LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Erem ifadesini içeren 122 kelime bulundu...

abdullah

  • Allah'ın kulu.
  • Bu isim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek ve şerefli isimlerindendir. Çünkü, Allah'a itaat ve ibadette, kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenab-ı Hakka maddi manevi bütün hâlâtında itaatttan ayrılmamıştır (A.S.M.). Hem muhterem ba

atf-ı tefsir

  • Bir mânada olup mücerred tasdik ve te'kid için "ve" ile müteradifine (aynı mânadaki kelimeye) atfolunan kelime. Meselâ: "İhsan ve kerem, hüzün ve keder" ifadesindeki "ve" ler gibi. Diğer bir ifade ile: Aynı olan ayrı iki kelimenin birlikte kullanılması. ("deli divâne"de olduğu gibi.)

avam

  • Halktan ilmi irfanı kıt olan kimse. Okuyup yazması az olan. Fakirler sınıfından.
  • Tas : Hakikata tam erememiş, tevhidin derin hakikatlarından haberi olmayan.
  • Halkın ekseriyeti.

ba'

  • Kulaç.
  • Erişme.
  • Yetme.
  • Kuvvet, kudret, beceriklilik.
  • şeref, kerem.
  • Vergili, verimli olma.

bab

  • Evlat sahibi erkek. Ata, ecdat. (Farsça)
  • Gemi halatlarının bağlandığı yer. (Farsça)
  • İnşaatta ağırlıkların bindirildiği direk. (Farsça)
  • Mânevi rehber, şeyh. (Farsça)
  • Bektaşi şeyhi. (Farsça)
  • Hayırhah ve muhterem. (Farsça)
  • Daha çok zencilerde olan bir hastalık cinsi.Aile reisi babadır. Babanın hayatt (Farsça)

becil

  • Büyük, itibarlı, muhterem, hatırı sayılan kimse.
  • Şişman.

berr

  • (Çoğulu: Ebrâr) Va'dinde sâdık. Sözünde duran. Muhsin. Keremkâr.
  • Nimetleri herkese, umuma ihsan eden.
  • Gerçeklik, sıdk.
  • Susuz, kuru yerler.
  • Toprak. Yeryüzü, yer.

bişkuh

  • İktidarlı. Kuvvet sahibi. Muhterem ve saygıdeğer kimse. (Farsça)

bü'bü'

  • Her nesnenin aslı.
  • İzzet, kerem.
  • Zeyrek akıllı, zarif kişi.
  • Hâkim, seyyid.
  • Gözbebeği.
  • Mc: Çok kıymetli ve değerli olan şey.

cerime / cerîme / جریمه

  • Suçludan alınan para cezası, cereme.
  • Günah, zenb, suç.
  • Suç. (Arapça)
  • Para cezası, cereme. (Arapça)
  • Ceza ödeme. (Arapça)

cömert

  • Eli açık, ikramcı, kerem sahibi.

dağdağa

  • Gürültü. Iztırab. Boş yere telâş ve zorluklar.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.
  • Gıcıklamak.

dahas

  • Davarın tırnağında olan bir verem.

dahıs

  • Tırnak yakınında olan bir verem hastalığı.

davat

  • Devenin başında olan verem.

devr

  • Bir şeyi elden ele aktarma. Vefât eden bir müslümanın sağlığında kılamadığı namaz, tutamadığı oruç ve veremediği zekât gibi borçlardan kurtulması için birkaç fakirin kendilerine ölünün vasî veya velîsi tarafından verilen fidyeyi alıp, gönül rızâsıyla tekrar geri vermek sûretiyle yapılan muâmele.

edvek

  • Devenin, misvak ağacını yemesi.
  • Bir yerde sâkin olmak.
  • Yaranın veremi sakin olmak.

efahim

  • (Tekili: Efhâm) Büyük zatlar. Pek büyük, muhterem kimseler.

ekarim

  • (Tekili: Kerim) Kerem sâhibi olanlar.

ercmendi / ercmendî

  • Haysiyetli, şerefli, itibarlı, muhterem. (Farsça)

ercümend

  • Muhterem, şerefli. Muazzez. (Farsça)

evram

  • (Tekili: Verem) Veremler, vücudda hasıl olan yumrular, şişler.

ezvac-ı tahirat / ezvac-ı tâhirat

  • Hz. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) ismetli ve iffetli, pâk zevce-i muhteremeleri (R.A.) "Mü'minlerin anneleri" diye bilinen ve Peygamberimize (A.S.M.) âilelik etmek şerefine ermiş mübârek hanımlar.

faal

  • Balta sapı.
  • Kerem.

fazl

  • Âlimlere yakışır olgunluk.
  • İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet.
  • Artmak.
  • Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak.

feyz

  • (Çoğulu: Füyuz) Bolluk, bereket.
  • İlim, irfan. Mübareklik.
  • Şan, şöhret.
  • İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak.
  • Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su.
  • Bir haberi fâş etmek.
  • İçindeki düşüncesini izhar etmek.
  • İhsan, bağış, kerem.

fütüvvet

  • Dostlara afv ve safh ile muamele.
  • Yiğitlik. Cömertlik. Lütuf ve ihsankârlık.
  • Kerem ve seha.
  • Soy temizliği.

füyuz

  • (Tekili: Feyz) Feyizler. İnâyetler. Keremler.
  • Suyun çoğalıp taşması.
  • İnsanın içindeki gizli şeyleri saklamayıp izhar etmesi.
  • Bir haberin fâş ve şayi' olması.

gıllugış

  • Karar verememe, gönül sıkıntısı.

girami / giramî

  • Muhterem, aziz, hürmete değer. (Farsça)
  • Ulu, büyük. (Farsça)

hamas

  • Verem.
  • Yumuşaklıkla ve kolaylıkla bir şeyi çıkarmak.

hasb

  • (Haseb) Birisinin sülâlesi cihetinden iftihar yolu ile saydığı iyilik. Mal, din, millet. Kerem, fiil ve amelde yüksek şeref, iyi iş, sâlih amel. Şeref, asalet, şan, kadr ve haysiyet.
  • Dolayı, cihetiyle, gereğince.

hasib / hasîb

  • Muhterem, itibarlı, değerli ve soyu temiz kimse. şahsi meziyet sâhibi insan.
  • Muhâsebeci.

hatem-i tai / hatem-i taî

  • (Ebu Adi bin Abdullah bin Said) Arab kabile reislerinin büyüklerinden ve şairlerinden olup, cömertliği ile meşhurdur. Adı, cömertlik ve keremde darb-ı mesel halini almıştır. Bazı şiirleri toplanarak bir divan yapılmış ve Londra'da bastırılmıştır. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) zamanına yetişmiş ise, de,

havass

  • Hasseler, duyular.
  • Muhterem ve seçkin kişiler.

havva

  • Hz. Adem'in (A.S.) muhterem zevcesi, eşi.
  • Rengi esmere mâil kadın.
  • Yalancı, kezzab.

haybet

  • Mahrumiyyet. İsteğine erememek. Me'yus ve mahrum olmak.

hayre

  • (Çoğulu: Hayrât) İyilik, kerem.
  • Her nesnenin iyisi.

hebec

  • Devenin memesinde olan verem.

hiram

  • (Tekili: Herem) Piramitler, ehramlar.

i'caz / i'câz

  • Aciz bırakma.
  • Mucize göstererek muhatabı cevap veremez duruma düşürme.
  • Aciz bırakma.

iğerçin

  • Karar veremeyen, mütereddit, kuşkulu.

ilzam / ilzâm / اِلْزَامْ

  • Delille cevab veremez hâle getirme.

iskat / iskât

  • Sükût ettirmek. Cevap veremiyecek hâle getirmek. Susturmak.
  • Kandırmak, râzı etmek.

islal

  • (Sell. den) Kılıcı sıyırıp çıkarma.
  • Verem etme, verem uğratma.

istikram

  • Kerem ve lütuf isteme.

ıtk

  • Azad edilmek. Hürlük. Esir veya köle olanın serbest edilmesi. Azad olmak.
  • Kerem ve hüsn-ü cemâl. Asâlet ve necâbet. Şeref, şan ve kıdem. Kuvvet.

izzet

  • Bir kimse zelil iken kavi ve kudret sahibi olmak. Ziyâdelik ve üstünlük.
  • Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak.
  • Bulunmaz derecede az olan şey.

kan-ı kerem / kân-ı kerem

  • Kerem, lütuf ve ihsan menbaı.

kehf

  • Mağara, in. Sığınacak yer altı.
  • Tıb: Verem hastalığında akciğerde açılan oyuk.

keramet / kerâmet / كرامت

  • Allah (C.C.) indinde makbul bir veli abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zatların) lütf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet. Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli.
  • Bağış, kerem.
  • İkram, ağırlama.
  • Cömertlik, kerem. (Arapça)
  • Velîlerin gösterdikleri olağandışı hal. (Arapça)

kerem / كرم

  • Cömertlik. (Arapça)
  • Kerem kılmak: Kerem etmek, iyilik etmek. (Arapça)

kerem-i mütecessid

  • Maddi vücut giymiş kerem.

keremgüster

  • Cömert, mükrim, kerem sâhibi. (Farsça)

keremkar / keremkâr

  • Kerem eden, ikram eden. Cömert, eli açık olan, bağışlayan. (Farsça)
  • Keremli.

keremkarane / keremkârâne

  • Keremlice.

keremnamdar / keremnâmdâr

  • Keremiyle tanınan.

keremperver

  • Kerem sâhibi. Eli açık, cömert. Mükrim. (Farsça)

kerim / kerîm

  • Her şeyin iyisi, faydalısı. Kerem ile muttasıf olan, ihsan ve inayet sâhibi. Şerefli ve izzetli. Muhterem, cömert, müsamahakâr. (Kur'an-ı Kerim tâbirindeki kerim; muazzez, mükerrem mânâsınadır. Kur'an-ı Kerim'de bu kelime 27 defa geçer ve ancak iki defa Cenab-ı Hak hakkında kullanılmıştır.)
  • Kerem sahibi, cömert, ulu, büyük.
  • Kerem sahibi.

kerim-i pürneval / kerîm-i pürneval

  • Her türlü nimeti bolca ikram eden, sonsuz kerem sahibi olan Allah.

kerkese

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

kutehdest / kûtehdest

  • Kısa elli. Elli kısa olan. (Farsça)
  • Mc: Hasis, cimri, tamahkâr, keremsiz. (Farsça)

lütf u kerem

  • Kerem ve iyilik; iyilik ve yumuşaklıkla muamele; cömertlik, merhamet ve ihsan.

lütf u kerem ü ihsan

  • Lütuf, kerem ve ihsan.

mekarim / mekârim

  • (Tekili: Kerem) Keremler. İyilikler.
  • Güzel ahlâk sahibi olmak.
  • Ahlâk-ı hamide, Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği, beğendiği güzel ahlâk.

mekarimkar / mekârimkâr

  • Cömert, eliaçık. Kerem sâhibi. (Farsça)

melah

  • Atın ayağında olan verem.

melaike-i kiram / melâike-i kiram

  • Aziz, şeref ve kerem sahibi melekler.

meremmet / مرمت

  • Onarım. (Arapça)
  • Meremmet etmek: Onarmak. (Arapça)

meslul / meslûl / مسلول

  • Çekilmiş. Kınından çıkmış kılınç.
  • Din uğruna kendini fedâ eden kahraman.
  • Tıb: Verem.
  • Veremli. (Arapça)

miftah-ı kerem ve ihsan / miftâh-ı kerem ve ihsan

  • Allah'ın kerem ve ihsanının anahtarı.

mikram

  • Çok ikram ve kerem eden. Bağışlayan, ihsan eden.

muazzez

  • Çok aziz. Muhterem. Çok sevgili, kıymettâr, izzetlendirilmiş.

mübeccel

  • Yüceltilmiş, muhterem, azîz, büyük saygı gösterilen.
  • Muhterem. Azizlenmiş. Yüceltilen, yükseltilen. Büyük saygı gösterilmiş.

mücavedet

  • Bir kimseye karşı ihsan ve kerem etme.

müellif-i muhterem

  • Muhterem, saygıdeğer yazar.

mufahham

  • Büyüklük kazanmış, kerem sahibi, itibarlı, azim, büyük.

müfehham

  • (Müfahham) Muhterem. Hürmete lâyık. Tazim edilmiş olan.

mükareme / mükâreme

  • Cömertlik ve kerem hususunda yarışma.

mükerrem

  • Hürmet ve tâzim edilen. İkram olunmuş. Muhterem. Kerim olan. (İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan batıl eline gelir, Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor. Mek.)
  • Muhterem, azîz, saygı değer.

mülzem / مُلْزَمْ

  • Cevab veremez hâle getirilen.

mütereddid

  • Kararsız, teredüdde kalan, karar veremeyen, cesaretsiz.
  • Bir yere gidip gelen.

mütereddidin / mütereddidîn

  • (Tekili: Mütereddid) Karar veremeyenler, tereddüt edenler, kararsız kişiler.
  • Bir yere gidip gelenler.

müteremrim

  • (Çoğulu: Müteremrimîn) Bir şey söyleyecekmiş gibi harekette bulunduğu halde söylemeyip susan.

müteverrim / متورم

  • (Çoğulu: Müteverrimin) (Verem. den) Kabarık, şiş. Şişiren.
  • Verem olmuş, veremli. Verem illetine giriftar olan.
  • Veremli, verem hastası. (Arapça)

müteverrimen

  • Verem olarak.

müteverrimin / müteverrimîn

  • (Tekili: Müteverrim) Veremliler. Verem hastalığına tutulmuş kimseler.

müzebzeb

  • Karmakarışık.
  • Elinden iş gelmez, bir şeye karar veremeyen. Beceriksiz.

na-kam / na-kâm

  • Muradına eremeyen, tali'siz. Arzusuna kavuşamayan. (Farsça)

na-murad

  • Mahrum kalan, muradına eremeyen. (Farsça)

nevta

  • Göğüste olur bir verem.

nücebe

  • Lütuf ve keremi çok olan. Cömert insan.

nükaf

  • Deveyi öldüren bir verem.

reis-i muhterem

  • Muhterem, saygıdeğer başkan.

sani-i kerim / sâni-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve kerem sahibi ve herşeyi san'atla yaratan Allah.

sefit

  • Keremli, cömert kimse.

semh

  • Cömertlik, keremli olma.

sill / سل

  • Bir çıban.
  • Sırtmadan zayıflamak. Erime.
  • Verem.
  • Verem. (Arapça)

sillürrie / سل الرئه

  • Akciğer veremi. (Arapça)

suhaf

  • Akciğer veremi.

sühaf

  • Verem hastalığı.

tac-ı ser

  • Baş tacı.
  • Mc: Çok sevilip itibar edilen şey veya kimse. Muhterem, aziz.

tefaddul

  • Faziletlilik iddiasında bulunmak. Üstünlük taslamak.
  • Bir kimseyi inâyet, ihsan ve kerem ile memnun etmek.

tekerrüm

  • Saygı görmek. Keremli olmak.

tekrim

  • Hürmet ve tazim göstermek ve görmek. Saygı göstermek, lütuf ve kerem icrasında bulunmak.

tela'süm

  • Dil dolaşma, şaşırma.
  • Cevap verilecek yerde veremeyip kekeleme.
  • Saçmasapan cevap verme.

teleslüs

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

temyil

  • İki şey arasında mütereddit olmak, karar verememek.

tenevvüs

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

tereddüd

  • Kararsızlık. Bir mes'ele hakkında karar veremiyerek şüphede kalmak.

tesellül

  • İnsanlar içinden sıyrılıp çıkma.
  • Verem hastalığına yakalanma.

teslil

  • (Sell. den) Sıyırıp çekme.
  • Verem etme.

teverrüm / تورم

  • Şişme. (Arapça)
  • Verem olma. (Arapça)
  • Teverrüm etmek: Şişmek. (Arapça)

tevrim

  • Gazaba getirme, öfkelendirme.
  • Verem etme, verem edilme.
  • Bedenin azâsını şişirip kabartmak.

timlak

  • Mülayemet etmek, yumuşaklık göstermek.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.

ükrume

  • Kerem, bahşiş, lütuf.

ulüvv-ü cenablık

  • Âlî cenablık.
  • Kerem ve cömertlik sâhibi ve faziletli olmak. Büyüklük.

üstad-ı muazzez

  • Çok azîz, muhterem Üstad.

verem / ورم

  • Şişkinlik, şiş. (Arapça)
  • Verem, tüberküloz. (Arapça)

zatülcenb / zâtülcenb

  • (Zât-ül cenb) Tıb: Akciğer zarı iltihabı. Akciğer veremi.

zevat-ı kiram

  • Muhterem ve değerli zâtlar, büyük şahsiyetler.

zevcat-ı tahirat / zevcât-ı tâhirât

  • Peygamber efendimizin iffetli, pâk, muhterem zevceleri. Mü'minlerin anneleri.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın