LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te En fazla ifadesini içeren 62 kelime bulundu...

a'zami / a'zamî

  • En fazla, en çok, nihayet derecede.

a'zamiyyet

  • En fazla oluş. En fazlalık.

ağlebi

  • Çoğu, en fazla.

agva

  • Dalâlete en fazla sapan, giden. Sapık.

ahkam-ı müteaddide / ahkâm-ı müteaddide

  • Çeşitli, birden fazla hükümler.

aleyhimürrıdvan / aleyhimürrıdvân

  • Allahü teâlânın rızâsı onların üzerine olsun veya Allahü teâlâ onlardan râzı olsun mânâsına duâ ve hürmet ifâdesi. İkiden fazla Eshâb-ı kirâmın ismi anıldığında, işitildiğinde ve yazıldığında söylenir ve yazılır. Bir kişi için aleyhirrıdvân, iki kişi için aleyhimerrıdvân denir.

banbu

  • (Malezya dilinden) Sıcak ve yağışlı bölgelerde yaşıyan bir bitki cinsi. Buğday ailesinden olup ikiyüzden fazla çeşiti vardır.

basit

  • Birden fazla unsur içermeyen, karmaşık bir yapıya sahip olmayan.

bastızaman

  • Zamanın genişlemesi, az zamanda normalden fazla yaşama.

çerb

  • Besili, semiz, yağlı. (Farsça)
  • Muvafık, münasib, uygun. (Farsça)
  • Temayüz, imtiyaz. Diğerlerinden fazla ve üstün olma. (Farsça)

cümel

  • (Tekili: Cümle) Cümleler. Birden fazla anlama gelen sözler. Mecmular.

deryaniye

  • Hörgücü ikiden fazla olan sığır nevi.

emacid

  • (Tekili: Emced) Emcedler, en şanlılar, en şerefliler, eşrefler, en fazla haysiyet ve onur sahibi olan kimseler.

emhal

  • (Tekili: Mehl) Mehiller, mühletler, vâdeler, zamanlar, bir iş veya vazifenin yapılması için verilen fazla zamanlar.

enfal / enfâl

  • Devlet reîsinin, herkesin elde ettiği kendisinin diyerek, harbe teşvik için gâzilere (İslâm askerlerine) ganîmet hisselerinden fazla olarak verdiği mallar. Tekîli nefeldir. Gâzileri böyle teşvik etmeye tenfîl denir.

enflasyon

  • Piyasaya gerektiğinden fazla kâğıt para çıkartmaktan dolayı paranın değeri düşüp fiyatların yükselmesi. (Fransızca)

esbabperest

  • Allah'ı unutup sebeplere haddinden fazla değer veren.

faiz / fâiz

  • Ödünç vermekte, rehnde (ipotek yâni ödenecek mal karşılığı olarak, bir malı, alacaklıda veya başka âdil bir kimsede emânet bırakmada) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden birinin ötekine karşılıksız vermesi şart edilen fazla mal, para veya menfaa t. Ribâ.

fevkalhad / فوق الحد

  • Haddinden fazla, pek çok.
  • Haddinden fazla. (Arapça)

gani / ganî

  • Zengin, kimseye muhtaç olmayan, elindekinden fazla istemiyen. Varlıklı, bol.

hacet namazı / hâcet namazı

  • Maddî ve mânevî bir ihtiyaca, dileğe kavuşmak niyeti ile iki ve en fazla on iki rek'at olarak kılınan namaz.

hass / hâss

  • Tek başına bir mânâ karşılığında konmuş lafız (söz).
  • Geliri yüz bin akçeden fazla olan dirlikler. General toprağı.

isbat-ı israf

  • Gereğinden fazla kullandığını gösterme.

istihaza

  • Kadın âdet görürken fazla kan gelmesi. (Rahimden değil de hastalıktan dolayı bir damardan gelip, tenâsül cihazı yolu ile akan kokusuz bir kandır. Buna "istihâza veya özür kanı" dendiği gibi, böyle bir kadına da "müstahâza" denir.)

istisar

  • Bir şeyden fazla miktarda alma, çoğaltmağa çalışma.

ıtnab / ıtnâb

  • Konuşurken fazla tafsilât vermek, sözü gereğinden fazla uzatmak.

kanaat

  • Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.

kar haddi / kâr haddi

  • Bir malı satarken, alış fiyatına veya mâliyeti üzerine eklenen fazlalığa, kâra konulan sınır.

kaziye-i şartiyye-i münfasıla

  • Man: Mahmulü birden fazla olmakla bu mahmulllerin biri elbette mevzua isnad olunmak lâzım geldiğine hükmolunan kaziyyedir. (Adet ya tektir, ya çifttir) gibi.

kıyas-ı mürekkeb

  • Man: İkiden fazla mukaddemeden mürekkeb kıyas.

kıyas-ı mürekkeb ve müteşa'ab

  • İkiden fazla mukaddemden (öncül) meydana gelen kıyas.

maani-i müteaddid / maâni-i müteaddid

  • Birden fazla mânâlar.

maariz / maarîz

  • (Tekili: Mi'raz) Kapalı mânâlar.
  • Edb: Birden fazla mânası olan bir kelimenin, en uzak mânasını kasdetmeler.

maarizü'l-kelam / maarîzü'l-kelâm

  • Kapalı mânâlar; birden fazla anlamlı kelimelerin en uzak mânâsı.

mahviyyet

  • Alçak gönüllülük. Tevâzu. Kendi kusurunu bilip kendine haddinden fazla kıymet vermemek. Tevâzu içinde olmak.

mest-i serşar

  • Haddinden fazla sarhoş, çok sarhoş.

mükerrir

  • Tekrar eden. Aynı şeyi bir sefer daha veya daha fazla tekrar eden.
  • Huk: Birden fazla suç işleyen.

mukim / mukîm

  • İkamet eden. Ayakta duran.
  • Okuyan.
  • Bir memlekette devamlı duran.
  • Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir.)
  • Esmâ-i İlâhiyyeden olup "Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet

müşterek lafız

  • Sözlük anlamıyla birden fazla anlama gelen kelime. Meselâ: "Yüz" gibi.

mutasallifin / mutasallifîn

  • Haddinden fazla fazilet ve zerâfet iddiasından bulunanlar. Şarlatanlar.

müteaddid

  • Türlü türlü, çeşitli. Bir çok. Birden fazla.

mutezile / mûtezile

  • Akla haddinden fazla önem veren sapık bir mezhep.

perestiş / پَرَسْتِشْ

  • Haddinden fazla sevme.

perestişkar / perestişkâr / پَرَسْتِشْكَارْ

  • Haddinden fazla seven.

radıyallahü anh

  • Daha çok Eshâb-ı kirâmdan birinin ismi anıldığı veya yazıldığı zaman söylenen ve yazılan "Allahü teâlâ ondan râzı olsun" mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için Radıyallahü anhümâ, ikiden fazlası için Radıyallahü anhüm denir.

riba / ribâ

  • Fâiz; ödünç vermekte, rehnde (ipotekte) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden (satıcıdan) birinin ötekine karşılık olarak vermesi şart edilen fazla mal.

rükn

  • Direk. Esas.
  • Kuvvet.
  • Bir şeyin en fazla sağlam olan tarafı veya köşesi veya temeli.
  • Bir cemaatin ileri gelenlerinden olan.
  • Nüfuzlu, kuvvetli ve ehemmiyetli kimse.

sabareftar

  • (En fazla at için kullanılan bir tâbirdir) Rüzgâr gibi çabuk ve hafif giden. (Farsça)
  • Hoş ve lâtif yürüyüşlü. (Farsça)

sabıka-i mükerrere / sâbıka-i mükerrere

  • Birden fazla suç işleme.

sübe

  • On kişiden fazla olan erkek cemaatı.
  • Havuzun ortası.

taaddüd

  • Çoğalma, birden fazla olma, tekessür etme.
  • Çoğalma. Birden fazla olma. Tekessür etme.

taaddüd-ü enbiya / taaddüd-ü enbiyâ / تَعَدُّدُ اَنْبِيَا

  • Aynı dönemde birden fazla peygamberin olması.
  • Aynı zamanda birden fazla peygamberin bulunması.

taaddüd-ü merkez / تَعَدُّدُ مَرْكَزْ

  • Merkezin birden fazla olması.

taaddüd-ü zevcat

  • Birden fazla kadınla evlilik.

taaddüdüzevcat / taaddüdüzevcât

  • Birden fazla evlilik.

taaddüt

  • Birden fazla olma.

teaddüd-i zevcat / teaddüd-i zevcât

  • Birden fazla kadınla evlenmek; poligami.

tercih

  • Üstün tutmak. Bir şeyi diğerinden fazla beğenmek, fazla itibar etmek.

tıla'

  • Tâze üzüm şırasının, ateşte veya güneşte ısıtılarak üçte birinden fazlasının uçmasıyla elde edilen içki.

veda haccı / vedâ haccı

  • Hicretin onuncu senesinde Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem yüz bin kişiden fazla sahâbinin katılmasıyla yaptığı son haccı.

vefl

  • Derinin dibagatla giden fazlalıkları.

vücud-u müteşabihat ve müşkilat / vücud-u müteşabihat ve müşkilât

  • Kur'ân'da müteşâbih ve müşkillerin bulunması (birbirleriyle benzerlik içinde birden fazla mânâya gelen ve anlaşılması zor olan kapalı ifadelerin bulunması).

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın