunu, izhâr (birbirinden ayırmak) ile idgâm (birbirine katmak) arasında, şeddeden uzak olarak gunne ile genizden çıkarmak.

ihlas / ihlâs

  • Samimiyet, doğruluk, riyasızlık. Kur'ân-ı Kerim'in 112. Sûresi.

ihlas suresi / ihlâs sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de şirkin ve küfrün envâını reddedip, tevhidi ilân eden 112. Sure. Bu sureye: Esas, Tevhid, Tefrid, Tecrid, Necat, Velâyet, Marifet, Samed, Muavvize, Mazhar, Berâe, Nur, İman suresi de denilmektedir. Maâni, Müzekkire gibi isimleri de vardır.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on ikinci sûresi. Tevhîd, Tefrîd, Tecrîd, Necâd, Vilâyet ve Mârifet sûresi de denilmiştir.

ihtisaslarımı

  • Hissettiklerimi.

iktibas

  • Bir söz veya yazıyı olduğu gibi veya kısaltarak almak. Birisinden ilmen istifade etmek. İstifade suretiyle almak, alınmak.
  • Söz arasında Kur'an-ı Kerimden veya Hadis-i Şeriftden veya başka makbul eserlerden bir cümlenin kâmilen veya kısmen az tasarruf ile veya tasarrufsuz alınması.

iktiza-i nass / iktizâ-i nass

  • Âyet ve hadîslerin gerektirdiği şey; nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) hükmünün anlaşılabilmesi ve istenilen mânânın ortaya çıkması için sözün tamâmına bakılarak gerekli hükmün taktir edilmesi.

ilhad / ilhâd

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan, müctehid âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri ve müslümanlar arasında yayılan îmân bilgilerine uymamak, doğru yoldan ayrılmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olan inanış.

ilm-i kıraat / ilm-i kırâat

  • Usul ve kaidesine uygun olarak Kur'an-ı Kerimin okunması ilmi. Bak: (Kıraat) ve (Kıraat-ı seb'a) ve (Fenn-i kıraat)
  • Kur'ân-ı kerîmin kelimelerinin doğru olarak okunuşundan bâzı kelimelerin ise, farklı okunmasından bahseden ilim.

ilm-i tefsir / ilm-i tefsîr

  • Kur'ân-ı kerîmdeki murâd-ı ilâhîyi, Allahü teâlânın kastettiği mânâyı açıklayan ilim.

ilm-i usul-i fıkıh / ilm-i usûl-i fıkıh

  • Fıkıh bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

ilm-i usul-i kelam / ilm-i usûl-i kelâm

  • Kelâm ilminin, îmân bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

ilm-i usul-i tefsir / ilm-i usûl-i tefsîr

  • Tefsîr ilminin metodlarından, kâidelerinden, müfessirde bulunması gereken şartlarından, âyet-i kerîmelerin; nâsih ve mensûhundan, hâss ve âmmından bahseden ilim.

ilyas

  • Benî İsrail peygamberlerinden olup, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Ella" diye mezkûr olan bir Peygamberin ism-i mübarekidir. M.Ö. 9. asırda yaşamış olup ondan sonra Elyesa (A.S.) Peygamber olmuştur. İlyâs (A.S.), zamanının hükümdarıyla çok mücadele etmiş, çok zaman mağaralarda yaşamış, ç

ilyas aleyhisselam / ilyâs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden biri. Hârûn aleyhisselâmın neslindendir.

imam-ı şafii / imam-ı şâfiî

  • (Hi: 150-204) İmam-ı Abdullah bin Muhammed diye de anılır. Üçüncü ceddi olan Şâfiî, hayatında Resulüllâh'ı (A.S.M.) gördüğü için o isimle anılır. Nesebi, Abd-i Menaf'da Peygamberimiz (A.S.M.) ile birleşir. Gençliğinde çok fakir bir hayat yaşadı. Çok ileri muhaddis ve müfessir-i Kur'andır. Usul-ü Had

imsas

  • (Mass. dan) Emdirme, emdirilme.
  • Tıb: Suda erimiş ilâcı şırınga etmek.

infitar suresi / infitar sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin seksen ikinci sûresi.

inhilal

  • Çözülüp ayrılma. Dağılma.
  • Erime.
  • Münhal olma.

inhizam

  • Yemek hazmolunma. Yemeklerin midede erimesi.

inna lillah ve inna ileyhi raci'un / innâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn

  • Belâ ve musîbet gelince veya kötü bir haber duyunca okunan, Bekara sûresinin; "Biz Allahü teâlânın kullarıyız (vefât ettikten sonra diriltilip yine) O'na döneceğiz" meâlindeki yüz elli altıncı âyet-i kerîmesi.

insan suresi / insan sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 76. Suresi olup "Dehr, Ebrar, Emşac, Hel-etâ Suresi" de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş altıncı sûresi.

inşikak suresi / inşikâk sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 84. Suresi olup İnşakkat suresi de denir. Mekkî'dir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen dördüncü sûresi.

inşikak-ı kamer

  • Ay'ın parçalanması. Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü vesselâmın mu'cizesi eseri olarak gökte ay'ın en parlak olduğu bir zamanda ikiye ayrılması.

inşirah suresi / inşirâh sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin 94. Suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan dördüncü sûresi.

inzal / inzâl

  • İndirmek.
  • Kur'ân-ı kerîmin, Ramazân-ı şerîf ayında Kadir gecesinde Levh-i mahfûzdan, dünyâ semâsındaki Beyt-ül-izze denilen makâma bir defâda, topluca indirilmesi.

irhasat

  • Hayırlı işlerle uğraşmak.
  • Sağlam şey.
  • Ist: Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) nübüvvetinden evvel zuhur eden hârikulâde haller ki, bunlar peygamberliğine delil teşkil eden hâdiselerdendir.

irhasat-ı mütenevvia / irhâsât-ı mütenevvia

  • Peygamberimizde (a.s.m.) peygamber olmadan önce görülen çeşitli olağanüstü hâller ve hâdiseler.

irşad-ı nebevi / irşâd-ı nebevi / اِرْشَادِ نَبَوِي

  • Peygamberimizin doğru yolu göstermesi.

isa

  • Dört büyük peygamberden birisidir. Hakiki Hristiyanlık dininin peygamberidir. Kur'an-ı Kerim'de meziyet ve senası geçmektedir. İncil, mukaddes kitabıdır. Vahiy ile kendine gönderilmiştir. Ancak kendisinden sonra Havarileri tarafından yazılmıştır.

işba'

  • Doyurmak, açlığı gidermek. Doymak.
  • Fiz: Bir sıvının içinde, belli bir cisimden eriyebilecek en çok miktarın erimiş bulunması.
  • Edb: Arap nazmında, kafiye veya vezin zaruretinden dolayı kelimeye bir harf ilâve etme.

isfence

  • (İsfencî) Süngere benzer, sünger biçiminde, süngerimsi.

ishak

  • Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. İbrahim (A.S.)ın oğludur. Yakub (A.S.)ın babasıdır.

ıshar

  • (Sıhriyyet. den) Akrabalık, yakınlık, kurbiyet, sıhriyet. Damat olma. Damat edinme.
  • Ulaşmak.