LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Eşsiz ifadesini içeren 121 kelime bulundu...

adim-ün nazir / adîm-ün nazîr

  • Eşi, benzeri olmayan. Eşsiz. Benzersiz.

allame-i biadil / allâme-i bîadîl

  • Eşşiz, benzersiz büyük âlim.

aslad / aslâd

  • Sert, katı ve düz. (Çakmak taşı hakkında). Ateşsiz.
  • Cimri, hasis, pinti.

asude / âsûde

  • Sessiz, dingin, huzurlu.

atim

  • Yavaş, sessiz, ağır.

bedaat / bedâat

  • Benzersizlik, eşsiz güzellik, orijinallik.

bedayi-i san'at

  • San'atın harikaları, eşsiz ve benzersiz ürünleri.

bedi / bedî

  • Eşsiz derecede güzel, benzersiz.

bedi' / bedî' / بَد۪يعْ

  • Eşsiz güzel, benzersiz.
  • Eşsiz.

bedia / bedîa / بَدِيعَه

  • Eşsiz, benzersiz güzellik, beğenilen ve çok takdir edilen güzel şey.
  • Eşsiz.

bedii / bedîî

  • Eşsiz güzellikte olan.

bediiyyat / bediiyyât

  • Eşsiz güzellikler.

bediü'l-beyan / bedîü'l-beyan

  • İfade ve beyanda eşsiz güzellik sahibi.

bediülcemal / bedîülcemâl

  • Eşsiz güzellik.

bediüzzaman

  • Zamanın, çağın eşsiz güzelliği.

bi-adil / bî-adil

  • Eşsiz. Eşi olmayan.

bi-çun / bî-çûn

  • Emsalsiz, eşsiz, ortaksız, benzersiz. (Farsça)
  • Sebep sorulmaz. (Allah C.C.) (Farsça)

bi-enbaz / bî-enbaz

  • Şeriki ve benzeri ve eşi olmayan, eşsiz. Allah (C.C.)

bi-hemal / bî-hemal

  • Benzersiz, eşsiz. (Farsça)

bi-hemta / bî-hemta

  • Eşsiz. Dengi olmayan. Benzersiz. (Farsça)

bi-idad / bî-idad

  • Sayısız.
  • Eşsiz, benzersiz.
  • Denksiz.

bi-misal / bî-misal

  • Eşsiz, benzersiz.

bi-müdani / bî-müdanî

  • Eşsiz. Denksiz.

bibedel / bîbedel / بى بدل

  • Eşsiz, benzersiz. (Farsça - Arapça)

bihemta / bîhemtâ

  • Eşsiz, benzersiz.

bimanend

  • Eşsiz, nazirsiz.

bimüdani / bimüdânî

  • Eşsiz, benzersiz.

binazir / bînazîr

  • Eşsiz, benzersiz.

cevher-i yegane / cevher-i yegâne

  • Tek, eşsiz cevher.

dana-i bi-müdani / dânâ-i bî-müdanî

  • Eşsiz âlim. Zamanında emsali olmayan âlim.

dana-i bimüdani / dânâ-i bîmüdânî

  • Eşsiz âlim, ilmi yüksek kişi.

dürr-i yekta-yı mercan / dürr-i yektâ-yı mercan

  • Eşsiz mercan incisi.

dürr-ü yetim / dürr-ü yetîm / دُرُّ يَتِيمْ

  • Tek, eşsiz inci (Peygamberimiz a.s.m).

edib-i bi-müdani / edib-i bî-müdanî

  • Eşsiz edebiyatçı.

ehad-ül-ahad / ehad-ül-âhâd

  • Eşsiz, tek, emsalsiz. Teklerin teki, bir tek.

etmeseh

  • Karanlık, sessiz gece.

evn

  • Yab yab yürümek.
  • Vakarlı, sessiz ve ciddi olmak.
  • Heybenin bir gözü.
  • Denk.

evtar / evtâr

  • Tek, eşsiz.

fatır-ı kerim / fâtır-ı kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan ve herşeyi hârika, eşsiz sanatıyla yaratan Allah.

ferd-i ferid / ferd-i ferîd / فَرْدِ فَر۪يدْ

  • Eşsiz ferd.

ferd-i yekta / ferd-i yektâ

  • Eşsiz, benzersiz; tek ve rakipsiz.

ferdiferid / ferdiferîd

  • Benzeri görülmemiş, eşsiz.

ferdiyet

  • Birlik, teklik, eşsiz ve benzersiz oluş.

ferid-ül-asr

  • Asrın bir tanesi, zamanın eşsizi.

gavs-ı ferid

  • Eşsiz, eşi olmayan gavs; velilerin başında bulunan en büyük veli.

girifte-leb

  • (Çoğulu: Giriftelebân) Dudağı tutulmuş. (Farsça)
  • Mc: Sessiz, sakin (kimse). (Farsça)

hafi okumak / hafî okumak

  • Namazda sessiz okumak. İmâmın öğlen, ikindi ve üç ve dört rek'atlı namazların üç ve dördüncü rek'atlarında sessiz okuması.

hamid

  • Alevi sönen ateş.
  • Ölü, ölmüş. Sönmüş. idrâksiz. Sâkit ve sessiz. Ölü gibi halsiz olan.

hamuş / hâmûş / خاموش

  • Susmuş. Sessiz. Sâkit. (Farsça)
  • Sessiz, susmuş.
  • Suskun, sessiz. (Farsça)

hamuşan

  • Mevlevi tâbirlerindendir. Konya'da Mevlâna'nın türbesi haricinde ve kıble cihetindeki büyük kabristana verilen isimdir.
  • Sessizler, susmuş olanlar, uykuda olanlar.

hamuşane

  • Sessizce, ses çıkarmadan. Sessizliği andırır bir şekilde. (Farsça)

hamuşi / hamuşî

  • Susma, sükut etme. Sessizlik, sükunet. (Farsça)

harika-i zamani / harika-i zamanî

  • Zamanın harikası, eşsiz olanı.

hazinedar-ı binazir / hazinedar-ı bînazîr

  • Eşsiz hazine bekçisi

hedne

  • Sükun, sessizlik, durgunluk.

ibda-ı semavat ve arz eden / ibdâ-ı semavat ve arz eden

  • Gökleri ve yeri eşsiz, benzersiz ve mükemmel yaratan.

ictima-i sakineyn / ictima-i sâkineyn

  • İki sessiz harfin yanyana bulunması.
  • Ast: İki gezegenin yan yana gelmesi.

ihtira-kerde / ihtirâ-kerde

  • Uydurdukları eşsiz şey.

iktidar-ı bedi

  • Eşsiz, harika güç, harika bir işi yapabilme kudreti.

imam-ı gazali / imam-ı gazalî

  • Ahirete irtihâli Hi: 505 dir. "Hüccet-ül İslâm İmam-ı Muhammed Gazalî" diye anılır. O zamanın felsefesinin bâtıl akidelerini red ve cerh ederek Kur'anın eşsizliğini ve hakkaniyet ve mu'cizeliğini isbat etmiş pek çok eserler vermiştir. (K.S.)

ism-i bedi

  • Allah'ın varlıkları eşsiz ve benzersiz olarak yarattığını ifade eden ismi.

ism-i bedi' / ism-i bedî'

  • Allah'ın varlıkları eşsiz ve benzersiz olarak yoktan var eden ismi.

ism-i bedi' ve hakim / ism-i bedî' ve hakîm

  • Allah'ın örneksiz olarak, eşsiz bir şekilde yaratan, ismi ile her işini hikmetle yapan mânâsındaki ismi.

ism-i mensub

  • Gr: Kelimenin sonuna Türkçede "Li", Arabça ve Farsçada kelime sessiz harfle bitiyorsa, bir "î", sesli harfle bitiyorsa; yerine göre sesli harf atılarak veya atılmayarak "î" veya "vî" harfi getirilerek yapılan, nereli ve nereye mensub olduğunu ifade eden isimdir. İstanbullu, İstanbulî; Mekkeli, Mekkî

istiare-i bedia / istiâre-i bedia

  • Güzel istiâre; istiârenin en mükemmel şekli, eşsiz, benzersiz olanı.

kabr-i hamuş / kabr-i hâmuş

  • Sessiz mezar.

lal / lâl

  • Sakin, sessiz, dilsiz.

lanazir / lânazîr

  • Eşsiz, nazirsiz, benzersiz. Eşi ve benzeri olmıyan.

lebdeğmez

  • t. Dudak değmez.
  • Edb: Dudaktan çıkan harflerden olan "B-F-M-P-V" sessizlerinin içinde bulunmadığı manzumeler.

mazlum / mazlûm

  • Zulüm görmüş. Kendine zulmedilmiş.
  • Halim, selim, sakin, sessiz.
  • Zulüm görmüş, sessiz.

mazlumane

  • Zulüm görmüşe yaraşır surette.
  • Sessizce. Sessizlikle.

mazlumiyyet

  • Mazlumluk. Zulüm görmüşlük.
  • Sessizlik, yavaşlık.

meyyit-i samite / meyyit-i sâmite

  • Susan ölü. Sessiz ölü. (Farsça)
  • Hareketsiz. (Farsça)

müzeyyin

  • Herşeyi eşsiz sanatıyla süsleyen, güzelleştiren Allah.

nakş-ı acib / nakş-ı acîb

  • Şaşırtıcı, eşsiz nakış.

nazirsiz / nazîrsiz

  • Benzersiz, eşsiz.

nevamis-i bedia / nevâmîs-i bedia

  • Eşsiz kanunlar.

nizam-ı bedi / nizam-ı bedî

  • Eşsiz olan harika sistem, düzen.

nizam-ı bedii / nizam-ı bedîi

  • Eşsiz derecede güzel, benzersiz düzen, kanun.

nukuş-u bedayikarane / nukuş-u bedayikârâne

  • Eşsiz ve benzersiz şekildeki harika nakışlar.

nur-u bedi

  • Eşsiz nur.

padişah-ı bimisal / pâdişâh-ı bîmisâl

  • Eşsiz ve benzeriz Padişah Allah.

pandomima

  • Yun. Vahşi ve gürültülü karışıklık, anarşi.
  • Sessiz tiyatro oyunu.

pürsükut / pürsükût / پرسكوت

  • Derin sessizlik içinde. (Farsça - Arapça)

rabb-i vahid / rabb-i vâhid

  • Tek ve eşsiz olan Rab, bir olan Allah.

ramazan-ı sükut / ramazan-ı sükût

  • Sessizlik ramazanı, sessizlik orucu.

sadasız

  • Sessiz.

sakinane / sakinâne

  • Sâkin olana yakışır şekilde. Sessizce. (Farsça)

sakitane / sakitâne / sâkitâne

  • Ses çıkarmayarak, sessizce. (Farsça)
  • Sessizce, suskun bir şekilde.
  • Susarak, sessizce.

samit

  • Susan, sükût eden.
  • Ses çıkarmaz, sessiz.
  • Gr: Sessiz harf.

samitane

  • Sessizce, ses çıkarmaksızın, sâkitane. (Farsça)

samma

  • Sesi çıkmayan, sessiz.
  • Sağır ve dilsiz.
  • Katı ve son kaya.
  • Sağlam ve sert yer.
  • Belâ.
  • Zahmet, meşakkat.

san'at-ı bedi / san'at-ı bedî

  • Eşsiz, güzel ve harika san'at.

san'at-ı bedia / san'at-ı bedîa

  • Eşsiz ve benzersiz san'at.

şedde

  • Kur'an-ı Kerim okurken tek sessiz harfin iki defa okunmasına yarayan işaret.
  • Seğirtmek. Yürümekle şiddet göstermek. Bir şeyi kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak.

sücv

  • Gece sükuneti, gecenin sessizliği.
  • Zulmet istikrarı.

sühve

  • Yumuşak. Sükun, sessizlik.

sükun-i mu'tadi / sükûn-i mu'tadî

  • Her zamanki sessizlik.

sükut / sükût / سكوت

  • Susma, konuşmama, sessizlik.
  • Sessizlik. (Arapça)

sükut eden / sükût eden

  • Sessiz kalan, susan.

sükut edilme / sükût edilme

  • Sessiz kalınma.

sükut etmek / sükût etmek

  • Sessiz kalmak, susmak.

sükut-i istifham / sükût-i istifham

  • İstifham sessizliği.

sükut-u ecram / sükût-u ecram

  • Gök cisimlerinin sessiz hali.

sükut-u mutlaka / sükût-u mutlaka

  • Tam bir sessizlik, suskunluk.

sükuti / sükûtî

  • Sessizlik kuralı esas olan.
  • Sessizlikte olan. Çok ses çıkarmayan. Az konuşan.

tamn

  • Sâkin olmak, sessiz olmak.

tasvir-i bimisali / tasvir-i bîmisali

  • Eşsiz, emsalsiz tasvir, anlatım.

tebessüm

  • Gülümseme, kendinin işitmeyeceği şekilde sessiz gülme.

teferrüd

  • (Ferd. den) Tek ve yalnız kalma. Herkesten ayrılma.
  • Eşsiz, emsâlsiz ve benzersiz olma.
  • Kendi başına olma.

tekellüm-i samit / tekellüm-i sâmit

  • Sessiz konuşma.

tenessuh

  • Eşsiz, çok güzel ve çok az bulunur olma.

tenzede

  • Sessiz, sâkin, susmuş. (Farsça)

turuk-u hafiye

  • Zikirlerini gizli ve sessiz yapan tarikatlar, Nakşibendîlik gibi.

ulum-u bedia / ulûm-u bedia

  • Eşsiz derecede güzel ve benzersiz ilimler.

üslub-u bedi / üslûb-u bedî

  • Eşsiz güzellikteki ifade tarzı.

uzima

  • Vücutta bir organın ateşsiz ve ağrısız olarak şişmesi.

yegane / yegâne

  • Tek, eşsiz.

yekta / يَكْتَا

  • Tek, yalnız, eşsiz.
  • Bir kat.
  • Tek, eşsiz.
  • Tek, eşsiz.

yetim

  • Babası ölmüş olan çocuk.
  • Tek, eşsiz, yalnız. (Çocuk baliğ olduktan sonra yetimlik ondan kalkar. Anası ölene ise daha çok öksüz denir.)

yetime

  • Yetim kız.
  • Eşsiz.