LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Edep ifadesini içeren 66 kelime bulundu...

adab / âdâb / آداب

  • (Edeb kelimesinin çoğuludur.) Usul, yol, yordam, davranış kaideleri, terbiye. Ahlâk ve terbiyenin gerektirdiği konuşma ve hareket tarzı. Adaba uymayanlara edepsiz denir."Edipler edepli olmalı" yani yazarlar, edebiyatçılar dine, ahlâka ve terbiyeye uymalı. Aksi halde edebiyatçı adına lâyık olamazlar,
  • Edepler, ahlâk kuralları.
  • Edepler, terbiyeler. (Arapça)
  • Yol yordam. (Arapça)

adab-ı dindarane / âdâb-ı dindarane

  • Dinî edep ve kurallar.

adab-ı diniye / âdâb-ı diniye

  • Dine ait edep ve kurallar.

adab-ı kur'aniye / âdâb-ı kur'aniye

  • Kur'ânî terbiye, Kur'ân'ın ihtiva ettiği edepler, terbiyeler.

adab-ı milliye / âdâb-ı milliye

  • Millete ait edep ve terbiyeler.

adab-ı şeriat / âdâb-ı şeriat

  • Şeriatın koyduğu edep ve terbiye kuralları.

adab-ı tasavvuf / âdâb-ı tasavvuf

  • Tasavvuf kaideleri, davranış edep ve kuralları.

adap / âdap

  • Edepler; birşeyin kendine has kuralları, usul ve yöntemleri.

berrüste

  • Karpuz, kavun, kabak, çimen gibi dalbudak salıp da yükselmiyen nebat. (Farsça)
  • Mc: Alçak, edepsiz, rezil kimse. (Farsça)

biedeb / bîedeb / بى ادب

  • Terbiyesiz, edepsiz. (Farsça - Arapça)

bistah

  • Küstah, hayâsız, edepsiz, arsız, utanmaz adam. (Farsça)

derece-i fehim ve edeb

  • Anlayış ve edep seviyesi.

derviş

  • Yaşayışını tarikatının edeplerine uyduran kalender kimse.

deydan

  • Edep.
  • Âdet.

deyden

  • Edep.
  • Âdet.

ebu-l iber

  • Utanmaz, edepsiz, hayasız adam.

eclef

  • (Cilf. den) Çok edepsiz, pek hayasız.

edeb-i nezihane / edeb-i nezihâne

  • Temiz edep.

edebi / edebî

  • Edeple ilgili, güzel söz ve yazı.

edepli

  • Terbiyeli, edep sahibi. (Arapça - Türkçe)

edepşikenane / edepşikenâne

  • Edep kırıcı olarak.

edib / edîb / ادیب

  • Edebiyatçı, edepli, terbiyeli.
  • Edebiyatçı. (Arapça)
  • Edepli. (Arapça)

edibane / edîbâne

  • Edebiyatçı gibi, edeplice, terbiyelice.

edibe / edîbe / ادیبه

  • Bayan edebiyatçı. (Arapça)
  • Edepli bayan. (Arapça)

efsak

  • En fâsık, çok edepsiz.

fazahat

  • (Çoğulu: Fazâyih) Alçaklık, edepsizlik, hayâsızlık.

fuhş-u kelam / fuhş-u kelâm

  • Edep ve terbiye dışı söz.

gevher

  • Akıl, edep, asıl, cevher.

güstah

  • Arsız, edepsiz, küstah, saygısız. (Farsça)

hali-ül-izar / halî-ül-izar

  • Yüzü yırtık.
  • Mc: Edepsiz, ahlâksız, utanmaz.

hayasız / hayâsız

  • Utanmaz, edepsiz.

huşu / huşû

  • Korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hal.

iffet-i mücessem

  • Cisimleşmiş iffet, namus; edep ve haya timsali.

iffet-i mücesseme

  • Cisimleşmiş iffet, namus; edep ve haya timsali.

iştikak

  • Türemek. Bir kökten ayrılan kelimelerin asılları ve birbirleri ile olan münâsebetleri, meydana gelişleri.
  • Çatallaşmak. Yarılmış bir şeyin bir şıkkını almak.
  • Edb: Aynı kökten türemiş olan birkaç kelimeyi bir araya getirme sanatı. Misaller:(Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i

kemal-i edep / kemâl-i edep

  • Tam bir edep, saygı.

kürsüf

  • Evlenmemiş (bâkire) kızların yalnız hayz zamânında, evli veya dul kadınların ise her zaman, edep yerine koydukları ve koku sürdükleri bez veya saf nebâtî pamuk.

mahz-ı edep

  • Saf edep ve ahlâk.

menba-ı edep

  • Edep kaynağı.

müeddeb

  • Te'dip edilmiş. Edeblendirilmiş. Terbiye edilen. Edepli.
  • Edeplendirilmiş.

müeddibin / müeddibîn

  • (Tekili: Müeddib) Terbiye edenler. Edeplendirenler.

mülatafe / mülâtafe

  • Lâtifede bulunma, espiri yapmak, edep sınırlarını aşmadan şaka ile takılma, karşılıklı şakalaşma.

münafi-i edeb

  • Edebe aykırı, edep ve terbiye dışı.

müstehcen

  • Açık, saçık. Edepsizcesine, ayıp, iğrenç.
  • Açık saçık, ayıp, edepsizcesine.

müteeddib

  • Edeplenen.

müteeddib olma

  • Edeplenme, terbiye almış olma, görgü kurllarına uygun davranma.

müteeddibe

  • Edeplenmiş, edep kurallarıyla donatılmış.
  • Edep kazanmış, terbiyeli.

müteeddip

  • Edeplenmiş, terbiye görmüş.

perde-birunane / perde-bîrûnâne

  • Edepsizce, edep ve haya perdesini yırtarcasına.

perdebirunane / perdebirûnâne

  • Edep perdesini yırtarcasına, hayasızca.

semsam

  • (Çoğulu: Semâsim) Hafif edepsiz kişi.
  • Aceleci kimse.

şetm-i galiz

  • Edepsizce sövme.

sille-i tedib

  • Edeplendirme tokadı.

sille-i tedip

  • Edeplendirme tokadı.

su-i edep / sû-i edep

  • Edepsizlik.

te'dib-i hakiki / te'dib-i hakikî

  • Gerçek mahiyette edep ve terbiye verme.

te'dibat

  • (Tekili: Te'dib) Edeplendirmeler, terbiye etmeler.

te'dip

  • Edeplendirme, haddini bildirme.

têdib

  • Edeplendirme.

tedip

  • Edeplendirme, ceza.

tedip etme

  • Edeplendirme, cezalandırma.

unfus

  • Edepsiz ve hayâsız kadın.

uram

  • Eti soyulmuş kemik.
  • Çokluk.
  • Kötü ahlâk.
  • Şiddetli muhâlefet.
  • Çocuğun edepsizlik yapması.

urame

  • Hiddet.
  • şiddetli muhalefet.
  • Kötü ahlâk.
  • Edepsizlik etmek.

vakih / vakîh

  • Hayâsız, utanmaz, edepsiz.

zıvanadan çıkmak

  • Taşkınlık göstermek. Haddini aşmak, edepsizlik etmek.