LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ETKİ ifadesini içeren 179 kelime bulundu...

adem-i merkeziyyet

  • Bir idâri taksimattaki parçaların (vilâyet, belediye ve köy) muayyen hususlarda kendi kendilerine idare yetkileri. Bir yere bağlı olmaksızın veya bir yerden idare edilmeksizin olan muamele. Bütün kısım ve şubelerin kendi kendilerini idare tarzı.

adem-i salahiyet / adem-i salâhiyet

  • Yetkisizlik.
  • Salâhiyetsizlik, yetkisizlik.

alkol

  • Mayalanmış içkilerin damıtılmasıyla elde edilen sıvı madde. Sarhoş edici etkisi vardır. Alkollü içkiler hem beden sağlığına, hem de ruh sağlığına zararlıdır. Dinimizde her türlü alkollü içkinin azı da çoğu da haramdır. (Fransızca)

amil / âmil / عَامِلْ

  • İşleyen, etkileyen.
  • İşi yapan, etki eden.

arziyat

  • Jeoloji. Dünyanın yaradılışı ile tarih boyunca değişen vaziyetlerini tetkik eden ilim.

asfiya-i müdekkikin / asfiya-i müdekkikîn

  • İslâmî hakikatların tetkik ve bilinmesinde çok dikkatli ve sâdık olan büyük İslâm âlimleri.

ashab / ashâb

  • (Tekili: Eshâb) (Sahib) Arkadaş olanlar. Sahip olanlar, kullanma yetkisine sahip kişiler.
  • Halk, ahali.
  • Sahabeler, yani Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (A.S.M.) görmüş ve mü'min olarak ona ve onun mesleğine bağlı kalmış olan zatlar. Bu kişiler, insanlık, doğruluk ve her türlü faz

atalet kanunu

  • Fiz: Duran bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hareket edemez; ve hareket hâlindeki bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hızını ve yönünü değiştiremez.

ataraksiya

  • yun. Tesirlere (etkilere) karşılık göstermeme, durgunluk hâli.
  • (Fels.) Ruhun sükunete ulaşması, arzu ve ihtiraslardan uzak kalma. Eski çağ felsefesi, hayatın gayesi, saadet olarak duygusuzluk halini gösteriyordu. İnsan arzuları sonsuz, düşmanları sonsuzdur, (mikroptan kuyruklu yıldız

atikıyyat

  • Eski eserler. Eski devirlerden kalma eserleri, - daha ziyade tarih ve san'at bakımından- tetkik eden ilim. Arkeoloji.

bera'at-ı istihlal / bera'ât-ı istihlâl

  • Söze güzel ve etkili başlangıç.

bilinçaltı

  • Psk: Şuur altı. Geçmişte yaşadığımız ve etkisi altında kaldığımız hâdiselerden şimdi hatırlayamadıklarımız, şu anda da varlığımızda meydana gelen hadiselerden bilgisine sahip olmadıklarımızın hepsi. İnsan şuurlu hareket ettiği gibi şuuraltı etkilerle de hareket eder. İnsan şuuraltının etkisiyle hare (Türkçe)

biyocoğrafya

  • yun. Nebat ve hayvanların yer yüzünde dağılışını ve sebebelerini tetkik eden ilim kolu. Hayatî Coğrafya. Biyojeografi.

boşanmak

  • Eşi ile olan nikâh bağını bozmak. Eşinden ayrılmak. (Medeni kanun, boşama yetkisini mahkemeye bırakmıştır. İslâm dini evlenmeyi Allah'ın emirleri dahilinde karşılıklı rızaya bağlı hür bir sözleşme olarak gördüğünden kadınla erkek boşanma yetkisinin kimde olacağını da kararlaştırabilirler. İsterlerse (Türkçe)

burs

  • Devlet veya bazı müessese yahut şahıslarca tahsil veya ilmî tetkik için gerekli masraflara kullanmak üzere verilen para. (Fransızca)

büyü

  • Cin gibi manevî varlıklar aracılığı ile insan veya başka varlıklar üzerinde etki meydana getirme işi. Dinimiz büyücülerin şerrinden, kötülüklerinden Allah'a sığınmamızı emreder. Müslüman büyücülük yapmaz.

dahl

  • Girme, etki.

daire-i ihtiyar

  • Etki alanı, dilediğini yapabilme dairesi.

daire-i iktidar

  • Gücün etkili olduğu alan.

daire-i tasarruf ve malikiyet

  • Etkili olup hükmettiği ve sahip olduğu daire.

defterdar / defterdâr / دفتردار

  • İldeki en üst düzey maliye yetkilisi. (Arapça - Farsça)
  • Maliye bakanı. (Arapça - Farsça)

edebiyat

  • Güzel ve etkili biçimde konuşma ve yazma sanatı.

efsah-ı füseha

  • Sözü düzgün, akıcı ve etkili konuşanların en ileri geleni.

ehil

  • Yetkili, yetkin, ehliyetli.

ehl-i hall ü akit

  • Bir ülkeyi yönetme, bir devlet başkanını seçme veya azletme yetkisine sahip kişiler, millet vekilleri.

ehl-i hall ve akd

  • Hükümet ve Cumhurbaşkanının seçme ve azletme yetkisine sahip olan meclis.

ehliyyet / اهليت

  • Yeterlik, ustalık, yetki.
  • Beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. (Arapça)
  • Yeterlilik belgesi. (Arapça)

emr-i nafiz / emr-i nâfiz

  • Etkili, tesir gücü olan emir.

erbab-ı hall-u akd / erbâb-ı hall-u akd

  • Halife seçmeye yetkili olan kişiler. Medine halkının ileri gelenleri.

etüd

  • İnceleme, tetkik etmek. (Fransızca)
  • Musikide didaktik maksatla bestelenmiş eser. (Fransızca)

evliya / evliyâ / اوليا

  • Velîler. (Arapça)
  • Önderler. (Arapça)
  • Yetkililer. (Arapça)

fahs

  • Bir şeyin içyüzünü araştırma, aslını tetkik etme.
  • Ayırtmak.
  • Bahsetmek.
  • Seyirtmek.
  • Sıçramak.

fail / fâil / فاعل

  • İşleyen, yapan.
  • Te'sirli, etkili.
  • Yapan. (Arapça)
  • Özne. (Arapça)
  • Etkili. (Arapça)

fail-i müessir / fâil-i müessir

  • Etkin olan; iş ve fiili bizzat yapan.

fenn-i münazara

  • İleri sürülen delilleri ve fikirleri tetkik ederek fikirlerin münasebet ve adem-i münasebetini göstererek cevap vermek san'atı.

fetva emini

  • Şeyhülislâm kapısındaki Fetvahane'nin başında bulunan zata verilen ünvandır. Şeyhülislâma sorulan şer'i meselelerin fetvalarını hazırlamak, istida ile vukubulan suallere cevap vermek ve şer'iyye mahkemelerinden verilen ilâmları tetkik etmek vazifeleriyle mükellefti. Maiyyetinde Fetvaemini muavini, İ

fihi nazar / fîhi nazar

  • Şüphe edilen bir mes'ele hakkında söylenir. "Ona bir bakmak, tetkik etmek lâzımdır" demektir.

füseha-i arab

  • Arap fasihleri, Arapların en güzel, akıcı ve etkili konuşanları.

had / hâd

  • Yetki, sınır.

hadd

  • Sınır, yetki.

haddi yok

  • Yetkisi yok; yetki sınırları müsait değil.

hakem

  • Bir işte karar vermeye yetkili kişi.

harb-i umumi inkılabı / harb-i umumî inkılâbı

  • Birinci Dünya Savaşının etkisiyle meydana gelen değişimler.

hayk

  • Sallanmak.
  • Dokumak.
  • Tesir etmek, etkilemek.

hıdane / hıdâne

  • Çocuğu kucağa almak, besleyip büyütmek üzere yanında bulundurmak. İslâm nikâhının bozulmasından sonra (ayrılıkta), çocuğu, selâhiyetli (yetkili) olan kimsenin yâni başkası ile evli olmayan annenin belirli bir yaşa gelinceye (oğlan çocuğu yedi, kız ye tişkin oluncaya) kadar yanında alıkoyması ve terb

hıfzıssıhha

  • (Hıfz-üs sıhha) Sağlıklı yaşamak için doğrudan doğruya kişi ve içinde bulunan çevrenin sağlıkla alâkalı şartlarını tetkik edip inceleyen, gerekli tedbirleri olan ve bu çeşit çalışmalardan bahseden hekimlik kolu veya sağlık bilgisi.
  • Sıhhatini korumak. Sağlığını muhafaza etmek.

hissiyat-ı imaniye

  • İmanî hisler, imanın etkisinde olan duygular.

hitabiyat

  • Hitabet (etkileyici konuşma) ile ilgili sözler.

hizab

  • Rüzgârın etkisiyle deniz suyunda meydana gelen hareket, dalga. (Farsça)

hubak

  • (Çoğulu: Hubek) Suya ve kuma rüzgârın etkisiyle yol yol görünen yerler.

hududname

  • Memleket sınırını belirleyen vesika. Harp veya diğer bir ihtilaf sonunda iki taraf murahhaslarınca yerinde tetkik edilerek tanzim olunan harita ve rapor. (Farsça)
  • Memleket dahilindeki bir çiftlik veya arazinin sınırlarını göstermek üzere yapılmış olan vesika. (Farsça)

hükkam-ı fesahat / hükkâm-ı fesahat

  • Güzel, akıcı ve etkili konuşmada üstün ve otoriter olanlar.

hüsn-ü tesir / hüsn-ü tesîr

  • İyi tesir, güzel etki.

i'lamat-ı şer'iye mümeyyizi

  • Şeyh-ül İslâm kapısındaki fetvahanenin üç kaleminden biri olan "İlâmat Odası"nın başındaki memurun ünvanı idi. Kadılar tarafından verilen ilâmları tetkik vazifesiyle mükellef olduğu için, bu memuriyete, ulemadan tanınmış olanlar tâyin edilirdi.

ibsar

  • Dikkatle bakmak, tetkik etmek.

ibtihas

  • Bir şeyin doğruluğunu öğrenmek için soruşturma, tetkik etme.

icazet / icâzet

  • Diploma, yetki belgesi.

ideoloji

  • Toplumu etkileyen fikir ve düşünce sistemi.

iftihas

  • Gerçeği ve hakikatını dikkatle araştırma. İçyüzünü iyice tetkik etme.
  • İmtihan etme, deneme.

ihtişam

  • Görkem, etkileyici görünüş.

iksir / iksîr / اكثير

  • Olağanüstü etkileri olan şurup. (Arapça)

ilmi / ilmî

  • İlimle, bilgi ile alâkalı. İlme ait ve müteallik. Câhilce ve tetkiksizce olmayan.

inbisat

  • Genişleme. Yayılma.
  • Açık yüzlü olma. Şâd, mesrur ve mahzuz olma.
  • Gönül açıklığı. Kalb ferahlığı.
  • Fiz: Sıcaklığın etkisiyle madenî cisimlerin enine, boyuna büyüyüp uzaması. Genleşme.

indettetkik

  • Tetkik sırasında, inceleme anında.

infial / اِنْفِعَالْ / infiâl

  • Fiilden etkilenme.
  • Fiilden etkilenme.

infial mertebesi

  • Bir fiil veya tesir gücünden etkilenme derecesi.

infialat / infiâlât

  • Etkilenmeler, hareketlenmeler, taşkınlıklar.

irade-i cüz'iyye / irâde-i cüz'iyye

  • Allah tarafından insanın yetkisine bırakılan cüz'î irade. İnsan iradesi.

istinabe / istinâbe / اِسْتِنَابَه

  • Duruşmada yasal gerekçelerle bulunamayan zanlının, ilgili mahkemece, yasal prosedürün yerine getirilmesi için zanlıya en yakın bölgedeki bir mahkeme veya kişileri yetkili kılması.
  • Başka bir mahkemenin muâmeleye yetkili kılınması.

istinbat

  • Bir söz veya bir işten gizli bir mânâyı meydana koymak.
  • Müçtehid veya büyük bir âlimin gizli bir mânâyı içtihadı ile meydana çıkarması.
  • Bir mes'eleyi derin tetkik ile meydana çıkarması.
  • Bir mes'eleyi derin tetkik neticesinde kaynaklarından güçlükle anlamak.

kabiliyet / kabilîyet

  • Yetenek, etkilenebilirlik.

kamil / kâmil

  • Yetkin, erişkin, olgun, tam.

karger / kârger

  • İş yapan, işleyen. (Farsça)
  • Etki yapan, tesir eden, nüfuzlu. (Farsça)

kesret-i mütalaa / kesret-i mütalâa

  • Çok okuma, çok tetkik etme.

kütüb-ü sitte-i hadisiyye

  • Hadise dair altı Kitab. Bu eserler en çok tetkik edilmiş, en sahih, en doğru ve mu'teber hadis kitablarıdır.1- Sahih-i Buhâri. Müellifi: Hâfız Ebu Abdullah Muhammed İbn-i Câfii-i Buharî'dir. Sahih hadisleri tesbit için İslâm ilim merkezlerini dolaşmış, hadis âlimlerinden istifade etmiştir. Cumhurun

lojistik

  • Ask: Askerlik san'atının ve seferi orduların iaşe, muhabere ve sevkiyat şartları, hareket ve harb kabiliyeti bakımından en etkili durumda bulundurulması için lâzım gelen çalışmalara aid kısım.

ma'ruz

  • Bir şeyin etkisine uğramak veya uğratmak.
  • Arzolunmuş, arzolunan.
  • Serilmiş, yayılmış.
  • Verilmiş, sunulmuş.
  • Anlatılmış.
  • Bir şeye karşı siper alan.

mahcur

  • Malını kullanmaktan men edilmiş, mal üzerindeki tasarruf yetkisi elinden alınmış kimse.

makam-ı nüfuz

  • Tesir, etki makamı.

manyetizma / مَانْيَه تِيزْمَه

  • Bakışla etki altına alma.

maruz kalan / mâruz kalan

  • Birşeyin tesirine uğrayan, etkisinde kalan.

meczub / meczûb

  • Cezbeli, kendini kaptırmış, başkasının etkisiyle davranan.

medhal

  • Giriş, etki.

meful / mefûl

  • Fiilden etkilenen.

mefuliyet / mefûliyet

  • Fiilden etkilenmişlik.

minkale / منقله

  • Geo: Yarım dâire şeklinde dereceli geometri âleti. İletki.
  • İletki. (Arapça)

müdekkik

  • Dikkatle araştıran. İnceden inceye tetkik eden. En ufak gizli şeyleri bilmeğe, görmeğe çalışan. (Konuşurken ekseriyetle müdakkik denir.)

müessir / مؤثر

  • Tesirli, etkili.
  • Tesirli, etkili.
  • Tesir eden, etki, iz bırakan.
  • İşleyen, hükmünü yürüten.
  • Çok hissedilen, içe işleyen.
  • Dokunan, dokunaklı.
  • Eser sahibi. Allah Teâlâ.
  • Etkileyici, etkili. (Arapça)

müessiriyet / مؤثریت

  • Tesirlilik, etkinlik.
  • Etkileme gücü. (Arapça)

müfettiş

  • Teftiş eden, tetkik ve tahkik ile kusur ve iyilikleri görüp anlayan ve lüzumlu merci'lere bildiren.
  • Araştıran.

muhkem kaziye

  • Huk: Kat'i ve sağlam bozulmaz hüküm. Mahkemenin en sonunda vermiş olduğu kararlar. Temyiz mahkemesince tetkik ve tasdik edildikten sonra veyahut temyiz müddeti geçen bir mahkeme kararının, mevzuunu teşkil eden hâdise hakkında, kat'i bir karine ve delil ve kanunen değişmez bir hüküm olarak kabul edil

mukarrihat

  • (Tekili: Mukarrih) Yara açmakta kullanılan etkili ilâçlar.

mülahaza

  • Mütâlaa. Dikkatle bakmak. İyice düşünüp bir işin hakikatını tetkik etmek. Tefekkür, düşünce.

mülkiyet

  • İnsanın bir şeyi başkasının rızâsını, iznini almadan kullanabilme yetkisi gücü.

münakale

  • Karşılıklı iletişim, etkileşim, alış-veriş.

münfail / مُنْفَعِلْ

  • Fiilden etkilenen.
  • Etkilenen.
  • Fiilden etkilenen.

münkis

  • Tekrar eden hastalık, tekrar etkisini gösteren hastalık.

murahhas

  • Devlet veya bir teşekkül adına yetkili olarak bir yere gönderilen kişi.

müşahid

  • Gören, seyreden. Görmekle tetkik eden.

musrad

  • Soğuktan hemen etkilenen kimse.

mutalaa

  • Bir mes'ele hakkında bilgi edinmek için tetkikatta bulunma, okuma, okuma ile meşguliyet.

mütalaa

  • Bir işi etraflıca düşünmek, okumak, tetkik etmek.

mütalaa etmek / mütalâa etmek

  • Tetkik etmek, araştırmak.

mutali'

  • Mutâlaa eden. Kitab okuyan. Kitablarla tetkik ve bilgi için uğraşan.

mütali'

  • (Mütalaa. dan) Tetkik eden. Okuyan. Bir şeyi etraflıca düşünen.

mutasarrıf-ı hakim / mutasarrıf-ı hakîm

  • Herşeyi hikmetle yapan ve dilediği gibi kullanan sonsuz tasarruf ve yetki sahibi Allah.

mutasarrıf-ı rahim / mutasarrıf-ı rahîm

  • Varlıklar üzerinde merhamet ve rahmetinin çok özel tecellîleri bulunan sonsuz tasarruf ve yetki sahibi Allah.

mutasavvıfa-i mütefelsife

  • Felsefeyle ilgilenen ve etkisinde kalan tasavvufçular.

müteessir / متأثر / مُتَأَثِّرْ

  • Etkilenen, üzülen.
  • Etkilenen, üzülen.
  • Üzgün. (Arapça)
  • Etkilenen. (Arapça)
  • Müteessir olmak: (Arapça)
  • Üzülmek. (Arapça)
  • Etkilenmek. (Arapça)
  • Etkilenen.
  • Üzüntülü, etkilenen.

müteessir eden

  • Etkileyen, üzen.

müteessir etme

  • Üzme, etkileme.

müteessir etmek

  • Üzmek, etkilemek.

müteessir olma

  • Etkilenme, üzülme.

müteessirane / müteessirâne

  • Üzüntü duyarak, etkilenerek.

mütefahhıs

  • (Fahs. dan) Dikkatle araştıran, sorup tetkik eden, inceliyen.

müteneffizan / müteneffizân / متنفذان

  • Etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler. (Arapça - Farsça)

nafiz / nâfiz / نافذ

  • Derinlere işleyen; etkili.
  • Etkileyici, nüfuz edici, işleyici. (Arapça)

natıkaperdaz / nâtıkaperdâz / ناطقه پرداز

  • Düzgün ve etkili konuşan. (Arapça - Farsça)

nazar-ı şuhud

  • Şâhidlerin, şehâdet edenlerin görmesi ve tetkikleri.

nazar-ı tetkik

  • Tetkik etmek, incelemek amacıyla bakmak.

nüfuz / نفوذ

  • Etkinlik, tesir.
  • Etki etme, işleme. (Arapça)
  • Etki gücü. (Arapça)
  • Nüfuz etmek: İşlemek, etki etmek. (Arapça)

nüfuz-u hükumet / nüfuz-u hükûmet

  • Hükûmetin etkisi.

nutuk

  • Nutk.
  • Söz.
  • Söyleyiş, söyleme yetkisi.

psikoloji

  • Ruhiyat, ruhî hâdiseleri tetkik eden ilim kolu. (Fransızca)

revabıt-ı kuvvet / revâbıt-ı kuvvet

  • Gücün (icranın) bağları, etkileri.

rikkat

  • İncelik, yufkalık.
  • Acıma, yürek etkilenmesi.

sahib-i salahiyet / sahib-i salâhiyet

  • Yetki sahibi, yetkili.

şahsi nüfuz / şahsî nüfuz

  • Kişisel etki, tesir.

salahiyet / salâhiyet / صلاحيت / صَلَاحِيَتْ

  • Yetki.
  • Yetki.
  • Yetki.. (Arapça)
  • Yetkili olma.

salahiyetdar / salâhiyetdâr / صلاحيت دار

  • Yetkili.
  • Yetkili. (Arapça - Farsça)

salahiyetli / salâhiyetli

  • Yetkili.

salahiyettar / salâhiyettar

  • Yetkili.

sarf-ı kuva / sarf-ı kuvâ

  • Kuvvetlerin geri çevrilmesi, karşı tarafın gücünü etkisiz bırakma.

selahiyet / selâhiyet

  • Yetki; uygunluk.

sereyan

  • Yayılma, her yere sirayet edip etkili olma.

seriü't-teessür

  • Çabuk etkilenen, üzülen.

seriütteessür / serîütteessür

  • Çabuk ve kolay etkilenen.
  • Hemen etkilenen.

şeyhülislam / şeyhülislâm

  • İslâm devletinde en yüksek dînî yetkili. Dînî işlerde zamânın en yetkili ve söz sâhibi âlimi.

şiddet-i belağat / şiddet-i belâğat

  • Belağatın kuvvetliliği, etkinliği.

su-i tesir / sû-i tesir

  • Kötü etki.
  • Kötü tesir, etki.

sür'at-i teessür

  • Çok çabuk ve hızlı etki altında kalma.

şuunat-ı kesireye malik / şuûnât-ı kesireye mâlik

  • Pek çok halleri, özellikleri, etkinlikleri bulunan; pek çok işi yapabilen.

suziş

  • Yakma. Yanma. (Farsça)
  • Dokunma, te'sir etme, etki yapma. (Farsça)
  • Büyük acı. Yürek yanması. (Farsça)

tahassüsat / tahassüsât

  • Hislenmeler, etkilenişler.

tansis

  • Tetkikten sonra karar vermek.
  • Bir mes'eleyi ve hükmü, şer'î delillere isnad etmek.

te'sir / تأثير / te'sîr / تَأْث۪يرْ

  • Etkileme.
  • İz bırakma. (Arapça)
  • Etkileme. (Arapça)
  • Etki. (Arapça)
  • Etki.

te'sirat / te'sîrât / تأثيرات

  • Etkiler. (Arapça)

tedkik / tedkîk / تدقيق

  • İnceleme, tetkik. (Arapça)
  • Tedkîk edilmek: İncelenmek. (Arapça)
  • Tedkîk etmek: İncelemek. (Arapça)
  • Tedkîk olunmak: İncelenmek. (Arapça)

tedkikat / tedkîkât / تدقيقات

  • Tetkikler, araştırmalar.
  • İncelemeler, tetkikler. (Arapça)

tedkikat-ı amika

  • Çok inceden ve derinden yapılan tetkik.

teessür / تأثر / تَأَثُّرْ

  • Etkilenme, üzülme.
  • Üzülme, üzüntü. (Arapça)
  • Etkilenme. (Arapça)
  • Etkilenme.

teessürat / teessürât

  • Etkilenmeler, üzülmeler.

tefaul / tefâul

  • Birbirinin fiilinden etkilenme.

temellül

  • (Millet. den) Bir milletin ferdi olma, milletlenme.
  • Bir dine bağlı olma.
  • (Melel ve Melâl. den) Hastalığın etkisiyle yatakta rahat yatamayıp, kımıldanıp durma.

tenfiz

  • Uygulama, etkileme.

teshirci

  • Etkisi altına alan.

tesir

  • Etki.

têsir

  • Etki, iz bırakma.

tesir etme

  • Etki etme.

tesir-i kudret

  • Güç ve iktidarın etkisi.

tesir-i mu'cizane / tesir-i mu'cizâne

  • Mu'cizeli bir şekilde etki.

tesir-i muharribane

  • Yıkıp dağıtan etki.

tesir-i üslup / tesir-i üslûp

  • Üslûbun etkisi.

tesir-i zaman ve mekan / tesir-i zaman ve mekân

  • Yer ve zamanın tesiri, etkisi.

têsirat / têsirât

  • Tesirler, etkiler.

tesirat-ı azime / tesirât-ı azîme

  • Büyük etkiler.

tesirat-ı hariciye / tesirât-ı hâriciye

  • Dış etkiler.

tesirat-ı hususiye

  • Özel etkileri.

tesirat-ı maddiye / tesirât-ı maddiye

  • Maddî etkiler.

tesirli

  • Etkili.

tesirsiz

  • Etkisiz.

tetebbu'

  • Araştırıp tetkik etme. Derinliğine inceleyip tanıma, öğrenme. Öğrenmek için okuma.

tetkikat-ı saibe / tetkikat-ı sâibe

  • İsabetli tetkikler, araştırmalar.

tevfiz

  • Yetki ve sorumluluğu başkasına veya Allah'a havale etme.

tevrat

  • Hz. Musâ Aleyhisselâm'a nâzil olan kitab-ı mukaddesin nâm-ı celili. (Hakiki Tevrat, Kur'an-ı Kerim ile barışıktır. Şimdiki ise, çok yerleri değiştirilmiş, tahrif edilmiştir. Bu kitabın aslından az bir şey kalmıştır. Aklı başında ve İslâmiyeti, Kur'an-ı Kerim'i tetkik eden Yahudiler de hidayeti seçmi

umumi harpler / umumî harpler

  • Bütün dünyayı olumsuz olarak etkileyen savaşlar; Birinci ve İkinci Dünya Savaşları.

vak'

  • Yüksek mekân.
  • Etki, tesir.
  • Düşmek.

vekil / وكيل

  • Avukat. (Arapça)
  • Biri tarafından yetki verilmiş. (Arapça)
  • Bakan. (Arapça)

yed-i salahiyet / yed-i salâhiyet

  • Yetki eli, alanı.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR