LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ehim ifadesini içeren 76 kelime bulundu...

akl

  • (Akıl) Men'etmek.
  • Sığınacak yer.
  • Kırmızı mihfe örtüsü.
  • Diyet.
  • İnsanın; hayrı, şerri ve ilimleri anlayan, sebeblerden neticeleri çıkaran ve eserden eser sahibine intikal eden hassası. Düşünme ve anlama kabiliyeti. Zihin, zekâ, tefehhüm, fehim, irade, anlayış, k

ba-vehim

  • Vehim ile, şüphe ile.

bahayim

  • (Tekili: Behaim) (Behime) Suriye'de bir sıradağ ismi.
  • Canavarlar.
  • Dört ayaklı hayvanlar.

bavehim / bâvehim

  • Vehim ve korku ile, şüpheyle.
  • Vehimle, kuruntuyla.

behim

  • (Behime) Dört ayaklı hayvan.

behime

  • (Bak: Behim)

bünyan-ı mersus

  • Birbirine lehimlenmiş, kenetlenmiş yapı.

evham / evhâm / اوهام

  • Olmayan bir şeyi olur zannı ile meraklanma. Üzüntü. Vehimler. Kuruntular. Zarar ihtimâli çok az olan bir şeyden meraklanma ve üzülme.
  • Vehimler ve hayaller. Kuruntular ve gerçek dışı şeyler.
  • Vehimler, kuruntular.
  • Vehimler, kuruntular.
  • Vehimler.
  • Vehimler, kuruntular. (Arapça)

evham-alud / evham-âlûd

  • Vehimler ve kuruntular karışmış.

evham-ı batıla / evham-ı bâtıla

  • İnsanları haktan uzaklaştıran bâtıl vehimler ve kuruntular.

evham-ı muzlime

  • Karanlık vehimler, kuşkular.

evham-ı seyyie / evhâm-ı seyyie

  • Akla gelen kötü vehim ve kuruntular.

evham-ı vahiye

  • Saçma vehimler, asılsız kuruntular.

evham-ı zamaniye

  • İçinde yaşanılan zaman diliminin yönelttiği vehimler.

evham-saz / evham-sâz

  • Vehimli, kuruntu saçan.

evhamın müdafaası

  • Vehimlerin def'edilmesi, kuruntuların kovulması.

fehem

  • (Fehim - Fehm) Anlayış. Zihnen kavrayış.

havass-ı (hamse-i) batına / havass-ı (hamse-i) bâtına

  • Kalbe bağlı beş duyğu: Hiss-i müşterek (hayâl kuvveti), müdrike (akıl), vehim (vâhime), hâfıza, mutasarrıfa (meydana getirici hayal kuvveti).

havass-ı aşere

  • On hasse, on duyu; görme, işitme, dokunma, koklama, tatma, hayal, akıl, vehim, hafıza ve tasarruf etme duyuları.

havass-ı hamse-i batına / havass-ı hamse-i bâtına

  • Kalbe bağlı beş duygu; hayal, akıl, vehim, hafıza, mutasarrıfa.

havya

  • Madenlerle yapılan kaynak işlerinde, lehimin eritilmesinde kullanılan âlet. Lehimi eritebilmesi için sıcak olarak kullanılması gereken bu havyaların çoğu elektrikle ısıtılır.

hulya

  • Kuruntu. Hayal. Vehim. Olmıyan bir şeyi düşünerek yaşamak. Akıldan geçen ve matmah-ı nazar olan husus. (Farsça)

idrak

  • Anlayış. Kavrayış. Akıl erdirmek. Fehim. Yetiştirmek.

iffet

  • Namus. Temizlik. Perhizkârlık. Nefsi behimî temayüllerden men etmek. Helâla razı olup haramdan kaçınmak.

iham

  • Vehme düşürmek, vehimlendirmek.
  • Edb: İki mânaya gelen bir kelimeden en az kullanılan mânayı bilerek kullanmak.

ihvan-üs-safa / ihvân-üs-safâ

  • On birinci asrın ikinci yarısında Basra'da ortaya çıkan; "İslâmiyete birçok vehimler karışmış, onu bu vehimlerden temizlemek ancak felsefe ile mümkündür. İslâm dînini felsefe vâsıtasıyla saf hâle getirmelidir" diyen sapık ve gizli bir cemiyet, ekol.

iltiham

  • Lehimleme, birbirine yapıştırma.

imkan-ı vehmi / imkân-ı vehmî

  • Vehimle bir şeyi mümkün görmek, zannetmek.

işkil

  • Şüphe, vesvese. Vehimlenmek. (Farsça)
  • Hile, tezvir. (Farsça)
  • Sağ ön ayağı ve sol arka ayağı beyaz olan at. (Farsça)

künd

  • Biçimsiz, yakışıksız, kısa.
  • Kesmez, kör.
  • Yiğit, cesaretli, cesur.
  • Anlayışsız. Fehim ve idraki kısa.

kuvve-i vahime / kuvve-i vâhime

  • Vehim ve hayâl duygusu. Kuruntu hâssesi.

kuvvet-i vehim

  • Vehim kuvveti, kuruntu gücü.

lahm

  • Et. Her şeyin içi ve üzeri.
  • Bir işi sağlam kılmak.
  • Kırık şeyi kuyumcunun yapıştırması. Lehimlemek.
  • Bir yerde ilişip kalmak.

liham

  • Lehimleme.
  • Lehim.
  • (Tekili: Lahm) Etler.

ma'reke-i evham

  • Vehim ve asılsız kuruntuların çarpıştığı savaş alanı.

mahsusattaki vehmiyat bedihiyattandır / mahsûsattaki vehmiyat bedihiyattandır

  • Dış duyular vasıtasıyla elde edilen bilgiye vehim karışamaz. Zira hakikati sabittir. Dış duyularla gödüğümüz şeyler dış dünyada vardır. Vehimde olduğu gibi kuruntu ile olmayan bir şeyin varlığına hükmetmek değildir.

mersus

  • Sağlam yapı. Birbirine kenetlenmiş, kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı.

meşarib

  • Meşrebler. Mizaclar. Tabiatlar. Huylar.
  • Fehimler. Anlayışlar. Ahlâklar.
  • Su içecek şeyler. Maşrabalar.
  • Köşkler.

mevhum / mevhûm / مَوْهُومْ

  • Aslı olmayıp evham mahsulü olan. Vehim.
  • Vehimde olup, hakîkatte olmayan.

mevhume

  • Vehim, kuruntu ve hayâl nev'inden bir şey.

mugalata

  • (Galat. dan) Karşısındakini yanıltmak için söz söylemek. Doğruya benzer yanlış sözler. Safsata. Hatalı ve yanlış söz. Demagoji.
  • Man: Vehimlerden terekküb eden kıyastır.

murassas

  • Lehimlenmiş.
  • Kurşun veya kalayla kaplanmış.

mütekebbir

  • Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden. Yaratılanların sıfatlarından uzak, vehim ve aklın anlamasından yüksek, azamet ve kibriyâ (büyüklük) sıfatıyla her şeyden ayrılmış olup, her şeyden yüce ve yüksek olan.
  • Kibirlenen, kendisini başkalarından üstün gören, kendini beğenen.

mütevehhim

  • Evhamlı, vehimli, kuruntulu.

mütevehhimane / mütevehhimâne

  • Vehimlenircesine, evhamlanırcasına. (Farsça)

müttehem

  • (Müttehim) (Vehm. den) Kendinden şüphe olunan, ittiham olunan şey. Töhmetli. Maznun. Zan ile kendine kabahat isnad edilen.

müzdahim

  • (Müzdehim) Kalabalık, izdihamlı, yığılmış.
  • İzdiham ve kalabalık eden.

nehem

  • (Nehim - Menhum) Aç gözlü oluş. şikemperver olmak. Doymak bilmemek. Bir şeye çok düşkün, şehvetli, haris.

rasas

  • Kurşun, kalay, lehim.

reddü'l-evham

  • Vehimleri, kuruntuları reddetme.

şehime

  • (Bak: ŞEHİM)

sehm

  • Sehim, pay.

siham

  • (Tekili: Sehm) Oklar.
  • Sehimler, hisseler.

su-i tevehhüm

  • Kötü vehim, kötü düşünce.

taarruz-u evham

  • Vehimlerin hücumu.

tevehhüm / توهم

  • Vehimlenme.

tevehhüm-ü batıl / tevehhüm-ü bâtıl

  • Bâtıl ve hakka ters vehim.

tevehhüm-ü küfür

  • Küfrü tevehhüm etme; küfür olmadığını kesin bildiği halde, küfürmüş gibi vehimlenme.

tevehhümkarane / tevehhümkârâne

  • Vehimlenerek, kuruntuya kapılarak.

tevhim

  • (Çoğulu: Tevhimât) (Vehm. den) Vehme düşürme. Vehimlendirme.

uluhiyet-i sariye ve hayat-ı sariye / uluhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye

  • Vahdet-ül vücud ehlince kullanılan tasavvufî tabirler olup; İlâhî sıfatların ve hayatiyetin eşyaya sirayet etmesi, yani tecelli etmesi mânasında olan bu tabirlerden, ehil olmayanlar; Allah'ın tecessümünü veya eşyaya hulûl'ünü veya eşya ile ittihad ve ittisal'ini zu'metmek gibi bâtıl vehimlere düştül

vahime

  • Vehim veren, vesvese veren.

vahşet

  • (Vahş - Vahiş) Yabanilik.
  • Issızlık, tenhalık.
  • Vehim, ürküntü. Korku. Vahşilik.
  • Tenha, ıssız, korkunç yer.
  • Elbise ve silâhını çıkarıp atmak.
  • Aç kimse.

vehel

  • Vehim, kuruntu.

vehham

  • Çok vehimli. Fazla şüphe eden.
  • Aşırı derecede vehimli, kuruntulu, şüpheci.
  • Vehimli, kuruntulu.

vehhamlık

  • Kuruntu etme, aşırı vehimli olma.

vehim ü hayal

  • Vehim ve hayal; olmayan bir şeyi varmış gibi gösterme ve hayal etme.

vehm

  • Vehim, kuruntu.
  • (Vehim) Mübhem ve mânasız korku.
  • Belirsiz fikir ve düşünce.
  • Cüz'i mânaların anlaşılmasına yarayan bir idrak kuvveti.

vehm-alud / vehm-âlud

  • Vehimli, kuruntu dolu.
  • Vehimli. Vehim dolu. Vehim karışık. (Farsça)

vehm-i batıl / vehm-i bâtıl

  • Bâtıl ve gerçeğe uymayan vehim.

vehm-nak / vehm-nâk

  • Vehimli, kuruntulu. (Farsça)

vehmi / vehmî

  • Vehimle ilgili.

vehmiyyat / vehmiyyât

  • (Tekili: Vehmiyye) Vehimler, kuruntular.

vilayet-i kübra / vilâyet-i kübrâ

  • Vehimden ve hayâlden kurtulma makâmı. Bu vilâyete, Vilâyet-i enbiyâ da denir.

vilayet-i sugra / vilâyet-i sugra

  • Vehimden ve hayâlden kurtulamadan ilerlenen evliyâlık yolu. Buna Vilâyet-i evliyâ da denir.

zeka / zekâ

  • Çabuk anlama ve bilme kabiliyyeti. Fehim ve idrakte çabuk olma.
  • Ateşin alevlenmesi.
  • Güzel koku alma.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın