LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ecen ifadesini içeren 334 kelime bulundu...

abir

  • (Ubur'dan) Bir yerden geçen, giden yolcu. Geçen.
  • Hz. İbrâhimin (A.S.) dedelerinden birisinin adı.

abis

  • Denizlerdeki dokuzbin metreyi geçen derinlikler.

acb

  • Kuyruk sokumu. "Us'us" denilen küçük kemik. Her şeyin kuyruk dibi ve nihâyeti. Fâtiha-i hilkat olan küçük kemik.Acb-üz zeneb diye Hadis-i Şerifte ismi geçen ve insanın kuyruk sokumundaki en küçük kemik.

acüs

  • Almak, kabzetmek.
  • Gecenin sonu.

adem / âdem

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası.

ahiren / ahîren / اخيرا

  • Geçenlerde, son zamanlarda, son olarak. (Arapça)

ahlaf / ahlâf

  • Halefler. Sonra gelenler. Zürriyetler. Evvelkilerin yerine geçenler. Nesil. Evlâdın evlâdları. Nesl-i âti.
  • Halefler, öncekilerin yerine geçenler.

ahyed

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Tevrat'ta geçen bir ismi.

aktar / aktâr

  • (Tekili: Kutr) Kuturlar. Çaplar. Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar.
  • Her taraf.
  • Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular tâciri.
  • Ecza, ilâç satan adam.
  • Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı.
  • Kuturlar, çaplar, dairenin merkezinden geçen hatlar, bölgeler, taraflar. Her taraf.

ana-ül-leyl / ânâ-ül-leyl

  • Gece yarıları, gecenin geç vakitleri.

anif / ânif

  • Yakında geçen. Pek yakın geçmişte.

arz-ı belde

  • Ast: Herhangi bir bölgenin üstünden geçen arz dairesi.

ashab-ı kehf / ashâb-ı kehf

  • Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'da bahsi geçen ve devirlerinin zâlim padişahından gizlenerek ve onun şerrine âlet olmaktan çekinerek, beraberce bir mağaraya saklanıp, Rabb-ı Rahimlerine (C.C.) sığınan, dindar ve makbul büyük zâtlar. İsimleri rivâvette şöyle sıralanır: Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernüş, D

ashab-ı ress / ashâb-ı ress

  • Kur'anda bahsi geçen bir kavim adıdır. Kimler oldukları kati bir şekilde tesbit edilemiyor. Râvilerin ekserisi, peygamberlerine isyan eden ve onu öldürüp kuyuya atan, bundan dolayı da Cenab-ı Hakkın helâk ettiği bir kavim olduğu hakkında ittifak etmektedir. (Furkan Suresi, 38 inci Ayet)

astin-efşan

  • Yen silken. (Farsça)
  • Mc: Vazgeçen. (Farsça)

aşüfte

  • Sevgiden kendinden geçen. Çıldırırcasına seven. (Farsça)
  • İffetsiz kadın. (Farsça)

ateme

  • Gecenin ilk üçte bir bölümü. Yatsı namazı vakti.
  • İşsizlik, tembellik, atalet, üşengeçlik.
  • Akşam vaktine kadar hayvanın memesinde bâki kalan süt.

atf için vav

  • Arap gramerine göre başına geldiği kelimeyi daha önce geçen bir kelime yapmayı sağlayan vav harfi.

ati-l-beyan

  • Aşağıda sözü geçen, aşağıda zikredilen.

babil / bâbil

  • Asurlular devrinde Irak'ta kurulan şehirlerden biri. Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "Çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve birçok dillerin meydana gelmesi bakımından da adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu ilkçağdan kalma bir şehir.

bana sebkat eden

  • Beni geçen, ilerleyen.

baskın

  • t. Ağır, sakil.
  • Basıp geçen, galip, üstün.
  • Ansızın, birdenbire hücum.

baştina

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla.

bedel

  • Bir şeyin yerini tutan, yerine geçen; başkasının yerine iş yapan kimse.
  • Değer, kıymet.
  • Başkasının parası ile onun yerine hacca giden kimse yerine geçen.

bedel-i rakabe

  • Huk: Kölenin sahibi tarafından azad edilmesi için, şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi karşılığında vermeyi kabullendiği ıtk veya kitabet akçesi.

belem

  • Üzerinden yol geçen tepe.

berzah-ı kübra / berzâh-ı kübrâ

  • Kabirden kalkıp, mahşer yerinde hesâbın görülüp Cennet veya Cehenneme gidilinceye kadar geçen zaman.

beyhaki / beyhakî

  • (Hi: 384-458) Büyük hadis ve fıkıh âlimlerinden olup asıl adı Ebubekir Ahmed bin Hüseyn'dir. İmam-ı Şâfii mezhebinde sözü sened yerine geçen büyük bir hadis âlimidir. Kendisi gibi daha birçok faziletli âlimler yetiştiren Beyhak bölgesinin Hüsrevcurd köyündendir. "Kitab-ün Nusus-uş-Şafiî" ile "Kitab-

biat-ı rıdvan

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. Sûresi olan Fetih Sûresinde zikri geçen, Hz. Peygamber'e (A.S.M.) bağlılıklarını bildiren sahabelerin biatlarıdır. 1400 veya daha fazla olduğu bildirilir. Bu cemaata Ashab-ı Rıdvan da denir. (R.A.)

bid'

  • Birden dokuza kadar veya üçten ona; yahut da onikiden yirmiye kadar olan sayılar. Birkaç.
  • Gecenin bir kısmı.

bih-güzin

  • Sarraf. (Farsça)
  • Bir şeyin en güzelini seçen. (Farsça)

bilvasıta müteharrik

  • Bir başka unsur aracılığıyla harekete geçen.

bizi sebkat eden

  • Bizi geçen, bizden ileride olan.

canişin

  • Birinin yerine geçen, birinin yerine vekâlet eden. Vekil.

cay-nişin

  • Yer tutan. Birinin yerine geçen. (Farsça)

caynişin / câynişîn / جاینشين

  • Birinin yerine geçen, halef. (Farsça)

cengiz

  • (Temuçin) Moğol Devleti'nin hükümdarlığını yapmıştır. İslâmî medeniyetleri ve kıymetleri tahribeden zâlim ve müstebid bir hükümdar olarak tarihe geçen bir kimsedir. Milâdi 1229'da ölmüştür. Asrının deccalıdır.

cerrahhane-i amire / cerrahhâne-i âmire

  • Geçen asırda yeni usullerle cerrahlık yapılan Osmanlı tıp müessesesi, cerrahhânesi.

cifr

  • (Cefr) Harflere verilen sayı kıymeti ile, geleceğe veya geçen hâdiselere, ibarelerden tarih veya isme dâir işaretler çıkarmak ilmidir.

ciğer-duz / ciğer-dûz

  • Ciğeri delip geçen. (Farsça)

cüz'i hatırat / cüz'î hâtırât / جُزْئ۪ي خَاطِرَاتْ

  • Kalbden geçen hususî şeyler.

dabir

  • Arka, kök, nihâyet. Son, âhir.
  • Bir nişandan geçen ok.

dakika

  • (Çoğulu: Dakaik) Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri. Altmış saniyelik zaman.
  • İnce fikir, mülâhaza, nükte.
  • Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki bunlar da saniyelere ayrılırlar.

davud aleyhisselam / dâvûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdâr idi. Soyu Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna ulaşır. Süleymân aleyhisselâmın babasıdır. Kudüs'te doğdu. Orada yaşadı ve orada vefât etti.

delec

  • Gecenin evvelinden gitmek.

delil-i arşi ve süllemi / delil-i arşî ve süllemî

  • Eski mantıkta Vahdaniyyet-i İlâhiyyeyi ve teselsülün muhaliyyetini isbat bahislerinde geçen delillerdendir.

delil-i imkani / delil-i imkânî

  • İmkân delili; sayısız ihtimaller, seçenekler arasından yaratılan varlıkların, o seçenekleri tercih eden bir yaratıcıya delâlet etmesi.

dest-keş

  • Gözleri görmeyen bir kimseyi ellerinden tutup dolaştıran. (Farsça)
  • Kazanç. Kâr. (Farsça)
  • Yay gibi elde kolaylıkla idare olunabilen şey. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)
  • Bir işten vazgeçen. (Farsça)

dev

  • Masallarda geçen korkutucu varlık.

devle

  • "Devlet" kelimesinin Arapça tabirlerde geçen bir şekli.
  • İki asker muharebe ettiklerinde birinin diğerine galip olması. (Düvlet malda; devlet harpte ve mertebede kullanılır.)

devr-i fetret

  • Fetret devri; Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında geçen peygamber gönderilmeyen zaman dilimi.

dihkan

  • (Çoğulu: Dehâkin) Sipâhi.
  • Köy kethüdâsı.
  • Emirlerin tasarrufunda kuvvetli olan, sözü geçen adam.
  • Bezirgân.
  • Acem fellahlarının maslahatgüzarı.

dil-i şeb

  • Gecenin ortası, gece yarısı.

dime

  • (Çoğulu: Diyem) Gündüz veya gecenin üçte biri miktarı ile tam gün kadar sürebilen, gürleme ve yıldırımı, olmayan yağmur.

direktuvar

  • Fransız ihtilâlinin üçüncü yılında Konvansiyon'un yerine geçen idare şekli. (Fransızca)

edvar-ı sabıka / edvar-ı sâbıka

  • Geçen zamanlar.

ehl-i cezbe / اَهْلِ جَذْبَه

  • Coşup kendinden geçenler.

ehl-i fetret

  • Hz. İsâ (a.s.) ile Hz. Muhammed'in (a.s.m.) devirleri arasında vahiysiz geçen zaman diliminde yaşayanlar.

ehl-i sekir

  • Tasavvuf yoluyla mânevî âlemleri temaşa edip aldıkları ruhî lezzetle kendinden geçenler.

el-hatemü'l-hatem / el-hâtemü'l-hâtem

  • En son hâtem, mühür; Hz. Muhammed'in (a.s.m.)Tevrat'ta geçen bir ismi.

elf-i evvel

  • Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl.

emza

  • Çok te'sirli olan, çok müessir.
  • Hükmü çok geçen.
  • Kat'i, şüphesiz.

endar

  • Baştan geçen bir olay, vakıa, sergüzeşt, hikâye, kıssa. (Farsça)

enfal-i ganimet / enfâl-i ganimet

  • Ganimet malları; ele geçen değerli şeyler.

engare

  • Tamamlanmayan, eksik kalan iş, nakış veya taslak. (Farsça)
  • Hikâye, efsâne, roman, kıssa. (Farsça)
  • Başdan geçen bir olayı tekrarlama. (Farsça)
  • Hesap defteri. (Farsça)
  • Utanarak geri geri çekilme. (Farsça)

ervec

  • Halk içinde çok geçen şey.

esbak

  • Geçenki, geçen, evvelki, önceki. Daha önce geçmiş olan. Evvel gelen.

eşcan

  • (Tekili: Şecen) Şecenler, elemler, gamlar, kederler, tasalar, sıkıntılar, ıztırablar.

eshab-ı tahric / eshâb-ı tahrîc

  • Hanefî mezhebinde, kısa bildirilmiş olup, iki türlü anlaşılabilen hükümleri açıklayarak bir mânâsını seçen dördüncü tabaka âlimleri.

eshab-ı tercih / eshâb-ı tercîh

  • Hanefî mezhebinde, fıkıh âlimlerinin beşinci tabakası. Bunlar, ictihâd gücüne sâhib olmayan, sâdece bağlı oldukları mezhebdeki müctehidlerin ictihadları (verdikleri hükümleri) arasından delili kuvvetli olan ictihâdı seçen âlimlerdir.

esir / esîr

  • Köle. Savaşan iki taraftan birinin eline geçen karşı tarafa âit kimse.

evsaf-ı mebhuse

  • Sözü edilen, bahsi geçen vasıflar, nitelik ve özellikler.

eyyam-ı cem'

  • Hac mevsiminde Arafat ve Mina'da geçen dört gün.

eyyub / eyyûb

  • (A.S.) : Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen İshak Aleyhisselâm'ın oğlu olan Ays'ın evlâdından Eyyûb Aleyhisselâm, bir peygamber idi. Pek çok malı ve Şam tarafında çok mülkü vardı. Her makbul kulunu ve peygamberini Allah imtihana çektiği gibi onu da denedi. Cümle emlâki emvâli elinden gitti. O yine şükrett

eyyub aleyhisselam / eyyûb aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

faite

  • Geçen. Fevt olan.
  • Vaktinde kılınmamış olan namaz.

farat

  • Öne çıkan, geçen.
  • Issız yerlerde konan nişan ve işaret.
  • Kervan halkından önce su yerine varıp sakalık eden kimse.

fariğ / fâriğ / فارغ

  • Boş. (Arapça)
  • Rahat, huzurlu. (Arapça)
  • Vazgeçen. (Arapça)

fasih / fâsih

  • (Fesh. den) Vazgeçen. Dağıtıcı. Bozguncu. Fesheden.
  • Çürüten.

fasıla-i saltanat / fâsıla-i saltanat

  • Yıldırım Bayezid'in Ankara savaşında Timur'a esir düşmesinden, Çelebi Mehmed'in pâdişah olmasına kadar geçen zaman.

ferman-dih

  • Hükmü geçen, verdiği emri dinlenen. (Farsça)

feth-i mübin

  • Açık ve parlak zafer. Hakkı, bâtılın tahakkümünden kurtaran veya birbirine zıd olan hak ile batılın karışıklığını ayırarak hakkı galip kılan feth ve zafer Bu zafer, harp ile olabileceği gibi harpsiz de olur. (Hakikatın ve ilmin galebesi gibi.)Fetih suresinin birinci âyetinde geçen "Feth-i mübin"in i

fetret

  • Uyuşukluk, zayıflık.
  • Vahy ve semavî hükümlerin sükûn zamanı olduğu için, iki peygamber-i zişan devirleri arasındaki zaman.
  • Vukuu âdet halinde olan şeyin kesilme zamanı veya kesilmesi.
  • İki vakıa arasındaki geçen zaman. Terakki ve teâli devirleri arasındaki hareketsiz,
  • İki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsız geçen zaman.
  • İki vakıa arasındaki zaman.
  • Aynı cinsten iki hâdise (olay) arasındaki kesinti devresi.
  • İki peygamber veya iki hükümdâr arasında peygambersiz ve hükümdârsız geçen zaman.

fevt-i fursat

  • Fırsat kaçırma. Fırsatı değerlendirememe. Ele geçen bir imkânı kullanamama.

fi / fî

  • Arabçada harf-i cerrdir. Mekâna ve zamana âidiyyeti bildirir. Ta'lil için, isti'lâ için ve yine harf-i cerr olan "bâ, ilâ, min, maa" harflerinin yerine kullanılır. Geçen mef'ul ile gelecek fasıl arasında geçer. Te'kid mânası da vardı. Başka bir ifade ile kısaca (fî) : "İçinde, içine, hakkında, husus

fi'l-i mürekkeb

  • Gr: Yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne geçen fiil. Birleşik fiil. (Vurabilmek, yazabilmek, okuyabilmek gibi.)

fursat-yab / fursat-yâb

  • Eline fırsat geçen, fırsat bulan. (Farsça)

gabeş

  • (Çoğulu: Agbâş) Gecenin sonu.

gales

  • Gecenin sonunda olan karanlık.

galgale

  • Sür'atle gitmek.
  • Gecenin gitmesi.
  • Haber vermek.

ganaim

  • (Tekili: Ganimet) Harpte ele geçen mallar. Ganimetler.

ganimet

  • Harpte düşmandan alınan mal.
  • Çalışmaksızın ele geçen nimet.

gasak-ul leyl

  • Gecenin ilk karanlığı.

gasem

  • Gecenin sonunda olan karanlık.

gasık

  • Gecenin ilk karanlığı. Gece. Karanlık.
  • Ay doğmak.

gaylule / gaylûle

  • Sabah, tan yerinin ağarmaya başlamasından, tâ güneşin bir mızrak boyu (yaklaşık 45 dk.) yükselmesine kadar geçen zaman dilimi.

gazi

  • Din uğrunda harbeden. Cihadda yaralanmış veya harbetmiş olan kimse. Harpte ordunun başına geçen kumandan. Muzaffer olan ve harpten sağ dönen.

gülugir / gülugîr

  • Boğazda kalan, boğazdan zor geçen (şey). (Farsça)
  • Ahlat armudu. (Farsça)

güzarende

  • Geçen, geçici. Geçiren, geçirici. (Farsça)

güzer

  • Geçiş, geçme.
  • Geçici, geçen.

güzeran

  • Geçen, geçici. (Farsça)
  • Geçme. Geçiş. (Farsça)

güzeşt

  • Geçme, geçiş. Geçen. (Farsça)

güzeşte

  • Geçen, geçmiş.
  • Geçen. Geçmiş. Geçmiş olan. (Farsça)

güzin / گزین

  • Seçen. (Farsça)
  • Seçilmiş. (Farsça)

hafiziyyet / hafîziyyet

  • Muhafaza edicilik, koruyup esirgeyicilik.
  • Cenâb-ı Hakk'ın, bütün tohum ve çekideklerde olduğu gibi, bir mahlûkun başına gelecek vaziyetleri ve başından geçenleri muhafaza edici sıfatı. Cenab-ı Hakk'ın muhafaza ediciliği.

hakhah

  • Gecenin ilk saatlerinde gitmek.

halef / خلف / خَلَفْ

  • Birinin yerine sonradan geçen kimse. Babadan sonra kalan oğul.
  • Bir meslek veya konumda öncekilerin yerine geçenler.
  • Birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse, ardıl.
  • Birinin yerine geçen.
  • Evlat, oğul. (Arapça)
  • Halef, yerine geçen, arkadan gelen (Arapça)
  • Birinin yerine geçen.

halef an-selef

  • Seleften halefe geçme. Geçen ve gidenden, gelene kalma. Babadan evlâda geçme.

halid bin sinan abesi aleyhisselam / hâlid bin sinân abesî aleyhisselâm

  • Îsâ aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberlerden. Îsâ aleyhisselâm ile son peygamber Muhammed aleyhisselâm arasında geçen fetret devrinde, Aden beldesinde bulunan bir kavme gönderilmiştir.

halif

  • İki dağ arasındaki yol.
  • Eski elbise.
  • Arkadan gelen. Sonradan gelen. Birinin yerine geçen.

halife / halîfe

  • Öncekinin yerine geçen.
  • Fık: İlâhî, yâni şer'î hükümlerin tatbik ve icrası için Peygamber'e (A.S.M.) vekil olan zât. İmam. İmamet-i kübra. (Namazda imama uyan cemaat gibi, halifeye de şer'î emirlerde öylece itaat edilir. Halifede aranan dört şart: İlim, adalet, kifayet, a'zâ ve havâs
  • Birinin yerine geçen.
  • Resûlullah efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vekîlî ve yeryüzündeki bütün müslümanların reîsi (başı).
  • Bir tasavvuf büyüğünün yetiştirip, hayâtında veya vefâtından sonra insanları terbiye etmek ve talebe yetiştirmekle vazîfelendirdiği talebesi.
  • Öncekinin yerine geçen, Peygamberimizin vekili.

hamra

  • (Müennes) Çok kırmızı, kızıl renk.
  • Şiddet ve meşakkatli geçen yıl.
  • Şiddetle olan ölüm.
  • Arap olmayan cinsten.
  • Yüzü kızarmış kadın.

harekat-ı sabıka / harekât-ı sabıka

  • Geçen, daha önce yapılmış hareketler.

harisun aleyküm / harîsun aleyküm

  • Tevbe Suresi'nin bir âyetinde geçen bu ifade, birinci derecede Peygamberimiz (A.S.M.) hakkında olup ümmetini ve bütün insanları doğru yola irşadda yılmadan, büyük bir sebat ve azim ve gayretle devam etmesine işaret edilerek böylece tavsif edilmiştir.

harun aleyhisselam / hârûn aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîm'de adı geçen peygamberlerden.

harut ve marut

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen iki meleğin ismidir.

hatıra-i gaybiye

  • Herkesin bilmediği hatıra, kalpten geçen şey.

hatırat / hâtırât / خَاطِرَاتْ

  • Kalbden geçenler.

hatt-ı bala / hatt-ı bâlâ

  • Tepelerin en yüksek noktalarından geçtiği itibar edilen çizgi. Zirvelerden geçen hat. (Farsça)

hayal

  • (Çoğulu: Hayâlât) Zihnen tasarlanan şey. Hakikatı bilinmeyip akılla tasarlanan veya gölgeli görünen şey.
  • Asıl olmayan ve akıldan geçen fikir.

hayat / hayât

  • Diri olmak, dirilik.
  • Allahü teâlâ hakkında bilmemiz vâcib olan sıfât-ı subûtiyye'den biri. Allahü teâlânın diri olması.
  • Bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman.
  • Bir insanın ölümünden sonra başlayan ebedî (sonsuz) hayat.

hayat-ı ilmiye

  • İlimle geçen zaman.

hayrulhalef / خَيْرُ الْخَلَفْ

  • Birinin yerine geçen hayırlı kimse.

hayt-i esved

  • Siyah iplik, fecir zamanı yavaş yavaş silinen gecenin karanlığı.

hem-zeman

  • Aynı zamanda işleyen. (Farsça)
  • Çağdaş, muâsır. Aynı çağda yaşayan insan veya geçen hâdiselerin her biri. (Farsça)

hissiyat-ı mütevarise / hissiyat-ı mütevârise

  • Nesilden nesile miras kalan, geçmişten gelerek yeni nesle geçen duygular.

hızır

  • Kurânda adı geçen mübarek bir zatın ismi.

hud aleyhisselam / hûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

hükümran / hükümrân

  • Hükmeden, sözü geçen.
  • Hükmü geçen, hükmeden.

hulya

  • Kuruntu. Hayal. Vehim. Olmıyan bir şeyi düşünerek yaşamak. Akıldan geçen ve matmah-ı nazar olan husus. (Farsça)

i'tidal

  • Bir şeyde veya halde ifrat veya tefrite düşmemek. Vasat derece olmak.
  • Yumuşaklık. Uygunluk.
  • Gündüz ve gecenin birbirine denk, eşit olması.
  • Miktar ve keyfiyyet hususunda iki hâlet arasında mutavassıt olmak.

ibn-ül-vakt

  • Kalbi halden hâle değişen velî. Tasavvuf yolunda ilerlerken halleri değişen, her zaman başka türlü olan, bâzan şuurlu, bâzan şuursuz (kendilerinden geçen, kendilerini unutan) kimseler. Bunlara erbâb-ı kulûb da denir.

iddet

  • Bekleme müddeti.
  • Sayılmış. Madud.
  • Cemaat.
  • Hıfz.
  • Fık: Kocasından ayrılan kadının, başkası ile evlenebilmesi için, üç defa hayız görüp temiz oluncaya kadar geçen zaman. (Kocasından boşanırsa 100 gün, kocası ölürse 130 gün.)

iddilac

  • Gecenin geç vaktinde gitmek.

idlac

  • Gecenin ilk saatlerinden geç vakte kadar gitmek.

idris aleyhisselam / idrîs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

ifakat

  • (Fevk. den) İyileşme, hastalıktan kalkma. Hastalıktan kurtulup tamamen iyileşinceye kadar aradan geçen zaman.
  • Ayılma. Sarhoşluk veya baygınlıktan kurtulma.

iklil

  • Hz. Peygamber'in (A.S.M.) Zebur'da geçen bir ismidir. Müzeyyen tâç manâsına da gelir.

ilyas / ilyâs

  • Benî İsrail peygamberlerinden olup, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Ella" diye mezkûr olan bir Peygamberin ism-i mübarekidir. M.Ö. 9. asırda yaşamış olup ondan sonra Elyesa (A.S.) Peygamber olmuştur. İlyâs (A.S.), zamanının hükümdarıyla çok mücadele etmiş, çok zaman mağaralarda yaşamış, ç
  • Kuranda adı geçen bir peygamber.

ilyas aleyhisselam / ilyâs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden biri. Hârûn aleyhisselâmın neslindendir.

imame

  • İslâma mahsus baş kisvesi olan sarık. Zırhlı külâh.
  • Çubuk ve sigaralığın başına takılan ağızlık.
  • Tesbihin başındaki ve ipin iki ucu içinden geçen uzunca tane.

irsiyet

  • Verâset. Aile ve soydan geçen benzerlik.

ışaya

  • (Tekili: Işâ) Akşam ezanından yatsı ezanına kadar geçen zamanlar.

isfirar-ı şems vakti / isfirâr-ı şems vakti

  • Güneşin sararması vakti. Tozsuz, dumansız, berrak bir havada güneş ışığının geldiği yerlerin veya kendisinin bakacak kadar sararmaya başlamasından (güneşin alt kenarının görünen ufuktan bir mızrak boyu yükseklikte olduğu vakitten) güneş batıncaya kadar geçen zaman. İslâm astronomi âlimleri, bir mızr

ishak

  • Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. İbrahim (A.S.)ın oğludur. Yakub (A.S.)ın babasıdır.

iskender

  • (M. Ö. 356-323) Aristo'dan ders almış bir imparatordu. İskender-i Rumi de denir. Bundan başka ismi geçen bir de İskender-i Zülkarneyn vardır.

ism-i mef'ul

  • Gr: Fâilin fiili kendi üzerine geçen kelime. Mektub, mazlum, mağdur gibi.

ismail aleyhisselam / ismâil aleyhisselâm

  • Yemen'den gelip Mekke ve civârına yerleşen Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Peygamber efendimizin dedelerindendir. Cürhüm kabîlesine peygamber olarak gönderildi. İbrâhim aleyhisselâmın oğludur. Anne si Hacer Hâtun'dur.

istigrakkar / istigrakkâr

  • Kendinden geçen, dalgın, müstağrak. Dalgın halde olan. (Farsça)

kabr hayatı / kabr hayâtı

  • İnsanın ölüp kabre konmasından, kıyâmet koparak, mahlûkların diriltilmelerine kadar geçen zaman.

kaim / kâim / قائم

  • Ayakta. (Arapça)
  • Yerine geçen. (Arapça)
  • Dik. (Arapça)
  • Kâim olmak: Yerine geçmek. (Arapça)

kaim-makam

  • Birinin yerine geçen. Kaymakam. Bir kazayı (İlçe) idâre eden memur. Osmanlılarda, binbaşı ile miralay arasındaki askeri rütbe. Yarbay.

kaimmakam / kâimmakam / قائم مقام

  • Kaymakam. (Arapça)
  • Yerine geçen. (Arapça)

kanaat / kanâat

  • Yeme, içme ve barınacak yer husûsunda bileğin emeği, alın teri ile kazanılana râzı olmak, başkasının kazancına göz dikmemek. Kanâat, çalışmayıp, sâdece eline geçeni kullanmak, tembel oturup, başka bir şey aramamak değildir. Aksine hırslı hareketlerden kaçınıp, gönül huzûru ile yaşamaktır.

kasemat-ı kur'aniye / kasemât-ı kur'âniye

  • Kur'ândaki geçen yeminler.

kavanin-i sariye / kavânin-i sâriye

  • Varlıklara geçen ve onlarda işleyen kanunlar.

kazıme / kâzıme

  • (Çoğulu: Kezâyim) Yanında bir kuyu daha olup bundan ona, ondan buna su geçen kuyu.
  • Büyük şehir.

kelepir

  • Çok ucuz ele geçen. Zahmetsiz, ücretsiz.
  • Üvey evlât. Evlâtlık.
  • Zahmetsiz, ücretsiz, çok ucuz ele geçen.

kırat-ı şer'i / kırât-ı şer'î

  • Peygamber efendimiz zamânında kullanılan ve hadîs-i şerîflerde ismi geçen bir ağırlık birimi.

kıt'

  • (Çoğulu: Aktâ-Aktu) Deve palası.
  • Yük üstüne örttükleri palas.
  • Gecenin bir miktarı.
  • Yassı ve büyük olan ok temreni.

kuh-u kaf / kûh-u kaf

  • Efsânelerde geçen Kafdağı.

lahza / lâhza

  • Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman, an.

lemha-i basar

  • Pek az bir zaman. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman.

lokman

  • Kurânda adı geçen tıp bilgisiyle ünlü bir zat.

lokman hekim / lokman hekîm

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen büyük zatlardan olup öğütleri ve ahlâkî, tıbbî sözleri ile tanınmıştır. Peygamber Davud (A.S.) zamanında yaşadığı rivayet edilmektedir. Peygamber veya veli olduğu hususunda ihtilaf vardır.

ma'hud

  • Vaad edilen. Söz verilen. Belli olan.
  • Mezkur, sözü geçen.
  • Mc: Fena bilinen kadın.
  • Ahdolunmuş, bilinen, sözleşilen.
  • Sözü geçen.

ma-i mevsule / mâ-i mevsule

  • Buna ism-i mevsul de denir. Kendinden sonra gelecek küçük cümleyi daha önce geçen cümleye bağlar. (Ketebtu mâ kultü: Söylediğimi yazdım, ne söyledimse yazdım) cümlesinde olduğu gibi.

macera

  • Olup geçen şey. Baştan geçen hadise.

mahlukat-ı mezkure / mahlûkat-ı mezkûre

  • Adı geçen yaratıklar.

mahut / mâhut

  • Bilinen, adı geçen; garanti edilen.

mameza

  • Geçen veya geçmiş şey. Geçmiş zaman. Mazi.

manend-abad / manend-âbâd

  • Ölümle kıyamet arasında geçen zaman.

marr / mârr

  • Geçen, geçmiş, yürüyen.

marrin / mârrîn

  • (Mâr. dan) Geçenler.

marrin ü abirin / mârrin ü âbirîn

  • Gelip geçenler. Gelen giden.

masabak / mâsabak / ماسبق

  • Geçen, geçmiş. (Arapça)

masda'

  • Taşlık yerlerden geçen düz yol.

masebak / mâsebak / ماسبق

  • Geçen, geçmiş olan, geçmişteki.
  • Geçen, geçmiş. (Arapça)

matekaddem

  • (Mâtekaddem) Geçmiş zaman, mâzi.
  • Sâbık. Geçen şey.
  • Önceleri.

maza ma maza

  • Olan oldu. Geçen geçti.

mazi / mazî

  • Geçmiş zaman. Geçen, geçmiş olan.
  • Gr: Bir işin geçen zamanda yapıldığını bildiren fiil. Fiil-i mâzi. Mazi sigası.
  • Geçen, geçmiş olan, geçmiş zaman.

maziyat

  • Geçmişler. Geçen zamanlar.

mazmaz

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Tevrat'ta geçen bir ismi.

meczub / meczûb / مَجْذُوبْ

  • Coşarak kendinden geçen.

menzil-i kamer

  • Koz: Ayın dünya etrafındaki mahreki. Bu mahrekte aynı noktaya tekrar gelmek için geçen zaman.

mer'i / mer'î

  • (Mer'iyye) Riayet edilen, hükmü geçen. Makbul sayılan, hürmet edilen.

merkum / مرقوم

  • Adı geçen, anılan; yazılmış. (Arapça)

mesbuk

  • Geçmiş, geçen.

mest

  • Ayakkabı, hazla kendinden geçen.

mevrus

  • İrsî, kalıtım olarak geçen.

meza ma meza

  • Geçen geçti. Giden gitti.

mezbur

  • Adı geçen. İsmi yukarıda geçen.
  • Taş ile örülmüş kuyu.
  • Adı geçen, yukarıda söylenen.

mezkur / mezkûr / مذكور / مَذْكُورْ

  • Zikredilen, sözü geçen, anılan.
  • Adı geçen, zikredilen.
  • Zikri geçen. Zikredilmiş. Evvelce bahsi geçmiş olan.
  • Zikredilen, belirtilen, adı geçen. (Arapça)
  • Bahsi geçen.

mihver

  • Dünyanın kuzey ve güneş kutbu arasından geçtiği farz olunan hat, dönen bir şeyin ortasından geçen mil. Düzgün geometrik şekilleri iki eşit kısma ayıran doğru çizgi. Çark ve tekerlek gibi dönen şeylerin ortasından geçen mil. Merkez.
  • Mat: Üzerinde bir müsbet ciheti var farzedilen sonsu

mu'teber

  • İtibâr gören. Beğenilen.
  • İnanılır. Güvenilir. Hatırı sayılır. Hükmü geçen.

muarres

  • Çömlek koyacak yer. Gecenin geç vakitlerinde inilecek yer.

mübteda

  • Baş taraf, başlangıç. Baş.
  • Gr: Cümlenin birinci kısmı. Arabçada isim cümlesinde fâilin bulunduğu kısım. Bu, isimden veya isim yerine geçen fiilden de olabilir.

muhammedi / muhammedî

  • Hz. Muhammed'e (A.S.M.) mensub olan. Müslüman. (Ecnebi dillerinde geçen bu mânadaki tabirlere göre Muhammedî, Muhammedîlik: Müslüman ve Müslümanlık mânasına gelmektedir.)

muhkem kaziye

  • Huk: Kat'i ve sağlam bozulmaz hüküm. Mahkemenin en sonunda vermiş olduğu kararlar. Temyiz mahkemesince tetkik ve tasdik edildikten sonra veyahut temyiz müddeti geçen bir mahkeme kararının, mevzuunu teşkil eden hâdise hakkında, kat'i bir karine ve delil ve kanunen değişmez bir hüküm olarak kabul edil

mühtedi / mühtedî

  • Hidayete ermiş olan. İslâmiyete girmiş olan. Doğru yolu seçen. Hak dinine girmiş olan.

mukaddime

  • Evvel gelen. Öne geçen. Her şeyin evveli.
  • Bir kitapta asıl maksada başlamadan evvel kitapda olan bahisler hakkında ve kitabın muhteviyatına dâir yazılan makale, önsöz.
  • Alın. Nâsiye. Alındaki perçem.

mükam

  • Durulacak yer, ikametgâh. İkametgâhta geçen zaman.

mülahazat

  • (Tekili: Mülahaza) Mülahazalar. Düşünceler. Akıldan geçenler.

muma-ileyh

  • (Mumâileyhâ) Kendisine işâret edilen. İsmi evvelce geçen.

muma-ileyhim

  • İsmi evvelce geçenler.
  • İmâ edilenler, yukarıda anlatılmış olanlar.

muma-ileyhinn

  • (Tekili: Mumâ-ileyhâ) Adı geçen kadınlar, yukarıda anılan kızlar, imâ edilenler.

mumaileyh / mumâileyh / mûmâileyh

  • Adı geçen.
  • Kendisine işaret edilen, ismi evvelce geçen, ima edilen.
  • Kendisine işaret edilen, ismi önce geçen.

mümaileyh / mümâileyh

  • İsmi geçen, bahsedilen.

mumaileyh / mûmâileyh / مومى اليه

  • Anılan, adı geçen. (Arapça)

mumaileyhim / mûmâileyhim / مومى اليهم

  • Adı geçenler. (Arapça)

mümaşaatkar / mümaşaatkâr

  • Hoş geçinen, anlaşma yolunu seçen.

mümeyyiz

  • Seçen, ayıran.
  • Dairedeki yazıları temize çeken kâtip.
  • İmtihanda ayırtman.

münfail

  • İnfiâl eden. Te'sir ile harekete geçen.
  • Muztarib, kederli ve muğber olan. Bir şeyden canı sıkılan. Alınmış, gücenmiş.

münhamenna

  • Muhammed (A.S.M.) manâsına, Tevratta geçen İbrânice isimdir.

munsarif / منصرف

  • Vazgeçen. (Arapça)
  • Munsarif olmak: Vazgeçmek. (Arapça)

müntahib

  • (Nahb. dan) Seçen, intihâb eden. Seçmen.

müntakil

  • (Nakl. den) intikal eden, geçen. Bir yerden bir yere göç etmiş, taşınmış olan.
  • Miras kalmış.
  • Karine ile sözün gelişinden anlayan.

müsabık

  • (Sebk. dan) Müsabakaya giren, yarışmaya katılan.
  • Geçen.

müsafirhane / müsafirhâne

  • Yolcu konağı, han, otel. (Farsça)
  • Misafir olarak geçen resmi kimselerin konaklıyacağı yer. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

müşarünileyh / مشار اليه

  • Anılan, adı geçen. (Arapça)

müstağrak / مُسْتَغْرَقْ

  • Ma'nevi halle kendinden geçen.

mutasavver

  • Tasavvur edilmiş. İlerde yapılması düşünülmüş.
  • Tasvir edilen. Hatırdan geçen.
  • Kabil, akıl kabul eder, akıl alır.

mutatarrik

  • Yol bulan, geçen.

mütearrız

  • (Arz. dan) Başkasının hakkına tecavüz eden, hududuna geçen,
  • Saldıran, sataşan, taarruz eden.

mütebadil

  • (Bedel. den) Birbirinin yerine geçen, tebâdül eden.
  • Nöbetle değişen.

mütecaviz / mütecâviz

  • (Cevâz. dan) Hücum eden, tecüvüz eden. Haddi aşan, geçen.
  • Sataşan, saldıran.
  • Sarkıntılık eden.
  • Çok, fazla.
  • Sınırı geçen, başkalarının sınırını tecavüz eden.

mütedavil / mütedâvil / مُتَدَاوِلْ

  • Elden ele geçen, alıp verilen.
  • Kullanılan.
  • Elden ele geçen.

müteferrig

  • Vaz geçen, feragat eden.

mütegaşşi

  • (Gaşy. dan) Kendinden geçen, gaşyolan.
  • Bürünen, örtünen.

mütegayyir

  • Değişen. Bir halden başka bir hale geçen.
  • Bozulmuş, bozuk.

müteharrik

  • Harekete geçen, kımıldanan. Yerinde durmayıp hareket eden. Devir ve hareket eden.

mütehatti

  • Hatâ işleyen, yanılan.
  • Atlayıp geçen.

mütehavvil / مُتَحَوِّلْ

  • Hâlden hâle geçen.

mütekaddim

  • Evvelki, önceki, öne geçen, takaddüm eden.
  • Takdim olunan, sunulan.

mütelevvin

  • Renkten renge giren. Halden hale geçen. Kararsız. Dönek.

müteneffizan / müteneffizân / متنفذان

  • Etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler. (Arapça - Farsça)

müteşebbek

  • (Şebk. den) Ağ gibi birbirine geçen.

müteşebbik

  • Şebeke hâlinde olan, ağ gibi birbirine geçen.

mütevaris

  • (Veraset. den) Birinden diğerine vâris olup kalan. Babadan oğlu geçen, tevarüs eden.

mütevelli

  • (Vely. den) Birinin yerine geçen.
  • Bir vakfın idaresine memur edilmiş kimse.

nafiz

  • İçe işleyen. Delip geçen. İçeri giren.
  • Sözü geçen, kendine itaat edilen. Te'sirli, nüfuzlu.

nafiz-ül kelim

  • Sözü geçen.

naib / nâib / نَائِبْ

  • (Nevb. den) Vekil, birinin yerine geçen.
  • Şeriat hâkimi olan kadı vekili.
  • Nöbet bekleyen.
  • Vekil, birinin yerine geçen.
  • Birinin yerine geçen, vekil.
  • Vekil, yerine geçen.

nakil

  • Vazgeçen, cayan, dönen.
  • Çekinen, kaçınan.

nasib / nasîb

  • Ele geçen, kavuşulan.
  • Allahü teâlânın ezelde takdir ettiği maddî ve mânevî rızık, kısmet.

naşie

  • Delil. Zuhur.
  • Gündüz veya gecenin evvelki saati.
  • Uykudan sonra kalkmak hali ve uyanık olduğumuz hal.

nass-ı kelam / nass-ı kelâm

  • Kur'ân'da geçen kesin hükümlü âyetler.

necm-i sakıb / necm-i sâkıb

  • Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.

necm-i sakıp / necm-i sâkıp

  • Karanlığı delip geçen parlak yıldız.

nekkad

  • Bir şeyin iyisini kötüsünü seçen kimse.
  • Paranın sağlamını kalpından ayıran.
  • İmam, hatib ve kayyum gibi hizmet sahiblerinin, vazifelerine devam edip etmediklerini murakabe ve devam etmiyenlere tenbihat, icra ve devamsızlıkları tesbit eden vazifeli kişi.

nevheves

  • (Çoğulu: Nevhevesân) Bir işe yeni olarak ve büyük bir hevesle başlayan. (Farsça)
  • Sık sık iş değiştiren. Hevesi çabuk geçen. (Farsça)

nısf-ı kutr

  • Dairenin merkezinden geçen ve onu iki eşit kısma ayıran doğru çizginin yarısı. Yarı çap.

nücum-u sakıbe / nücum-u sâkıbe

  • Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.
  • Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.

nuh

  • Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir peygamber ismi.

nuh aleyhisselam / nûh aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine Ülü'l-azm denilen altı peygamberin ikincisi. İdrîs aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderildi.

nun-u na'büdü / nûn-u na'büdü

  • Fatiha Sûresinde geçen "nâbüdü" kelimesindeki "nûn" harfi.

ömr

  • Hayat, yaşama, yaşayış. İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman.

ömr-ü saadet

  • Mutlulukla geçen ömür, Peygamberimizin altmış üç yıl olan saadetli ömrü.

osmanlı

  • Osmanlı Devleti teb'asından olan.
  • Anadolu Selçuklu Devleti'nin Bizans sınırındaki Beyliğin reisi olan Ertuğrul Bey'in vefatından sonra, Mi: 1288'de yerine geçen Osman Beyin kurduğu devlete mensup olan.

otomatik

  • Kurularak veya vakti gelince harekete geçen, işleyen. (Fransızca)

par

  • Geçen yıl, bıldır. (Farsça)
  • Para. (Farsça)

parantez

  • Yun. Cümle içinde geçen bir sözü, metin dışı tutmak için o sözün başına ve sonuna konulan işaret.

parin

  • (Pârine) Geçen yılki, geçen sene olan, bıldırki. (Farsça)

parsal

  • Geçen yıl, bıldır. (Farsça)

pas

  • Gecenin sekizde biri. (Farsça)
  • Gözetleme, bekleme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, gam. (Farsça)
  • İç sıkıntısı. (Farsça)

pazin

  • Gecenin bir kısmı. (Farsça)

postnişin

  • Posta oturan. Daha evvelkinin yerine geçen.

redif

  • Arkadan gelen, birisinin ardından giden.
  • Birbiri ardınca zuhur etmek.
  • Terhis olup ihtiyata geçen asker.
  • Edb: Beytin sonunda kafiyeden sonra tekrarlanan kelime.

reum

  • Yavrusunu seven deve.
  • Yanından geçen kimsenin elbisesini yalayan koyun.

sabık / sâbık / سَابِقْ

  • Önceki, geçen, geçmiş.
  • Geçen.

sağnak

  • Birdenbire ve çok fazla yağıp geçen yağmur.

sahib-zuhur

  • Baş kaldıran, isyan eden, ayaklanan. Başa geçen.

saig

  • Boğazdan kolay ve hoş geçen yiyecek veya içecek.

sair

  • Seyreden, harekette olan.
  • Bir şeyden geri kalan.
  • Maadâ. Geçen, dolaşan.
  • Yolcu. Seyyar.
  • Başkası, diğeri.

sakıb

  • Parlak.
  • Bir yandan bir yana delip geçen.

salif

  • Evvelce geçen, geçmiş. Mukaddem.
  • Geçen, geçmiş.

salif-üz zikr

  • Bildirilen, zikri geçen, mezkûr. Yukarıda ismi geçen. Yukarıda, daha evvel söylenen.

salifü'z-zikr / sâlifü'z-zikr

  • Bahsi geçen, belirtilen.

sari kanun / sâri kanun

  • Her şeye geçen, yayılan, her şeyde bulunan; yerçekimi kanunu gibi.

sebkat eden

  • Geçen.

secencel

  • (Secencele) Ayna.

seher vakti

  • Duâların kabûl olduğunun bildirildiği, gecenin (güneşin batmasından imsâk vaktine kadar olan zamânın) son altıda biri.

sempati

  • Cana yakınlık, sıcak kanlılık. (Fransızca)
  • Tıb: Her omurilik boyunca olan sağlı sollu yirmi üç boğumdan geçen iki paralel ağ şeklinde sinir sistemi. (Fransızca)

semud

  • (Sümud) Kur'anda ismi geçen bir kavim adı. Sâlih Peygamber'in kavmi.

serdefter

  • Defterin başında yazılı olan. En ileri geçen, en başta bulunan. (Farsça)

serencam / serencâm

  • Başa gelen, baştan geçen ibretli hadise. (Farsça)
  • Bir işin sonu. (Farsça)
  • Vak'a. (Farsça)
  • Baştan geçen hâdise, olay.

sergüzeşt / سَرْگُذَشْتْ

  • Macera, baştan geçen hâller. (Farsça)
  • Baştan geçenler.

sergüzeşt-i hayat / سَرْكُزَشْتِ حَيَاتْ

  • Hayatta baştan geçenler.

seriüzzeval / serîüzzevâl

  • Çabuk geçen.

şeyda / şeydâ

  • Aşk ile kendinden geçen, coşan.

şeyhan

  • (şeyheyn) Esasen iki şeyh demek olup; bazı eserlerde, Buharî ve Müslim yerinde kullanılır. Her ikisinin Hadis Kitablarına birden Sahihan denir.
  • Hazret-i Ebubekir ile Hazret-i Ömer'in (R.A.) beraberce bâzı mühim kitaplarda geçen isimleri.
  • Bazı fıkıh kitablarında, İmam-ı A'zam

sibak-ul kelam / sibak-ul kelâm

  • Sözün ilk halindeki bağlantısı, sözün evvelinde geçenden çıkan mânâ.

sinin-i salife / sinin-i sâlife

  • Geçen yıllar.

siyak

  • Söz gelişi, bir sözün hemen öncesinde geçen sözler.

sücv

  • Gece sükuneti, gecenin sessizliği.
  • Zulmet istikrarı.

sukuk

  • Şeriat mahkemesince verilen ilâmlar ve onda geçen tabirler.

süleyman aleyhisselam / süleymân aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

sütre

  • Perde. Örtü. Perdelenecek şey.
  • Namaz kılarken kıble cihetinde duvar ve sâir olmadığından, önden geçenlerin namaza zarar vermemeleri için, ön tarafa dikilen şey. (En az altmış cm. yükseklik)

tabakat-ı mezkure / tabakat-ı mezkûre

  • Adı geçen, ifade edilen tabakalar, sınıflar.

tahammülgüdaz / tahammülgüdâz

  • Tahammülü ve dayanmayı yırtıp geçen. (Farsça)

tarfet-ül ayn

  • Göz kapağının bir kere açılıp kapanması kadar geçen kısa ân.

tarfetü'l-ayn

  • Göz kapağının açılıp kapanışı kadar geçen kısa zaman.

tarih

  • Hâdiseye vakit tayin etmek.
  • Vak'anın vukuuna tayin olunan vakit. Zaman tesbiti.
  • Geçen hâdiseleri kaydetmekten hâsıl olan ilim.
  • Vak'anın vukuuna vakit tayin eden söz ve makam.
  • Memlekette vâki olan hâdiseleri zamana nazaran tertip ve sırasıyla zikir ve beyan ede

tarik / târik

  • Terkeden, vazgeçen, bırakan.

tecavüzkar / tecavüzkâr / تجاوزكار

  • Sınırı geçen, saldırgan. (Arapça - Farsça)
  • Sarkıntılık eden. (Arapça - Farsça)

teheccüd namazı

  • Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ve imsak vaktinden önce iki ile on iki rek'at arasında kılınan namaz.

telepati

  • Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, uza duyum.

tercih bila müreccih / tercih bilâ müreccih

  • Tercih edici sebep olmaksızın tercih (seçim) yapılabilir. Yani, seçimi yapacak zat için mutlaka sebebin var olması gerekmez, hiçbir sebebe bağlı kalmadan da seçenekler arasından birini seçebilir.

tercih ehli / tercîh ehli

  • Hanefî mezhebinde, dînî hükümleri bildiren fıkıh âlimlerinin beşinci tabakasında bulunan ve ictihâd (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden dînî hüküm çıkarma) gücüne sâhib olmayan, sâdece bağlı oldukları mezhebin kavillerinden (sözlerinden) ve hüküml erinden sahîh ve evlâ (en iyi) olanı seçen mukall

tereccuh bila müreccih muhaldir / tereccuh bilâ müreccih muhaldir

  • Sebepsiz üstünlük olmaz. Yani, bir şeyin başka seçeneklere üstün gelen bir sebebi, bir özelliği bulunmazsa onlardan üstün olması mümkün değildir.

tevarüs edilen

  • Miras kalan, geçen.

uluhiyet-i sariye / ulûhiyet-i sâriye

  • Varlıklara sirayet eden, geçen ulûhiyet.

ulüvv-ü derece

  • Derecenin yüksekliği, üstünlüğü.

ulüvv-ü rütbe

  • Rütbenin, derecenin yüksekliği.

üzeyir

  • Kurânda adı geçen mübarek bir zat.

vak'a

  • Hâdise. Olup geçen şey. Mes'ele.
  • Birini bir defada yere düşürmek.
  • Muharebe.
  • Vuku bulan.

vaki' / vâki'

  • Olan, düşen, konan. Mevcud ve var olan.
  • Geçmiş olan, geçen.

vakıat / vâkıât

  • (Tekili: Vâkıa) Vâkıalar. Baştan geçen hâdiseler.

vakt-i tefrih

  • Tıb: Çiçek hastalığı aşısının yapılmasından te'sirini gösterinceye kadar geçen zaman.

vecne

  • (Çoğulu: Vecenât) Elmacık, yanaktaki yumrucuk.

velayet-i kübra / velâyet-i kübrâ

  • Büyük velilik. Akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan ve veraset-i nübüvvetten gelen gayet kısa, fakat yüksek olan ve tarikat berzahına uğramadan zâhirden hakikata geçen velilik mesleği. (Sahabeler gibi)
  • En büyük velîlik; tarikat berzahına uğramadan, zahirden hakikate geçen ve peygamber varisliğinden gelen velîlik.

ya'fur

  • (Çoğulu: Yaâfir) Tüyleri toprak renginde olan ceylân.
  • Ceylân yavrusu.
  • Gecenin beşte veya altıda bir bölümü.
  • Peygamberimizin merkebinin adı.

ya'kub

  • Kur'an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. Yusuf Aleyhisselâm'ın babası ve İshak Aleyhisselâm'ın oğludur. Bir adı da İsrail olduğundan bu sülâleden gelenlere İsrail oğulları mânasına, Benî İsrail denilmektedir. Büyük oğlunun adı Yehud olduğundan sonradan bunlara Yahudi denilmiştir.

ye'cuc ve me'cuc / ye'cûc ve me'cûc

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan zararlı ve bozguncu iki kötü kavim.

ye'cüc ve me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen ve ortalığı fitne, fesat ve anarşiye boğacak olan kavimler, anarşist topluluk.
  • Kısa boylu olacakları söylenen ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen ve ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.

ye'cüc-me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen, ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.

yunus

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçenlerdendir. Elyesa (A.S.) dan sonra Ninova şehrine gönderildi. Şehir ahalisi kendisine itaat etmediği için müteessir olarak bir gemiye binmiş ve oradan denize atılmış. Cenab-ı Haktan emir almadan şehri terk ettiğinden bu hâl başına gelmişt

yusuf aleyhisselam / yûsuf aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Mısır ahâlisine gönderilen peygamber. Yâkûb aleyhisselâmın oğludur. Yâkûb aleyhisselâmın neslinden gelen ilk peygamberdir. Allahü teâlâ ona rüyâ tâbiri ilmini öğretti.

zail

  • (Zâile) Geçen, geçici.Devamlı olmayan. Tükenen.

zamair-i şahsiyye

  • Şahıs zamirleri. " Ben, sen, o" gibi isim yerine geçen kelimeler.

zayf

  • Misafir. Gelip geçen.

zeval bulan

  • Gelip geçen, yok olan.

zıll-ı zail / zıll-ı zâil

  • Geçen gölge.

zıvana

  • İki ucu açık küçük boru. (Farsça)
  • Birbirine geçen şeylere açılan boru şeklinde delik. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın