LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te EM kelimesini içeren 182 kelime bulundu...

adem-i emniyet

  • Emniyetsizlik. Güvensizlik.

akrad

  • Emir, bey.

al-i abbas / âl-i abbas

  • Emevilerden sonra 749 senesinden 1258 senesine kadar süren Abbasi hükümdar ailesi.

amal / âmâl / آمال

  • Emeller, beklentiler, istekler.
  • Emeller, arzular, istekler.
  • Emeller. (Arapça)
  • Emeller. (Arapça)

aminen / âminen / آمنا

  • Emniyet ve huzur içinde, selâmetle, emin olarak. Sağlam olarak.
  • Emin olarak. (Arapça)

amir / âmir / آمر

  • Emreden, yöneten, Allah.
  • Emreden, iş buyuran.
  • Emreden. (Arapça)

amiral

  • Emir-ül bahr, Emir-ül-mâ. Bahriye kumandanı, kaptan. Deniz generali.

amirane / âmirâne / آمرانه

  • Emrederek.
  • Emreden âmir gibi.
  • Emredercesine. (Arapça - Farsça)

ariyeten / âriyeten / عَارِيَةً

  • Emaneten.
  • Emanet olarak.

asayiş / asâyiş / اَسَايِشْ / âsâyiş / اٰسَايِشْ

  • Emniyet, güvenlik, korku ve endişeden uzak hâl. Kanun, nizam hakimiyeti. İnsan cemiyetlerinde iktidar, hâkimiyet, bir zümrenin, bir sınıfın elinde olmaktan kurtulamamasından ve bir kısım insanlarca yapılan, istedikleri zaman değiştirilen kanunlara diğer insanların saygısı temin edilemediğinden asayi (Farsça)
  • Emniyet.
  • Emniyet.

ayn-ı emir

  • Emrin kendisi.

barbakan

  • Emniyetle ateş etmek için sur duvarlarında açılan dar mazgal deliği. Kale kapılarının savunması için yapılan tahkimat. (Fransızca)

behkeşe

  • Emir ve işde çabukluk, bir işi acele yapma.

bende-i ferman / bende-i fermân

  • Emir kulu, ferman kölesi.

beni ümeyye / benî ümeyye

  • Emeviler.

bermurad

  • Emeline kavuşan, arzusu yerine gelen, dileğine eren. (Farsça)

bi-emani / bî-emanî

  • Emin olmamak. Emniyetsizlik.

biberon

  • Emzik. (Fransızca)

defter-i kavanin-i emriye / defter-i kavânin-i emriye

  • Emir kanunları defteri, talimatname.

dinya

  • Emmi oğlu, amca oğlu.

direktif

  • Emir.

eda-i emanet / edâ-i emanet

  • Emaneti yerine getirme.

efdalan

  • Emn ile adâlet.

ehass-ı amal / ehass-ı âmâl

  • Emellerin en hası.

eman / emân

  • Eminlik, korkusuzluk.

eman-hah

  • Eman isteyen, eman diliyen, aman diyen. (Farsça)

emanat / emânât

  • Emanetler.

emanetdar / emânetdâr / امانت دار

  • Emanetçi. (Arapça - Farsça)

emanetdari / emanetdarî

  • Emanetçilik. (Farsça)

emaneten / emâneten / امانة

  • Emanet olarak.
  • Emanet olarak.
  • Emanet olarak. (Arapça)

emarat / emârât

  • Emareler, nişanlar, işaretler, ip uçları.
  • Emareler, belirtiler.

emaret

  • Emirlik. Bir emir veya bey veya prensin idaresinde olan memleket.

emek-dar

  • Emeği geçmiş, kıdem ve mükafâta hak kazanmış memur, hizmetçi. Eski ve sadık hizmetçi. (Farsça)

emene

  • Emn, emniyet, eminlik.

emir ısdar edilmek: / emir ısdâr edilmek:

  • Emir çıkartılmak. (Arapça - Türkçe)

emir tahtına

  • Emir altına.

emir tahtında

  • Emir altında.

emirane

  • Emredene yakışır bir surette. Emir gibi. (Farsça)

emirber / اَمِرْبَرْ

  • Emre hazır.
  • Emir dinleyen.
  • Emir dinler.

emirber nefer

  • Emre hazır asker.

emirname / emirnâme

  • Emir yazısı.
  • Emir yazısı.

emmare / emmâre / اماره

  • Emreden. Zorlayan. Cebreden.
  • Emreden, zorlayan.
  • Emredici. (Arapça)

emn

  • Eminlik, güvenlik.
  • Eminlik, korkusuzluk.
  • Eminlik. Korkusuzluk. Emniyet. Bir şeye itimad etmek. İnsanda doğruluk ve imandan ileri gelen yüksek bir meleke ve kabiliyet. Rahatlık.

emn ü adalet / emn ü adâlet / اَمْنُ و عَدَالَتْ

  • Emniyet ve adâlet.
  • Emniyet ve adalet.

emn ü asayiş / emn ü âsâyiş

  • Eminlik ve rahatlık, korkusuzluk, tehlikesizlik, güvenlik.

emn ü eman / emn ü emân

  • Emniyet ve korkusuzluk.

emn ü eman ü emniyet / emn ü emân ü emniyet

  • Emniyet, korkusuzluk ve güvenlik.

emn ü emanet / emn ü emânet

  • Emanetin güvenliği.
  • Emniyet ve eminlik.

emniyet-i umumiye müdürü

  • Emniyet Genel Müdürü.

emniyet-i umumiye reisi

  • Emniyet Genel Müdürü.

emr

  • Emir, buyruk.

esbab-ı emn

  • Emniyet ve güven sebepleri.

eser

  • Emek sonucu ortaya konan ürün.

evamir / evâmir / اوامر

  • Emirler, emredilenler, vazifeler.
  • Emirler.
  • Emirler.
  • Emirler.
  • Emirler, buyruklar. (Arapça)

evamir u nevahi / evâmir u nevâhî

  • Emirler ve yasaklar.

fedakil

  • Emirlerin büyükleri.

ferman

  • Emir. Tebliğ. (Farsça)
  • Emir, buyruk, padişah tarafından verilen yazılı emir.

fermanber / fermânber / فَرْمَانْبَرْ

  • Emir dinler.

fermayiş

  • Emretmek. Buyurmak. (Farsça)

gaye-i emel

  • Emelinin gayesi, arzu edilen hedef.

hain / hâin

  • Emanete hıyanet eden. İyiliğe karşı kötülük eden.
  • Emanete hıyanet eden.

hakikat-i amiriyet / hakikat-i âmiriyet

  • Emredicilik gerçeği.

hamil-i emanet / hâmil-i emânet

  • Emâneti taşıyan.

haml-i emanet / haml-i emânet / حَمْلِ اَمَانَتْ

  • Emaneti yüklenme.
  • Emaneti yükle(n)me.

hazına

  • Emzirici, emziren. Dadı.

hilaf-ı emir / hilâf-ı emir / خِلَافِ اَمِرْ

  • Emre aykırı.
  • Emre zıd.

hizmet

  • Emir dinleyip iş görme.

hizmetkar-ı emirber / hizmetkâr-ı emirber

  • Emre hazır hizmetçi.

hükmkeş

  • Emre itaat eden, hükme boyun eğen.

i'timan

  • Emniyet etme, emin bulunma.

iare

  • Emaneten vermek. Bir malın kullanılmasından karşılık istemiyerek meccanen başkasına vermek.

ıksa-yı amal / ıksâ-yı âmâl

  • Emel ve isteklerinden uzaklaştırma.

imaret

  • Emirlik. Beylik.

imkan-ı örfi / imkân-ı örfî

  • Emsaline pek az rastlanan hârika bir âdet veya keramet gibi.

imtisal / imtisâl

  • Emre uyma, boyun eğme.

imtisal eden

  • Emre uyan.

imtisal etme

  • Emre uyma, boyun eğme.

imtisal etmek

  • Emre uymak, bir emri yerine getirmek.

imtisas

  • Emerek çekilmek, emmek, emilmek. Hazmolunmuş olan maddelerin, damarlar tarafından emilmesi.

in'isan

  • Emin ve muhafazalı bulunma.

infaz / infâz

  • Emri yerine getirme; uygulama.

inzibati / inzibatî

  • Emniyet ve asâyişe dair. İnzibata müteallik. İnzibatla alâkalı.

ırda / ırdâ / ارضاع

  • Emzirme, süt verme. (Arapça)

ırza / ırzâ / ارضاع

  • Emzirme, süt verme. (Arapça)

ırza' / ırzâ'

  • Emzirmek veya emzirilmek.

irza' / irzâ' / ارضاع

  • Emzirme, süt verme. (Arapça)

itaat

  • Emre uyma.

itaat etme

  • Emre uyma.

itaat etmek

  • Emre uymak.

itaat ettirme

  • Emre uydurma, boyun eğdirme.

itaat muhtel

  • Emir çiğnenmiş, ihlâl edilmiş, emre uyulmamış.

itaatli

  • Emirlere uyan.

itaatsizlik

  • Emre uymama, isyan.

itmi'nan / itmi'nân

  • Emin olma, tereddütsüz inanma.
  • Emin olma, güvenme. Kalbin mutmain olması. Gönülden inanma.

itminan / itminân / itmînân / اطمينان

  • Emniyet içinde olmak. İnanmak. Mutlak olarak bilmek. Kararlılık.
  • Emin olma, kanaat sahibi olma.
  • Emin olma, kendine güvenme. (Arapça)

kanun-u emir

  • Emir kanunu; Allah'ı Kudret sıfatının bir tecellisi olan kanun.

kānun-u emri / kānûn-u emrî / قَانُونُ اَمْر۪ي

  • Emir âleminden gelen kanun.

karine / karîne

  • Emâre, alâmet. Bir şeyin hakîkatine delil olan şey.

kedd / كد

  • Emek. İş. Çalışma, uğraşma, çabalama.
  • Emek. (Arapça)

kitab-ı emir ve davet

  • Emir ve davet kitabı.

kitab-ı emr ü davet / kitab-ı emr ü dâvet

  • Emir ve dâvet kitabı.

komiser

  • Emniyet teşkilâtının meslek dereceleri içinde yer alan ve en az lise tahsilini yapmış, polis enstitüsünün orta ve yüksek kısmını tamamlamış üniformalı veya sivil memur. (Fransızca)

mahluk-u musahhar / mahlûk-u musahhar

  • Emir altında bulunan ve kendinden istenilen şeyleri yerine getiren yaratık, varlık.

mal-i mazmun

  • Emânet olmayan mal.

mass / مص / مَصْ

  • Emmek. Bir şeyi eme eme içmek.
  • Emme.
  • Emme. (Arapça)
  • Massetmek: Emmek, çekmek. (Arapça)
  • Emme.

massedebilme

  • Emebilme.

massetmek

  • Emmek, emerek içmek.

masuniyet

  • Eminlik, sağlamlık, muhafaza altında bulunmak, dokunulmazlık.

me'mur

  • Emir almış, bir işle vazifelendirilmiş kimse, emrolunan.
  • Emir ile hareket eden. Emir altında olan. Vazifeli. Kendi istediği gibi olmayıp başka emre göre çalışan. Bir emir alan. Bir işe tâyin olunmuş adam.

me'mur-ün bih

  • Emrolunan şey.

melc

  • Emmek.

mêmun / mêmûn

  • Emin, korkusuz.

mêmur / mêmûr

  • Emir altında olan.

memur-u musahhar

  • Emre itaat eden memur.

memuriyet

  • Emir altında olma.

mendub / mendûb

  • Emredilmediği hâlde yapılan güzel amel, iş.

mendubiyet

  • Emir olmadığı halde, yapılması hayır ve sevap olan işler.

mezz

  • Emmek, mass.

muaviye / muâviye

  • Emevi Devletinin kurucusu olan bir sahabe.

müluk-u emeviye / mülûk-u emeviye

  • Emevî hükümdarları, devlet başkanları.

münteha-yı amal / münteha-yı âmâl

  • Emellerin sonu.

mürazaa

  • Emzirmek.

mürzı'

  • Emziren, emzirici.

musahhar / مسخر

  • Emir altında, esir alınan.
  • Emir altına alınmış.

musahharane / musahharâne

  • Emir altında gibi.
  • Emre uyarak, boyun eğerek.

musahhariyet

  • Emir altındaymışcasına.

müste'min

  • Eman dileyen, sığınan.

müstear / müsteâr / مُسْتَعَارْ

  • Emanet alınan şey.

mütekaid / متقاعد

  • Emekli.
  • Emekli.
  • Emekli. (Arapça)

mütekait

  • Emekli.

mütereşşif

  • Emerek azar azar içen.

nesh

  • Emir ve yasaklarla ilgili şer'î (dînî) bir hükmün, ondan sonra gelen şer'î bir delîl (hüküm) ile kaldırılması, yürürlülük zamânının sona erdiğinin haber verilmesi, açıklanması. Hükmü kaldırılan delîle, nâsih; kaldırılan hükme mensûh denir.

nota / نُوطَه

  • Emir ve istek bildiren yazı, kısa hatırlatma yazısı.

nüve-i imtisal / nüve-i imtisâl / نُوَۀِ اِمْتِثَالْ

  • Emre uymayı sağlayan eşyanın mahiyetindeki temel çekirdek, özellik.
  • Emre itaatin özü.

razıa

  • Emzikli, çocuklu kadın.

sa'y-i beliğ

  • Emek harcayarak gereği gibi çalışma.

sabr

  • Emirleri yapmakta, yasaklardan sakınmakta, başa gelen belâ ve musîbetlere tahammül etme, katlanma.

sai / sâî

  • Emvâl-i zâhirenin zekâtını toplayan me'mûr; sâime (senenin ekserisini çayırda otlayan) hayvanların ve toprak mahsûllerinin zekâtlarını toplamakla vazîfeli kimse, zekât me'muru.

secla'

  • Emziği uzun dişi deve.

selamet / selâmet / سَلَامَتْ

  • Emniyette olma.

siga-i emir

  • Emir kipi, kalıbı.

şıhne

  • Emniyet memuru. İnzibat memuru.

sirac-ı musahhar / sirâc-ı musahhar

  • Emre boyun eğen lamba.

sırr-ı imtisal / sırr-ı imtisâl

  • Emre uyma sırrı.

suret-i emir

  • Emir şekli.

süyum

  • Emin, mahfuz.

taht-ı emir / تَحْتِ اَمِرْ

  • Emir altı.

taht-ı emniyet

  • Emniyet ve güvence altı.

taht-ı emrinde

  • Emri altında.

taht-ı emrinde ve tasarrufunda

  • Emri ve tasarrufu altında.

taksim-i umur / taksim-i umûr

  • Emirlerin ve işlerin taksimi.

tarik-i selamet ve necat / tarik-i selâmet ve necat

  • Emniyet ve kurtuluş yolu.

te'min / te'mîn / تَأْم۪ينْ

  • Emîn kılma, sağlama.

te'mir

  • Emretmek.

tekaüd / tekâüd / تقاعد

  • Emekliye ayrılma.
  • Emeklilik.
  • Emeklilik. (Arapça)
  • Tekâüd olmak: Emekliye ayrılmak, emekli olmak. (Arapça)

tekaüden

  • Emekliye ayrılarak.

tekaüdiye / tekâüdiye / تقاعدیه

  • Emekli aylığı. (Arapça)

temassus

  • Emmek.

temsil-i itaat

  • Emre uyma benzetmesi.

tercüman-ı evamir / tercüman-ı evâmir

  • Emir ve buyrukların tercümanı.

tesaruf

  • Emir ve hükmetme.

teshir

  • Emir altında tutma.

teslimat

  • Emanetlerin asıl sahibine teslim edilmesi.

teşri'-i evamir

  • Emirleri, işleri şeriata göre yürütme, idare etme, işleri şeriata uygun kılma.

tevdi eden

  • Emanet eden, bırakan.

tevdi' / tevdî' / تَوْد۪يعْ

  • Emanet etme.

tevdiat / tevdiât

  • Emânetler. Emânet bırakmalar. Emniyetli bir yere kıymetli bir şeyi teslim etmek.

ulü'l-emr

  • Emir sahipleri, buyruk sahipleri, kadılar, idareciler, yöneticiler.

ülü'l-emr

  • Emir sâhibleri. Devlet başkanı ve onun vazîfe verdiği kimseler veya İslâmiyet'in emir ve yasaklarını insanlara öğreten ve anlatan âlimler.

ulül'emr

  • Emir verenler, idareciler.

ümena

  • Emin kimseler. Eminler. Emniyet sahibleri.

ümera / ümerâ / امرا

  • Emirler, beyler, yöneticiler.
  • Emirler, beyler.
  • Emirler. (Arapça)

ümman

  • Emin kimse. Emniyetli kişi.

vav

  • Emrin cemaate olduğunu gösterir. "ibadet ediniz"deki "-iz" gibi.

vedayi' / vedâyi' / ودایع

  • Emanetler. (Arapça)

vedia / vedîa / ودیعه / وَد۪يعَه

  • Emanet.
  • Emanet, ödünç.
  • Emanet.
  • Emanet. (Arapça)
  • Emânet.

veliyyü'l-emir

  • Emir veren, emir sahibi olan.

ye's

  • Emelinden kesilmek. Ümidsizlik. Nevmid olmak. Matlubunun hâsıl olmasına ümidini kesmek.

zabıta / zâbıta / ضَابِطَه

  • Emniyet görevlisi.
  • Emniyet görevlisi.

zabtıyye nazırı / zabtıyye nâzırı

  • Emniyet genel müdürü.

zabtıyye nezareti

  • Emniyet Umum Müdürlüğü'nün eski ismi.

zaptiye nazırı / zaptiye nâzırı

  • Emniyet ve güvenlikten sorumlu üst düzey memur, güvenlik subayı.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR