LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Elan ifadesini içeren 40 kelime bulundu...

agzel

  • (Çoğulu: Uzelân-Uzul) Eğri kuyruklu at.
  • Silahsız kimse.
  • Yağmursuz bulut.

aşk-ı kimyevi / aşk-ı kimyevî

  • Fıtrî meyil ve alâka. Kimyevî unsurlar arasında birbirlerine karşı olan cazibe ve birleşme meyelanları ki; birer İlâhi emir ve kanunlardır.Fransızcası: Affinite (afinite) dir.

aynan

  • Akmak, seyelan.

barani / bârânî

  • Çivit mavisi renginde, Osmanlılar zamanında Selânik'te dokunan bir cins çuha. Yeniçeri ve Acemi oğlanlarına aralık ve ocak (erbain) aylarında verilen yağmurluk bârâniden yapılırdı. Yağmurluk, yağmurdan muhafaza eden şey. (Farsça)
  • Yağmurla ilgili. (Farsça)

cail

  • Cevelân eden. Yerinde durmayıp hareket eden.

cevelan / cevelân / جولان

  • Dolaşma, gezinti. (Arapça)
  • Cevelân etmek: (Arapça)
  • Dolaşmak, akmak. (Arapça)
  • Gezinmek. (Arapça)

cevelangah / cevelângâh

  • Gezip dolaşılan yer. Cevelân yeri. Tâlim meydanı.

cum'a-i bala / cum'a-i bâlâ

  • (Yukarı Cum'a) Osmanlılar devrinde, Selânik Vilâyetinin Serez sancağındaki bir kaza merkezi.

dabib

  • Akmak. Seyelân etmek.

def-i bela / def-i belâ

  • Belânın def edilmesi, giderilmesi.

dürur

  • İnmek.
  • Akmak, seyelân.

fasis / fasîs

  • Seyelan etmek, akmak.

feziz / fezîz

  • Seyelân etmek, akmak.

gasak

  • (Gusuk-Gasekan) İlk koyu karanlık.
  • Küfrün karanlığı.
  • Gözün dumanlanıp, seçemez olması.
  • Göz kararması.
  • Herhangi bir şeyin akması, dökülmesi.
  • Çok soğuk ve fena kokan içki veya su.
  • Kuvve-i şeheviyye.
  • Seyelân.

gazal

  • (Çoğulu: Gazale-Gazelân) Ceylân. Geyik, âhu. Geyik yavrusu.
  • Şarkıcı, mızıkacı.
  • Güzel göz.

gazv

  • Seyelân etmek, akmak.
  • Münkatı' olmak, kesilmek.

hacele

  • (Çoğulu: Hacel-Hacelân-Haclâ) Dişi keklik.
  • Çeşitli elbiselerle süslü gelin evi.

hala / hâlâ

  • (Hâlen) şimdi. Henüz. şimdiye kadar. Elân.

helva sohbetleri

  • Eskiden kış mevsiminin başlıca eğlencelerinden biriydi. Bu eğlenceler, her sınıf halk arasında rağbetteydi. Devlet erkânı, vükelâ, zengin konak sahibleri ve orta halli halk kendi imkânları ölçüsünde helva sohbetleri düzenler, eş ve ahbabına ziyafetler verirdi. Vükelânın düzenlediği sohbetler tantana

hemeyan

  • Akmak, seyelân etmek.

heyelan / heyelân / هيلان

  • Toprak kayması, heyelan. (Arapça)

icale

  • (Cevelan. dan) Dolaştırma, cevelan ettirme.

kürdistan

  • Kürdlerin oturdukları bölge.
  • İran'ın Ardelân eyaletinin eski adı.

mahmud şevket paşa

  • 31 Mart Hâdisesi patlak verdiği sırada Selânik'te bulunan Redif Tümeninin kumandanı.

malihulya / mâlihulya / مالى خوليا

  • Melankoli. (Arapça - Yunanca)

müsil

  • (Seyelan'dan) Akıtan, isale eden.

mütecavil

  • Birbiri etrafında dolaşan, cevelan eden.

natafan

  • Suyun seyelân etmesi, akması.

nezele

  • Akmak, seyelan.

rezm

  • Akmak, seyelân.

sadk

  • Akmak, seyelan.

sail

  • (Sual. den) Dilenci.
  • Fakir.
  • Soran.
  • İsteyen.
  • Akan, seyelan eden.

sels

  • Akmak, seyelân.

sicm

  • Seyelân etmek, akmak.

tatamün

  • Aşağı düşmek.
  • Meyelân etmek, eğilmek.

tecavül

  • (Çoğulu: Tecâvülât) (Cevelân. dan) Dolaşma. Cevelân etme.

tehemmu'

  • Seyelân etmek, akmak.

teşahhub

  • Akmak, seyelan etmek.

verel

  • (Çoğulu: Vürelân - Evrâl) Kelere benzer bir canavardır. Kuyruğu keler kuyruğundan uzun olur.

yel

  • (Çoğulu: Yelân) Pehlivan. şampiyon.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın