LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te En buyuk ifadesini içeren 331 kelime bulundu...

a'lem-i ulema-i zaman / a'lem-i ulemâ-i zaman

  • Zamanın en iyi bileni, en büyük âlimi.

a'zam / اعظم / اَعْظَمْ

  • Çok büyük. En büyük. Daha büyük.
  • En büyük. (Arapça)
  • En büyük.

a'zami / a'zamî / اَعْظَمْ۪ي

  • En büyük.

adalet-i ekber

  • En büyük adalet.

adrefut

  • Kelerden büyük bir hayvan.

adüvv-i ekber

  • En büyük düşman.

ahmed-i bedevi / ahmed-i bedevî

  • (Seyyid) (Hi. 596-675) Mısır'ın en büyük velilerindendir. Hz. Ali neslinden gelir. Bir çok lâkabı vardır. Ona Afrika bedevileri tarzında (yüzü örten peçe) taşıdığından dolayı (el-Bedevi) deniyordu. 626 yılına doğru onda deruni bir tahavvül vukua geldi. Yedi kıraat üzere Kur'an okudu ve Şafii fıkhı t

aktab / aktâb

  • Kutuplar, büyük velilerden zamanının en büyük mürşidi olan kimseler.

alamet-i kübra / alâmet-i kübrâ

  • En büyük kıyamet alâmeti.

alem-i asgar ve ekber / âlem-i asgar ve ekber

  • En küçük ve en büyük âlem.

alem-i ekber / âlem-i ekber / عَالَمِ اَكْبَرْ

  • En büyük âlem.
  • En büyük âlem. Kâinat.
  • En büyük âlem.

alem-i ekber ve asgar / âlem-i ekber ve asgar

  • En büyük ve en küçük âlem.

allahu ekber

  • "Allah en büyüktür".

allahü ekber

  • "Allah en büyüktür".

allame-i asır / allâme-i asır

  • Yüzyılın en büyük alimi.

allame-i mağrib / allâme-i mağrib

  • Kuzeybatı Afrika ve Endülüs'te yetişen büyük âlim.

allame-i vakit / allâme-i vakit

  • Zamanın en büyük âlimi.

allame-i zifünun / allâme-i zîfünun

  • Fenleri bilen büyük âlim.

amirane / âmirane

  • Emredercesine. Amir imiş gibi. (Farsça)
  • Emreden büyük kimseye yakışır şekilde. (Farsça)

anber

  • Güzel koku. Adabalığı ve kaşalot denilen büyük balıkların barsaklarında teşekkül eden güzel kokulu madde.
  • Derisinden kalkan yapılan bir balık.

arş

  • Allahü teâlânın yarattığı en büyük varlık. Yedi kat göklerin ve kürsînin üstünde olup, halk (madde) âleminin sonu, emr (maddesizlik) âleminin başlangıcı. Arşullah, Arş-ı mecîd ve Arş-ı a'lâ da denir.

arş-ı a'zam

  • En büyük arş. Cenab-ı Hakk'ın arşı.

asfiya-yı müdakkikin / asfiya-yı müdakkikîn

  • Hz. Peygambere (a.s.m.) vâris olup onun yolundan giden takvâ sahibi ve gerçekleri tam olarak araştıran, delilleriyle isbat eden büyük velîler.

ayat-ı ekber / âyât-ı ekber

  • En büyük âyetler, deliller.

ayat-ı uzma / âyât-ı uzmâ

  • En büyük âyet, en büyük delil.

ayet-i kübra / âyet-i kübrâ

  • En büyük delil.

ayetülkübra / âyetülkübra

  • En büyük âyet.

ayine-i azam / âyine-i âzam

  • En büyük ayna.

ayine-i ekber / âyine-i ekber

  • En büyük ayna.

azam / âzam

  • En büyük.
  • En büyük.

azam-ı aktab / âzam-ı aktâb

  • Kutupların, Allah'ın sevgili kulları velilerin ileri gelenlerinin en büyükleri.

azam-ı cibal-i dünya / âzam-ı cibal-i dünya

  • Dünyanın en büyük dağları.

azam-ı maişet / âzam-ı maişet

  • En büyük geçim kaynağı.

azami / âzamî

  • En büyük.
  • En büyük, maksimum.

azamiyet / âzamîyet

  • En büyük oluş.

barbaros

  • Hayreddin Paşa: (Mi: 1466-1546) Tarihin en büyük Denizcisi Hayreddin Paşa, kardeşleri ile İslâm âlemini birleştirmek, tek bir bayrak altında muhteşem imparatorluğumuzun himayesinde toplamak için çalıştı. Sonunda müstakil devleti ile, Osmanlı Devletine iltihak etti. Kaptan-ı Derya olarak Akdenizi bir

beyhaki / beyhakî

  • (Hi: 384-458) Büyük hadis ve fıkıh âlimlerinden olup asıl adı Ebubekir Ahmed bin Hüseyn'dir. İmam-ı Şâfii mezhebinde sözü sened yerine geçen büyük bir hadis âlimidir. Kendisi gibi daha birçok faziletli âlimler yetiştiren Beyhak bölgesinin Hüsrevcurd köyündendir. "Kitab-ün Nusus-uş-Şafiî" ile "Kitab-

beyin

  • Kafatasının en büyük kısmını kaplayan, kalınca ve dayanıklı üç zarla örtülmüş olan bir sinir merkezidir. Yumuşak ve beyazımsı bir kitle olan beyin, duygu ve bilgi merkezidir. Ak ve boz maddeden yapılmıştır ve iki yarım küre olarak yaratılmıştır. Yarım kürelerden birinde bir arıza sebebiyle bu merkez (Türkçe)

burak

  • Binek. Cennet'e mahsus bir binek vâsıtası. (Kelimenin kökü; (Berk) dir. Burak'ın Hadis-i Şerife göre ta'rifi: "Merkepten büyük, katırdan küçük hacimde bir dâbbe ki; ayağını gözünün müntehasına basar." Bu ise bir berk ve elektrik sür'atini anlatır. (E.T. sh: 3150)

burhan-ı a'zam / بُرْهَانِ اَعْظَمْ

  • En büyük delil.

cadde-i kübra-yı kur'aniye / cadde-i kübrâ-yı kur'âniye / جَادَّۀِ كُبْرَايِ قُرْآنِيَه

  • Kur'ânın en büyük caddesi.

cami / câmi

  • Toplayan, derleyen.
  • İçerisinde namaz kılınan ve mescidden büyük olan ibadethane.

cami-ül ezher

  • Mısır'daki en büyük üniversitenin adı.

cebrail / cebrâil

  • (Cebril, Cibril) Cenab-ı Hakk'ın emirlerini Peygamberlere (A.S.) bildiren büyük melek. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Kur'ân-ı Azimüşşân'ı vahiyle getiren melek (A.S.).
  • Peygamberimize vahiy getiren büyük bir melek.

cedd-i emced

  • En büyük cedd. En yaşlı, en büyük baba.

cemaat-i uzma / cemâat-i uzmâ / جَمَاعَتِ عُظْمَا

  • En büyük topluluk.

cevşenülkebir / cevşenülkebîr

  • Peygamberimize vahiy ile gelen büyük bir dua.

çiçek-i ekber

  • En büyük çiçek.

cihad-ı asgar ve ekber

  • Nefis mücadelesi olan en büyük cihat ve silahlı mücadele olan küçük cihat.

cihad-ı ekber / cihâd-ı ekber

  • En büyük cihad; insanları kötülüğe yönelten nefisle mücadele etme.

cilve-i a'zam / جِلْوَۀِ اَعْظَمْ

  • En büyük mertebede görünme.

cilve-i azam / cilve-i âzam

  • En büyük yansıma.

cilve-i kübra / cilve-i kübrâ

  • En büyük cilve, yansıma.

cumhur-u mü'minin / cumhur-u mü'minîn

  • Mü'minlerden meydana gelen büyük halk topluluğu.

dahi-i azam / dâhî-i âzam

  • En büyük dâhi, en zeki kişi.

daire-i azam / daire-i âzam

  • En büyük daire.

daire-i azamiye / daire-i âzamiye

  • En büyük daire.

daire-i kübra / daire-i kübrâ

  • En büyük daire.

dellal-ı azam / dellâl-ı âzam

  • En büyük duyurucu, ilân edici.

derece-i azam / derece-i âzam

  • En büyük derece.

deveran-ı dünya / deverân-ı dünya

  • Dünyanın sürekli dönmesiyle meydana gelen büyük gelişmeler.

dicac

  • Ummanda yetişen büyük bir dikenli ağacın suyudur ve sabun gibi kiri izâle eder.

dümdar

  • Askerlikte arttaki emniyeti te'minle vazifeli, geriden gelen ve askeri tâkib eden birlik. Ordunun geriden emniyet kuvveti. (Farsça)
  • Mc: Son zamanlarda gelen büyük evliyâullah. (Farsça)

düstur-u külliye-i meşhude

  • Görünen büyük ve genel prensip.

eazım / eâzım

  • (Tekili: A'zam) İleri gelen büyükler. Büyük adamlar.

eazım-ı esma / eâzım-ı esmâ

  • İçinde çok isimlerin mânası bulunan, isimlerin en büyükleri. Cenab-ı Hakk'a mahsus isimlerin en mühim ve büyükleri.

eazım-ı islam / eâzım-ı islâm

  • İslâm'ın en büyükleri.

eazım-ı islamiye / eâzım-ı islâmiye

  • İslâmın en büyükleri, büyük şahsiyetleri.

eazım-ı muhakkikin / eâzım-ı muhakkikîn

  • Gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen büyük âlimler.

eazım-ı üdeba / eâzım-ı üdebâ

  • Ediplerin, edebiyatçıların en büyükleri.

ecell

  • En büyük.

eczahane-i kübra / eczahâne-i kübra

  • En büyük eczane.

efendi

  • (Rumcadan) Sahib, mâlik, mevlâ. Ağa. Şer'î hâkim, kadı, molla. (Saygı ve nezâket mübalağası olarak kullanılır. Eskiden büyüklere ve şâyân-ı hürmet zâtlara Efendimiz denildiği gibi, her zaman için Hz. Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm'a da, mü'minler Efendimiz diyerek hürmet ve sevgilerini ifade ederl

ehl-i sünnet

  • Hz. Muhammed'in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk.

ehl-i sünnet ve cemaat

  • Hz. Muhammed'in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk.

ehl-i sünnet ve'l-cemaat

  • Hz. Muhammed'in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk.

eimme-i erbaa

  • Dört imâm. Müslümanların en büyük ve yüksek âlimleri ve müctehidlerinden hak mezheb müessisleri olan ve ehl-i imâna rehberlik eden büyük imâmlar. İsimleri şöyle sıralanabilir: İmâm A'zam Ebu Hanife, İmâm-ı Şâfii, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Ahmed ibn-i Hanbel. (R.A.)

ekabir / ekâbir

  • (Tekili: Ekber) En büyükler. Pek büyükler. Devlet ricali. Rütbece büyük olanlar.

ekabir-i ulema / ekâbir-i ulemâ

  • En büyük âlimler, en büyük İslâm âlimleri. Âlimlerin en ileri derecede olanları.

ekber / اكبر / اَكْبَرْ

  • Daha büyük, en büyük.
  • En büyük.
  • En büyük.
  • En büyük.
  • En büyük.
  • En büyük. (Arapça)
  • En büyük.

ekber-i kebair / ekber-i kebâir

  • En büyük günâh.

ekberü'l-kebair / ekberü'l-kebâir

  • En büyük günahlar.

ekseriyet

  • (Ekseriyyet) En büyük kısım, çokluk.
  • Bir topluluk ve hey'etin yarısından fazlası.
  • Bir mecliste üyelerin verdikleri rey'lerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü.

el-ayetü'l-kübra / el-âyetü'l-kübrâ

  • En büyük delil; Şuâlar'da yer alan Yedinci Şuâ.

elha

  • Malâyâni ve boş konuşan.
  • Dizlerinden biri diğerinden büyük olan deve.
  • Karnı sarkık olan. (Müennesi: Lahva)

erkeb

  • Büyük dizli. Dizleri büyük olan kimse.
  • Bir dizi diğerinden büyük olan deve.

eşraf

  • (Tekili: şerif) Şerefliler. İleri gelen büyükler.
  • İleri gelen büyükler.

eyyühe'l-üstadü'l-azam

  • Ey en büyük üstad.

fahamet

  • (Fehâmet) Büyüklük. Kadr ü şânı yüksek. (Eskiden büyük zatlara veya sadrazamlara karşı kullanılan hitab şekli idi. Fehametli Sultânım... gibi)

fahamet-penah

  • Yegâne müracaat edilecek en büyük makam. (Farsça)

faide-i uzma / faide-i uzmâ

  • En büyük fayda.

ferd-i ferid / ferd-i ferîd / فَرْدِ فَر۪يدْ

  • Benzeri daha hiç gelmemiş.
  • Hz. Muhammed (A.S.M.)
  • Asrın en yüksek ve en değerli Zâtı. Asırda bir gelen büyük veli.
  • En büyük velilerin üstünde Ferdiyet makamına mazhar en büyük veli.

ferdiyet

  • Cenâb-ı Hakk'ın birliği. Vahdetle bütün kâinata birden tasarruf eden Allah'ın (C.C.) sıfatı.Ferdiyet mânası insanlara isnad edilirse: Sadece bir olup, benzeri dünyada bulunmayan kimsenin sıfatı olur. Sadece Kur'andan ders alarak irşadda bulunabilen büyük velilik. Hiçbir şahsı merci yapmadan doğrudan

ferman-ı azam / fermân-ı âzam

  • En büyük buyruk olan Kur'ân-ı Kerim.

fıkhü'l-ekber

  • En büyük fıkıh, dinî bilgilerin en mühim olanı; Akaid ilmi.

fırat

  • Ön Asya'nın en büyük nehridir. Diyadin civarında çıkar, Anadolu'nun doğu taraflarına kadar gelip Mezopotamya'yı dolaştıktan sonra Irak'ta Dicle ile birleşerek Basra Körfezi'ne dökülür.

fırka-i azime / fırka-i azîme

  • En büyük topluluk.

furkan-ı azam / furkan-ı âzam

  • Hakkı batıldan ayıran en büyük ve muazzam kitap, kâinat.

furkan-ı azim / furkan-ı azîm

  • Hakkı bâtıldan ayıran en büyük ve muazzam kitap olan Kur'ân-ı Kerim.

gataye

  • Kertenkeleden büyük bir hayvan.

gavs-ı ferid

  • Eşsiz, eşi olmayan gavs; velilerin başında bulunan en büyük veli.

gavs-ül a'zam

  • Abdülkadir-i Geylanî (K.S.) Hazretlerinin nâmı. En büyük Gavs. Evliyâullahın büyüğü. Gavs-i Ekber de denir.

gavs-üs-sakaleyn

  • İnsanlara ve cinlere yardım eden büyük velî Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin lakabı.

gavsiyet / غَوْثِيَتْ

  • Evliyaların başı olma, velilik mertebelerinde yüksek bir makamda olma; en büyük yardım etme makamı.
  • İmdad eden büyük veli makamı.

gavsü'l-vasılin / gavsü'l-vâsılîn

  • Hakikate, marifete ermiş anlamına gelen, Allah'ın sevgili kulu, irşad eden büyük zât.

gırandi direği

  • Geminin ortasındaki en büyük direk. Bu yekpâre olmayıp üst üste dört direkten mürekkepti.

habib-i kibriya / habib-i kibriyâ

  • Allah'ın en büyük sevgilisi ve yüce peygamberi olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

hadis imamı / hadîs imâmı

  • Üç yüz binden çok hadîs-i şerîfi, râvîleri (rivâyet edenleri, nakledenleri) ile birlikte bilen büyük hadis âlimi. Buna, hadîs müctehidi de denir.

hakikat-ı azam / hakikat-ı âzam

  • En büyük hakikat.

hakikat-i azam / hakikat-i âzam

  • En büyük hakikat.

hakikat-i ekber

  • En büyük gerçek.

hakikat-i kübra / hakikat-i kübrâ

  • En büyük gerçek.

hakikat-i külliye-i daime

  • Devam eden büyük ve geniş hakikat.

hakikat-i uzma / hakikat-i uzmâ

  • En büyük hakikat.

hakikat-ı uzma-yı kainat / hakikat-ı uzmâ-yı kâinat

  • Kâinattaki en büyük hakikat.

hakikatü'l-hakaik

  • Gerçeklerin gerçeği, en büyük hakikat.

hakim ebu abdullah

  • Muhammed bin Abdullah ibn-i Beyyi' (Hi: 321-405) Sâmâniye Devleti Nişabur Kadılığında bulunmuş büyük muhaddislerden, Şafiî fakihlerinden, asrının en büyük din âlimi diye bilinen bir zattır. Bir çok eser te'lif etmiştir. Başlıcaları: El Müstedrek Ale-s Sahihayn, Kitab-ül İlel, El-İklil, El-Emali, Ter

hakim-i azam / hâkim-i âzam

  • En büyük yönetici.

hasm-ı ekber

  • En büyük düşman olan şeytan.

haşr

  • (Haşir) Toplanmak, bir yere birikmek.
  • Toplama, cem'etmek.
  • Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları. Allahın, ölüleri diriltip mahşere çıkarması. Kıyamet.
  • Bir tohumun içinden büyük ağaçlar çıktığı gibi, her bir insanın acb-üz zeneb denilen bir nevi çekir

haşr-i a'zam

  • Kıyamet koptuktan sonraki en büyük haşir, içtimâ.

haşr-i ekber

  • En büyük diriliş, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma.

havass-ı kerrubiyyun / havâss-ı kerrûbiyyûn

  • Allah'a yakın olan meleklerin en büyükleri, dört büyük melek.

hazine-i uzma / hazine-i uzmâ

  • En büyük hazine.

hilafet-i kübra / hilâfet-i kübrâ

  • En büyük halifelik; insanların Allah tarafından bütün varlıkların üzerinde bir temsilci kılınması.

hipotenüs

  • Mat: Bir dik üçgende dik açının karşısında bulunan kenar. (Diğer kenarların her birerlerinden büyük, toplamlarından küçüktür.) (Fransızca)

hübel

  • Cahiliyet devrinde Kureyşlilerin en büyük putu.

huccet-i a'zam / حُجَّتِ اَعْظَمْ

  • En büyük delil.

hüccet-i azam / hüccet-i âzam

  • En büyük delil.

huccet-ül-islam / huccet-ül-islâm

  • Üç yüz bin hadîs-i şerîfi, senetleri (rivâyet edenleri) ile birlikte ezberden bilen büyük İslâm âlimi.
  • Dinde söz sâhibi mânâsına İmâm-ı Gazalî hazretlerinin lakabı.

hüceyre-i kübra / hüceyre-i kübrâ

  • En büyük hücre; maddî yapısı çok küçük olmasına rağmen, değeri çok büyük olan insan.

hulefa-i mehdiyyin / hulefa-i mehdiyyîn / hulefâ-i mehdiyyîn

  • Mehdî olan halifeler; âhirzamanda gelen büyük mehdînin bazı niteliklerine sahip olan halifeler.
  • Mehdi olan halifeler. Yani âhir zamanda gelen büyük mehdinin bazı vâsıflarına sahib olan halifeler.

ibn-i sina

  • (Hi: 370-428) Buhara'lı olup zamanının en büyük âlimi, doktor ve filozofudur. Avrupa'da, Avicenna diye tanınmıştır.

iksir-i ism-i azam / iksir-i ism-i âzam

  • Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olan isminin güçlü tesiri.

imparator

  • Lât. Büyük kral. Birkaç devlete hükmünü geçiren büyük hükümdar. Tahta çıkan kadın olursa ona imparatoriçe denir.

inkılab-ı azim-i dini / inkılâb-ı azîm-i dinî

  • Dinî sahada meydana gelen büyük çaplı köklü değişim.

inkılab-ı azim-i içtimai / inkılâb-ı azîm-i içtimaî

  • Toplum hayatında meydana gelen büyük değişim.

inkılabat-ı berzahiye ve uhreviye / inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye

  • Kabir ve âhiret âlemlerinde meydana gelen büyük değişiklikler.

insan-ı ekber

  • En büyük insan.

insaniyet-i kübra / insaniyet-i kübrâ / اِنْسَانِيَتِ كُبْرَا

  • En büyük insanlık.
  • En büyük insanlık.

işaret-i azime-i semaviye / işaret-i azîme-i semâviye

  • Göklerde sergilenen büyük işaretler.

işkampaviya

  • İtl. Harp gemilerinden asker naklinde kullanılan en büyük filika. İşkampaviya'lar sandal büyüklüğünde, yalnız ondan daha geniş ve yüksekti. Karaya asker sevkiyatında, gemiye erzak ve levâzım alınmasında kullanıldığı gibi eskiden donanmaya su alınacağı zaman su ile doldurulur, diğer bir filika yedeği

işkembe

  • Geviş getiren hayvanların midesinin en büyük kısmı. (Farsça)
  • Karın. (Farsça)

ism-i a'zam / اِسْمِ اَعْظَمْ

  • En büyük isim. Allahü teâlânın bütün sıfatlarını kendinde toplayan ism-i şerîfi. Hadîs-i şerîfte İsm-i A'zamın Bekara ve Âl-i İmrân sûrelerinde olduğu bildirilmiştir. Bâzı âlimler, İsm-i A'zamın "Allahu lâ ilâhe illâ huvel hayy-ul-kayyûm" bâzıları "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimî
  • Allahın en büyük ismi.

ism-i azam / ism-i âzam

  • Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı.
  • Allah Teâlâ'nın en büyük adı.

ism-i tafdil

  • Renge, şekil ve vasfa dâir (ef'al) vezninde olan mutlak ve uzuv noksanlığına delâlet etmemek üzere mukâyeseli üstünlük ifâde eden sıfatlardır. Daha büyük, en büyük, daha küçük, en küçük, en güzel, daha güzel gibi mânâlara gelir. (Kebir kelimesinin ism-i tafdili: Ekber; sağir kelimesinin ism-i tafdil

ismiazam / ismiâzam

  • En büyük ilâhî isim.

istanbul

  • Türkiye'nin en büyük şehri ve Osmanlı İmparatorluğu'nun taht şehri (1453-1922). İslâm halifeliğinin son merkezi (1516-1924). Türklerden önce Bizans "Doğu Roma" İmparatorluğu'nun taht şehri idi (395-1453).
  • İstanbul ismi, Rumca şehre veya şehirde demek olan (İstin polin) tabirinden gal

kadi-l kudat

  • Kadıların kadısı. En büyük kadı. Kazasker veya şeyhül islâm makamında bulunan kimse.

kardinal

  • Katolik mezhebinde en büyük pâye. (Fransızca)

karia / kâria

  • Pek şiddetli rüzgâr,
  • Ansızın gelen büyük belâ.
  • Kıyamet.
  • Belâdan kurtulmak üzere okunan "el-Kariâtü" sûresi.

kavaid-i ehl-i sünnet / kavâid-i ehl-i sünnet

  • Hz. Muhammed'in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluğu tarafından belirlenen kurallar.

kaziye-i mahsusa

  • Man: Mevzuu yalnız bir fertten ibaret olup da hüküm onun üzerine olan kaziyyedir. Buna Kaziye-i şahsiyye dahi denir. "İstanbul en büyük şehirlerin birincisidir" gibi.

keramet-i ekber

  • En büyük keramet.

keramet-i uzma / keramet-i uzmâ

  • En büyük keramet.

kırgız

  • Türk Milletlerinden büyük bedevi bir kavim olup Asyanın kuzeybatısında ve Türkistanla Sibirya arasında, başka bir deyimle Türkistanın kuzey taraflarında ve Doğu Türkistanın kuzeyinde olarak Rusya ile Çin hududunda bulunuyorlar. Batı tarafındakilere Kırgız ve Kazak; Çin hududundakilere ise Kara Kırgı

kısm-ı azam / kısm-ı âzam

  • En büyük kısım.

kitab-ı ekber

  • En büyük kitap, kâinat.

kolordu

  • Üç tümen ve bağlı birliklerden meydana gelen büyük askerî birlik.

kübra / كبرا / kübrâ / كُبْرَا

  • (Ekber'in müennesi) Büyük, daha büyük, en büyük.
  • Man: İkinci kaziye (İkinci önerme). Yâni, hadd-i ekberin bulunduğu cümle.
  • En büyük.
  • En büyük.
  • En büyük. (Arapça)
  • En büyük.

kudema

  • (Tekili: Kadim) Kadimler. Eski büyükler. Eski adamlar. İleri gelen büyükler. Eski zamanda gelmiş olanlar.

küll-i a'zam

  • En büyük bütün. En büyük küll.

küll-i azam / küll-i âzam

  • En büyük varlık; bütünlük arz eden en büyük şey.

küll-ü azam / küll-ü âzam

  • En büyük bütün; bütünlük arz eden en büyük şey.

küll-ü ekber

  • En büyük bütün, en büyük unsur.

kumandan-ı a'zam / قُومَانْدَانِ اَعْظَمْ

  • En büyük kumandan.

kumandan-ı azam / kumandan-ı âzam

  • En büyük kumandan.

kur'an-ı azim ve kebir / kur'ân-ı azîm ve kebîr

  • En büyük Kur'ân, kâinat.

kürsi / kürsî

  • Allahü teâlânın azameti, kudreti ve büyüklüğünü gösteren ve Arşın altında olduğu bildirilen Allahü teâlânın yarattığı en büyük varlıklardan biri.

kusb

  • (Çoğulu: Aksâb) Göden bağırsak denilen büyük bağırsak.

kutb-u a'zam / قُطْبِ اَعْظَمْ

  • En büyük kutub.

kutb-u azam / kutb-u âzam

  • En büyük kutup; birçok Müslüman'ın kendisine bağlandıkları büyük evliyadan zamanın en büyük mürşidi.

kutb-u rabbani / kutb-u rabbânî

  • Allah tarafından terbiye edilen büyük kutup, büyük velî.

kutb-uz zaman

  • Zamanın en ileri gelen ve en büyük ârif ve mürşidi.

kutbuazam / kutbuâzam

  • En büyük kutub, zamanın en büyük velîsi.

kutub / قُطُبْ

  • Önder, rehber; yaşadığı dönemin en büyük mürşidi.
  • Devrinin en büyük velisi.

lala

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrazamlar hakkında "Atabek" karşılığı olarak kullanılan bir tâbir olduğu gibi, şehzâdelerin mürebbilerine de bu ad verilirdi. (Farsça)
  • Saraya alınan acemilerin terbiyesine memur edilenler. (Farsça)
  • Eskiden büyük memurlarla zenginler de çocuklarının terbiyesine (Farsça)

levh-i mahfuz-u a'zam / levh-i mahfûz-u a'zam / لَوْحِ مَحْفُوظِ اَعْظَمْ

  • Herşeyin yazılı olduğu en büyük kader levhası.

lokman hekim / lokman hekîm

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen büyük zatlardan olup öğütleri ve ahlâkî, tıbbî sözleri ile tanınmıştır. Peygamber Davud (A.S.) zamanında yaşadığı rivayet edilmektedir. Peygamber veya veli olduğu hususunda ihtilaf vardır.

lütf-u azim-i ilahi / lütf-u azîm-i ilâhî

  • Allah tarafından gönderilen büyük ihsan, nimet.

maazım

  • (Tekili: Mu'zam) Bir şeyde en büyük kısımlar.

mahkeme-i kübra / mahkeme-i kübrâ / مَحْكَمَۀِ كُبْرَا

  • En büyük mahkeme, âhirette bütün insanların amel defterlerinin tartıldığı ve dünyâda yaptıklarının hesâbını verecekleri yer.
  • Mahşerdeki en büyük mahkeme.

mahşer-i ekber

  • En büyük toplanma yeri; haşir meydanı.

makam-ı azam-ı tevhid / makam-ı âzam-ı tevhid

  • Tevhidin en büyük seviyesi.

makam-ı mahbubiyet-i uzma / makam-ı mahbubiyet-i uzmâ

  • En büyük sevgi makamı.

makam-ı mahmud / makam-ı mahmûd / مَقَامِ مَحْمُودْ

  • Peygamberimize (asm) va'd edilen en büyük şefâat makamı.

makasıd-ı aksa / makasıd-ı aksâ

  • En uzak, en son ve en büyük maksadlar.

maksad-ı aksa / maksad-ı aksâ

  • En büyük maksat, gaye.

mecerre

  • (Mecerret-üs Sema) Kehkeşan, Samanyolu denilen büyük, parlak yıldız kümesi.

mecma-ı ekber

  • En büyük toplanma yeri. Mahşer.

mehdi-i al-i resul / mehdî-i âl-i resul

  • Resulullah'ın neslinden gelen, âhir zamanın en büyük mürşidi, hidâyete sevk edicisi.

mehdi-i resul / mehdî-i resul

  • Resulullah'ın neslinden gelen, âhirzamanın en büyük mürşidi, hidâyet edicisi.

menahic

  • (Tekili: Minhac-Menhec) Açık ve geniş yollar. Bilinen büyük yollar.

merkez-i kübra / merkez-i kübrâ

  • En büyük merkez.

mertebe-i azam / mertebe-i âzam

  • En büyük mertebe.

mertebe-i emanet-i kübra / mertebe-i emanet-i kübrâ

  • En büyük emanet mertebesi, halifelik.

mertebe-i kübra / mertebe-i kübrâ

  • En büyük mertebe.

mertebe-i uzma / mertebe-i uzmâ

  • En büyük ve en yüksek mertebe.

mertebe-i uzma-yı tevhid / mertebe-i uzmâ-yı tevhid

  • Tevhid hakikatlerine ulaşmada varılacak olan en büyük mertebe.

mescid-i azam / mescid-i âzam

  • En büyük mescid.

mescid-i ekber

  • En büyük mescid.

mescid-i haram

  • Mekke-i Mükerreme'de ve içinde Kâbe'nin bulunduğu en büyük, mukaddes ibadet yeri.

mesele-i uzma / mesele-i uzmâ

  • En büyük mesele.

meşher-i a'zam / مَشْهَرِ اَعْظَمْ

  • En büyük sergi yeri.

meşher-i kainat / meşher-i kâinat

  • Kâinatın en büyük sergisi.

mevlana

  • "Efendimiz, mevlâmız" mânâsında olan bu kelime, hürmeten büyük kimselere söylenmiştir. Hazret mânâsında da kullanılır.

meydan-ı kebir / meydan-ı kebîr

  • En büyük meydan.

mezar-ı ekber

  • En büyük mezar.

mezhebsiz

  • Müctehid (dînî delîllerden hüküm çıkarabilen büyük âlim) olmadığı hâlde, dört hak mezhebden birine tâbi olmayan, mezhebleri kabûl etmeyen ve dînî delillerden kendi anlayışına göre hüküm çıkarıp, buna göre amel eden veya böyle birine uyan kimse.

mi'rac

  • Merdiven, süllem.
  • Yükselecek yer.
  • En yüksek makam.
  • Huzur-u İlâhî. Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M.) Efendimizin, Receb ayının 27. gecesinde Cenab-ı Hakk'ın huzuruna ruhen, cismen, hâlen çıkması mu'cizesi ki; en büyük mu'cizelerinden birisidir.

mizan-ı a'zam-ı adalet / mîzân-ı a'zam-ı adâlet / م۪يزَانِ اَعْظَمِ عَدَالَتْ

  • En büyük adâlet terazisi.

moğol

  • Turâni milletlerinin en büyüklerinden bir kabile olup Türkler ve Mançurlarla cinsi yakınlıkları vardır. Asyanın ortalarında bugün Çin Devletine tâbi olan ve Moğolistan ismiyle bilinen geniş bir çölde ve Sibirya ve Türkistan'ın da bazı taraflarında bulunurlar.Cengiz Hanla beraber Asyanın batı tarafla

molla

  • Eskiden büyük âlimlere verilen isim.
  • Büyük kadı.
  • Efendi, hoca, Medrese talebesi.
  • Eskiden büyük âlimlere verilen isim.

mu'cize-i azam / mu'cize-i âzam

  • En büyük mu'cize.

mu'cize-i ekber

  • En büyük mu'cize.

mu'cize-i kübra / mu'cize-i kübrâ

  • En büyük mu'cize.

mu'cize-i kübra-i ahmediye / mu'cize-i kübrâ-i ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) en büyük mu'cizesi.

mu'zam

  • Bir şeyin en büyük kısmı. İ'zam edilmiş, büyütülmüş.
  • Birşeyin en büyük kısmı.

muallim-i ekber / مُعَلِّمِ اَكْبَرْ

  • En büyük öğretmen; Peygamber Efendimiz (a.s.m).
  • En büyük öğretmen.

mubikat-ı seb'a / mûbikat-ı seb'a

  • İnsanı felâkete götüren yedi en büyük günah.

mücahid-i ekber

  • En büyük mücahit, en büyük mücadeleci.

müceddid

  • Yenileyen. Yenileyici. Hadis-i sahihle bildirilen, her yüz yıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Peygamberin (A.S.M.) vârisi olan zât.
  • Yenileyen, yenileyici; Hadîs-i Sahihle bildirilen, her yüzyılda bir dinî hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) vârisi olan zât.

müceddid-i ekber

  • En büyük müceddid, en büyük yenileyen, yenileyici.

müceddit

  • Yenileyen, yenileyici; sahih hadisle her yüz senede bir geleceği bildirilen, dinî hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders veren büyük âlim.

müezzin-i a'zam / مُؤَذِّنِ اَعْظَمْ

  • En büyük müezzin.

müezzin-i azam / müezzin-i âzam

  • En büyük müezzin.

müfti-yüs-sekaleyn / müftî-yüs-sekaleyn

  • İnsanlara ve cinnîlere fetvâ veren büyük âlim.
  • İnsanlara ve cinnîlere fetvâ veren büyük âlim.

muhakkıkin-i islamiye / muhakkıkîn-i islâmiye

  • Hakikatleri araştırıp delilleriyle bilen büyük İslâm âlimleri.

münacat-ı azam / münâcât-ı âzam

  • En büyük dua.

mürşid-i a'zam / mürşid-i a'zâm

  • En büyük mürşid.

mürşid-i ekber / مُرْشِدِ اَكْبَرْ

  • En büyük mürşid, doğru yolu gösteren.
  • En büyük mürşid.
  • Kur'ân-ı Kerim veya Hazret-i Peygamber (A.S.M.).
  • En büyük rehber.

musa

  • Beni İsrâil peygamberlerinden Hz. Musa'nın (A.S.) ismi. Dört büyük kitaptan birisi olan Tevrat, vahiy yoluyla kendisine gelmiştir. Yahudilerin en büyük peygamberidir. Şeriatı, İsa'ya (A.S.) kadar devam etti. Yusuf'un (A.S.) soyundan Yuşa nâmındaki peygamberi yerine tâyin ederek vefat etmiştir. Mısır

müşir

  • Emreden, işaret eden, bildiren.
  • Mareşal. En büyük ünvanı taşıyan asker. Silâhlı kuvvetlerde, kaide olarak barış zamanında orgeneral rütbesine kadar terfi etmek mümkündür. Mareşal rütbesi, ancak muharebe sırasında ve bir meydan muharebesi kazanmış olan generallere verilir. Asıl vazife

mutasarrıf

  • Tasarruf hakkı ve salâhiyyeti olan. Tasarruf eden. Bir işi kendi isteğine göre idâre eden. Bir malın sahibi.
  • Eskiden, vilâyetten küçük olan Sancağın en büyük idâre âmiri.

mütefekkir-i ekber

  • En büyük düşünür, en büyük düşünce adamı.

muvahhid-i ekber

  • Cenâb-ı Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren en büyük varlık; kâinat.

muvazene-i ekber

  • En büyük düzen, denge.

muzam / mûzam

  • En büyük kısım, büyütülmüş.

nahiye

  • Yan taraf, kenar, civar, çevre.
  • Küçük yer, bölge. İdari taksimatta, kazadan küçük, köyden büyük olan yerleşme merkezi.

nazır

  • (Çoğulu: Nüzzâr) Nazar eden, bakan.
  • Bir idarenin veya dairenin umur ve işlerine bakan en büyük memur. Bir işin idaresine memur reis.
  • Kabine azalarından herbiri. Nâzır. Vekil. Bakan.
  • Vâsinin yapacağı tasarruflara nezarette bulunmak üzere musi veya hâkim tarafından tayi

nebi-yi efham

  • En büyük, en kıymetli olan Hz. Peygamber (A.S.M.)

nebiyy-i efham

  • En büyük nebî, peygamber; Hz. Muhammed (a.s.m.).

netaic-i uzma / netâic-i uzmâ

  • En büyük neticeler, sonuçlar.

netice-i azam / netice-i âzam

  • En büyük sonuç.

niam-ı azime-i ilahiye / niam-ı azime-i ilâhiye

  • Allah'tan gelen büyük nimetler.

nil

  • Mısır'ın bir nevi hayat menbaı olan en büyük nehrinin ismi.

nimet-i uzma / nimet-i uzmâ

  • En büyük nimet.

nokta-i uzma / nokta-i uzmâ

  • En büyük nokta.

nükte-i ekber

  • En büyük nükte, ince derin mânâ.

nümune-i ekber

  • En büyük örnek.

nur-u a'zam / nûr-u a'zam / نُورُ اَعْظَمْ

  • En büyük nûr.

nur-u a'zam-ı nübüvvet / نُورُ اَعْظَمِ نُبُوَّتْ

  • En büyük peygamberlik nuru.

nur-u azam-ı nübüvvet / nur-u âzam-ı nübüvvet

  • Peygamberliğin en büyük nuru.

nüsha-i kübra / nüsha-i kübrâ

  • En büyük kopya.

ok

  • Yay veya keman denilen kavis şeklinde bükülmüş bir ağaç çubuğa gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri demirli ince ve kısa değneğe verilen addır. Ok, silâhın icadından evvel insanlar tarafından kullanılmış ise de, en büyük mahareti Türkler, Araplar göstermişlerdir.

ömer

  • Resül-ü Ekrem'in (A.S.M.) ikinci halifesi, Aşere-i Mübeşşere'den ve sahabenin en büyüklerindendir. Çok âdil, âbid, zâhid ve merhametli idi. Fakirce yaşadı. Adaleti, şecaat ve cesareti, İlâ-yı Kelimetullah için fedakârlığı meşhurdur. Çok Hadis-i Şeriflerle medhedildi. Zamanında çok fütühat ve ilerlem

ordu

  • t. Bir devletin dinini, namusunu, vatan ve istiklâlini her çeşit yabancı taarruz ve tecavüzüne karşı koruyan askerî en büyük üç kuvvetten biri. Hava Ordusu, Deniz Ordusu, Kara Ordusu gibi.
  • En büyük askerî birlik.
  • Aynı iman ve düşünce sahiplerinin faaliyette olanlarının hepsi.

panayır

  • Yun. Yılda bir - iki defa muayyen bir yerde kurulan ve bir müddet devam eden büyük pazar.

patrik

  • Ortodoks mezhebine mensûb hıristiyanların, en büyük rûhânî (dînî) lideri.

rahmet-i uzma-yı ilahiye / rahmet-i uzmâ-yı ilâhiye / رَحْمَتِ عُظْمَايِ اِلٰهِيَه

  • Allah'ın en büyük rahmeti.

rebaz

  • Şehrin yarısı ve etrafı.
  • Her nesnenin eğlenecek ve duracak yeri.
  • Koyun ağılı.
  • "Göden bağırsak" denilen büyük bağırsak.

rehber-i azam / rehber-i âzam

  • En büyük kılavuz.

rehber-i ekber

  • En büyük rehber.

rehden

  • (Çoğulu: Rahâdin) Serçeden büyük bir kuş.

sa'deddin-i taftazani / sa'deddin-i taftazanî

  • (Hicr: 722-792) Horasan taraflarında Teftazan'da doğdu. İslâmiyete kıymetli eserleriyle hizmet eden büyük âlimlerdendir. Asıl ismi Ömer oğlu Mes'ud'dur.

saat-i ekber

  • En büyük saat.

şahenşah / şâhenşâh

  • Pâdişahlar pâdişahı. Şâhlar şâhı. En büyük pâdişah. (Farsça)
  • Şahlar şahı, en büyük padişah.

sahih ced / sahîh ced

  • Ölenin babasının babası veya babasının babasının babası gibi derecesi yakın olsun uzak olsun aralarında kadın bulunmayan dede. Yâni araya kadın girmeyen büyük baba.

sahra-yı kebir

  • Büyük çöl. Cezayir, Tunus ve Libya'nın güneyinden Çat Çölü hizasına kadar uzanan Afrika'nın en büyük çölü.

şahrah / şahrâh

  • En büyük, en işlek ve şaşırılması imkânsız olan yol.

salar / sâlâr

  • Kafile veya kabile reisi. Baş. Başkan. Reis. En büyük âmir. Başkumandan. (Farsça)

salat-ı kübra / salât-ı kübrâ

  • En büyük namaz, dua ve niyaz.

saltanat-ı uzma / saltanat-ı uzmâ

  • En büyük saltanat, egemenlik.

secde

  • Allah'ın (C.C.) huzurunda yere kapanış. İbadet ve Allah'a (C.C.) memnuniyetini ve itaatini bildirmek veya şükretmek için yere kapanarak alın, burun ucu, eller, dizler ve ayak uçları yere gelecek şekilde yapılan en büyük tazim ifade eden hareket. Namazın bir rüknü.

secde-i kübra / secde-i kübrâ

  • En büyük secde.

şecere-i uzma / şecere-i uzmâ

  • En büyük ağaç.

sedd-i azam / sedd-i âzam

  • En büyük set ve engel.

şehr

  • Cemâati, en büyük câmiye sığmayan yer veyâ İslâmiyet'in emrini yapabilecek güçte müslüman vâli ve hâkimi bulunan yer.

selef

  • Önce gelenler. Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn (Eshâb-ı kirâmı gören büyükler) ve Tebe-i tâbiîne (Tâbiîn'i gören büyüklere) verilen isim.

selhane / selhâne

  • Eti yenen büyük ve küçük baş hayvanların kesilip yüzüldüğü yer, mezbaha.

seluk

  • Yemen vilâyetinde bir köydür ve "kilâb-ı selukiyye" denilen büyük köpekleriyle meşhurdur.

şems-üş şümus

  • Güneşlerin güneşi. En büyük güneş. Çok seyyarelerin, etrafında döndüğü en büyük bir yıldız.

sera-perde

  • Saray perdesi. Eskiden harem dairesinin önüne çekilen büyük perde. (Farsça)
  • Padişah çadırı, otağ. (Farsça)

seray-dar

  • Eskiden büyük yerlerde yemek ve sofra işlerine bakan kimse. (Farsça)

şeriat-ı fıtriye-i kübra / şerîat-ı fıtriye-i kübrâ / شَر۪يعَتِ فِطْرِيَۀِ كُبْرَا

  • En büyük yaratılış kanunları.

şeyh-ül hadis

  • İkiyüz bin Hadis-i Şerifi, rivayet edenleriyle birlikte ezbere bilen büyük hadis âlimi.

şeyhülislam / şeyhülislâm

  • Osmanlılarda en büyük din görevlisi.

şı'ra

  • Yaldırık adı verilen büyük, nurlu yıldız.

sicil

  • Resmi vesikaların kaydedildiği kütük denen büyük defter.
  • Memurların durumu hakkında tutulan dosya.

sıddikin-i muhakkikin / sıddîkîn-i muhakkikîn

  • Daima doğruluk üzere ve Allah'a ve peygambere sadakatte en ileride olan, hakikatleri delilleriyle bilen büyük araştırmacı âlimler.

sikke-i kübra / sikke-i kübrâ

  • En büyük mühür, damga.

sikke-i kübra-yı rahmaniyet / sikke-i kübrâ-yı rahmâniyet

  • Allah'ın sonsuz şefkatinin en büyük damgası.

sikke-i kübra-yı uluhiyet / sikke-i kübrâ-yı ulûhiyet

  • Allah'ın ilâhlığının en büyük mührü.

sikke-i kübra-yı vahdet / sikke-i kübrâ-yı vahdet

  • Allah'ın birliğini gösteren en büyük damga.

silsile-i aliyye

  • Yüksek silsile. Peygamber efendimizden hazret-i Ebû Bekr yoluyla ilim ve feyz alarak gelen büyük âlimler silsilesi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Ebû Bekr-i Sıddîk, Selmân-ı Fârisî, Kâsım bin Muhammed, Ca'fer-i Sâdık, Bâyezîd-i Bistâmî, Ebü l-Hasen Harkânî, Ebû Ali Farmedî, Yûsuf-i Hemedân

silsilet-üz-zeheb

  • Altın silsile. Resûlullah efendimizden, hazret-i Ebû Bekr yoluyla feyz ve ilim alarak gelen büyük âlimler silsilesi.

sipahdar

  • En büyük asker, serasker. (Farsça)

şirk

  • En büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etmek. Allah'tan (C.C.) ümidini keserek başkasından meded beklemek.

sırr-ı azam / sırr-ı âzam

  • En büyük sır.

sırr-ı uzma / sırr-ı uzmâ

  • En büyük sır, güç.

suleha

  • (Tekili: Sâlih) Salihler. Salâhiyetli, günah işlemeyen iyi insanlar. İlim ve amelde, ibâdet, taat ve takvâda terakki ve teâli eden büyük zâtlar.

tabaka-i muazzama

  • En büyük tabaka.

tasarrufat-ı azime-i yevmiye / tasarrufât-ı azîme-i yevmiye

  • Hergün meydana gelen büyük tasarruflar, faaliyetler.

tebe-i tabiin / tebe-i tâbiîn

  • Peygamber efendimizin Eshâbını gören ve sohbetinde bulunmakla Tâbiîn denen büyükleri görmekle şereflenenler.

tecelli-i azam / tecellî-i âzam

  • En büyük tecelli, görünüm.

tecelli-i ekber / tecellî-i ekber

  • En büyük tecelli, yansıma.

tecelli-i ism-i azam / tecellî-i ism-i âzam

  • Allah'ın en büyük isminin yansıması.

tecelliyat-ı kübra / tecelliyât-ı kübrâ

  • En büyük tecelliler, yansımalar.

tekbir

  • "Allahü ekber" demek. Allah'ın her hususta en yüksek ve en büyük olduğu ifâde etmek.
  • "Allah en büyüktür" mânâsında "Allahu Ekber" demek.

tekbir-i ekber

  • En büyük tekbir; Allah'ın herşeyden büyük olduğunu ifade eden büyük tekbir cümlesi.

tevhid-i azam / tevhid-i âzam

  • Allah'ın birliğinin en büyük şekilde tecelli etmesi.

türk

  • Türkler, Asya'nın en büyük ve en meşhur milleti olup, Turan milletlerindendir. Türkler en evvel Sibirya ile Çin arasında olan Altın Dağı taraflarında yaşamışlar ve oradan defalarca güney ve batıya doğru yayılarak Çin'de ve Türkistan memleketlerinde fetihler yapmışlardır.Türkler eskiden beri iki şube

ulema-i müteahhirin / ulemâ-i müteahhirîn

  • İmam-ı Gazalî sonrası gelen büyük âlimler.

ulema-i zahir ve batın / ulema-i zâhir ve bâtın

  • Dinin hem açık hükümlerini hemde sırlarını ve mânâlarını bilen büyük âlimler.

ulema-yı kiram

  • Önde gelen büyük alimler.

ülü'l-azm

  • Şerîat sâhibi, yeni din getiren peygamberlerden altı tânesine ve en büyüklerine verilen ad. Bunlar; Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed aleyhimüsselâmdır. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara anlatırken çok sıkıntı çektikleri ve bu sık ıntılara sabr ettikleri için kendilerine bu isim

ünvan-ı azam / ünvan-ı âzam

  • En büyük ünvan.

üstad-ı a'zam

  • En büyük üstad. Muallimlerin en üstünü ve reisi olan.

üstad-ı azam / üstâd-ı âzam

  • En büyük üstad; Peygamber Efendimiz (a.s.m).

uzma / uzmâ / عُظْمَا

  • (Müe.) Büyük. İri.
  • En büyük. Çok büyük. (Müz: A'zam)
  • En büyük.

vali

  • Bir vilâyeti idare eden en büyük memur.
  • Mâlik.

vazife-i uzma / vazife-i uzmâ

  • En büyük vazife.

velayet-i ahmediye / velâyet-i ahmediye / وَلَايَتِ اَحْمَدِيَه

  • Hz Muhammed'in(asm) en büyük veli olması.

velayet-i kübra / velâyet-i kübrâ / وَلَايَتِ كُبْرَا

  • En büyük velîlik; tarikat berzahına uğramadan, zahirden hakikate geçen ve peygamber varisliğinden gelen velîlik.
  • İlim ve amel yoluyla mazhar olunan en büyük velîlik.

vird-i ekber / وِرْدِ اَكْبَرْ

  • En büyük vird, dua; Yirmi Dokuzuncu Lem'a.
  • Devamlı okunan en büyük zikir.

virdü'l-azam / virdü'l-âzam

  • Devamlı yapılan en büyük zikir, dua.

virdü'l-ekber

  • En büyük vird, dua; Yirmi Dokuzuncu Lem'a ve Âyetü'l-Kübrâ'nın Arapçası.

zahir ve batın hocası / zahir ve bâtın hocası

  • Dinin hem açık hükümlerini hem de sırlarını ve mânâlarını bilen büyük âlim.

zaviye / zâviye

  • Eskiden büyük kervanların geçtiği ıssız yollarda veya köy ve kasabalarda; dînî ilimlerin, İslâm ahlâkının ve fen ilimlerinin öğretilmesi, yolcuların barınması maksadıyla kurulan yer; küçük tekke.
  • Tasavvufta bulunan kimselerin, ibâdet için çekildiği tenhâ yer.

zeamet

  • Şeref, şan. Riyaset.
  • Yetiştirdikleri hayvanları ile birlikte harbe iştirak eden ve Sipâhi denen Osmanlı askerine öşrü alınmak üzere verilen en büyük timâr.

zeyd bin sabit

  • Sahabe-i Güzinden ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Henüz on bir yaşında iken isteği ile İslâmiyet'i kabul etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'i kemiklerde yazılı ve hâfızların ezberinde iken bugünkü şeklinde ilk olarak yazan, bu hizmette en büyük hizmet kendisine nasib olandır. Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) kâtipliğini