LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Erdel ifadesini içeren 60 kelime bulundu...

hakk-ul-yakin / hakk-ul-yakîn

  • Bir şeyin hakîkatine kavuşma, mâhiyetine erişme, bulma, tatma. Allahü teâlânın beğendiği ahlâk ile ahlâklanıp, kalb gözünün açılması ve mânevî perdelerin kaldırılması neticesinde elde edilen kesin ilim, bilgi.
  • Bir şeyin hakîkatine kavuşma, mâhiyetine erişme, bulma, tatma. Allahü teâlânın beğendiği ahlâk ile ahlâklanıp, kalb gözünün açılması ve mânevî perdelerin kaldırılması neticesinde elde edilen kesin ilim, bilgi.

agşiye

  • (Tekili: Gışa) Perdeler, örtüler.
  • Zarflar, mahfazalar.

ağşiye / اغشيه

  • Perdeler. (Arapça)
  • Zarlar. (Arapça)

agtiye

  • (Tekili: Gıtâ) Perdeler.

ahfiye

  • (Tekili: Hıfâ) Örtüler, perdeler, gizli şeyler.
  • Çiçeğin tomurcuğunu örten kabuk.

celaze

  • Sazların perdeleri.

ehl-i keşf

  • Perdeli olan ve zâhir hislerle bilinmeyen hakikatları, Cenab-ı Hak'kın lütf u ihsanı ile bilen veliler. (Farsça)

ehlikeşif

  • Perdeli olanı bilen velî.

eknan

  • (Tekili: Kinân) Mahfazalar, perdeler.
  • Evler, odalar, hücreler. Çadırlar.

elhan / elhân

  • Sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, mânâ bozulacak şekilde, harfleri ve kelimeleri değiştirerek, sesi alçaltıp yükselterek, çeneyi oynatarak okumak. Lahn'in çokluk şeklidir.

ervak

  • (Tekili: Revk) Revkler, perdeler, örtüler.
  • Çadırlar, muvakkat olarak bezden yapılan odalar.

estar

  • Örtüler, perdeler.

gına / gınâ

  • Şarkı, tegannî, müzik perdelerine uygun ses; çalgı ile birlikte şarkı, müzik. Tegannî de denir.
  • Zenginlik.

havacib

  • Hicablar, perdeler, örtüler.

heylulet / heylûlet

  • Araya girme, perdeleme, kapama.

hicabat

  • (Tekili: Hicab) Perdeler.
  • Tılsımlar.

hıyat

  • (Tekili: Hâit) Perdeler. Mânialar.

hucub

  • (Tekili: Hicab) Perdeler, hicablar, hâiller.

hücüb

  • (Tekili: Hicâb) Perdeler, hicablar.

husuf / husûf

  • Ay tutulması. Perdelenmek. Dünya gölgesinin ay üzerine gelmesi.
  • Bir şeyin nuru ve ışığı gitmesi.
  • Perdelenme, ay tutulması.

husufat / husûfât

  • Perdelenmeler, ay tutulmaları.

igşa

  • Örtmek. Bürümek. Kapamak. Perdelemek.

ihticab

  • Örtünme. Saklanma. Gizlenme. Perdelenme.
  • Doğumun belirli zamanından fazla uzaması.

ihtidar

  • Örtülenme, perdelenme, perde tutma.

inhidar

  • Perdelenme.

inhisaf / inhisâf

  • Ay tutulması
  • Söner gibi olma, parlaklığın gitmesi.
  • gözden düşürme, perdeleme.

istitar

  • Gizlenme, perdelenme.

istitare

  • Örtülecek, perdelenecek şey.

keşf-i sahih / keşf-i sahîh / كَشْفِ صَحِيحْ

  • Doğru olarak perdeli hakîkati görme.

keşfen / كَشْفاً

  • Perdeli hakîkati görerek.

keşfi / keşfî / كَشْف۪ي

  • Perdeli hakîkati görmeye dayalı.

keşif / كَشِفْ

  • Perdeli hakîkati görme.

lahn

  • Hatâ etmek, doğrudan sapmak. Çoğulu elhândır.
  • Tecvîd ilminde, tecvîd kâidelerine uymamaktan doğan okuyuş hatâsı. Fıkıh kitablarında namaz kılanın namazın farzlarından olan kırâette yaptığı hatâ zelletül-kârî adı altında incelenmiştir.
  • Tegannî, sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, mâ

mahcub

  • Utanan. Utangaç.
  • Perdeli, örtülü. Kapalı.
  • A'ma.
  • Yaşmak veya perde ile mestur olan.

mahsuf

  • Husufa uğramış. Gölgelenmiş. Perdelenmiş.

meazir

  • Perdeler. Hicablar.
  • Özürler.

mugatti / mugattî

  • Perdelenmiş, örtülmüş. Üstü örtülü.

muhacceb

  • Perdelenmiş, tecrid edilmiş. Perde ile ayrılmış.

muhtecib

  • Hicablanmış. Perdeli. Örtülü. Örtülmüş. Saklanan. Gizlenen.

mülk / مُلْكْ

  • Her şeyin sebeblerle perdeli dış yüzü.

müntekıb

  • Yüzü perdeli kişi.

müruk

  • Sâfi, süzülmüş nesne.
  • Süslü perdeler takılmış olan ev.

nağme

  • Sesi mûsikî perdelerine uydurmak. Tegannî.

name-i hümayun

  • Tar: Osmanlı Padişahları tarafından İslâm ve Hristiyan Hükümdarlarla Osmanlı Devletine tâbi imtiyazlı olar Mekke Şerifine, Kırım Hanına, Eflâk ve Boğdan Voyvodalarına, Erdel Kralına, Gürcü ve Dağıstan Hanlarına gönderilen mektublara verilen addır.

paravan

  • İtl. Eskiden haremle selâmlığı ayıran ve şimdi de ilk bakışta görülmesi caiz olmıyan yerleri örten perdeler.
  • Daha ziyade kapıların dışına veya içine konan, katlanır, taşınır tenteneli perde.
  • Gizleme vasıtası.

perdedar / perdedâr

  • Perdeci, perdeleyen.

perdekar / perdekâr

  • Perdeli. Perde ile örtülü yer. (Farsça)

sedail

  • (Tekili: Sedil) Askılar. Perdeler. Zarlar. Örtüler.

seradikat

  • Padişaha mahsus perdeler.

setair

  • (Tekili: Sitâre) Örtünülecek veya perdelenecek şeyler.

sima' / simâ'

  • Bir kişinin veya birkaç kişinin çalgısız, âletsiz ve müzik perdelerine uydurmadan okudukları dîni, îmânı kuvvetlendiren ve ahlâkı güzelleştiren şiirleri, kasîdeleri, ilâhileri ve mevlidleri dinlemek.

sinema-i rabbaniye / sinema-i rabbâniye

  • Rabbâni sinema; Cenâb-ı Hakkın tedbir ve irâdesiyle, bütün faaliyetlerinin âdeta sinema perdeleri ve levhaları gibi gösterildiği âlem.

sitare

  • (Setr. den) (Çoğulu: Setâir) Örtünülecek, perdelenecek şey.

sücuf

  • (Tekili: Secf) Perdeler, örtüler.

süradik

  • (Serâdik) Saray perdesi. Padişaha mahsus sarayın veya çadırın perdeleri.

sütre

  • Perde. Örtü. Perdelenecek şey.
  • Namaz kılarken kıble cihetinde duvar ve sâir olmadığından, önden geçenlerin namaza zarar vermemeleri için, ön tarafa dikilen şey. (En az altmış cm. yükseklik)

sütur

  • (Tekili: Sitr) Örtüler. Perdeler.

tabakat-ı gaflet

  • Vurdumduymazlık örtüleri, umursamazlık perdeleri.

teganni / tegannî

  • Sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, hareke, harf ve med (uzatma) ilâve etme ve çıkarma yapmak sûretiyle, kelimelerin asıllarını dolayısıyle mânâyı bozarak okuma.

zera

  • Gölgelik, perdelik.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın