Menu
İletişim
LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK
{ lügât . lügat . لغت }
Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.
Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "
OSMANLICA ARA
" ya da "
TÜRKÇE ARA
" butonlarına tıklayın.
İfadenin içinde geçtiği kelimeleri de göster.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük
'te
Emlek
ifadesini içeren
188
kelime bulundu...
medeniyyet
Memleketleri îmâr edip, insanları râhat ve huzûra kavuşturmak.
abdulhamid ll
(mi: 1842-1918) 34' üncü Osmanlı Padişâhıdır. 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultan,İslâmiyete son derece bağlı idi. Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı. Memlekette bolluk ve refahı te'min için çalıştı. (R.Aleyh)
acente
(Acenta) ing. Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru.
Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili.
Memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.
adet / âdet
Bir şehir ve memleketteki insanların, yapageldikleri usûller, gelenekler, alışılmış şeyler. An'ane, örf.
Kitab, sünnet, icma' ve kıyasdan sonra ikinci derecedeki dînî delillerden biri. Dînin ve aklın beğendiği şeyler.
afaki / âfâkî
İnsanın dışındaki şeyler.
Uzak memleketlerden hac ibâdetini yapmak için gelenler.
ahali
(Tekili: Ehl) Halk, umum, nâs.
Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
akalim
(Tekili: Ekalim) (İklim) İklimler.
Dünyanın kıt'a ve memleketleri.
akıncı
Keşif, yağma ve tahrib kasdıyla ecnebi memleketlere akın yapan kişi. Akıncılık, Osman Bey zamanında başlamıştır.
aksa-yı bilad / aksâ-yı bilâd
Bir memleketin sınır bölgeleri, hudut beldeleri.
aktab-ı al-i beyt-i muhammediye / aktâb-ı âl-i beyt-i muhammediye
Hz. Muhammed'in (a.s.m.) neslinden gelen ve bulunduğu yerde veya memleketteki evliyanın başı hükmünde olan büyük veliler.
aktar-ı memleket / aktâr-ı memleket
Memleketin dört bir yanı.
arazi-i emiriyye-i sırfa / arâzi-i emiriyye-i sırfa
Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi.
arazi-i miriyye / arâzi-i mîriyye
Mîrî yâni devlete âit topraklar. Harp ile alınarak, gâziler arasında taksim edilmeyip, beytülmâle (devlet hazînesine) bırakılan veya uşr yâhut harac toprağı iken sâhibi ölüp, hiç mîrasçısı bulunmayan topraklar. Arâzi-i Memleket, Arâzi-i Emîriyye de denir.
arz
(Erz) Yeryüzü, toprak, zemin, dünya.
Aşağı ve alçak.
Memleket, ülke.
Küre.
İklim.
Davarın ayağının altı.
arz-ı a'şariye / arz-ı a'şâriye
Öşür (onda bir vergi) veren memleket.
arz-ı harac
Harac veya vergi veren memleket.
arz-ı rum
(Erzurum) Rum memleketi. Şimdiki Anadolu. Anadolunun şarkındaki bir vilâyet adı.
asayiş-i memleket / âsâyiş-i memleket
Memleketin güvenliği.
asker
(Çoğulu: Asakir) Devlet ve memleketin muhafazası için ücretli veya ücretsiz olarak veya kur'a ile toplanarak hazır bulundurulan ve resmi elbise giyen silahlı adamlar topluluğu. Er, leşker, nefer.
belde / بلده
Memleket, şehir.
Büyük köy.
Yer, arz.
Göğüs, sadır.
İki kaş arasında kıl olmayıp açık olması.
Memleket, büyük köy.
Kent.
(Arapça)
Diyar, memleket.
(Arapça)
beled / بلد
(Tekili: Belde) Beldeler. Memleketler.
Kent.
(Arapça)
Memleket.
(Arapça)
bıka
(Tekili: Buka) Topraklar, memleketler, ülkeler.
bika'
(Tekili: Buk'a) Ülkeler, memleketler. Topraklar, yerler.
bilad / bilâd / بلاد
Beldeler, şehirler, memleketler, kasabalar.
(Tekili: Belde) Beldeler. Diyarlar. Memleketler. Şehirler.
Beldeler, memleketler.
Beldeler.
(Arapça)
Memleketler.
(Arapça)
bilad-ı arabiye / bilâd-ı arabiye
Arap beldeleri, Arap memleketleri.
büldan
(Tekili: Belde ve Beled) Beldeler, şehirler, iller, memleketler.
bum
Yer, toprak, zemin, memleket, yurt.
(Farsça)
Huy, haslet, tabiat.
(Farsça)
Sürülmemiş tarla, arazi.
(Farsça)
burudet-i memleket
Memleketin soğukluğu, soğuk iklim ülkesi.
cariye / câriye
Harbde esir alınıp İslâm memleketine getirilen kadın köle.
cela' / celâ'
Gurbete düşmek, memleketinden ayrı olmak. Şehrinden ve meskeninden çıkmak.
Başkalarını çıkarmak.
Açık haber.
Ruşen olmak, parlamak.
cumhur reisi
Cumhuriyetle idâre olunan memleketlerde Devlet Reisi.
cürcani / cürcanî
(Abdülkahir) Hicri beşinci asrın ikinci yarısında yaşamış büyük âlimlerden ve Arapçanın dâhi mütehassıslarındandır. Dindarlığı ve takvası da çok ileri olduğu nakledilir... Asıl adı: Abdülkahir-el Cürcanî olan bu Zâtın ilk tahsilini memleketi Cürcan'da yaptığı biliniyor. Adı ve künyesi şu şekilde olu
daire-i memleket
Memleket dairesi.
dar-ı dünya / dâr-ı dünya
Bu dünya memleketi. Dünya. (Dâr-ı fenâ da denir.)
(Farsça)
dar-ı eman / dâr-ı emân
Müslümanların zimmetini kabul eden veya müslümanlarla sulh halinde olan, gayr-i müslim bir ahalinin memleketi.
dar-ül-islam / dâr-ül-islâm
İslâm memleketi. İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edildiği yer.
darül harb
(Dâr-ül harb) Harp yeri. Müslümanlarla gayr-i müslimler arasında sulh akdedilmemiş memleket. Kâfirlerin ve onların gayr-i islâmi hükümlerinin hâkim olduğu yer.
daüssıla / dâüssıla / دَاءُ الصِّلَه
Memleket hasreti.
davahi
Memleket köşeleri.
devir
(Devr) (Çoğulu: Edvâr) Nakil. Birisinin uhdesinden diğerinin uhdesine geçirmek.
Bir şeyi sonuna kadar okuyup bitirmek. Geçmiş dersleri hatırlama.
Bir şeyin çevresinde dolaşmak. Dönme.
Seyahat. Bir memleketi dolaşmak.
Bir şeyin kendi mihveri üzerinde dönmesi.
devlet
Sınırları belli olan bir memleketin sahibi olan insanların kurduğu siyasî, hukukî, idarî mahiyetteki merkezî teşkilât. Devlet, teşekkül tarzı, takip ettiği esas siyaset, temsil ettiği hâkimiyet ve iktidarın mahiyeti bakımından çeşitlere ayrılır:1- Kapitalist Devlet: İktisadî siyasete, şahsî mülkiyet
diplomat
yun. Memleket hakkında siyasi söz sâhibi. Dış meseleler hakkında milletlerarası işlerle uğraşan siyaset adamı.
Becerikli, söz söyliyebilen.
Memleket ve millet meseleleri hakkında siyasî söz sahibi.
dirhem-i urfi / dirhem-i urfî
Bir memlekette kullanılması âdet olan veya hükûmetlerin kabûl ettikleri belli ağırlıktaki dirhem.
diyar / diyâr / دیار
(Tekili: Dâr) Memleket.
Ülke, topraklar, memleket.
(Arapça)
diyar-ı ahar / diyar-ı âhar
Başka, diğer memleket.
Başka memleket.
diyar-ı gurbet
Gurbet diyarı. Yabancı memleket.
(Farsça)
diyar-ı küfr
İslâm ülkelerinden hariç olan memleketler.
ehali
(Tekili: Ehl) Bir memleket, şehir, kasaba köy veya semt veyahut da mahallede yerleşip oturanlar.
Avam, halk umum.
ehl-i memleket
Aynı memleketten, hemşehri.
ehl-i rum
Osmanlı. Eskiden Anadolu'da yaşayanların bir ismi. Çünkü: Osmanlılar Romalıların (Rumların) çok bulunduğu memleketlerini fethedip yerleştiler.
(Farsça)
ekalim / ekâlim
(Tekili: İklim) İklimler, memleketler, mıntıkalar.
İklimler, memleketler, ülkeler.
ekalim-i baride / ekalim-i bâride
Soğuk iklimler, soğuk memleketler.
eman / emân
Korkusuzluk, emniyet, güven.
Bir kimseye veya düşmana; söz, işâret veya yazı ile, mal ve can güvenliğinin emniyet (güven) altında olduğunu bildirme.
Müslüman olmayan bir kimsenin İslâm memleketine girmesi için kendisine verilen müsâade, izin.
emaret
Emirlik. Bir emir veya bey veya prensin idaresinde olan memleket.
emir
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi.
Büyük ve meşhur bir soydan gelen.
Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen.
Zengin.
emperyalizm
Bir devletin, sınırlarını genişletme politikası. Sınırları genişletmekteki gaye, başka memleketlerin zenginlik kaynaklarını ele geçirme ve insanlarını kendi hesaplarına çalıştırmaktır. Bu maksat için çok defa silâhlı harp, hem masraflı, hem de hürriyet fikriyle bağdaşmadığından zamanımızda daha sins
(Fransızca)
emsar
(Tekili: Mısr) Büyük şehirler, beldeler, memleketler, kasabalar.
emtia-i ecnebiye
Yabancı memleket malları.
erke
Misvak ağacı. Bu ağaç sıcak memleketlerde ve bilhassa Yemende yetişir.
eşraf-ı belde
Memleketin ileri gelenleri.
evtan
(Tekili: Vatan) Vatanlar, insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler, hatta uğrunda can verilen topraklar.
eyalat / eyâlât / ایالات
(Tekili: Eyâlet) Valilerin idareleri altında olan memleketler, vilâyetler.
Eyaletler.
(Arapça)
Memleketler, topraklar.
(Arapça)
eyalet
(Çoğulu: Eyâlât) Vilâyet. Bir vâlinin idaresinde olan memleket, şehir.
fettah / fettâh
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarına hayır kapılarını, dileklerine kavuşmak istiyen kullarına kapalı kapıları açan, peygamberlerini düşmanlarının elinden kurtarıp, memleketlerin fethini müyesser (kolay) kılan; evliyâsına (sevdiği kullarına) melekûtünün (gözle görülmeyen
frengistan
Avrupa, garb âlemi, batı memleketleri.
(Farsça)
garbiyyun
Garplılar, Avrupalılar. Batı memleketleri ahalisi.
garib / garîb
Yabancı, memleketinden uzakta bulunan, kimsesiz.
garib-üd diyar / garib-üd diyâr
Memleketin yabancısı.
gurbet
Gariblik, yabancılık. Yabancı bir memleket. Yabancı yer. Yâd el.
Gariplik, yabancı memlekette olma.
Gariplik, yabancılık.
Yabancı memleket, yabancı diyar, vatan dışı, yâdel.
Yabancı memleket, yâd el.
gurbet-zede
Memleketinden başka yerde bulunan, gurbete düşmüş olan.
(Farsça)
habeş
Afrika'nın Kızıldeniz sâhili güneyinde müstakil bir memleket. Bu memleket ahalisinden olan.
Beyaz ve siyah arasında koyu esmer adam.
habeşi / habeşî
Habeş memleketi ahalisinden olan. Habeş'e mensub ve müteallik olan.
Koyu esmer renkli adam.
Hat, tezhib, minyatür gibi güzel san'atlarda kullanılan bir cins kâğıt.
hacc-ı temettu' / hacc-ı temettû'
Hac mevsiminde (Şevvâl, Zilkâde, Zilhicce aylarında) önce ömre için niyet edilerek ihrâma girilip ömre yapıldıktan sonra memleketine dönmeyerek, yeniden ihrâma girip hac yapmak. Bu haccı yapana mütemetti hacı denir.
hadd-i zina / hadd-i zinâ
Akıllı olan, ergenlik çağına gelen ve konuşabilen müslüman veya müslüman olmayan kadın ve erkeğe, dâr-ül-İslâm'da (İslâm memleketinde), tehdîd edilmeden, arzûlariyle, zinâ yaparken yakalandıklarında verilmesi gereken cezâ.
hakim / hâkim
Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden. Başkasını müdahale ettirmeden idare eden, Allah (C.C.)
Memleketi idare eden.
Mahkeme reisi. (Hâkim-i Hakikî, Hâkim-i Ezelî, Hâkim-i Mutlak, Hâkim-i Zülcelâl, Hâkim-i Lemyezel... gibi isimlerle, Cenab-ı Hakk'a âit ol
haramilik
Tar: Akıncı kumandanının iştirak etmediği ufak kuvvetler tarafından düşman memleketlerine yapılan akınlar. Bu akınlara yüz ve daha fazla akıncı iştirak ederdi. Akıncı kuvvetleri yüzden az olduğu takdirde "çete" ismini alırlardı. Büyük akınlarda olduğu gibi haramilik suretiyle yapılan akınlarda da al
haric / hâric
Bir şeyin veya mahallin veya memleketin dışında kalan.
Ecnebi.
havza
Coğ: Açık ve düz deniz kıyısı. Kenar.
Memleket.
Taraf.
Sınır için: Bir şeyin çevresi içinde olan.
hazer ve sefer
Memleketinde olma ve sefer, yolculuk hâli.
hebt
(Hübut) İniş. Aşağı inme.
Aşağı indirme. Bir yere inip konmak.
Nüzul, illet, maraz.
Zayıflama.
Bir memlekete birisini dâhil ettirmek.
Eksiltmek.
Kötü bir hale uğratmak.
hem-hudud
Hudutları bir olan, sınırları birbirine bitişik olan memleket veya arazi.
(Farsça)
hemşehri
Aynı şehirden. Aynı memleketli olan.
(Farsça)
hendese-i mülkiye mektebi
Osmanlı İmparatorluğu devrinde mühendis yetiştirmek gayesiyle açılan mekteb. XIX. yy. sonlarına kadar memlekette belediye ve mimarî işlerde vazife alacak mühendis bulunmuyordu. Nafia Nezareti bu ihtiyacı nazar-ı itibara alarak bir mühendis mektebi kurulmasının lüzumlu olduğunu ileri sürünce, padişah
hezaren
Sıcak memleketlerde yetişen; ve baston, sandalye gibi şeyler yapmakta kullanılan bir cins kamış.
hicret
Bir yerden bir yere göç etmek. Kendi memleketini bırakıp başka memlekete taşınmak.
Hz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Mekke'den Medine'ye hicret etmesi. İslâmiyetin ilk zuhurunda, şeref ve izzetleri zedelenen Mekke'deki putperest müşrikler daima Hz. Peygamber'e su-i kastlar tert
Bir yerden başka bir yere göç etmek.
Resûlullah efendimizin Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye göç etmesi.
Müslüman bir kimsenin, dînini korumak için, kâfir memleketinden, İslâm memleketine göç etmesi.
İslâm memleketinde fitne ve kötülük bulunan bir yerden iyi bir yere
Memleketten memlekete göç.
Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicreti, Miladın 622. senesi.
hıtat
(Tekili: Hıtta) Ülkeler, memleketler, diyarlar.
hıtta
Günahlardan istiğfar etmek.
Başkasının üzerinden suçluluğu kaldırmak.
(Çoğulu: Hıtat) Diyar, ülke, memleket.
hizb-üş şeytan
Şeytana ve nefislerine tâbi olanların grubu. Allah'ın kanun ve nizamına tâbi olmadan kafalarına güvenerek ve nefsanî arzularına uyarak gitmek isteyenler. Milleti, memleketi ve mukaddesatı yıkmağa çalışan ve ahlâksızlığa alıştıranların ve dinsizlerin topluluğu ve cereyanı.
horasan
İran'ın doğusunda bir memleket adı.
(Farsça)
Erzurum vilâyetine bağlı bir kasaba adı.
(Farsça)
Tuğla tozu ile kireçten yapılan bir nevi sağlam harç ismi.
(Farsça)
Kelime mânası: Doğan güneş.
(Farsça)
hudud-u memalik
Memleket hudutları. Ülkenin sınırları.
hududname
Memleket sınırını belirleyen vesika. Harp veya diğer bir ihtilaf sonunda iki taraf murahhaslarınca yerinde tetkik edilerek tanzim olunan harita ve rapor.
(Farsça)
Memleket dahilindeki bir çiftlik veya arazinin sınırlarını göstermek üzere yapılmış olan vesika.
(Farsça)
hukuk-u siyasiyye / hukuk-u siyâsiyye
Siyasi haklar. Memleket idâresini ve halkın hakkını tanıyan hükümlerin tamamı.
hukuk-u teamüliyye
Memleketin ahlâkını ve âdatını bildiren örf mânasında kullanılır.
hükumet / hükûmet
Bir memleketi idare edenler. Vekiller hey'eti. Devlet.
i'malat
Bir memlekette veya bir fabrikada yapılan işler ve eserler.
iade-i mücrimin / iade-i mücrimîn
Suçluların kendi memleketlerine iade edilmesi.
ibn-üs-sebil / ibn-üs-sebîl
Kendi memleketinde zengin ise de, bulunduğu yerde yanında malı, parası kalmamış olan ve çok alacağı varsa da, alamayıp, muhtâç kalan.
icra kuvveti
Memleketi idâre eden, kanunları tatbik eden kuvvet.
idhalat / idhalât
(Tekili: İdhal) Memleket haricinden eşya ve mal getirmek.
ihrac
Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
ihracat
(Tekili: İhrâc) Memleketteki fazla malı başka memlekete göndermek, satmak.
Çıkarmalar. İhraç etmeler.
ihtilaf-dar
Huk: Mirasçı ile miras bırakanın ayrı ayrı memleketler halkından olması.
(Farsça)
ıklim
Bir yerin hava şartları. Memleket. Küre-i arzın kıt'a ve her bir memleketi.
ilhani / ilhanî
İlhanlık. İlhanla alâkalı. İlhanın idare ettiği devlet şekli, imparatorluk. Bu idareye bağlı memleketler. İlhan olma hâli.
imtiyaz madalyası
2. Abdülhamid'in 11/10/1885 tarihli emriyle devlet ve memleket yararına hizmet edenlere, vazifeyle gönderildikleri yerde başarı gösterenlere verilmek üzere çıkarılan madalya. Altun ve gümüşten olmak üzere iki çeşit olan bu madalyaların ön yüzünde II. Abdülhamid'in "Elgazi" tuğrası, bunun altında sal
ırak / ırâk
Dicle nehrinden aşağı Basra'ya kadar Şat Suyu'nun iki tarafı olan memleket.
Su kenarı.
Kökler, asıllar, bünyadlar.
Uzak.
iran
Fars memleketi.
iskele
Binada yüksek yerleri yapabilmek için kurulan geçici sal.
Deniz nakil vasıtalarının yanaşabilmeleri için deniz kıyısında yapılan yer.
Deniz kenarında ve deniz vasıtalarının yanaşmasına elverişli kasaba.
Bir memleketin deniz yolu ile yapılan ticaretine vasıta olan lima
isti'mar
Bir yeri imar etmek. Bir yerin mâmurluğunu istemek.
Müstemleke yapmak, sömürgeleştirmek. İstimlak etmek.
istihlakat-ı dahiliye / istihlâkat-ı dâhiliye
Dâhilî sarfiyat. Memleket içi harcamalar.
istihsalat
(Tekili: İstihsal) Üretilen şeyler. Bir memleketin veya fabrika gibi faaliyet merkezlerinin çıkardığı, yetiştirdiği şeyler.
ittitan
Bir memlekette veya bir şehirde yerleşme. Vatan edinme.
jimnaz
Bazı memleketlerde orta tahsil müesseselerine verilen isim. İdadî mektebi.
ken'an
Filistin. Hz. Yâkub'un (A.S.) memleketi.
kişver
Memleket, ülke.
(Farsça)
İklim.
(Farsça)
kişverküşa
Memleket fetheden.
kıt'a
(Çoğulu: Kıtat) Dünyanın kara parçalarından her biri.
Memleket. Ülke.
Mat: Bir dairenin bir yayı ile onun çapı arasındaki kısım.
Tıb: Kesik organın vücudda kalan parçası.
Ask: Çok kalabalık olmayan askerî kuvvet.
Edb: En az iki beyitten yapılmış manzum
kıtaat
(Tekili: Kıt'a) Bölümler, cüzler, parçalar.
Büyük kara parçaları.
Askeri birlikler.
Ülkeler, memleketler.
koloni
Bir ülkenin, sınırları dışında işgal ettiği ve yönettiği ülkeye sıkı bağlarla bağlı arazi.
(Fransızca)
Başka bir memlekete yerleşmeğe giden göçmen topluluğu veya bir topluluğun yerleştiği yer.
(Fransızca)
Bir memlekette bulunan yabancılar topluluğu.
(Fransızca)
kongre
Çeşitli memleketlerden yöneticilerin, elçilerin ve delegelerin katılmasıyla yapılan toplantı.
(Fransızca)
kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار
Kut'ül Amare ne demektir?
Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.
İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.
Kut'ül Amare zaferinin önemi
Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.
28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.
Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.
Kût'a tramvayla asker sevkiyatı
İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.
Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.
Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.
Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.
Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.
Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.
Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.
Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.
Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.
ma'mulat-ı dahiliye / ma'mulât-ı dâhiliye
Dâhilî mamulat. Memlekette yerli olarak yapılan şeyler.
maarif
Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi.
Meharet. Üstadlık. Hüner.
Marifetler. Mâruflar. Kültürler.
Çehrenin manzarada zâhir olan yerleri.
Bir memleketin okullarını ve tahsil ihtiyacını idâre ve te'mine çalışan bakanlık.
mal-ı habis / mâl-ı habîs
Zor ile gasb edilen ve rüşvet olarak alınan, çalınan mallar ve kendine emânet olan mallar, izinsiz ticârette kullanılarak elde edilen kârlar ve dâr-ül-harbde yâni kâfir memleketlerine gidenin (tüccârın, seyyâhın), kafirlerden, rızâsı olmadan aldığı mallar.
mançurya
(Mançu memleketi) Asya'nın kuzeydoğu tarafında büyük bir memleket olup, son zamana kadar kuzeyde Ohurcuk Denizine ve Sahalin Adasını ayıran Tataristan Boğazı'na kadar uzandığı halde; doğudan Japon Deniziyle sınırlanmış iken, sonraları kuzey ve kuzeydoğu tarafları Ruslar tarafından zaptedilerek Sibir
manda
Kendini idare edemeyen bir memleket ahalisini başka bir yabancı devletin idare etmesi.
(Fransızca)
t. Camız denen hayvan. Kömüş.
(Fransızca)
medain
(Medayin) Şehirler, medineler. Büyük memleketler.
Şimdi harabe olup İslâmiyyetten evvel yaşamış Kisralıların Nuşirevan zamanında kurdukları merkez-i hükümetleri olan büyük şehir. Peygamber Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın doğduğu gece bu şehirdeki büyük sarayın eyvanları yıkılm
melik / melîk
Hâkim-i Mutlak. Hükümdar. Sultan. Memleket sahibi. Padişah. Kadir. (Daimî sıfattır.)
memalik / memâlik
(Tekili: Memleket) Memleketler.
Memleketler.
memalik-i baride / memâlik-i bâride
Soğuk memleketler, ülkeler.
memalik-i harre / memalik-i hârre / memâlik-i harre
Sıcak memleketler. İklimi çok sıcak olan mıntıkalar.
Sıcak memleketler.
memalik-i islamiye ve osmaniye / memâlik-i islâmiye ve osmaniye
İslâm ve Osmanlı memleketleri, ülkeleri.
memalik-i osmaniye
Osmanlı memleketi. Osmanlılara aid memleketler.
memleket-i islamiye / memleket-i islâmiye
İslâm memleketi.
memleket-i rabbaniye / memleket-i rabbâniye
Rab olan Allah'ın memleketi.
memleket-i vasia / memleket-i vâsia
Geniş, büyük memleket.
memluk / memlûk
Hür olmayan insan. İslâm hukûkunda harbde esir alınıp, İslâm memleketine getirilen kimse, köle.
merzbum
Hududu belli olan memleket.
(Farsça)
mısr
(Çoğulu: Emsâr) İki şey arasındaki perde, hâil.
Memleket. Şehir.
Afrika'nın şimalinde bir memleket ismi.
Bir hububat adı.
mü'tefikat
Lut kavminin köyleri, memleketleri.
Lut kavmi.
mücavir / mücâvir
Komşu. Memleketini ve yurdunu terk ederek, zamânını Haremeyn-i şerîfeynde yâni Mekke-i mükerremedeki Mescid-i Harâm'da ve Medîne-i münevverede ise Mescid-i Nebî'de (Peygamber efendimizin mescidinde) ibâdetle geçiren kimse.
müdemlak
(Müdemlek) Yuvarlak nesne.
muhacir
Göç eden, bir memleketten kalkıp, başka bir yere yerleşen.
Mc: Allah'ın yasak ettiğinden uzaklaşan.
mukim / mukîm
Doğduğu veya evlendiği veya hep kalmak niyyeti ile yerleştiği yerde oturan veya 104 km ve daha uzak bir yerde giriş çıkış günlerinden başka on beş gün veya daha fazla kalmaya niyet eden kimse. Mâlikî ve Şâfiî mezheblerinde dört gün kalmaya niyet eden ve kendi memleketine giren mukîm olur.
İkamet eden. Ayakta duran.
Okuyan.
Bir memlekette devamlı duran.
Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir.)
Esmâ-i İlâhiyyeden olup "Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet
mülket
Mülk.
Memleket. Ülke.
mülkiye
Memleket idaresi için çalışan daire veya bu daireye mensup olanlar.
Asker olmayanlar.
Şeriat âlimlerinin hâricindeki memurlar sınıfı.
mültezim
Bir şeyi kendi üzerine lâzım eden; iltizam eden, üzerine alan, deruhte eden. Devlet hazinesine maktu, muayyen vergi verip bir kısım memleketlerin aşar gibi varidatının tahsilini üzerine alan.
müruriye
Bir köprüden veya yabancı memleketden geçerken verilen para.
müsta'mer
Muhacir yerleştirilerek imar edilen yer.
Müstemleke, sömürge.
müsta'merat / müsta'merât
(Tekili: Müstâ'mere) (Umrân. dan) Sömürgeler, müstemlekeler.
müsta'mir
İsti'mar eden, bir yere muhacir yerleştirerek orasını mâmur hâle getiren.
Müstemlekeci. Sömürgeci.
müstahfız
Tar: Yeniçeriliğin kaldırılmasından evvel, kale, hisar ve memleket muhafazasında bulunan kimseler hakkında kullanılan bir tabirdi. İlk zamanlardaki müstahfızlık, daim hizmet hâlinde olduğu için kendilerine timar verilirdi. Sonraki müstahfızlık ise, harp gibi lüzum görüldüğü zaman askerlik hizmetine
müste'min kafir / müste'min kâfir
Müslüman bir memlekete onların izni ile giren müslüman olmayan kimse.
müstemlekat / müstemlekât
Müstemlekeler. Başka devletlerin emri ve idaresi altında olan yerler. Memleketler.
müstemleke
Başka bir devletin idaresi altında bulunan memleket, yer, sömürge.
Başka bir devletin idaresi altında bulunan memleket. Hicret etmişlerle iskân edilmiş yerler. Sömürge.
müsteşrik
(Şark. dan) Doğu memleketlerinin din, dil ve tarihlerini ve diğer bâzı hususları araştırıp tesbite çalışan batılı âlim. Garplı âlim. (Orientalist)
Doğu memleketlerini, din, dil ve târihleri başta olmak üzere her yönden araştırıp tesbite çalışan batılı ilim adamı. Garplı bilgin, oryantalist, şarkiyâtçı.
mütemetti' hac
Hac aylarında ömre yapmak için ihrâma girip, ömre için tavâf ve sa'y yapıp, traş olup ihrâmdan çıkıp sonra memleketine gitmeyerek, o sene terviye gününde veya daha önce, ihrâma girerek müfrid hacı gibi hac yapma.
necid
Kahraman, bahadır.
Arabistan'da bir memleket ismi.
Münbit yer. Fitne ve nifak yeri olan memleket.
Arslan.
nih
(Nihâden: "Koymak" mastarından emir kökü) Koy.
(Farsça)
Memleket, şehir, belde.
(Farsça)
nuristan-ı rahman / nuristan-ı rahmân
Sonsuz rahmet sahibi olan Allah'ın nurlu memleketi.
politika
İtl. Memleket işlerini idare için tutulan ölçülü yol. Siyaset.
şam
Akşam. Akşam yemeği. "Şe'm, şâm" Arapçada "sol" mânâsına gelir. "Yemen" sağ demek olduğundan Hicaz'a nisbetle sol taraftaki memleketlere Şam, sağ tarafdaki beldeye de Yemen ismi verilmiştir.
Suriye ve Lübnan memleketlerine de Şam denilmiştir.
Arabların Dımışk dedikleri şehrin
samyeli
Sıcak memleketlerde esen bunaltıcı rüzgâr.
şehristan / şehristân
Memleket.
şehristan-ı istikbal / şehristân-ı istikbâl
Geleceğin büyük şehri, istikbal memleketi.
serahor
Osmanlı İmparatorluğunun ilk devirlerinde ordunun bir yerden başka bir yere hareketinde yolların yapılması ile beraber ağırlıkların nakil vesairesi veyahut memleket içinde zelzele, deprem gibi bir âfetin vukuuyla harap olan yerlerin hemen tamir edilmesi işlerinde kullanılanlara verilen addır.
sıla / sılâ
Kavuşma, asıl memleket.
sıla-i rahim
Gurbette bulunanın memleketine gelip akrabasına kavuşması.
siyaset
Memleket idare etme san'atı. Devlet idare tarzı.
Dünya ve âhirette necatlarına sebeb olacak bir yola, insanları irşad ile beşeriyetin salâhına çalışmak.
Diplomatlık. Politika.
Seyislik, at idare işleriyle uğraşma.
sünusi / sünusî
(Seyyid Muhammed bin Ali) (Hi: 1206 - 1276) Şâzelî (Şazilî) Tarikatının sonradan teşekkül eden kollarından birisinin kurucusudur. Cezayir'in büyük velilerindendir. Memleketinin bir çok yerlerini ve Mekke-i Mükerreme'yi ziyaret etmiş; Mısır'da, Bingazi'de tederrüsle iştigal etmiştir. Bingazi'de zaviy
tagrib
(Gurbet. den) Birini gurbete gönderme.
Memleketten çıkarma, uzaklaştırılma.
Kovma.
taraf
Yan, yön.
Yer, memleket, ülke. Kıt'a.
Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak.
Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri.
tarih
Hâdiseye vakit tayin etmek.
Vak'anın vukuuna tayin olunan vakit. Zaman tesbiti.
Geçen hâdiseleri kaydetmekten hâsıl olan ilim.
Vak'anın vukuuna vakit tayin eden söz ve makam.
Memlekette vâki olan hâdiseleri zamana nazaran tertip ve sırasıyla zikir ve beyan ede
taşra
Hariç ve dış taraf.
İstanbul harici olan memleket.
Merkez-i hükümet hâricinde olan yerler.
tebdil-i memleket
Memleket değiştirmek.
telid
(Telide) (Veled. den) Yabancı memlekette doğduğu halde küçük yaşta İslâm diyârına getirilerek orada büyütülmüş ve oranın tâbiiyetini kabul etmiş olan kişi.
temettu' hac
Hac günlerinden önce umre için ihrâma girip ve bu umre yapıldıktan sonra memleketine dönmeden, tekrar ihrâma girerek yapılan hac. Hacc-ı Temettû'.
ticval
Memleket seyredip dolaşmak, gezmek.
türk
Türkler, Asya'nın en büyük ve en meşhur milleti olup, Turan milletlerindendir. Türkler en evvel Sibirya ile Çin arasında olan Altın Dağı taraflarında yaşamışlar ve oradan defalarca güney ve batıya doğru yayılarak Çin'de ve Türkistan memleketlerinde fetihler yapmışlardır.Türkler eskiden beri iki şube
vak'a-i hayriye
Tar: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması münasebetiyle kullanılan bir tabirdir. İlk önceleri büyük hizmetleri görülen Yeniçeriler, zamanla nizam ve intizamlarını kaybettikleri gibi, son zamanlarda uygunsuz hareket ve isyanlarla memleketin başına belâ kesildikleri için, ocağın lağvı hayırlı sayılmış ve b
vatan
İnsanın yerleştiği, oturduğu yer, memleket.
vatan-i asli
Asıl vatan, memleket.
vatanperver
Vatanını seven. Memleketine hizmet eden.
(Farsça)
vücuh
(Tekili: Vech) Çehreler, yüzler, suretler.
Tarzlar.
Sebepler.
İmkânlar.
Münasebetler.
Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar.
Bir memleketin ileri gelenleri.
yakub aleyhisselam / yâkûb aleyhisselâm
Ken'an diyârındaki (Fenike denilen Sayda, Sur ve Beyrut ile Filistin ve Sûriye'nin bir kısmından ibâret olan eski bir memleket) insanlara gönderilmiş olan peygamber. İshâk aleyhisselâmın oğlu, Yûsuf aleyhisselâmın babasıdır. Yâkûb, İbrânice bir isim olup, "Allahü teâlânın saf ve temiz kıldığı kul" m
yavuz sultan selim
(Hi: 875-926) Osmanlı Padişahlarından dokuzuncusudur. Sultan Süleyman Han'ın babası, 2. Bayezid Han'ın oğludur.Azim ve sebat örneği olan ve memleket mes'elelerinde en küçük kusurları bile afvedemiyen Yavuz Selim, Çaldıran seferine çıkmıştı. Uzun müddet seferde olan askerleri bir gün padişahın çadırı
yunus emre
(Vefat Mi: 1320) Porsuk Nehri'nin Sakarya'ya döküldüğü yere yakın Sarıköy'de doğduğu söylenir. Tasavvufî halk edebiyatının veli şâiri olan Yunus Emre, yaşadığı devirde halk tabakasını irşad ve tenvir etmiştir. Bir çok memleketleri ve bu arada Konya, Şam ve Azerbeycan'ı dolaştı. Konya'da Mevlâna ile
zabtıyye
Jandarma veya polis kuvveti. Memleket içi âsâyiş ve intizamı te'min maksadı ile çalışan hükümet kuvveti.
En Çok Aranan Osmanlıca Kelimeler
kut'ül amare
ruhban
münib
lev
şegaf
tercüman-ı beliğ
inantab
terceme
tercüme
Emzik
En Son Aranan Osmanlıca Kelimeler
Carub
misafirhane
Ellezi
mukavemetsuz
halaka
cebîn
nâ-
fikr-i ta'kib
samite-i meyyite
murtad
En Son Aranan Türkçe Kelimeler
Emlek
Ahbab
TUTUM
BABAMI
harab eden
Tair
Miknatis
Sunma
Ellezi
Ellezine