LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Duda ifadesini içeren 100 kelime bulundu...

a'lem

  • Daha iyi bilen. En iyi bilen.
  • Yarık dudaklı.
  • Alâmetli, belirtili.

akleb

  • Sarkık dudaklı.

alem

  • Bayrak.
  • Nişan, işâret.
  • Özel isim.
  • Mc:Yüksek dağ.
  • Büyük âlim.
  • Üst dudakta olan yarık.

ancere

  • Dudak uzatmak.

anfe

  • Dudak altında biten kıllar.

azim / âzim

  • Dudaklarını yumup susan kişi.

basia

  • Çok kırmızı dudak.

be-leb

  • Dudakta. (Farsça)

berfuz / berfûz

  • Ağzın dış kenarı, dudakların çevresi. (Farsça)

bertam

  • Dudağı kalın adam.

beste-leb

  • Dudağı kapalı. (Farsça)

bicad

  • Yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş. (Farsça)
  • Kırmızı dudak. (Farsça)

büzare

  • Üst dudakta fazlalık olarak sarkık deri olması.

buzra

  • Üst dudağın ortasından dışarı taşan et parçası.

cahfel

  • Dudakları kalın olan kimse.
  • Asker.
  • Zenginlik.

cahfele

  • (Çoğulu: Cehâfil) At dudağı.

canbeleb

  • Ölecek halde, canı dudakta.

dabb

  • (Çoğulu: Dıbâb-Edubb) Keler, kertenkele.
  • Yaraya merhem sürmek.
  • Akmak.
  • Süt sağmak.
  • Yere yapışmak.
  • Dudakta olan bir hastalık (çatlayıp kan akar).
  • Hurma çiçeği.

dendene

  • Mırıltı, homurdanma. Ağır ağır, dudak kıpırtısıyla, yavaş yavaş söylenen söz. (Farsça)

eblem

  • Kalın dudaklı adam.

ebzer

  • Üst dudağında sarkık derisi olan.

ecda'

  • Burnu kesik olan kimse.
  • Kulağı, eli ve dudağı kesik kimse.

ecla'

  • Dudakları kısa olup dişlerini tamamen örtmeyen.

edgam

  • Yüzü ve dudaklarının etrafı siyah olup, sâir bedeni başka renk olan at.

ehder

  • Sarkık dudaklı.

el'as

  • Gök dudaklı.

elma

  • Karamtıl dudaklı.
  • Çok koyu gölge.

elmaz

  • Yalnız üst dudağı beyaz olup, burnu bile ak olmayan at.

elta'

  • Boz dudaklı. Dişlerinin rengi değişmiş olan.

ersem

  • Üst dudağı beyaz olan at.

eşrem

  • Burnu yirik.
  • Üst dudağı yarık olan.

felha

  • (Çoğulu: Eflâh-Felhâ) Alt dudakta yarık olması.

girifte-leb

  • (Çoğulu: Giriftelebân) Dudağı tutulmuş. (Farsça)
  • Mc: Sessiz, sakin (kimse). (Farsça)

harizme

  • Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka.

hasreme

  • Üst dudağın alt dudak üzerine taşması.

hedel

  • Devenin dudağının sarkık olması.
  • Bir şeyi aşağı indirmek.

hedlak

  • Dudakları sarkık olan.

hısreme

  • Üst dudağın derisinin sarkık olması.

hisreme

  • Üst dudağın ortasında olan daire.

huruf-u şefe

  • Dudaktan çıkan harfler. "Be, Fe, Mim" gibi.

huşkleb

  • Dudağı kurumuş, susamış. (Farsça)

iren

  • Alt dudak.

ıtar

  • (Çoğulu: Utur) Dudak kenarı.
  • Elin kasnağı.
  • Diğerlerini ihâta eden nesne.

kaleb

  • Dudak dışarıya sarkmak.

ketibe

  • Asker bölüğü. Ordudan ayrılmış toplu alay. Düşmana çapul eden birkaçyüz kişilik süvari kolu.

kezm

  • Bir şeyi ağzına alıp ön dişiyle kırmak.
  • Burnun kısa ve yüksek olması.
  • Parmakları kısacık olmak.
  • Atın dudaklarının kaba ve kısa olması.

la'l / لعل

  • Kırmızı. Al renk.
  • Dudak. Kırmızı ve kıymetli bir süs taşı.
  • Al. (Arapça)
  • Lal taşı. (Arapça)
  • Kırmızı dudak. (Arapça)

la'sa

  • Dudağının rengi az siyâha yakın olan kadın. (Müz: El'as)

laas

  • Dudağın rengi açık siyâha yakın olmak.

lat'a

  • Dudaklarının içi beyaz olan kadın.
  • Çok yaşamış, ihtiyar kadın.

lata'

  • Dudak içinde olan beyazlık.

leb / لب

  • Dudak. Şefe. (Farsça)
  • Kenar. (Farsça)
  • Sahil. Kıyı. (Farsça)
  • Dudak.
  • Dudak. (Farsça)

leb-i derya

  • Denizin dudağı. Deniz kenarı, kıyı, sâhil.

lebbeleb

  • (Leb-beleb) Dudak dudağa. (Farsça)

lebcünban

  • Dudak oynatan. Söz söyliyen, konuşan. (Farsça)

lebdeğmez

  • t. Dudak değmez.
  • Edb: Dudaktan çıkan harflerden olan "B-F-M-P-V" sessizlerinin içinde bulunmadığı manzumeler.

lebgüşa

  • Dudağı açık. Söyleyen, konuşan. (Farsça)

lebküşa

  • Dudağı açık. Konuşan, söyleyen. (Farsça)

lefc

  • (Lefce) Kalın dudak.

lemy

  • Dudak içinde olan siyahlık.

lümza

  • Bir parça yiyecek.
  • Beyaz nokta.
  • Atın alt dudağında olan beyazlık.

lünc

  • Ağzın içi. (Farsça)
  • Dudak. (Farsça)
  • Çolak. (Farsça)

magfele

  • Dudak altında biten kılların çevresi.

mavzer

  • Orduda kullanılan bir cins tüfek.

meşfer

  • (Çoğulu: Meşâfir) Sarkık hayvan dudağı.

miremme

  • Sığır ve deve gibi tırnaklı hayvanların dudağı.

müfreze

  • Bir kaç alaydan müteşekkil. Ordudan ayrılmış bir kol asker.
  • Ayrılmış, ordudan ayrılmış birkaç müfreze.

mürare

  • (Çoğulu: Mirâr) Bir acı otun ismidir. (Acılığından yerken hayvanın dudağı yarılır.)

müşafehat

  • (Tekili: Müşafehe) (Şefe. den) Konuşmalar, dudak dudağa yakından konuşmalar.

müşfir

  • (Çoğulu: Meşâfir) Deve dudağı.

nahika

  • (Çoğulu: Nevâhik) Dudaklı hayvanların göz pınarı.

nükas

  • Devenin dudağında olan bir hastalık.

piyade

  • Narin yapılı bir çeşit kayık adıdır. Eskiden ekseriyetle İstanbul ve civarında kullanılan bu kayıklar, pek makbul gezinti vasıtası idi.
  • Ask: Orduda tüfekle teçhiz edilmiş olan ve muharip sınıfların asli unsuru bulunan efrada da bu ad verilir. Yaya askeri.
  • Yaya.

resem

  • Atın üst dudağında olan beyazlık.

reşf

  • Suyu dudakları ile emmek, emerek içmek.

şakk-ı şefe

  • Dudağını açıp konuşmak.

şefe

  • Dudak. (Farsça)
  • Kenar. (Farsça)
  • Dudak.
  • Dudak.

şefellec

  • Burun delikleri büyük, dudakları yumru kalın ve sarkık olan adam.
  • Ferci vasi avret.

şefetan

  • İki dudak.

şefeteyn

  • İki dudak.

şefevat

  • (Tekili: şefe) Dudaklar.
  • Kenarlar.

şefevi / şefevî

  • (Şefeviye) Dudağa ait. Dudakla alâkalı.
  • Dudağa ait, dudakla ilgili.

şekerleb / شكرلب

  • Tatlı dudaklı. (Farsça)
  • Şirin sözlü. (Farsça)

sered

  • Dudağın yarılması.

şib

  • Üzerine kar düşen dağ.
  • Su içerken devenin dudağından çıkan ses.

şifah

  • (Tekili: Şefe) Dudaklar.

şütürleb

  • Deve dudaklı. Dudağı deve dudağı gibi sarkık olan kimse. (Farsça)

tamiye

  • Dudak kabarmak.

tebhal

  • (Tebhâle) Dudak kabartısı.

tefarik-ul asa / tefarik-ul asâ

  • Bir atasözüdür. Bu darb-ı mesel hakkında meşhur Kamus Tercümesi'nde hülâsaten şu mâlumat var: "Arab'dan fakir bir kadının zaif ve gayet huysuz bir oğlu varmış. Yaptığı müteaddit kavgalarda meselâ bir defasında burnunu, bir defasında kulağını, bir defasında dudaklarını kesmişler. Her bir defasında da

tefire

  • Üst dudağın ortasında olan çukur.

tehdil

  • (Budak) aşağı eğilmek.
  • (Dudak) aşağı sarkmak.

teşneleb

  • Dudağı kurumuş, çok susamış. Yanık, susuz. (Farsça)

turfe

  • (Çoğulu: Etrâf) Nâziklik, yumuşaklık.
  • Nimet.
  • Güzel yemek.
  • Zarif, iyi nesne.
  • Üst dudağın ortasında fazlalık olarak yumru et olması. (O kişiye "etref" derler.

urret

  • (Çoğulu: Urr) Devenin dudaklarında ve ayaklarında çıkan bir çıban.
  • Ulaşmak, varmak.
  • Kuş tersi.

vasat

  • Orta; burada, boğaz ile dudak arası harflerin çıkış yeri olan damak kastedilmiştir.

yakut / yâkût / یاقوت

  • Yakut. (Arapça)
  • Dudak. (Arapça)

yezid bin ebi süfyan

  • Ebu Süfyan'ın oğlu. Hz. Muaviye'nin büyük kardeşi idi. Ashab-ı kiramdan ve çok sâlih bir zât olup, Mekke-i Mükerreme'nin fethinde müslüman oldu. Hazret-i Ebu Bekir-is Sıddık Radıyallâhü anh'ın Şam'a gönderdiği orduda bir birliğin kumandanı idi. Hz. Ömer zamanında Filistin valisi olmuştu. Taundan vef

zamya

  • Yufka dudaklı.
  • Yufka kapaklı.
  • Dişinin etleri boz olup kanı az olan kimse.

zellaka / zellâka

  • Dilin ucuyla veya dudak hareketiyle çıkartılan hafif harfler.