LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te En kelimesini içeren 463 kelime bulundu...

a'da

  • En zâlim, en çok düşmanlık eden.

a'ik / â'ik / عائق

  • Engel. (Arapça)

a'kal

  • En akıllı. Pek akıllı. Daha akıllı.

a'la / a'lâ / اعلى / اعلي / اَعْلٰي

  • En yüce.
  • En yüksek, en yüce. (Arapça)
  • En yüksek.
  • En yüksek, en kıymetli.

a'lem / اعلم

  • En iyi bilen.
  • En iyi bilen, Allah.
  • En iyi bilen. (Arapça)

a'ved

  • Ençok faydalı.

a'ya

  • En kudretsiz, kabiliyetsiz. İktidarı hiç olmayan.

a'zam / اعظم / اَعْظَمْ

  • En büyük. (Arapça)
  • En büyük.

a'zami / a'zamî / اَعْظَمْ۪ي

  • En fazla, en çok, nihayet derecede.
  • En büyük.

a'zamiyyet

  • En fazla oluş. En fazlalık.

adalet-i ekber

  • En büyük adalet.

adarr

  • En zararlı.

adüvv-i ekber

  • En büyük düşman.

agarr-ül eyyam / agarr-ül eyyâm

  • En sıcak gün.

ağmaz

  • En derin.

ağna / ağnâ / اغنى

  • En zengin. (Arapça)

ağrube

  • En garip.

ahfa / ahfâ / اخفا

  • En gizli. (Arapça)

ahir / ahîr

  • En son, sonraki.

ahkar

  • En hakir, pek âciz ve değersiz. (Daha çok tevazu makamında söylenir.)

ahkem

  • En çok hükmeden.

ahla

  • En tatlı, çok şirin. Çok tatlı.

ahlas

  • En hâlis, daha temiz.

ahmed / احمد

  • En çok övülen.

ahsen / احسن / احش / اَحْسَنْ

  • En güzel. Çok güzel.
  • En güzel.
  • En güzel.
  • En güzel. (Arapça)
  • En güzel.
  • En güzel.

ahsen-i suret

  • En güzel şekil.

ahsen-i takvim / ahsen-i takvîm / اَحْسَنِ تَقْوِيمْ

  • En güzel boy ve sûret. Bedenen ve rûhen en güzel olan.
  • En güzel ve en iyi kıvamda en güzel biçimde.
  • En güzel kıvam, biçim verme.

ahseniyet

  • En güzel olma.

ahvat

  • En ihtiyatlı, tedbirli.

ahvec

  • En muhtaç, pek çok ihtiyacı olan.

ahvef / اخوف

  • En korkunç. (Arapça)

aika / âika / عائقه

  • Engel. (Arapça)

akall-i kalil

  • En az. Azın azı.

akdem

  • En önceki.

akdes / اقدس / اَقْدَسْ

  • En kudsi. En mübarek.
  • En mukaddes.
  • En kutsal. (Arapça)
  • En mukaddes.

akher

  • En kahredici, çok kahreden.

akna'

  • En çok kanaat getiren, en mukni'.

akreb / اقرب

  • En yakın. Daha yakın. Ziyade yakın.
  • En yakın.
  • En yakın. (Arapça)

aksa / aksâ

  • En uzak. En son. Kusvâ. Nihayet. Irak.
  • En uzak, en son.
  • En son.

akser / اقصر

  • En kısa. (Arapça)

akser-i eyyam

  • En kısa gün, günlerin en kısası.

akser-i turuk

  • En kısa yol, yolların en kısası.

akva / akvâ

  • En kuvvetli.

ala / âlâ

  • En üstün.
  • En yüce, daha iyi, pek iyi.

alamet-i kübra / alâmet-i kübrâ

  • En büyük kıyamet alâmeti.

alem-i asgar / âlem-i asgar / عَالَمِ اَصْغَرْ

  • En küçük âlem.

alem-i asgar ve ekber / âlem-i asgar ve ekber

  • En küçük ve en büyük âlem.

alem-i ekber / âlem-i ekber / عَالَمِ اَكْبَرْ

  • En büyük âlem.
  • En büyük âlem. Kâinat.
  • En büyük âlem.

alem-i ekber ve asgar / âlem-i ekber ve asgar

  • En büyük ve en küçük âlem.

aleyhi efdalüssalatü ve ekmelüsselam / aleyhi efdalüssalâtü ve ekmelüsselâm

  • En üstün selâmlar ve en mükemmel salâtlar onun üzerine olsun.

aleyhi ekmelü't-tehaya / aleyhi ekmelü't-tehâyâ

  • En üstün selâmlar ve dualar onun üzerine olsun.

aleyhi ekmelüssalatü vesselam / aleyhi ekmelüssalâtü vesselâm

  • En mükemmel salâtlar ve selâmlar onun üzerine olsun.

aliyy-ül a'la

  • En üstün, birincilerin birincisi. En yüksek. Pek iyi.

aliyyü'l-a'la / aliyyü'l-a'lâ

  • En üstün, en iyi şekilde.

aliyyülala / aliyyülâlâ / على الاعلا

  • En iyisi. (Arapça)

allahü alem / allahü âlem

  • En iyi bilen Allah'tır.

allam / allâm

  • En çok bilen, her şeyi hakkı ile bilen. (Cenâb-ı Hakka mahsus bir sıfat olup, başka mahluka denemez.)

an / ân

  • En kısa bir zaman. Lahza. Dem. Cüz'i bir zaman.
  • En kısa zaman.

an-karib / an-karîb

  • En kısa zamanda.

anik

  • Ense, boynun arkası.

ariz

  • Enli, geniş.

ariz ve amik

  • Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde.

arş-ı a'zam

  • En büyük arş. Cenab-ı Hakk'ın arşı.

arzan / ارضا

  • Enine, genişliğine.
  • Enine, genişliğine. (Arapça)

arzani / arzanî

  • Enine, genişliğine olarak.

asahh-ı rivayet / asahh-ı rivâyet

  • En doğru olan rivayet.

asgar

  • En küçük. Daha küçük.
  • En küçük.
  • En küçük.

asğar

  • En küçük.

asgar / اصغر / اَصْغَرْ

  • En küçük. (Arapça)
  • En küçük.

asgari / asgarî / اصغری / اَصْغَر۪ي

  • En az, en küçük.
  • En az.
  • En az. En küçük.
  • En az. (Arapça)
  • En az.

asim

  • Engel, mâni, muhafaza eden.

aslah / aslâh

  • En sâlih. Daha sâlih.
  • En iyi, en uygun, en elverişli.

aslah tarik

  • En selâmetli tarz. En salih usul, yol.

atba'

  • En pis.

atus / atûs

  • Enfiye, aksırtıcı şey.

avaik / avâik

  • Engeller.

ayat-ı ekber / âyât-ı ekber

  • En büyük âyetler, deliller.

ayat-ı uzma / âyât-ı uzmâ

  • En büyük âyet, en büyük delil.

ayet-i kübra / âyet-i kübrâ

  • En büyük delil.

ayetülkübra / âyetülkübra

  • En büyük âyet.

ayine-i azam / âyine-i âzam

  • En büyük ayna.

ayine-i ekber / âyine-i ekber

  • En büyük ayna.

azam / âzam

  • En büyük.
  • En büyük.

azam-ı maişet / âzam-ı maişet

  • En büyük geçim kaynağı.

azami / âzamî

  • En büyük.
  • En büyük, maksimum.

azamiyet / âzamîyet

  • En büyük oluş.

azhar / اَظْهَرْ

  • En açık.
  • En açık.

azher

  • En zâhir, en açık.

batarya

  • Enerji kaynağı.

bed-endam

  • Endâmı bozuk, biçimsiz, çarpık. (Farsça)

belendi / belendî

  • Enli.

berkemal / berkemâl / بزكمال

  • En iyi şekilde, mükemmel. (Farsça - Arapça)

berterin / berterîn / برترین

  • En üstün. (Farsça)

bi't-tarikı'l-evla / bi't-tarikı'l-evlâ

  • En doğru ve tercihe değer yol ile.

bihter

  • En iyi, daha iyi. (Farsça)

bilamani'a / bilâmâni'a / بلامانعه

  • Engelsiz (Arapça)

bittarikı'l-evla / bittarîkı'l-evlâ

  • En doğru ve tercihe değer yol ile.

bodur

  • Enine göre boyu kısa ve tıknaz olan.

buhari / buharî

  • En önemli hadîs kitabının yazarı.

burc-u enver

  • En nurlu, en parlak burç.

burhan-ı a'zam / بُرْهَانِ اَعْظَمْ

  • En büyük delil.

cahil-i eçhel

  • En cahilden daha cahil, katmerli cahil.

cava

  • Endonezya'ya bağlı bir ada şehri.

cedd-i emced

  • En büyük cedd. En yaşlı, en büyük baba.
  • En şerefli ced, dede, Peygamber Efendimiz (a.s.m.).

cemaat-i uzma / cemâat-i uzmâ / جَمَاعَتِ عُظْمَا

  • En büyük topluluk.

çiçek-i ekber

  • En büyük çiçek.

cihad-ı ekber / cihâd-ı ekber

  • En büyük cihad; insanları kötülüğe yönelten nefisle mücadele etme.

cilve-i a'zam / جِلْوَۀِ اَعْظَمْ

  • En büyük mertebede görünme.

cilve-i azam / cilve-i âzam

  • En büyük yansıma.

cilve-i kübra / cilve-i kübrâ

  • En büyük cilve, yansıma.

cüz-i asgar

  • En küçük cüz. En ufak parça.

cüz-ü asğar

  • En küçük varlık, en küçük parça.

dahi-i azam / dâhî-i âzam

  • En büyük dâhi, en zeki kişi.

dai-i endişe / dâî-i endişe

  • Endişe sebebi.

daire-i azam / daire-i âzam

  • En büyük daire.

daire-i azamiye / daire-i âzamiye

  • En büyük daire.

daire-i kübra / daire-i kübrâ

  • En büyük daire.

delil-i azhar / delîl-i azhar / دَلِيلِ اَظْهَرْ

  • En açık delil.

dellal-ı azam / dellâl-ı âzam

  • En büyük duyurucu, ilân edici.

derece-i azam / derece-i âzam

  • En büyük derece.

derece-i kemal / derece-i kemâl

  • En yüksek mükemmellik derecesi.

derece-i nihayet

  • En son derece.

devr-i dil-ara / devr-i dil-ârâ

  • En hoş devir. Gönlü hoş eden zaman.

eamm / eâmm / اَعَامّْ

  • En umumi.

ebda / ebdâ

  • En güzel, en bedi.

eblağ / اَبْلَغْ

  • En beliğ. Daha beliğ. Daha fasih. Çok beliğ.
  • En beliğ olan.

ebrek

  • En bereketli.

ebu katade haris bin rib'iy

  • Ensardan ve Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın süvarilerindendir. 170 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Uhud Gazvesinden itibaren bütün muharebelere iştirak etmiş bir kahraman olup 74 tarihinde 80 yaşında iken Medine'ye avdetinde vefat etmiştir. (R.A.)

ebyaz / ebyâz

  • En beyaz, parlak.

ecell

  • En büyük.

echel / اَجْهَلْ

  • En cahil.
  • En câhil.

echeliyet / اَجْهَلِيَتْ

  • En cahillik.

ecla / eclâ

  • En parlak, cilâlı.
  • En parlak.

ecma / ecmâ

  • En toplu.

ecma'

  • En toplu. Birikmiş. Ziyade birleşmiş.

ecmel / اَجْمَلْ

  • En güzel.
  • En güzel.

ecved

  • En cömert. En sahi. Daha iyi.

eczahane-i kübra / eczahâne-i kübra

  • En büyük eczane.

edakk

  • En dakik, pek ince, çok mühim.

edna / ednâ / اَدْنَا

  • En aşağı.

ef'i / ef'î / افعى

  • Engerek yılanı. (Arapça)

efdal / افضل

  • En üstün, en iyi. (Arapça)

efsak

  • En fâsık, çok edepsiz.

ehak / اَحَقّْ

  • En doğru.
  • En hak, daha gerçek.
  • En haklı.

ehass

  • En hasis. En bayağı.
  • En seçkin, en bilgili.
  • En has.

ehass-ı maksat

  • En özel maksat.

ehass-ül havas / ehass-ül havâs

  • En hâlisin hâlisi. Şuhudi imân sahibleri olan evliyalar. Cenab-ı Hakk'a yakınlık kazananların en hâlisi olan enbiyâ ve evliya. Efdallerin efdali, sâlihlerin sâlihi.

ehem

  • En önemli.

ehemm / اهم

  • En önemli.
  • En önemlisi. (Arapça)

ehvec

  • En muhtaç, pek muhtaç.

ehven

  • En zararsız, pek ucuz.

ekabir-i ulema / ekâbir-i ulemâ

  • En büyük âlimler, en büyük İslâm âlimleri. Âlimlerin en ileri derecede olanları.

ekal

  • En az.

ekall / اقل / اَقَلْ

  • En az.
  • En az. (Arapça)
  • En az.

ekber / اكبر / اَكْبَرْ

  • En büyük.
  • En büyük.
  • En büyük.
  • En büyük.
  • En büyük. (Arapça)
  • En büyük.

ekber-i kebair / ekber-i kebâir

  • En büyük günâh.

ekberü'l-kebair / ekberü'l-kebâir

  • En büyük günahlar.

ekmel / اكمل / اَكْمَلْ

  • En mükemmel.
  • En mükemmel, eksiği olmayan, en olgun.
  • En mükemmel.
  • En mükemmel.
  • En mükemmel.

ekmel-i vecih

  • En mükemmel yön, yüz.

ekmeliyet

  • En mükemmel bir şekilde.

ekrem / اكرم

  • En cömert.
  • En değerli.

ekser / اكثر

  • En çok.
  • En çok. (Arapça)

el-ayetü'l-kübra / el-âyetü'l-kübrâ

  • En büyük delil; Şuâlar'da yer alan Yedinci Şuâ.

el-hatemü'l-hatem / el-hâtemü'l-hâtem

  • En son hâtem, mühür; Hz. Muhammed'in (a.s.m.)Tevrat'ta geçen bir ismi.

elyak / اَلْيَقْ

  • En layık.

elzem / اَلْزَمْ

  • En lüzumlu.
  • En lüzûmlu.

emled

  • En genç, çok körpe ve nazik vücut veya dal (Müennesi: Meldâ)

en ekall

  • En azından.

enbel

  • En şerefli.

endişedar

  • Endişeli.

endişekarane / endişekârâne

  • Endişe ederek.

endişnak

  • Endişeli, kederli, meyus, sıkıntılı, düşünceli. (Farsça)

enes ibn-i malik

  • Ensardan ve Ashâb-ı Kiram'ın fakihlerindendir. Hicretin ibtidasından itibaren on sene Resul-i Ekrem Efendimizin (A.S.M.) hizmetinde bulunmakla şeref kazanmıştır.Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) 2630 Hadis-i Şerif rivâyet etmiştir. 100 yaşına kadar yaşamış, hicri 92 veya 94 senelerinde Basra'da ebedî hayat

enfez

  • En nüfuzlu, daha tesirli.

engizisyonane / engizisyonâne

  • Engizisyon mahkemelerinde olduğu gibi.

enhas

  • En uğursuz, pek uğursuz. Eş'em.

enkas

  • En noksan, çok noksan, pek eksik.

enseb

  • En uygun.
  • En lâyık, çok münasib, tam yerinde.

ensep

  • En uygun.

enver

  • En nurlu, daha nurlu, çok parlak.

erakk-ı hissiyat

  • En rakik, en ince hisler, duygular.

erham

  • En rahim, en merhametli, en çok şefkatli.
  • En merhametli.

errahim

  • En merhametli, büyük nimetler veren, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vermek suretiyle mükâfatlandıran Allah (C.C.)

erzel / ارذل

  • En rezil, alçak.
  • En rezil, en aşağılık. (Arapça)

esah

  • En doğru.

esahh

  • En sahîh, en sıhhatli, en doğru olan. Bir mes'elenin hükmü hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden (sözlerinden, ictihadlarından) en doğru olanı. "Esahh" sözü, "sahîh, doğru" sözünden daha kuvvetlidir.
  • En sahih. Çok doğru. İllet ve kusurdan çok uzak ve beri olan.

esbab-ı mania / esbab-ı mânia

  • Engel olan sebepler.

eşed

  • En şiddetli, çok şiddetli.

eşedd-i ihtiyaç / eşedd-i ihtiyâç / اَشَدِّ اِحْتِيَاجْ

  • En şiddetli ihtiyaç.
  • En şiddetli ihtiyaç.

eşedd-i mücazat / eşedd-i mücâzât

  • En şiddetli ceza.

eşedd-i zulüm / اَشَدِّ ظُلُمْ

  • En şiddetli zulüm.

eşeff

  • En saydam.

esfa

  • En saf, pek safi, pek temiz.

eşfa

  • En çok şefaat eden.

eşfa'

  • En çok şefaat eden. En şafi.

esfel

  • En sefil, çok sefil, en alçak, en aşağı, çok fenâ.
  • En aşağı.

esfel-i safilin / esfel-i sâfilîn

  • En aşağı yer. Zaiflik, yaşlılık, boy bos, akıl ve anlayışın gidip çocuk gibi olmak, amel ve iş yapmaktan kesilip, sevâb kazanacak bir şey yapamaz hâle gelmek, erzel-i ömür. Cehennem'in aşağısı.

eshel / اسهل / اَسْهَلْ

  • En kolay. (Arapça)
  • En kolay.

eshel-i tarik

  • En çıkar yol. En kolay ve kestirme olan yol.

eşka

  • En şaki, haydut, eşkiya, katı-üt tarik.

eslah / eslâh

  • En salih, en iyi, en uygun.
  • En sâlih, en iyi.
  • En iyi, en sâlih.

eslem / اَسْلَمْ

  • En güvenli.
  • En sağlam, en emin.
  • En selametli, en tehlikesiz.

eşmel

  • En kapsamlı; en geniş.

eşna' / اشنع

  • En kötü, en çirkin. (Arapça)

eşne

  • En çirkin ve fena, iğrenç.

eşnê

  • En kötü.

esra' / اسرع

  • En çabuk, en hızlı. (Arapça)

eşref / اشرف / اَشْرَفْ

  • En şerefli, en üstün.
  • En şerefli. Daha şerefli. En iyi, en güzel.
  • En şerefli.
  • En şerefli. (Arapça)
  • En şerefli.

etemm

  • En tam, noksansız.

evc-i ala / evc-i âlâ

  • En üst derece, zirve.

evc-i bala / evc-i bâlâ

  • En yüksek nokta.

evceh

  • En vecihli, çok uygun, en münâsebetli.

evfak

  • En uygun.
  • En uygun.

evhen

  • En gevşek, çok zayıf, pek dayanıksız, kuvvetsiz tâkatı kalmamış.

evla / evlâ / اولى

  • En iyi olan.
  • En iyi, en uygun. (Arapça)

evla ve eslah / evlâ ve eslâh

  • En iyi ve en uygun.

evsak

  • En çok inanılan, ziyade sağlam. Daha çok vüsuk sahibi.

eymen

  • En meymenetli. En uğurlu. Sağ taraf.

ezka

  • En anlayışlı. En zeki.
  • En temiz. En pâk. Ziyade dindar. Pâkize.

ezlem

  • En zâlim.

faide-i uzma / faide-i uzmâ

  • En büyük fayda.

ferd-i ekmel / فَرْدِ اَكْمَلْ

  • En mükemmel fert.
  • En mükemmel fert.

ferd-i ferid / ferd-i ferîd / فَرْدِ فَر۪يدْ

  • En büyük velilerin üstünde Ferdiyet makamına mazhar en büyük veli.

ferman-ı azam / fermân-ı âzam

  • En büyük buyruk olan Kur'ân-ı Kerim.

fıkhü'l-ekber

  • En büyük fıkıh, dinî bilgilerin en mühim olanı; Akaid ilmi.

fırka-i azime / fırka-i azîme

  • En büyük topluluk.

fuzla / fuzlâ

  • En faziletli.

gayat-ı hudud / gayât-ı hudud

  • En son sınırlar.

gaye-i aksa / gaye-i aksâ

  • En son gaye.

gayetü'l-gaye / gâyetü'l-gâye

  • En son derecede, hedeflenen son amaç.

gül-vend

  • En çok ceviz, incir, fıstık gibi şeylerden yapılan hediye, armağan. (Farsça)

habl-i metin

  • En sağlam ip.

hacz

  • Engelleme, el koyma, ayırma.

hadd-i asgari / hadd-i asgarî / حد اصغری

  • En az.

hadd-i azami / hadd-i azamî / حد اعظمى

  • En çok.

hadd-i kusva

  • En son sınır.

haded

  • Engel, mâni, set.

hadis-i şeyheyn / hadîs-i şeyheyn

  • En çok itibar edilen ve büyük hadîs âlimlerinden İmam-ı Buharî ve İmam-ı Müslim'den rivayet edilen hadis.
  • En muteber ve büyük hadis âlimlerinden İmam-ı Buharî ve İmam-ı Müslim'den rivayet edilen hadis-i şerif.

hail / hâil

  • Engel, perde.

hak tabir / hak tâbir

  • En doğru tâbir, ifade.

hakikat-ı azam / hakikat-ı âzam

  • En büyük hakikat.

hakikat-i azam / hakikat-i âzam

  • En büyük hakikat.

hakikat-i ekber

  • En büyük gerçek.

hakikat-i kübra / hakikat-i kübrâ

  • En büyük gerçek.

hakikat-i uzma / hakikat-i uzmâ

  • En büyük hakikat.

hakim-i azam / hâkim-i âzam

  • En büyük yönetici.

hamd

  • En üstün şekilde senâ, övgü.

harşuf

  • Enginar bitkisi.

hasm-ı ekber

  • En büyük düşman olan şeytan.

haşr-i ekber

  • En büyük diriliş, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma.

hass-ül hass / hâss-ül hâss

  • En güzel, en has.

havassu'l-havas

  • En üst makamdaki mühim şahıslar, büyük âlimler.

havz-ı kebir / havz-ı kebîr

  • Eni ve boyu yaklaşık beşer metre (onar zrâ') olup, alanı yirmi beş metrekare olan havuz. Derinliğin az veya çok olmasının bir te'siri yoktur.

hazine-i uzma / hazine-i uzmâ

  • En büyük hazine.

hilafet-i kübra / hilâfet-i kübrâ

  • En büyük halifelik; insanların Allah tarafından bütün varlıkların üzerinde bir temsilci kılınması.

huccet-i a'zam / حُجَّتِ اَعْظَمْ

  • En büyük delil.

hüccet-i azam / hüccet-i âzam

  • En büyük delil.

hüceyre-i kübra / hüceyre-i kübrâ

  • En büyük hücre; maddî yapısı çok küçük olmasına rağmen, değeri çok büyük olan insan.

hüddab

  • Ensiz, ince, uzun yaprak.

hülefa-yı raşidin / hülefâ-yı raşidîn

  • En ileri sahabeden ilk dört halife.

hüsn-ü takvim

  • En güzel şekil, en güzel kıvam.

hüsna

  • En güzel.

hüzeyfe

  • Ensar-ı Kiramdandır. Hüzeyfe-i Yemanî de denir. Hz. Muhammmed (A.S.M.) ona münafıkları bildirdiğinden dolayı, Hz. Ömer (R.A.) onunla istişare eder ve Onun, namazını kılmadığı kimselerin namazında bulunmazdı. Çok takvalı ve istiğna sâhibi bir zat idi. İran'ın fethinde bulundu. (Hi: 35) de Dâr-ı Beka'

ibadet-i ulya / ibadet-i ulyâ

  • En yüce ibadet.

ihlas-ı etem / ihlâs-ı etem

  • En mükemmel bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah'ın rızasını gözetme.

ihtiyarkarane / ihtiyarkârâne

  • En iyisini seçerek.

ıkmah

  • Enaniyet ve azametle kafa tutma.

iman-ı ekmel

  • En mükemmel iman.

insan-ı ekber

  • En büyük insan.

insan-ı ekmel

  • En mükemmel insan.

insaniyet-i kübra / insaniyet-i kübrâ / اِنْسَانِيَتِ كُبْرَا

  • En büyük insanlık.
  • En büyük insanlık.

insicam-ı ecmel / insicâm-ı ecmel / اِنْسِجَامِ اَجْمَلْ

  • En güzel düzgünlük.

intizam-ı ekmel / intizâm-ı ekmel / اِنْتِظَامِ اَكْمَلْ

  • En mükemmel düzen, düzgünlük.

intizam-ı faik / intizâm-ı fâik / اِنْتِظَامِ فَائِقْ

  • En yüksek (derecede) düzen, düzgünlük.

ıs'ar

  • Enaniyet ve kibirle surat asma.

ism-i a'zam

  • En büyük isim. Allahü teâlânın bütün sıfatlarını kendinde toplayan ism-i şerîfi. Hadîs-i şerîfte İsm-i A'zamın Bekara ve Âl-i İmrân sûrelerinde olduğu bildirilmiştir. Bâzı âlimler, İsm-i A'zamın "Allahu lâ ilâhe illâ huvel hayy-ul-kayyûm" bâzıları "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimî

ismiazam / ismiâzam

  • En büyük ilâhî isim.

kabaçe

  • Entari. Hafif giyecek. (Farsça)

kelam-ı ahsar / kelâm-ı ahsar

  • En kısa ve veciz söz.

kenker

  • Enginar.

keramet-i ekber

  • En büyük keramet.

keramet-i uzma / keramet-i uzmâ

  • En büyük keramet.

kısm-ı azam / kısm-ı âzam

  • En büyük kısım.

kıt'a

  • En az iki beyitten meydana gelmiş olan nazım parçası.

kitab-ı ekber

  • En büyük kitap, kâinat.

kitab-ı ekmel

  • En mükemmel kitap, Kur'ân.

kör kuvvet

  • Enerji.

kübra / كبرا / kübrâ / كُبْرَا

  • En büyük.
  • En büyük.
  • En büyük. (Arapça)
  • En büyük.

küll-i a'zam

  • En büyük bütün. En büyük küll.

küll-i azam / küll-i âzam

  • En büyük varlık; bütünlük arz eden en büyük şey.

küll-ü azam / küll-ü âzam

  • En büyük bütün; bütünlük arz eden en büyük şey.

küll-ü ekber

  • En büyük bütün, en büyük unsur.

kulleteyn

  • Eni boyu ve derinliği altmışar santimetre veya çapı 48, derinliği 96 santimetre olan bir küp veya silindir şeklindeki havuz veya 500 rıtl yâni 220 kg su.

kumandan-ı a'zam / قُومَانْدَانِ اَعْظَمْ

  • En büyük kumandan.

kumandan-ı azam / kumandan-ı âzam

  • En büyük kumandan.

kur'an-ı azim ve kebir / kur'ân-ı azîm ve kebîr

  • En büyük Kur'ân, kâinat.

kutah-terin / kûtah-terin

  • En çok kısa. (Farsça)

kutb-u a'zam / قُطْبِ اَعْظَمْ

  • En büyük kutub.

kutb-u azam / kutb-u âzam

  • En büyük kutup; birçok Müslüman'ın kendisine bağlandıkları büyük evliyadan zamanın en büyük mürşidi.

kutbuazam / kutbuâzam

  • En büyük kutub, zamanın en büyük velîsi.

laakal / lâakal / لااقل

  • En az.
  • En azından.
  • En azından, hiç olmazsa. (Arapça)

laakall

  • En az. Hiç olmazsa.

lahza

  • En kısa zaman, an.

mahkeme-i kübra / mahkeme-i kübrâ

  • En büyük mahkeme, âhirette bütün insanların amel defterlerinin tartıldığı ve dünyâda yaptıklarının hesâbını verecekleri yer.

mahşer-i ekber

  • En büyük toplanma yeri; haşir meydanı.

mahsulat-ı sınaiye / mahsulât-ı sınâiye

  • Endüstri mahsulleri.

makam-ı ala / makam-ı âlâ

  • En yüce makam.

makam-ı mahbubiyet-i uzma / makam-ı mahbubiyet-i uzmâ

  • En büyük sevgi makamı.

makam-ı mahmud / makam-ı mahmûd

  • En yüksek şefaat makamı; Peygamberimizin (a.s.m.) kavuşacağı, Allah tarafından vaad edilen yüksek makam.

makasıd-ı aksa / makasıd-ı aksâ

  • En uzak, en son ve en büyük maksadlar.

makàsıd-ı ulya / makàsıd-ı ulyâ

  • En yüce gayeler, hedefler.

maksad-ı aksa / maksad-ı aksâ

  • En büyük maksat, gaye.

mani / mâni / mânî / مانع / معنى

  • Engel.
  • Engel.
  • Engel.
  • Engel. (Arapça)
  • Mani olmak: Engel olmak. (Arapça)

mani olmak / mâni olmak

  • Engel olmak.

mani' / mâni' / مَانِعْ

  • Engel olan.

mania / mânia / mânîâ / مانعه

  • Engel.
  • Engel olan.
  • Engel. (Arapça)

manzar-ı ala / manzar-ı âlâ

  • En yüksek bakış yeri. Kudsi ve en yüksek manzara. Cennet manzarası, arş-ı azam.
  • En yüce gözetleme yeri.

matlab-ı ala / matlab-ı âlâ

  • En yüce talep, arzu.

mazhar-ı ekmel

  • En mükemmel şekilde bir özelliği üzerinde yansıtan.

mazhar-ı etemm / مَظْهَرِ اَتَمّ

  • En tamam şekilde kendisinde gösteren.

mecma-ı ekber

  • En büyük toplanma yeri. Mahşer.

medeniyet-i fuzla

  • En faziletli, üstün ve erdemli medeniyet.

mehmum

  • Endişeli. Düşünceli.

mele-i a'la / mele-i a'lâ

  • En yüksek topluluk, meleklerden veya onların büyüklerinden meydana gelen cemâat, topluluk. Melekler âlemi.

mels

  • Enemek. Hayvanı iğdiş etmek, erkekliğini gidermek.

men eden

  • Engelleyen.

men etme

  • Engelleme, yasaklama.

merkez-i kübra / merkez-i kübrâ

  • En büyük merkez.

mertebe-i azam / mertebe-i âzam

  • En büyük mertebe.

mertebe-i emanet-i kübra / mertebe-i emanet-i kübrâ

  • En büyük emanet mertebesi, halifelik.

mertebe-i kübra / mertebe-i kübrâ

  • En büyük mertebe.

mertebe-i kusva / mertebe-i kusvâ

  • En son derece.

mertebe-i ulya / mertebe-i ulyâ

  • En yüce mertebe.

mertebe-i uzma / mertebe-i uzmâ

  • En büyük ve en yüksek mertebe.

mescid-i azam / mescid-i âzam

  • En büyük mescid.

mescid-i ekber

  • En büyük mescid.

mesel-ul a'la / mesel-ul a'lâ

  • En kıymetli, en güzel misal. En güzel ta'rif ve söz.

mesele-i uzma / mesele-i uzmâ

  • En büyük mesele.

meşher-i a'zam / مَشْهَرِ اَعْظَمْ

  • En büyük sergi yeri.

meydan-ı kebir / meydan-ı kebîr

  • En büyük meydan.

meylü'r-raic / meylü'r-râic

  • En iyiyi seçme eğilimi.

meyve-i ekmel

  • En mükemmel meyve, netice.

mezar-ı ekber

  • En büyük mezar.

mıhfak

  • Enli yassı kılıç.

misal-i enseb / misâl-i enseb / مِثَالِ اَنْسَبْ

  • En uygun örnek.

mismar

  • Ensiz çivi, mıh. Demir kazık.

mizan-ı a'zam-ı adalet / mîzân-ı a'zam-ı adâlet / م۪يزَانِ اَعْظَمِ عَدَالَتْ

  • En büyük adâlet terazisi.

mu'cize-i azam / mu'cize-i âzam

  • En büyük mu'cize.

mu'cize-i ekber

  • En büyük mu'cize.

mu'cize-i kübra / mu'cize-i kübrâ

  • En büyük mu'cize.

muallim-i ekber / مُعَلِّمِ اَكْبَرْ

  • En büyük öğretmen; Peygamber Efendimiz (a.s.m).
  • En büyük öğretmen.

muallim-i ekmel

  • En mükemmel öğretmen.

mücahid-i ekber

  • En büyük mücahit, en büyük mücadeleci.

müceddid-i ekber

  • En büyük müceddid, en büyük yenileyen, yenileyici.

mucib-i endişe

  • Endişeyi gerektiren.

müezzin-i a'zam / مُؤَذِّنِ اَعْظَمْ

  • En büyük müezzin.

müezzin-i azam / müezzin-i âzam

  • En büyük müezzin.

muhtassan

  • Ençok, bilhassa. Daha ziyâde.

mükemmelen

  • En iyi ve mükemmel bir şekilde.

mümanaat / mümânaât

  • Engelleme.

mümanaat etmek

  • Engel olmak.

mümane'et / ممانعت

  • Engelleme. (Arapça)

münacat-ı azam / münâcât-ı âzam

  • En büyük dua.

münteha / müntehâ

  • En son nokta, sonuç.

mürşid-i a'zam / mürşid-i a'zâm

  • En büyük mürşid.

mürşid-i ekber / مُرْشِدِ اَكْبَرْ

  • En büyük mürşid, doğru yolu gösteren.
  • En büyük rehber.

mürşid-i ekmel / مُرْشِدِ اَكْمَلْ

  • En mükemmel rehber, doğru yol gösteren.
  • En mükemmel rehber.

müsemma-yı akdes / müsemmâ-yı akdes / مُسَمَّايِ اَقْدَسْ

  • En kudsî isimlerin sahibi olan Cenab-ı Hak.
  • En kudsî isimlerle isimlenmiş, en kudsî isimlerin sahibi Cenâb-ı Hak.
  • En mukaddes isimlerle isimlendirilen.

müşerrefiyet-i uzma / müşerrefiyet-i uzmâ

  • En yüce nimetle şereflenme.

müşir / müşîr / مُش۪يرْ

  • En yüksek rütbeli asker.

mütebadir

  • En açık ve net bir şekilde zihne gelen, hatıra gelen.

mütefekkir-i ekber

  • En büyük düşünür, en büyük düşünce adamı.

muvazene-i ekber

  • En büyük düzen, denge.

muzam / mûzam

  • En büyük kısım, büyütülmüş.

nadide / nâdide

  • Ender bulunan, görülmedik.

nadir / nâdir

  • Ender bulunur.

nadire / nâdire

  • Ender bulunan, benzersiz olan.

nadiren / nâdiren

  • Ender olarak.

nakd-i can / nakd-i cân

  • En kıymetli olan şey.

nakş-ı ekmel

  • En mükemmel nakış.

namaz

  • En mühim ibadet.

nazik-terin / nâzik-terin

  • En nâzik, daha nâzik. (Farsça)

nazm-ı ecmel

  • En güzel tertip, düzen.

nazzam

  • En çok nazmedici, en güzel nazmedici, en güzel tanzim eden.

nebi-yi efham

  • En büyük, en kıymetli olan Hz. Peygamber (A.S.M.)

nebiyy-i efham

  • En büyük nebî, peygamber; Hz. Muhammed (a.s.m.).

netaic-i uzma / netâic-i uzmâ

  • En büyük neticeler, sonuçlar.

netice-i azam / netice-i âzam

  • En büyük sonuç.

nihayet-ün nihaye

  • En sonunda. Akıbet.

nimet-i uzma / nimet-i uzmâ

  • En büyük nimet.

nizam-ı ahsen

  • En güzel düzen.

nizam-ı ekmel / نِظَامِ اَكْمَلْ

  • En mükemmel ve eksiksiz düzen.
  • En mükemmel düzen.

nokta-i uzma / nokta-i uzmâ

  • En büyük nokta.

nukre-i kafa

  • Ense çukuru.

nükte-i ekber

  • En büyük nükte, ince derin mânâ.

nümune-i ekber

  • En büyük örnek.

nümuzec

  • Enmuzec. Örnek, nümune, misal.

nur-u a'zam / nûr-u a'zam / نُورُ اَعْظَمْ

  • En büyük nûr.

nur-u a'zam-ı nübüvvet / نُورُ اَعْظَمِ نُبُوَّتْ

  • En büyük peygamberlik nuru.

nüsha-i enver / نُسْخَۀِ اَنْوَرْ

  • En nurlu nüsha, kopya.
  • En nûrlu kopya.

nüsha-i kübra / nüsha-i kübrâ

  • En büyük kopya.

pehnaveri / pehnaverî

  • Enlilik, genişlik. Vüs'at. (Farsça)

pişan

  • En ön, en ileri. (Farsça)

refik-i a'la / refik-i a'lâ

  • En iyi, en yüksek refik. Cenab-ı Hak (C.C.)

rehber-i azam / rehber-i âzam

  • En büyük kılavuz.

rehber-i ekber

  • En büyük rehber.

rehber-i ekmel / رَهْبَرِ اَكْمَلْ

  • En mükemmel rehber.
  • En mükemmel rehber.

reis-i enver

  • En nurlu başkan.

rüsva-yı alem / rüsva-yı âlem

  • En aşağılık ve âdi adam.

saat-i ekber

  • En büyük saat.

sabıkin-ı islam / sâbıkîn-ı islâm

  • En evvel müslüman olan sahabeler.

şaheser / şâheser

  • En üstün eser, baş eser.

şahkar / şahkâr

  • En güzel eser. Baş eser. şâheser. (Farsça)

şahrah / şahrâh

  • En büyük, en işlek ve şaşırılması imkânsız olan yol.

saik-i muhtar / sâik-i muhtar

  • En güzel, en ideal olanı seçerek sevkeden, Allah.

salat-ı kübra / salât-ı kübrâ

  • En büyük namaz, dua ve niyaz.

saltanat-ı uzma / saltanat-ı uzmâ

  • En büyük saltanat, egemenlik.

san'at-ı ecmel

  • En güzel san'at.

saut

  • Enfiye gibi burna çekilen ilâçlar.

saz / ساز

  • Enstrüman, saz. (Farsça)

şeb-i yelda

  • En uzun gece. (Farsça)

secde-i kübra / secde-i kübrâ

  • En büyük secde.

şecere-i uzma / şecere-i uzmâ

  • En büyük ağaç.

sed / سَدْ

  • Engel.
  • Engel.

sed çekmek

  • Engel koymak.

sedd-i azam / sedd-i âzam

  • En büyük set ve engel.

sehlter

  • En kolay, çok kolay. (Farsça)

şemme

  • En küçük miktar; bir defacık koklama; Mesnevî-i Nuriye'de yer alan bir bölüm.

şer'-i enver

  • En nurlu kanun ve nizam. En ziyade saadete, selâmete, emniyete vesile olan şeriat.

şeriat-ı fıtriye-i kübra / şerîat-ı fıtriye-i kübrâ / شَر۪يعَتِ فِطْرِيَۀِ كُبْرَا

  • En büyük yaratılış kanunları.

set

  • Engel.
  • Engel, duvar.

sikke-i kübra / sikke-i kübrâ

  • En büyük mühür, damga.

sipahdar

  • En büyük asker, serasker. (Farsça)

sırat-ı müstakim

  • En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri meslek.
  • En doğru yol, İslâmiyet, Hak yol.

sıratımüstakim

  • En doğru yol, islâm yolu.

şirk

  • En büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etmek. Allah'tan (C.C.) ümidini keserek başkasından meded beklemek.

sırr-ı azam / sırr-ı âzam

  • En büyük sır.

sırr-ı uzma / sırr-ı uzmâ

  • En büyük sır, güç.

suffah

  • Enli uzun taş.

suut

  • Enfiye.

tabaka-i muazzama

  • En büyük tabaka.

takım

  • En küçük askerî topluluk.

tarik-i evla / tarik-i evlâ

  • En uygun ve iyi yol.

tecelli-i azam / tecellî-i âzam

  • En büyük tecelli, görünüm.

tecelli-i ekber / tecellî-i ekber

  • En büyük tecelli, yansıma.

tecelliyat-ı kübra / tecelliyât-ı kübrâ

  • En büyük tecelliler, yansımalar.

teemmül / تأمل

  • Enikonu düşünme. (Arapça)
  • Teemmül etmek: Enikonu düşünmek. (Arapça)

tekbir-i ekber

  • En büyük tekbir; Allah'ın herşeyden büyük olduğunu ifade eden büyük tekbir cümlesi.

ulema-i mağrib

  • Endülüs ve Kuzeybatı Afrika âlimleri.

ünvan-ı azam / ünvan-ı âzam

  • En büyük ünvan.

üstad-ı a'zam

  • En büyük üstad. Muallimlerin en üstünü ve reisi olan.

üstad-ı azam / üstâd-ı âzam

  • En büyük üstad; Peygamber Efendimiz (a.s.m).

uzma / uzmâ / عُظْمَا

  • En büyük.

vallahu a'lem

  • En iyisini Allah bilir.

vazife-i uzma / vazife-i uzmâ

  • En büyük vazife.

velayet-i kübra / velâyet-i kübrâ

  • En büyük velîlik; tarikat berzahına uğramadan, zahirden hakikate geçen ve peygamber varisliğinden gelen velîlik.

vird-i ekber

  • En büyük vird, dua; Yirmi Dokuzuncu Lem'a.

virdü'l-ekber

  • En büyük vird, dua; Yirmi Dokuzuncu Lem'a ve Âyetü'l-Kübrâ'nın Arapçası.

yaver / yâver / يَاوَرْ

  • En yakın yardımcı.

zat-ı akdes / zât-ı akdes / ذَاتِ اَقْدَسْ

  • En mukaddes zât.

zerre / ذَرَّه

  • En küçük parça.

zerrece

  • En ufak bir şekilde.

zevk-i selim

  • En kusursuz, en yüksek derecedeki zevk.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR