LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ekilen ifadesini içeren 78 kelime bulundu...

arazi / arâzi

  • (Tekili: Arz) Yerler. Ekilen toprak. Ekilen yerler.

atan

  • (Çoğulu: Atân) Kovası el ile çekilen kuyu.
  • Kuyunun ve havuzun etrafında deve çekip duracak yer.
  • Su kenarı.
  • Kokmak.
  • Dibâgat etmek.

ayib

  • Dönüp çekilen. Geri dönen. Tövbe eden.

berud / berûd

  • Soğutucu.
  • Göze çekilen sürme.

carre

  • Komşu kadını.
  • Yularından çekilen deve.

çilehane / çilehâne / چِلَه خَانَه

  • Çile çekilen yer.

çilehane-i uzlet / çilehâne-i uzlet

  • Çile çekilen yer. Yalnız başına ve çile içinde ibadet yapılan yer.

daliye

  • (Çoğulu: Devâli) Hayvanla döndürülüp su çekilen dolap. (Suyun döndürdüğü dolaba "nâurâ" derler.)

dar-ül ikab / dâr-ül ikab

  • Cehennem. Çok azab çekilen yer.

delv

  • (Delve) Kova. Su koyulan ve kuyudan su çekilen bakraç.
  • Oniki burçtan birinin adı.

ehl-i uzlet / اَهْلِ عُزْلَتْ

  • Yalnızlığa çekilenler.

ekhal

  • (Tekili: Kühl) Göze çekilen sürmeler.

enfiye

  • Buruna çekilen çürütülmüş tütün tozu.

fariğ / fâriğ

  • Devreden, geçiren, çekilen.

fayton

  • At ile çekilen binek arabası.

feha

  • (Çoğulu: Efhâ) Çorbaya katılan veya dövüp yemek üzerine ekilen bir ot.
  • Soğan.

flama

  • Mızrak ve süngü ucuna takılan, gemi direğine çekilen ince bayrak.

flandra

  • Harp gemilerinin ve bilumum beylik gemilerin grandi direklerine çekilen ensiz ve uzun şerit sancaklar.

guşe-gir / guşe-gîr

  • Bir köşeye çekilen. (Farsça)

guşe-nişin

  • Köşeye çekilen, münzevi, insanlardan uzaklaşan. (Farsça)

guşenişin / gûşenişîn / گوشه نشين

  • Köşesine çekilen, inziva hayatı süren. (Farsça)

hatıl

  • Taş duvarı takviye etmek için her bir-iki metrede çekilen tuğla veya kereste tabakası.

hatt-ı butlan

  • İptal etmek gayesiyle bir kaydın veya künyenin üzerine çekilen çizgi.

hıla'

  • Göze çekilen sürme.

huzane

  • Kendileri sebebinden gam ve tasa çekilen çoluk çocuk.

icba'

  • Ekilen ekini henüz olgunlaşmadan satmak.

inziva-gerde

  • İnzivaya çekilen. (Farsça)

ısam

  • Göze çekilen sürme.
  • Kırba bağı.
  • Kırba örtüsü.

iskarmoz

  • Gemilerin kaburgalarını teşkil eden eğri ağaçlar.
  • Kayıklarda kürek takılıp çekilen ağaç çiviye de bu ad verilir.

istintakname / istintaknâme

  • Huk: Sorguya çekilen kimsenin ifâdesinin yazıldığı kâğıt.

karaborsa

  • Piyasadan çekilen eşyanın, yüksek fiatla satıldığı gizli pazar.

kefaret / kefâret

  • Bir günahı affettirmek ümidiyle yapılan ibadet veya çekilen sıkıntı.

keffaret / keffâret

  • Dini suçun affı ümidiyle dünyada çekilen ceza.

keşide

  • Çekilen, çekilmiş. Çekmek. (Farsça)
  • Tartılmış. Dizilmiş. Tertibedilmiş. Yazılmış. (Farsça)

kuhl

  • Göz ilâcı.
  • Göze çekilen sürme.

küna

  • Arâzi. Tarla. Etrafı çevrilerek ekilen yer. (Farsça)

kur'a

  • Talih denemek maksadı ile çekilen kapalı pusla veya fal açma.

maksal

  • Mahsul ekilen yer.

makzaba

  • Yonca ekilen yer.

maznun

  • (Zann. dan) Zannolunmuş. Zan altında bulunan, kendisinden şüphe edilen.
  • Huk: Bir suç dolayısı ile sorguya çekilen kimse. Sanık.

meclub / meclûb

  • Çekilen, celbolunan.

mecrur / mecrûr

  • Çekilen, sürüklenen; gr. başına geldiği câr harfiyle önündeki fiilin mânâsı kendine bağlanan ve daima esreli okunan kelime.

menuc

  • Sütü diğer develerden sonra çekilen deve.

meşakkat-i bedeniye

  • Bedenen çekilen zorluklar, sıkıntılar.

metuh

  • Devamlı suyu çekilen işlek kuyu.
  • Suyu ağzına yakın olan kuyu.

mevadd-ı müncezibe

  • Cezbolunan, çekilen maddeler.

mezruat / mezrûat / mezrûât

  • Ekilenler.
  • Tarlaya ekilen tohumlar.

mihnetgah / mihnetgâh

  • Keder, gam ve mihnet çekilen yer. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

mihnetkede

  • Gam ve keder çekilen yer. Nihnet yeri. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

mıknatıs

  • yun. Demir ve benzeri mâdenleri kendine çekici hususiyeti bulunan câzibe.
  • Başka te'sir altında kalmadan kuzey ve güney kutuplarına doğru yönünü değiştiren demir çubuk. (İki kutbu bulunan bu mıknatıslı çubuğun şimale bakan kısmına şimal (kuzey) ucu, cenuba çekilen ucuna da cenub (güne

mu'tezil

  • İ'tizal eden. Cemaatten ayrılıp bir tarafa çekilen.

mukataa

  • (Kat'. dan) Kesişmek.
  • Ülfeti terk eylemek.
  • Birbirinden kesmek ve kesişmek.
  • Muayyen bir kira karşılığında arazinin kesime verilmesi.
  • Ekilen toprak için verilen muayyen vergi.

müncelib

  • Celbedilen, çekilen.

müncezib / مُنْجَذِبْ

  • Beriye çekilen, cezbedilen. İncizab eden.
  • Çekilen, cezbedilen.
  • Çekilen.

münzevi / münzevî / مُنْزَو۪ي

  • Yalnızlığa çekilen.

murad / murâd

  • İstenilen; arzû edilen şey.
  • Tasavvuf yolunda bulunanlardan çalışmadan Allahü teâlânın yardım ve dilemesi ile yüksek makâmlara kavuşanlar. İctibâ (çekilenler, istenenler) yolunun sâlikleri, yolcuları.

müsta'fi

  • Bir işten isteği ile çekilen, istifa eden.
  • Suçunun bağışlanıp afvedilmesini isteyen.

mutatarrif

  • Bir yana çekilen.

mütekabbız

  • (Kabz. dan) Toplanıp çekilen.
  • Asık suratlı, asık, çehreli.
  • Buruşup kasılan adale.

mutekif / mûtekif

  • İbadet için bir köşeye çekilen.

mütenahhi

  • Bir tarafa çekilen. Çekingen.

namusiyye

  • Yatan kimselerin başkaları tarafından görülmemeleri için, yatağın etrafına çekilen perde.

navek-i kalbi / navek-i kalbî

  • İçten, kalbden çekilen âh.

nazıh

  • (Çoğulu: Nevâzıh) Deve ile su çekilen kuyu.

nüşuk

  • Buruna çekilen ilâç, toz, enfiye vs.
  • Buruna çekme.

romörk

  • Denizde veya karada başka bir vasıta tarafından çekilen motorsuz taşıt. (Fransızca)

saut

  • Enfiye gibi burna çekilen ilâçlar.

sefif

  • Deve beline çekilen kolan.

sera-perde

  • Saray perdesi. Eskiden harem dairesinin önüne çekilen büyük perde. (Farsça)
  • Padişah çadırı, otağ. (Farsça)

seyyiat

  • (Tekili: Seyyie) Kötülük, günahlar, suçlar. Kötülüğe karşı çekilen sıkıntılar.

sübha

  • Çekilen tesbih, tesbih tânesi.
  • Duâ ve nâfile namaz.

takazic

  • Dövülüp ufalanarak yemeklerin üstüne ekilen otlar. Baharat.

türr

  • Yapı üstüne çekilen ip.

uzletgüzin / عزلت گزین

  • Tenhada yaşayan, yalnızlık köşesine çekilen. (Farsça)
  • Köşesine çekilen, münzevi. (Arapça - Farsça)
  • Uzletgüzin olmak: Köşesine çekilmek. (Arapça - Farsça)

vahdet-güzin

  • Yalnızlığa çekilen. (Farsça)

veter

  • Yayın çilesi. İp ve kiriş.
  • Bir kavsın iki ucu arasına çekilen doğru çizgi.
  • Kasları hareket ettiren kalın sinir.

yez

  • Bağ, bahçe, tarla vs. gibi arazilerin etrafına çekilen dikenli çalı. Çit. (Farsça)

zer edilen

  • Ekilen.