LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ed kelimesini içeren 151 kelime bulundu...

adab / âdâb

  • Edebler, güzel huylar, iyi haller ve davranışlar; her konuda haddini bilip sınırı aşmamak. Müfredi (tekili) edeb'dir.
  • Edepler, ahlâk kuralları.

adab u erkan / âdâb u erkân

  • Edebler, kaideler ve rükünler. Ahlâk ve terbiye kaideleri.

adap / âdap

  • Edepler; birşeyin kendine has kuralları, usul ve yöntemleri.

asar-ı edebiyye / âsâr-ı edebiyye

  • Edebî değeri olan eserler.

ayn-ı edep

  • Edebin tâ kendisi.

beyt-i murassa'

  • Edb: Mısrâların ikisi de kafiyeli olan beyit.

beyt-ül gazel

  • Edb: Gazelin en güzel olan beyti.

beyt-ül kasid

  • Edb: Kasidenin seçilmiş en güzel beyti.

bi-edeb / bî-edeb

  • Edebsiz. Terbiyesiz.

büstah

  • Edebsiz, küstah, utanmaz. (Farsça)

cinas-ı muharref

  • Edb: Yalnız harflerde beraberlik, harekelerde ayrılık bulunan cinâs. (merd, mürd gibi.)

cinas-ı nakıs / cinas-ı nâkıs

  • Edb: Cinaslı kelimelerin birinde veya birkaç harfin ziyade olması suretiyle yapılan cinas. (dem, âdem gibi.)

cinas-ı tamm

  • Edb: Lâfızda, harekelerde ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinâs. Kır (kırmaktan emir), kır (çöl); yaz (yazmaktan emir), yaz (mevsim).

dahiye-i edeb / dâhiye-i edeb

  • Edebiyatta dâhi olan, eşine az rastlanan büyük edib.

dahiye-i edep / dâhiye-i edep

  • Edebiyat dâhisi.

de'b-i edeb / دَأْبِ اَدَبْ

  • Edebî usul, kaide. Edeb kaidesi. Edebiyat âdeti, şekli, tarzı.
  • Edebin usulü, tarzı.

dek

  • Edat olup zaman ve mekân için kullanılır. "Hatta, tâ, kadar" mânalarına gelir. Meselâ: Akşama dek çalıştım. (Türkçe)

eazım-ı üdeba / eâzım-ı üdebâ

  • Ediplerin, edebiyatçıların en büyükleri.

edeb-amuz

  • Edeb öğreten.

edebi / edebî

  • Edebe dâir. Güzel söylenmiş yazı. Edebiyata âit. Ehl-i edebe, terbiyeli, ahlâklı ve edebli olanlara dâir ve edebe mensup ve müteallik.
  • Edebiyata uygun, edebiyata ilişkin.
  • Edeple ilgili, güzel söz ve yazı.

edebiyyun / edebiyyûn

  • Edebiyatçılar. Edebiyatla uğraşanlar.
  • Edebiyatçılar.

edepşikenane / edepşikenâne

  • Edep kırıcı olarak.

edib / edîb / اَد۪يبْ

  • Edebiyatçı, güzel konuşan ve yazan.
  • Edebiyatçı, edepli, terbiyeli.
  • Edebî konuşan veya yazan.

edibane / edibâne / edîbâne

  • Edibe yakışır, terbiyeli bir surette. Edebiyatçı gibi. (Farsça)
  • Edebiyatçıya yakışır edebî bir üslupla.
  • Edebiyatçı gibi, edeplice, terbiyelice.

edip

  • Edebiyatçı.

ehl-i belağat / ehl-i belâğat

  • Edebiyatçılar, söz ve ifade uzmanları.

elfiye

  • Edb: Bin beyitli kaside.

evda

  • Ednâ.

evzan-ı aruziyye

  • Edb: Aruz vezinleri.

ferid-i te'lif

  • Edb: Bir cümledeki tertibin mâna çıkmayacak derecede karışık oluşu.

fesad-ı te'lif

  • Edb: Bir cümlede yapılan tertibin mâna çıkmayacak derecede bozuk ve karışık oluşu.

fikr-i edebiyat

  • Edebiyat düşüncesi.

fuhş

  • Edebe aykırı hareket, haram, zina.

fuhş-u kelam / fuhş-u kelâm

  • Edep ve terbiye dışı söz.

gunc

  • Eda, naz, kırıtma, cilve.

hadd-i i'caz

  • Edb: Fasahatın mu'cize şeklinde olanı.

haliset / hâliset

  • Edb: İbarenin düzgün ve akıcı olması.

hame-i edeb / hâme-i edeb

  • Edebiyat kalemi.

hammamiyye

  • Edb: Divan Edebiyatında giriş kısmı hamam eğlencesi tasvirine tahsis olunan kaside.

hasret-name

  • Edb: Ayrılık münasebetiyle yazılan mektub. Hasreti belirten yazı, hasret mektubu.

haşv-i kabih

  • Edb: Söze çirkinlik veren kelime fazlalığı.

haşv-i müfsid

  • Edb: İbarede yalnız kalabalık etmekle kalmayıp mânâyı da anlaşılmaz hale getiren söz.

hata-i biedebane / hatâ-i bîedebâne

  • Edebe aykırı bir şekilde işlenilen hatâ.

haysiyyet-i ebediyye

  • Edebî itibar.

hilaf-ı edeb / hilâf-ı edeb / خِلَافِ اَدَبْ

  • Edebe aykırı.

hilaf-ı edep / hilâf-ı edep

  • Edebe aykırı.

hubanname

  • Edb: Güzel ve yakışıklı gençler hakkında yazılan kitap. (Güzel kadınlar hakkında yazılanlara ise "zenanname" denilir.)

hüsn-ü makta'

  • Edb: Bir manzumenin, bilhassa gazellerin son beyti demek olan "makta" dan evvelki beyit.

hüsn-ü matla'

  • Edb: Bir gazelin ikinci beyti.

hüsn-ü ta'lil

  • Edb: Herhangi bir hâdisenin hakiki sebebini saklayarak, güzel ve hayalî bir sebep göstermeye hüsn-ü ta'lil denir. Bu gösterilen sebep hakiki olmamalı, fakat güzel olmalıdır.Bağ-ı âlemde yüzün menendi bir gül isteyüp.Cüst ü cu idüp gezer gülzarı bülbül şah şah. (Fatih Sultan Mehmed)Bülbülün, gül bahç

idabe

  • Edeblilik, terbiyeli oluş.

iham-ı kabih

  • Edeb ve terbiye dışı anlamı bilerek kullanma. Sözü edeb ve terbiyeye aykırı bir mecazî mânâya getirme.

ihsanname

  • Edb: İltifat mektubu. İltifat ve tahsini hâvi yazılan mektub. (Farsça)

ikfa'

  • Edb: Sesleri birbirine yakın olan harflerle kafiye yapmak.

ilm-i belagat / ilm-i belâgat

  • Edb: Güzel söz söyleme veya yazmayı öğreten ilim. Edebiyatın bir şubesi.

intak

  • Edb: Söylemeğe kabiliyeti olmayanı söyletmek. Onun nâmına konuşmak. Nutka getirmek, söyletilmek. Dile getirmek.

irad-ı mesel

  • Edb: Bir fikri isbat için misal getirme. Buna İrsal-i mesel de denir.

istikbaliyye

  • Edb: Yeni gelen bir kimsenin karşılanması sebebiyle yazılan manzume.

istitrad

  • Edb: Bir söz söylerken o fıkra içinde başka bir bahis nakletmek.

istitraden

  • Edb: Bir bahis anlatırken, söz gelimi, başka bir mes'eleyi de anlatıvermek suretiyle.

ita

  • Edb: Kafiyenin bir mânada olarak aynen tekrar edilmesi.

ıtnab

  • Edb: Konuşurken, fazla tafsilât vermek. Lüzumundan fazla sözü uzatmak. (Îcazın zıddı)

ittihaz / ittihâz / اِتِّخَاذْ

  • Edinme, kabullenme.
  • Edinmek. Kabullenmek. "Öyle" diye bakmak. Kabul etmek.
  • Edinme.

ittihaz eden / ittihâz eden

  • Edinen, kabullenen.

ittihaz edilme

  • Edinme, kabul edilme.

ittihaz etmek

  • Edinmek, kabullenmek.

ızmar-ı kabl-ez zikr

  • Edb: Bir kelimenin zikrinden önce ona âit zamiri kullanmak.

kalb-i muntazam

  • Edb: Harfleri ters okunduğu zamanda da bir mâna çıkan kelimedir. Meselâ: "Reşat, taşer" gibi.

kanun-u edebi / kanun-u edebî

  • Edebiyatta geçerli olan kanun.

kisbi / kisbî

  • Edinmeyle ilgili.

kitab-ı edeb

  • Edebiyat kitabı.

lagiye

  • Edebe aykırı ve fena söz.

leff ü neşr

  • Edb: Bir yazı veya şiirde söz simetrisi yapma san'atıdır. Önce iki veya daha fazla kelimeyi sıralamak, sonra da onlarla alâkalı şeyleri söylemek. İki çeşidi vardır;1- Leff ü Neşr-i Müretteb (Düzenli leff ü neşir) : Birinci cümlede sıralanan kelimelerle ikinci cümlede söylenen kelimelerin aynı sırayı

lenc

  • Edâ, naz ve cilve ile salınma. (Farsça)

lisan-ı edeb

  • Edeb ve edebiyât dili, lisânı.

lügaz

  • Edb: Manzum bilmecelere denir. Lügaz çözülürse insan, hayvan, eşya veya başka bir mânâ çıkar. Meselâ: (Hikmetullah şehrinin bir tânesiOğlunun karnında yatar annesi.)Bu manzum çözülürse cevap olarak "İpek böceği" çıkar.

mahz-ı edeb

  • Edebin ta kendisi. Sırf terbiye ve edeb.

mahz-ı edebi / mahz-ı edebî

  • Edebin tâ kendisi.

mecaz-ı mürsel

  • Edb: Kelimenin asıl mânâsıyla mecazî mânâsı arasında benzerlik bulunmasından başka bir alâka bulunmasıyla olan mecazdır.

mef'uliyet

  • Edilgenlik, yapılmışlık; bir failin fiilinin tesiriyle olma durumu.

mefruz-ül eda / mefruz-ül edâ

  • Edâ edilmesi, ödenmesi farz olmuş.

menba-ı edep

  • Edep kaynağı.

mısra-i azade / mısrâ-i âzâde

  • Edb: Başlıbaşına mânası bulunan mısra.

mısra-i berceste / mısrâ-i berceste

  • Edb: En güzel ve en kuvvetli olan mısra.

müeddeb

  • Edeplendirilmiş.

müeddeben

  • Edebli bir tarzda. Müeddeb olarak.

muhtemel-üz zıddeyn

  • Edb: Birbirine zıt ve iki mânâya da gelebilen ifadelere denir.

münafi-i edeb

  • Edebe aykırı, edep ve terbiye dışı.

münafi-i edep / münâfi-i edep

  • Edebe aykırı.

müraat-ı nazir / müraat-ı nazîr

  • Edb: Mânâca birbirine uygun kelimeleri bir cümlede toplamak.

musammat

  • Edb: Beyitleri kafiyeli ve dört kısımdan ibaret olan manzume.

musarra'

  • Edb: İki mısra'ı da kafiyeli olan beyit. Bir mısra'ı kafiyeli olana "Müfred" denir.Musarra' beyte, gazel veya kasidenin baş tarafında bulunursa; matla; terci' ve terkib-i bentlerin arasında bulunursa; vâsıta tâbir olunur.

müşattar

  • Edb: Mısraları arasına ilâveten ayrıca mısralar getirilmiş gazel veya keside..

müşattar-ı muhammes

  • Edb: Araya üç mısra ilâve edilmiş gazel ve kaside.

müşattar-ı murabba'

  • Edb: Araya iki mısrâ ilâve edilmiş gazel veya kaside.

müsebba'

  • Edb: Yedişer mısralı bentlerden müteşekkil nazım.

müstetbeat

  • Edb: Söze, kelâma tâbi olan mânalar. Sözdeki telvihat ve telmihat. Söz söylerken arasında işaretle anlatmalar.

müteeddib

  • Edeblenen, utanç duyan, utanan.
  • Edeplenen.

müteeddib olma

  • Edeplenme, terbiye almış olma, görgü kurllarına uygun davranma.

müteeddibane / müteeddibâne

  • Edeblenerek, utanç duyarak, haya ederek. Terbiyeli ve edebli bir kimseye yakışır surette. (Farsça)

müteeddibe

  • Edeplenmiş, edep kurallarıyla donatılmış.
  • Edep kazanmış, terbiyeli.

müteeddip

  • Edeplenmiş, terbiye görmüş.

müteşabihat / müteşâbihât

  • Edebî sanatlarla ifade edilmesi sebebiyle mânâsı kapalı olan sözler, âyet ve hadîsler.

ozan

  • Edb: Eski Türk şâiri ve âlimi. (Türkçe)

perde-birunane / perde-bîrûnâne

  • Edepsizce, edep ve haya perdesini yırtarcasına.

perdebirunane / perdebirûnâne

  • Edep perdesini yırtarcasına, hayasızca.

reviy

  • Edb: Kafiye olan kelimenin son harfi. Şiirde kafiye harfi.

şahbeyt

  • Edb: Bir şiirin en güzel beyti. Gazelde matla'dan sonraki beyt.

saliye

  • Edb: Yeni yılı tebrik maksadıyla sene başında yazılan tarihli medhiye.

sebk-i mefsul

  • Edb: Ayrı ayrı, kesik kesik yazma tarzı.

sebk-i mevsul

  • Edb: Cümleleri bağlayarak birleştirme tarzı.

sebk-i mürekkeb

  • Edb: Hem kısa, hem uzun ifâde tarzı.

seci'

  • Edb: Nesrin kafiyesidir. Seci'ler, ya cümlelerin sonunda yahut arasında bulunur. Sondaki seci'ler bir kelime vasıtasiyle birbirine bağlanır, onlara "Seci'-i mukayyed" denilir. Aradaki seci'ler ise yekdiğerlerine bağlı olmadıklarından onlara sec'i-i mutlak tâbir olunur. İçiçe olan seci'lere "Seci' en

sehl-i mümteni'

  • Edb: "Hem kolay, hem güç" mânasına bir tâbirdir. Yazılışı veya söylenişi kolay göründüğü hâlde taklidine kalkışınca, taklidi imkânsız eser demektir.

selaset

  • Edb: Anlatıştaki kolaylık ve rahatlık. Açık, kolay, akıcı ve âhenkli ifade.

şetm-i galiz

  • Edepsizce sövme.

şibh-i hüsn-ü ta'lil

  • Edb: Bir hâdisenin vukuuna şairane olarak ve kat'î olmayan bir sebeb göstermek.

sille-i tedib

  • Edeplendirme tokadı.

sille-i tedip

  • Edeplendirme tokadı.

sınaat-ı edebi / sınâât-ı edebî / صناعات ادبى

  • Edebî sanatlar.

su'-i edeb / sû'-i edeb

  • Edebsizlik, edeb dışı hareket, insanlara iyi muâmele etmemek, haddini bilmemek.

su-i edep / sû-i edep

  • Edepsizlik.

tacbeyt

  • Edb: Bir kasidenin sonlarında nazmedenin ismi bulunan beyit.

taglib

  • Edb: Bir alâkadan dolayı bir kelimeyi, başka bir mânayı da içine alacak şekilde kullanma. Baba ile anaya "Ebeveyn" denilmesi gibi.

tahsil

  • Edinme, derleme.

tahsilat / tahsilât

  • Edinmeler, derlemeler.

te'dip

  • Edeplendirme, haddini bildirme.

tecahül-i arifane / tecahül-i ârifane

  • Edb: Bildiği bir şeyi bilmiyormuş gibi gösterme. Bilen bir kimsenin, bilmez gibi davranması.

tedarik / tedârik

  • Edinme, ele geçirme.

tedarikat / tedârikât

  • Edinmeler.

têdib

  • Edeplendirme.

tedip

  • Edeplendirme, ceza.

tedip etme

  • Edeplendirme, cezalandırma.

tedric-i habit / tedric-i hâbit

  • Edb: İfadenin alçalması. Bir şeyi tarif ederken vasıf bakımından yukarıdan başlayıp aşağıya inmek. Bunun aksini yapmağa da Tedric-i sâid denir.

teeddüb

  • Edebli olma. Utanma. Çekinme. Edebini takınma.

teeddüben

  • Edebli davranarak. Edeb ve terbiye kaidelerine uyarak. Edebi icabı olarak.

têmin

  • Edinme, güvenlik.

terkib-i bend

  • Edb: Birkaç bendden meydana getirilmiş manzumenin hususan gazel şekli olup müteaddit manzumeler birer beytle birbirine bağlanmıştır.

tesci'

  • Edb: Nesirde kafiye kullanmak. Cümleleri kafiyelendirmek.

tesmit

  • Edb: Gazel yahut kasideyi "müsemmat" tarzında tanzim etme.

teştir

  • Edb: Bir gazeli teşkil eden beyitlerin beher mısraı arasına ikişer mısra ilâve etmek.

üdeba / üdebâ / ادبا

  • Edipler, edebiyatçılar.
  • Edebiyatçılar.
  • Edipler. (Arapça)

unfus

  • Edepsiz ve hayâsız kadın.

üslub-u ali / üslub-u âlî

  • Edb: Üstün ifade tarzı. İfadenin yüksek ve nezih olanı.

üslub-u hakim / üslub-u hakîm

  • Edebî san'atlardan biridir. Sorulan bir suale, soranın halini nazara alarak başka bir sual gibi telâkki edip, ona göre cevab vermek demektir. Meselâ : Bazı Ashab Resulüllah'a (A.S.M.) hilâlin ince başlayıp, kalınlaşarak bedr şekline gelip, sonra yine başladığı şekle dönmesinin sebebini sordular. Bun

üstah

  • Edebsiz, hayasız, utanmaz kimse. (Farsça)

üsture

  • Edb: Efsane, uydurma hikâye demek olan "esâtir" kelimesinin müfredidir.

usul-ü edebi / usul-ü edebî

  • Edebiyat kuralı.

vech-i şebeh

  • Edb: Bir şeyin başka bir şeye neden benzediğini anlatan söz.

vecize

  • Edb: İbaresi kısa, mânası geniş olan çok kıymetli söz, özlü söz. Kısa, veciz söz.

za'f-ı te'lif

  • Edb: İbarenin, anlamayı güçleştirecek kadar karışık olması.