LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Eleme ifadesini içeren 158 kelime bulundu...

adem-i te'lifiyet / adem-i te'lîfiyet / عدم تأليفيت

  • Uzlaşamama, bir araya gelememe.

alem-i anasır / âlem-i anâsır

  • Unsurlar âlemi; elementler, atomlar dünyası.

anasır / anâsır

  • Unsurlar, elementler.
  • (Tekili: Unsur) Unsurlar. Bir şeyin meydana gelmesine sebeb olan temel esaslar. Elementler.

anasır-ı arziye / anâsır-ı arziye

  • Dünyadaki unsurlar, elementler.

anasır-ı camide / anâsır-ı câmide

  • Cansız elementler.

asit

  • Terkibindeki hidrojenin yerine element alarak tuz meydana gelmesine sebep olan ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek hâsiyetinde hidrojenli birleşik hamız. (Fransızca)

aşşab

  • (Aşşeb. den) Nebatları, bitkileri toplayarak ve misallerini kurutarak her biri üzerinde ilmî incelemeler yapan âlim.

baryum

  • yun. Kim: "Ba" sembolü ile gösterilen bir element.

berd

  • Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Noksan hararet.
  • Ölmek.
  • Soğuk su ile gusletmek.
  • Uyumak.
  • Sabit olmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bir şeyi eğelemek.
  • Sürme çekmek.
  • Söğmek.
  • Tutya, çinko.

berilyum

  • yun. Zümrüt gibi bazı taşların bileşiminde bulunan bir elementtir. (Be) sembolü ile gösterilir.

beşaret / beşâret

  • Müjdeleme.

beytutet / beytûtet / بيتوتت

  • Geceleme, bir yerde geceyi geçirme.
  • (Beyt. den) Gece kalma, geceleme.
  • Ayırmak, teferruk.
  • Gece baskın yapmak.
  • Geceleme. (Arapça)

biat

  • Bağlılığını, itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek. El tutarak bağlılığını alenen izhar etmek. Bağlılığını tazelemek.
  • Rey vermek.

bilisan-ı anasır / bilisan-ı anâsır

  • Unsurların, elementlerin diliyle.

bira

  • (Felemenkçe) İçinde alkol bulunan ve bu sebeple haram olan bir cins içki.

bitet

  • Geceleme, gece kalma.

cadde-i tetkik

  • İnceleme yolu.

cerbeze

  • İşleri incelemek, anlamak kuvvetini, lüzumsuz yerlerde kullanmak, ukalâlık etmek, gereksiz aklî yorumlarda bulunmak. Hikmetin aşırısı.

dervah

  • Hastalıktan yeni kurtulan, iyice kendisine gelemeyen kimse. (Farsça)
  • Sağlam, metin, muhkem. (Farsça)
  • Doğru, asıl, gerçek. (Farsça)
  • Yiğitlik, cesaret, cesur olmak, şecaat. (Farsça)
  • Ayıp, utanma. (Farsça)
  • Sertlik, kabalık. (Farsça)

ebced

  • Arabça Eski Sâmi alfabesindeki harf sırasının sayı değerine göre tertiplenmesinden meydana gelen birinci kelime. Bu tertip İbrâni ve Süryâni Alfabesindeki harfleri içine alır. İbâredeki kelimelerin sırası ve harflerin rakam değerleri şu suretle gösterilmektedir (Ebced), (Hevvez), (Hutti), (Kelemen),

eleman

  • (Lât: Element) Unsur. Bileşik bir şeyi meydana getiren basit şeylerden biri. Bir bütünün parçaları.

etüd

  • İnceleme, tetkik etmek. (Fransızca)
  • Musikide didaktik maksatla bestelenmiş eser. (Fransızca)

fihi nazarun / fîhi nazarun

  • "Ona bir bakmak, incelemek lâzımdır".

hades

  • Yeni olma, sonradan olma.
  • Abdesti tazelemeyi gerektiren şey, manevî pislik.

hafif ikrah / hafîf ikrâh

  • Şiddetli olmayan zorlama. Canın veya uzvun telefine yol açmayan, yalnız acı ve eleme sebeb olacak derecedeki dövme ve hapsetme gibi şeylerle yapılan zorlama.

halb

  • Parçalama, pençeleme.
  • Birinin aklını başından alma.

helhele

  • Okuyucunun tesirli nağmeyi tekrar etmesi.
  • Unu seyrek elekten elemek.
  • Teenni ile encamını beklemek.
  • Bir şeye pek yaklaşıp çatmak.

hetepete

  • Kekeleme. Konuşurken şaşırıp tereddüd etme.

heylulet / heylûlet

  • Araya girme, perdeleme, kapama.

homogen

  • Bütün elemanları aynı yapıda veya aynı keyfiyette olan. (Fransızca)
  • Kim: Aynı cinsten olan. Çeşitli elementlerin birleşmesiyle meydana gelmelerine rağmen, bütün kütlelerinde aynı özellikleri gösteren maddelerdir. (Fransızca)

ibşar

  • (Büşr. den) (Çoğulu: İbşarât) Müjdeleme, tebşir etme, sevinçli bir haber bildirme.

ibşarat

  • (Tekili: İbşâr) Müjdelemeler, tebşir etmeler, sevinç verici haber bildirmeler.

id'as

  • Tepelemek.

igşa

  • Örtmek. Bürümek. Kapamak. Perdelemek.

ihaş

  • Bir kimsenin namusuna dokunma, namusunu lekeleme.

ihlal / ihlâl / اخلال

  • Bozma, lekeleme, halel getirme. (Arapça)
  • İhlâl edilmek: Bozulmak, halel getirilmek. (Arapça)
  • İhlâl etmek: Bozmak, halel getirmek. (Arapça)

imhal / imhâl

  • Erteleme.

immisar

  • (İmtisar ile aynı mânâdadır) Süt sağmak.
  • Bir şeyi incelemek.
  • Az olmak.
  • Dağılmak.
  • Hâil, perde.

indettetkik

  • Tetkik sırasında, inceleme anında.

inhisaf / inhisâf

  • Ay tutulması
  • Söner gibi olma, parlaklığın gitmesi.
  • gözden düşürme, perdeleme.

irtitac

  • Konuşurken kekelemeye başlama, dili tutulma.

ısrar / اصرار

  • Diretme, üsteleme. (Arapça)

istibşar / istibşâr

  • Müjdeleme.
  • Müjdeleme.

istidad-ı tahkik ve terakki

  • Delilleriyle inceleme ve ilerleme istidadı, yeteneği.

istidkak

  • İncelemek, dakik olmak.

istinfaz

  • Bir yerin bütün her tarafını iyice öğrenebilmek için dikkatle bakma, inceleme.

istinhas

  • Haberi iyice inceleme.

karban-saray / kârban-saray

  • Kervansaray. Şehirlerde veya yol üzerlerinde kervanların ve yolcuların gecelemelerine mahsus büyük han. (Farsça)

karbon

  • Bir element, kömür.

kemal-i tahkik / kemâl-i tahkik

  • Mükemmel tahkik, araştırma ve inceleme.

lekedar etme

  • Lekeleme, kirletme.

lekedar etmek

  • Lekelemek, karalamak.

levs

  • Pislik, murdarlık. Kir.
  • Zor. Kuvvet.
  • Tam olmayan, zayıf beyyine.
  • Bir şeyi ağızda öte beri gevelemek.
  • Deprenmek.
  • Bulaştırmak ve karıştırmak. Bulaşıklık.
  • Cerâhet, yara.

lüknet

  • Pelteklik, dil tutukluğu, kekeleme.

lüknunet

  • Kekeleme, pelteklik, dildeki tutukluk.

lükunet

  • Dildeki tutukluk, pelteklik, kekeleme.

madde-i unsuriye

  • Bir varlığı oluşturan temel madde, element.

mahkeme-i temyiz

  • Adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme ve tahkik mercii olan yüksek mahkeme.

masr

  • Parmak uçlarıyla süt sağmak.
  • Bir şeyi incelemek.
  • Az olmak.
  • Dağılmak. (İmtisar veya immisar ile aynı manadadır.)

me'lum

  • Kederli. Eleme, derde tutulmuş.

medar-ı tedkik / medâr-ı tedkik

  • Araştırmayı, incelemeyi gerektiren sebep.

meyl-i taharri / meyl-i taharrî

  • Araştırma, inceleme meyli, isteği, eğilimi.

mizanü't-ta'dil

  • Dengeleme ölçüsü; adâlet terazisi.

mucib-i tetkik ve nakz

  • Kararı bozma ve tekrar araştırıp inceleme gerektirici durum, gerekçe.

müdakkikin / müdakkikîn

  • İncelemeciler.

muhakeme

  • (Çoğulu: Muhakemât) (Hüküm. den) Dava için iki tarafın mahkemeye baş vurması.
  • İki tarafın mahkemeye baş vurması.
  • İki tarafı dinleyip hüküm vermek.
  • Düşünmek.
  • Zihinde inceleme yapmak.
  • Karar vermek için iyice düşünmek.

muhakeme etmek

  • Hüküm vermek için delilleri incelemek; yargılamak.

mumatala-i hak / mumâtala-i hak

  • Hak, borç vs. yerine getirmeme ve ödemeyi erteleme, tecil etme.

münakaşa / münâkaşa / مناقشه

  • Tartışma.
  • İrdeleme.

münazara / münâzara

  • Doğruyu ortaya çıkarmak maksâdı ile karşılıklı olarak yapılan ilmî konuşma. Bir mes'eleyi belli kâideler dâhilinde karşılıklı inceleme, bir mes'ele hakkında yapılan karşılıklı konuşma.

mürekkebat-ı mütedahile-i mütesaide / mürekkebât-ı mütedahile-i mütesaide

  • Atomların iç içe dizilmesiyle yükselip gelişerek meydana gelen moleküller, elementler, bileşikler.

mütalaa / mütâlaa / mütâlââ / مطالعه

  • Dikkatle okuma, inceleme.
  • İnceleme, düşünme, okuma.
  • Okuma. (Arapça)
  • Görüş. (Arapça)
  • İnceleme. (Arapça)

mütalaa etme / mütalâa etme

  • Okuma, inceleme.

mütalaagah / mütalâagâh / mütâlââgâh

  • Dikkatlice okuma ve inceleme yeri.
  • İnceleme yeri.

nahl

  • Hurma ağacı.
  • Gelinler için yapılan süs ağacı.
  • Un elemek.

nazar

  • Bakmak. Göz atmak.
  • Düşünme, inceleme.

nazar-ı tetkik

  • Tetkik etmek, incelemek amacıyla bakmak.

nesi'

  • Tehir etmek, ertelemek, geciktirmek.

radyumvari / radyumvârî

  • Işık saçan radyum elementi gibi.

rapor

  • İnceleme sonucunu bildiren yazı.

rekaket

  • Kekeleme, dil tutukluğu.
  • Sözün kusurlu oluşu. Belagattan mahrum olmak.
  • Zayıf ve ince olmak, yufka olmak.
  • El ile cismin hacmi ve cüssesini anlamak için yoklamak.
  • Gevşeklik, zayıflık, dermansızlık.

safsafa

  • Elemek.
  • Asılsız yapmak.
  • İşe yaramaz hâle getirmek, yaramaz etmek. Hor ve hakir etmek.

sakl

  • Törpü ile eğeleme. Cilâlama.

şarkiyat

  • Şark dilleri veya ilimleri hakkında inceleme yapan ilim şubesi.

sefsefe

  • Nişasta, un gibi şeyleri eleme.

şeka'

  • Maraz, hastalık.
  • Hiddet, kızgınlık, gadap.
  • İncelemek.

siper

  • Arkasına saklanılacak şey. Koruyan. (Farsça)
  • Mânia. Sığınak veya set arkası, duvar altı gibi kuytu yerler. (Farsça)
  • Okun, giderken kabzayı zedelememesi için sol elin üzerine konulan âlet. (Farsça)
  • Muharebede askerin kurşun ve gülleden korunması için toprak kazılarak açılan ve ön tarafına, çıkan (Farsça)

ta'lik / ta'lîk / تعليق / تَعْل۪يقْ

  • Askıya alma. erteleme. (Arapça)
  • Ta'lîk edilmek: Asılmak, iliştirilmek, tutturulmak. (Arapça)
  • Asma, erteleme.

ta'mik / ta'mîk / تعميق

  • Derinleştirme. (Arapça)
  • Derinlemesine inceleme. (Arapça)

ta'mikat

  • (Tekili: Ta'mik) Derinleştirmeler. İncelemeler, tedkik etmeler, araştırmalar.

ta'vik / ta'vîk / تعویق

  • Askıya alma, geciktirme, erteleme, oyalama. (Arapça)
  • Ta'vîk edilmek: Geciktirilmek, ertelenmek, askıya alınmak. (Arapça)
  • Ta'vîk etmek: Geciktirmek, ertelemek, askıya almak. (Arapça)

tadil etmek / tâdil etmek

  • Düzeltmek, dengelemek.

taharri

  • (Hary. dan) Aramak. Araştırmak. İncelemek. Araştırılmak.

taharriyat / taharriyât

  • Araştırmalar, incelemeler.

tahkik

  • Doğru olup olmadığını araştırmak veya doğruluğunu, yanlışlığını meydana çıkarmak. İncelemek. İçyüzünü araştırmak.
  • Bir şeyi eksiksiz ve ziyâdesiz yapmakta mübâlağa etmektir. Bir şeyin hakikatına ermek, künhüne vâkıf olmak, nihayetine erişmek demektir. Kur'an kıraat ıstılahında ise: He

tahlil / تحليل

  • Bir şeyi incelemek üzere parçalarına ayırma.
  • Analiz.
  • İnceleme.

takbihat

  • Çirkinlikle niteleme, çirkin gösterme.

talik / tâlik

  • Sonraya bırakma, erteleme.

tamik

  • Derinleştirme, iyice inceleme.

tariz / târiz

  • Dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye "İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır." diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi.

tasvir / tasvîr / تصویر

  • Resmetme. (Arapça)
  • Resim. (Arapça)
  • Niteleme. (Arapça)

tavsif / tavsîf / توصيف

  • Niteleme, özelliklerini söyleme.
  • Vasıflandırma, niteleme. (Arapça)
  • Tavsîf edilmek: Vasıflandırılmak, nitelenmek. (Arapça)
  • Tavsîf etmek: Vasıflandırmak, nitelemek. (Arapça)

tavsifat / tavsifât

  • Nitelemeler.

te'cil / te'cîl / تأجيل

  • Geciktirme, erteleme. (Arapça)
  • Te'cîl edilmek: Geciktirilmek, ertelenmek. (Arapça)
  • Te'cîl etmek: Geciktirmek, ertelemek. (Arapça)

te'hir / te'hîr / تَأْخ۪يرْ

  • Erteleme.

te'kid

  • Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma.
  • Üsteleme. Bir iş için evvelce yazılan bir yazıyı tekrarlama.

tebaşür

  • Muştulamak. Müjdelemek.
  • Mübaşeret etmek, bir işe girişmek, başlamak.

teberku'

  • Yüzünü örtme, peçeleme. Yaşmaklanma.

tebşir / tebşîr / تبشير / تَبْش۪يرْ

  • Müjdelemek. Hayır haber vermek. Müjdelenmek.
  • Müjdeleme.
  • Müjdeleme.
  • Müjdeleme, sevindirici bir haber ulaştırma.
  • Müjdeleme. (Arapça)
  • Tebşîr etmek: Müjdelemek. (Arapça)
  • Müjdeleme.

tebşirat / tebşirât

  • Müjdelemeler, müjde vermeler.
  • (Tekili: Tebşir) Müjdelemeler, müjde vermeler.
  • Müjdelemeler.

tecdid / tecdîd

  • Yenileme, tazeleme.

tecdid-i iman / tecdîd-i îmân

  • İmanı yenileme, tazeleme.
  • Bilerek veya bilmeyerek küfrü gerektiren (îmânı gideren) bir sözü söylemek veya bir işi yapmak yâhut böyle bir şeyi yapmış olma ihtimâli üzerine, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah sözünü; mânâsını bilerek ve inanarak söyleyip, îmânını yenileme, tâzeleme.

tecdid-i lezzet

  • Lezzeti yenileme, tazeleme.

tecdid-i nikah / tecdid-i nikâh / tecdîd-i nikâh

  • Nikâh tazeleme. Nikâh yenileme.
  • Nikâhı yenileme, tâzeleme.

tecdidat / tecdidât

  • Yenilemeler, tazelemeler.

tecil

  • Başka zamana bırakma, tehir, erteleme.

têcil

  • Erteleme.

tecrübe-i umumi / tecrübe-i umumî

  • Genele ait tecrübe, umumî deneyler ve incelemeler.

tedemmül

  • Toprağa gübre dökme. Toprağı gübreleme.

tedkik / tedkîk / تدقيق

  • İnceleme.
  • İnceleme, tetkik. (Arapça)
  • Tedkîk edilmek: İncelenmek. (Arapça)
  • Tedkîk etmek: İncelemek. (Arapça)
  • Tedkîk olunmak: İncelenmek. (Arapça)

tedkikat / tedkîkât / تدقيقات

  • Tedkikler, incelemeler.
  • (Tekili: Tedkik) Tedkikler. Araştırmalar. İncelemeler.
  • İncelemeler, tetkikler. (Arapça)

tedmir

  • Yok etmek. Mahvetmek. Tepelemek. Perişan etmek.

tehciye

  • Heceleme.

tehecci / teheccî / تهجى

  • (Hecâ. dan) Heceleme.
  • Heceleme. (Arapça)
  • Teheccî etmek: Hecelemek. (Arapça)

tehir

  • Erteleme, sonraya bırakma.

têhir

  • Erteleme.

tehir etme

  • Erteleme, sonraya bırakma.

tekniye

  • (Künye. den) Künyeleme, künye koyma.

tela'süm

  • Dil dolaşma, şaşırma.
  • Cevap verilecek yerde veremeyip kekeleme.
  • Saçmasapan cevap verme.

temyiz mahkemesi

  • Yargıtay; alt mahkeme kararlarının doğru verilip verilmediğini incelemekle görevli üst makam.

tenhil

  • Elek ile eleme.

tenkil

  • Tepeleme, sindirme.

tenkilat / tenkilât

  • (Tekili: Tenkil) Örnek olacak biçimde cezâlandırmalar.
  • Düşmanları tepelemeler.
  • Uzaklaştırmalar.

terkibat-ı mevcudat / terkibât-ı mevcudat

  • Varlıkların değişik elementlerin birleşmesiyle meydana gelişleri.

tesavük

  • Yürek zayıflığından eğilip sendelemek.

teşrih

  • Bir kitap veya ibareyi anlaşılır şekilde açıklamak, tafsilât vermek. İnceden inceye didikleyip araştırmak.
  • Tıb: Bir cesedi kesip parçalara ayırarak incelemek.

tesviye

  • Düzleme, dengeleme.

tetebbu / tetebbû

  • Araştırıp incelemek, derinliğine inceleyip tanımak.
  • Araştırma, inceleme.

tetebbu' / تتبع

  • Derinlemesine araştırma, inceleme. (Arapça)
  • Tetebbu' etmek: İncelemek. (Arapça)

tetebbuat / tetebbuât

  • Araştırıp incelemeler.
  • Araştırıp incelemeler. Arayıp öğrenmeler.
  • Araştırıp incelemeler.

tetebu'at / tetebu'ât / تتبعات

  • İncelemeler. (Arapça)

tetkik

  • İnceleme, araştırma.

tetkik etme

  • Derinlemesine inceleme.

tetkik-i ilmi / tetkik-i ilmî

  • İlmî inceleme, araştırma.

tetkik-i kütüb-ü diniye heyeti

  • Dinî kitapları inceleme kurulu.

tetkikat

  • İncelemeler.

tetkikat-ı amika / tetkikat-ı amîka

  • Etraflı, derin araştırmalar, incelemeler.

tetkikat-ı felsefe

  • Felsefenin inceleme ve araştırmaları.

tetkikat-ı fenniye

  • Bilimsel araştırma ve incelemeler.

tetkikat-ı ilmiye

  • İlmî bakımdan incelemeler, araştırmalar.

tetkiksiz

  • İncelemeksizin.

tevsik / tevsîk / توثيق

  • Belgeleme.
  • Belgeleme. (Arapça)
  • Sağlamlaştırma. (Arapça)
  • Tevsîk edilmek: Belgelendirilmek. (Arapça)
  • Tevsîk etmek: Belgelendirmek. (Arapça)

tevzin

  • Ölçülü yapma, dengeleme.
  • Dengeleme.

tezbil

  • (Toprağı) gübreleme.

ukde-i lisan

  • Kekelemek. (Farsça)

unsur

  • Kimyevî maddeden her biri. Mürekkeb cisimlerde bulunan basit maddelerin her birisi.
  • Umumdan ayrılan kısım.
  • Tam olan şeyin her bir parçaları.
  • Madde, esas, kök. Element.
  • Parça, element, madde, kök.

vasfeylemek

  • Nitelemek, özelliğini ifade etmek.

vazife-i tahkikat

  • Araştırma, inceleme görevi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın