LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Dost ifadesini içeren 219 kelime bulundu...

ah / اخ

  • Kardeş, birader.
  • Dost.
  • Kardeş. (Arapça)
  • Dost. (Arapça)

ahbab / ahbâb / احباب

  • Dost. Sevilen dostlar. Sevilenler. Ehibbâ, muhibler.
  • Dostlar, sevenler.
  • Sevilenler, dostlar.
  • Dostlar.
  • Dostlar. (Arapça)
  • Dost. (Arapça)

ahbab-ı uhrevi / ahbab-ı uhrevî

  • Âhiretteki dostlar.

ahbap / احباب

  • Dostlar, sevgililer.
  • Dostlar, sevdikler. (Arapça)

ahdan

  • (Tekili: Hıdn) Dostlar, yoldaşlar.

ahibba / ahibbâ / احبا

  • Dostlar, arkadaşlar.
  • Dostlar, sevilenler; sevgililer. (Arapça)

ahilla

  • (Ehillâ) Sadık ve samimi arkadaşlar. En sadık dostlar. Haliller.

ahlal

  • (Tekili: Hıll) Samimi dostlar, yâranlar.

ahu

  • Kardeş, dost.

ahyar

  • Hayırlılar.
  • Dostlar.
  • İyilik sevenler. (Eşrar'ın zıddı)

asar-ı üns ve ülfet / âsar-ı üns ve ülfet

  • Dostluk ve yakınlık izleri.

asdika / اصدقا

  • Sâdıklar. Sabık ve sadık dostlar.
  • İçi dışına, sözü işine uygun olanlar.
  • Samimi dostlar, sadıklar.
  • Gerçek dostlar. (Arapça)

ashab / ashâb / اصحاب

  • Dostlar, arkadaşlar. (Arapça)
  • Sahipler. (Arapça)

aşir

  • Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası.
  • Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası.
  • Dost, yardımcı, yardak.
  • Koca.
  • Kabile.
  • Kötülükte yardımcılık eden.
  • Sahip.
  • Toz.

aşna / âşnâ / آشنا

  • Tanıdık, dost, aşina. (Farsça)

aşna-yan

  • (Tekili: Aşnayî) Dostluklar, âşinalıklar, haberdarlıklar. (Farsça)

aşnayan / âşnâyân / آشنایان

  • Tanıdıklar, dostlar. (Farsça)

aşnayi / âşnâyî / آشنایى

  • Dostluk. (Farsça)
  • Bilme, haberdarlık. (Farsça)

aziz / azîz

  • İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu.
  • Dost.
  • Şerif.
  • Nadir.
  • Dini dünyaya âlet etmeyen.
  • Sireti temiz.
  • Ermiş. Mânevi kudret ve kuvvet sahibi.
  • Mağlup edilmesi mümkün olmayan ve daima galib olan manasında Cenab-ı Hakk'ın bir ismidir.

biraderane

  • Dostça, kardeşçe. (Farsça)

bitane

  • (Çoğulu: Betâyin) Çarşaf.
  • Kaftan astarı.
  • Dostluk.
  • Hâlis olmak.
  • Kuvvetli olmak.

çar-yar

  • Dört dost. (Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (R.A.) lerin nâmları.) Dört Halife, Hulefâ-i Erbaa veya Ashab-ı Güzin diye de ihtiramla anılırlar.

ciharyar-ı güzin / cihâryâr-ı güzîn

  • Seçkin dört dost; dört halife; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (r.a.).

dahil / dahîl

  • Yabancı, sığınan, sığınmış. Muhacir.
  • Birisinin içyüzü, niyet ve mezhebi. Dâhil ve içerde. Birisinin bütün gizli ve sırlı işlerine vâkıf olan dost ve hemdemi.
  • Evvelâ alâkasız olup sonradan bir cemaate dâhil olan.
  • Edb: Başka bir dilden olup, sonradan diğer bir dile geçe

dem-saz

  • Arkadaş, refik, hem-dem, dost. Sırdaş. (Farsça)

dem-sazi / dem-sazî

  • Dostluk, arkadaşlık. Sırdaşlık. (Farsça)

dost

  • (Çoğulu: Dostân) Sevilen insan, muhib, yâr. (Farsça)
  • Erkek veya kadın sevgili, mâşuk, mahbub, mâşuka, mahbube. (Farsça)
  • Hakiki dost ve âşıkların ve âriflerin âşık oldukları Allah. (Farsça)

dost-u kadim

  • Eski dost.

dostan

  • (Tekili: Dost) Dostlar.

dostane / dostâne / دوستانه

  • Dostça, dostlukla. (Farsça)
  • Dost gibi.
  • Dostça. (Farsça)

dosti / dostî / دوستى

  • Dostluk. (Farsça)
  • Dostluk. (Farsça)

dostkam / dostkâm / دوستكام

  • Dost canlısı. (Farsça)

dust / dûst / دوست

  • Dost. (Farsça)
  • Sevgili. (Farsça)
  • Tanrı. (Farsça)

eazz-i ahibba / eazz-i ahibbâ

  • Dostların en azizi.

ehabb-ı ehibba

  • Dostların, ahbabların en sevgilisi.

ehibba / ehibbâ / احبا

  • (Tekili: Habib) Habibler, dostlar, sevgililer.
  • Dostlar, sevdiği kimseler.
  • Dostlar. (Arapça)

ehil

  • Dost, sahip, usta.

ehilla

  • Dostlar, kardeşler.

ehl

  • (Ehil) Yabancı olmayan, alışık olduğumuz.
  • Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli anlamıyla ehil ve ehliyet İslâmiyette önemli bir husustur. Dinimiz, bize işleri ehline vermemizi emreder. Cemiyette işler, mevkiler, makamlar, görevler, ehline v

ehl-i kalb / اَهْلِ قَلْبْ

  • Kalb gözü açık Allah dostları.

ehl-i sahv

  • Uyanık iken hakikatlere görerek ulaşan Allah dostları.

ehl-i tarikat ve velayet / ehl-i tarîkat ve velâyet

  • Tarikata mensup olanlar, tasavvufla ilgilenenler ve Allah dostları, velîler.

ehl-i velayet / ehl-i velâyet

  • Veliler, Allah dostları.

ehl-i velayet ve tahkik / ehl-i velâyet ve tahkik

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini delilleriyle bilen Allah dostu âlim kimseler.

ehl-i vifak

  • Birbirleriyle dostça yaşayanlar.

ehlullah

  • Allah dostları.

elhubbu-lillah

  • Allah için sevmek. Muhabbet, dostluk, sevgi sırf Allah içindir. Hoş geçim, insanlara olan muhabbet Cenab-ı Hakk'ın rızası içindir.

elif

  • Munis, sahip, dost.

enis / enîs / انيس / اَن۪يسْ

  • (Üns. den) Dost, arkadaş, ünsiyet edilmiş olan. Alışılmış, kendisi ile ülfet edilmiş olan. Sevgili.
  • Sulu ve ağaçlı yerlerde bulunan ve sesi gayet hoş bir kuş. Çeşitli nağmelerde öter, kâh deve gibi kükrer ve at gibi kişner; insana alışır.
  • Yaban horozu.
  • Dost, arkadaş.
  • Yarattığı varlıklara karşı çok yakın, dost olan Allah.
  • Dost, arkadaş.
  • Dost. (Arapça)
  • Sevgili. (Arapça)
  • Dost.

enis-i dil

  • Gönül dostu.

evidda

  • Ahbablar. Hâlis ve sâdık dostlar.

evliya / evliyâ / اَوْلِيَا

  • Velî kelimesinin çoğuludur.
  • Dostlar.
  • Allahü teâlânın sevgili kulları, nefsin esâretinden kurtulup, sözleri, işleri ve hareketleri İslâmiyet'e uygun olanlar, devamlı Allahü teâlâyı hatırlayıp, ananlar.
  • Allah dostları.

evliya-yı meşhure

  • Meşhur evliyalar, Allah dostları.

fakd-ül ahbab

  • Ahbabsızlık, dostsuzluk. Ahbabın bulunmayışı.

fakdü'l-ahbap

  • Sevgililerin, dostların yok oluşu, onları kaybetme.

fenafilihvan

  • (Fenâ fi-l-ihvân) Tefâni. Yani; kardeşlerin birbirinde fâni olması; kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyyât ve hissiyâtı ile fikren yaşaması. Samimi ihlâs üzerine müesses en yakın dostluk, en fedakâr ve en civanmert kardeşlik.

firaku'l-ahbap

  • Dostlardan ayrı düşme.

firkat

  • (Fürkat) İftirak. Dostlardan ve sâir sevdiği şeylerden ayrılış. Firak. Müfarakat.

fütüvvet

  • Dostlara afv ve safh ile muamele.
  • Yiğitlik. Cömertlik. Lütuf ve ihsankârlık.
  • Kerem ve seha.
  • Soy temizliği.

gaşiye

  • Perde. Örtü.
  • Kıyamet.
  • Dilenci ve cerrar.
  • Ziyârete gelen dostlar gurubu.

gına

  • Zenginlik. Yeterlik.
  • Tok gözlülük.
  • Mülâki olmak. Bir kimseye dostluğunda devamlı olmak.
  • Bıkma, usanç.
  • Şarkı söylemek. Teganni etmek.

gulampare

  • Dost, sevgili, mahbup. (Halk ağzında kulampara şeklinde kullanılır.)

habib / habîb / حبيب

  • (Hubb. dan) Sevilen. Sevgili. Seven. Dost.
  • Sevgili, dost.
  • Sevgili. (Arapça)
  • Dost. (Arapça)
  • Hz. Muhammed. (Arapça)

hadin / hadîn

  • (Çoğulu: Hudenâ) Sâdık dost, vefadar arkadaş.

hadin-i kadim / hadîn-i kadîm

  • Eski dost.

halal / halâl

  • Dostluk, ahbaplık.
  • İki şey arasında açıklık olma.
  • Dostluk.
  • İki nesne arası açık olmak.

halalet

  • İki şeyin arası açık olmak.
  • Dostluk. Samimi dostluk.

halil / halîl

  • Samimi dost. Sâdık dost.
  • Nahif ve fakir kimse.
  • Dost.
  • Hz. İbrahim.
  • Dost.
  • Dost.
  • Zevc, koca.
  • Samimi dost.

halil-ür rahman

  • Allah'tan başkasından hiçbir zaman yardım dilemeyip, O'nun dostluğunu ihtiyar eden Hz. İbrahim'in (A.S.) lâkabıdır.

haliliye / halîliye

  • Allah'ın dostu (Halîlullah) ünvanına sahip olan Hz. İbrahim'in örnek alındığı yol.
  • Dostane münasebet ve samimi kardeşlik.

haliliyye

  • Samimi dostluk ve kardeşlik.

halilullah / halîlullah

  • Allah'ın dostu, Hz. İbrahim (A.S.).
  • Allahü teâlânın dostu mânâsına İbrâhim aleyhisselâmın lakabı. Halîlürrahmân da denir.
  • "Allahın dostu" mânâsında ibrahim aleyhisselâmın namı.

hall

  • Sağlamlaştırmak.
  • Dostluk, sadâkat.
  • Fakir, hastalıklı, nahif insan.
  • Sirke.

halsan

  • Kişinin dostu, sevgilisi ve yâri.

harif

  • (Hırfet. den) Meslekdaş, san'at arkadaşı. Teklifsiz dost.
  • Herif, âdi insan.

hemdem / همدم

  • Arkadaş, yakın dost, sohbet arkadaşı. (Farsça)

hevahah

  • Sevilen, muhib, dost. (Farsça)

hibab

  • Dostluk, sevmek.
  • (Tekili: Habb) Tohumlar, taneler.
  • Haplar.

hibb

  • Seven. Dost. Muhabbet eden, arkadaş.

hicr

  • Men etmek; akıl ve bâliğ olmamış çocuk, deli, bunak, sefih yâni malını kötü yere harcayan ve borçlu gibi kimseleri, tasarruf-i kavlîsinden yâni alış-veriş, kirâlama, havâle, kefillik, emânet ve rehin alıp-verme, hibe gibi işlerin tasarruflarından men' etme.
  • Dostluğu bırakmak, dargın

hicran

  • Uzaklaşma. Ayrılık. Ayrılıktan gelen keder, sızı, acı. Dostluğu ve ülfeti kesmek.

hılal

  • (Çoğulu: Ahılle) Diş arasını ayıklamakta kullanılan nesne. Dostluk.

hilal

  • Sâfi ve halis.
  • Sıdk ile dostluk etmek.
  • Ara. Aralık.
  • Zaman ve vakit.
  • İki şey arasına sokulmuş olan.
  • Buluttan yağmurun çıktığı yer.
  • Gr: Bir kelimenin aslını ve ondan türeyenleri gösteren tertip.
  • Kulak ve diş karıştırmak gibi şeylerde kull

hilalet

  • Samimi dostluk.

hıllet

  • Samimî dostluk, takdir edici arkadaşlık.

hillet

  • (Çoğulu: Hillel - Hilâl) Samimi ve cân-ı gönülden olan dostluk. En güzel takdir edici ve samimi arkadaşlık.
  • Kılınç gediği.
  • Nakışlı deri.
  • Ağızda bâki kalan dişler.
  • Dişler arasında kalan yemek artığı.
  • Halîl (dost) olmak, dostluk. Halîlullah İbrâhim aleyhisselâma mahsûs bir makâm.

hıllet / خِلَّتْ

  • Dostluk.

hıllet-i ibrahim

  • İbrahim'in (a.s.) dostluğu, dostluk sıfatı olan samimî dostluk, takdir edici arkadaşlık.

hılm

  • Dost.

hizbullah

  • Allah için din uğrunda ciddi gayret sâhibi olan ve din düşmanlarıyla aslâ hakiki dost olmayan mücahid cemaat. "Hizb-ül Kur'an" tabiri de aynı mânada kullanılır. (Kur'an-ı Kerim'de 5:56 ve 58:22 âyetlerinde zikredilir.)

hizmet-i mevla / hizmet-i mevlâ

  • Dostumuz ve gözeticimiz olan Allah'ın hizmetinde bulunma.

hubb

  • (Hibâb - Hibb - Mehabbet) Sevgi, muhabbet, bağlılık, dostluk. Bir şeyi birisine sevdirmek.
  • Hulus, lüzum ve sübut.
  • Muhafaza ve imsâk.

hubbe

  • Dostluk.

hudena

  • (Tekili: Hadîn) Sâdık dostlar, vefakâr arkadaşlar.

hukukperver

  • Geçmişi unutmayan, haklara hürmetkâr kimse. Vefalı ve sâdık dost. (Farsça)

hukukşinas

  • Hukukçu, hukuk ilmini bilen.
  • Vefâlı kimse. Sâdık dost.

hulalet

  • Samimi dostluk arkadaşlık.

hull

  • Dost.

hullan

  • (Tekili: Halil) Sâdık dostlar, arkadaşlar.

hulle

  • (Çoğulu: Hılâl) Dostluk.

hullet / خلت

  • (Çoğulu: Hulel) İçten, samimi sevgi. Dostluk. Muhabbet. Haslet.
  • Dostluk.

hulule

  • Dostluk.

hulus

  • Hâlislik. Saflık.
  • Samimiyet. Hâlis dostluk. İçden davranmak. Her hayırlı işi ve ameli Allah rızâsını niyet ederek yapmak.

hulusiyyet

  • Hâlislik. Samimi dostluk.

ibn-ül üns

  • Dost.

ibrahim halilullah

  • Allah'ın dostu Hz. İbrahim.

ihevat

  • (Tekili: İhve) Samimi ve sâdık arkadaşlar. Candan dostlar.
  • Tarikat arkadaşları.

ihvan / ihvân / اخوان

  • ( kelimesinin cem'i) Kardeşler. Eş, dost.
  • Sâdık arkadaşlar.
  • Aynı mezheb veya tarikata mensub olanlar.
  • Dostlar. (Arapça)

ihvaniyat

  • Arkadaşlar, eş dost mektubları.

iltiyak

  • Sıkı fıkı dost olma, candan arkadaş olma.

irtibat

  • Bağlanmak, raptedilmek. Muhabbet, dostluk ve alâkadarlık.
  • Düşmana karşı cenk için hudutta at sahibi olmak.

ıstıhab

  • Saklama, gizleme.
  • Dostluk kurma.
  • Konuşma, musâhabe etme.

istihbab

  • Bir şeyi iyi ve güzel addetmek.
  • Dost edinme.
  • Müstehab etmek ve olmak.

ıstına-i sıddık

  • Sâdık dost seçme.

kafile-i ahbab

  • Dostların oluşturduğu topluluk.

karin / قرین

  • Yakın. (Arapça)
  • Eş dost. (Arapça)

keşfü'l-kubur velisi / keşfü'l-kubur velîsi

  • Kabirdeki ölülerin hallerini anlayan ve bilen Allah dostu zât, evliya.

mecma-ı ahbap

  • Dostların toplandığı yer.

mecma-i ahbap

  • Dostların toplandığı yer.

meşreb-i hıllet

  • Yakın dostluğu öngören hareket tarzı.

mevali / mevalî

  • Efendiler.
  • Azad edilmiş köleler.
  • Azad edenler.
  • Mevleviyyet pâyesine ulaşmış sarıklı âlimler.
  • Dost ve komşular.
  • Yardımcılar.

meveddet

  • Dostluk. Sevgi. Muhabbet. Muhabbet etmek. Sevmek.
  • Sevme, sevgi, dostluk.
  • Dostluk, sevgi.

mevla

  • Sahib. Rabb.
  • Efendi. Köleyi âzad eden.
  • Şanlı. Şerefli. Mâlik.
  • Mün'im-i Mutlak olan Cenab-ı Hak (C.C.).
  • Terbiye eden, mürebbi.
  • Yardımcı, muavenet eden.
  • Dost ve komşu.
  • Azâd olan.

mevla-yı kerim / mevlâ-yı kerîm

  • İkramı bol olan dostumuz ve gözeticimiz Allah.

mevt

  • Ölüm. Âhirete göç. Dünyadan gitmek.
  • Mevt, mü'minler için dünya vazifelerinden ve imtihanından bir paydostur.

mihrbani / mihrbanî

  • Dostluk, muhabbet, sevgi. (Farsça)

müanese

  • Dostane görmek, görüşmek. Karşılıklı ünsiyet etmek.

müdahin

  • Dalkavuk. Yüze gülen. Birisini yalandan yüzüne karşı medheden. Menfaat koparmak için dostluk eden.

müdara

  • Dost gibi görünme. Yüze gülme.
  • Başkalarının fikirlerine uyarcasına hareket etmek.
  • Sulh ve salâh üzere bulunmak. (Meşru bir surette ve iyi bir netice için yapılan müdârâ memduhtur. Fena bir netice için ise, kötüdür; İslâmlığa yakışmaz, İslâm onu men'eder.)

müdarat

  • (Dery. den) Dost gibi görünme, yüze gülme.

müfarakat

  • Ayrılık. Bir yere bırakıp gitmek. Dostlarından ayrı düşmek.
  • Fık: Karı-kocanın talâk veya fesh ile birbirlerinden ayrılmaları.

muhadenet

  • Yakın ahbablık, samimiyet. Dostluk.

muhale

  • Dostluk, sadâkat.

muhaleset

  • (Hulus. dan) Birbirlerine iyi muamele etme. Birbirleriyle dostça geçinme.

muhibb

  • Seven. Muhabbet eden. Dost. Hayrı isteyen.

muhibban / muhibbân

  • (Muhibbin) Dostlar. Muhabbet edenler. Sevilenler. Sevgi besleyenler. Bir kimsenin taraflıları. (Farsça)
  • Dostlar, ahbaplar, sevilenler.

muhibbane

  • Severek. Dostça. Dosta yakışır surette. (Farsça)

muhibbe

  • Kadın sevgili. Kadın dost.

muhlisane / muhlisâne

  • Hâlisâne. Samimi olarak. Dostlukla. Riyâsızlıkla. (Farsça)

mültefit

  • İltifat edici, teveccüh edip yüz gösteren. İyi muâmele edip dostluk gösteren.

mümaşatkar / mümaşatkâr

  • Dost geçinerek, kusurlara göz yumarak, müdara suretiyle. (Farsça)

mümazaka

  • Dostluk hususunda riyâ gösterme.

mümazik

  • Gerçek dost olmayan kimse.

munis

  • Canayakın, dost.

musadakat

  • (Sıdk. dan) Karşılıklı dostluk.

musadeka

  • Dostluk.

musafat

  • (Safvet. den) Samimi ve hâlis dostluk.

müşayaa

  • Biriyle dostluk etme.
  • Birine uyma, tâbi olma.
  • Çağırmak.
  • Haykırmak.

müştakan / müştâkan

  • Aşk ve iştiyakla bağlı olan dostlar.

mütehabb

  • (Hubb. dan) Birbirine dost olan. Birbirini dost sayan.

mütesafih

  • Musafaha eden. Dostluk ve selâm için elele veren.

muvalat

  • Dostluk, karşılıklı sevgi. Yardım, koruma.
  • Dostluk, karşılıklı sevgi, koruma, yardım.

müvalat / müvâlât

  • Dostluk.
  • Abdest alırken her uzvu ara vermeden birbiri ardınca yıkamak.
  • Dostluk, karşılıklı sevgi.Tebrik ile terdif ederim arz-ı hulûsu, Kalbimdeki sıdk u müvâlât senindir.

müvalefe

  • Birbiriyle üns tutmak, dostluk kurmak.

müvanese

  • Üns tutmak, dostluk kurmak.

muvasat

  • Yardım, dostluk, muavenet, iyilik.
  • Ölen bir memurun ailesine maaş bağlama.

rahman / rahmân

  • "Dünyâda dost olsun düşman olsun, lâyık olsun olmasın, mü'min olsun kâfir olsun bütün yaratıklara rızık ve sayısız nîmetler veren" mânâsında Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden).

raz-dan

  • Sırrı bilen, sırra ortak olan dost. (Farsça)

refik / refîk

  • Dost ve arkadaş.
  • Yumuşak huylu, rıfk sâhibi.

sadakat / sadâkat

  • (Sıdk. dan) Dostluk. Bir kimseye Allah (C.C.) için kalbden bağlılık, kalbi ve samimi doğrulukla olan dostluk.
  • Dostlukta sebat, vefadarlık.
  • Dostluk; bir kimseye Allahü teâlâ için kalbden bağlılık; doğruluk. İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh, Doğruların yardımcısıdır hazret-i Allah.
  • Bağlılık, dostluk, doğruluk.

sadik

  • Çok sâdık, içten ve dıştan sadakatlı dost. Doğru sözlü.

sadik-ı ahmak / sadîk-ı ahmak

  • Ahmak dost.
  • Çok bağlı ahmak dost.

sadik-ı kadim

  • Eski dost.

sadıkan

  • Sâdıklar, sâdık dostlar. (Farsça)

safh

  • Suç bağışlama, dostluk etme. Günah ve cürmü afveyleme.
  • Bir şeyin bir tarafı.
  • Bir şey içirme.
  • Yüz çevirme.

sahb

  • (Tekili: Sâhib) Yakın dostlar. Sâhipler.

secir

  • Dost.

şeker-ab

  • İki dost arasındaki kırgınlık, aradaki soğukluk. (Farsça)

sıddıkin-i evliya / sıddıkîn-i evliya

  • Allah dostları arasında sadakatte en ileri olanlar.

sudeka

  • (Tekili: Sadik) Doğru ve hakiki dostlar.

sudkan

  • (Tekili: Sadîk) Hakiki ve doğru dostlar. Sadîkler.

tahabbüb

  • Sevgi göstermek, muhabbet beslemek. Bir kimseyi dost ittihaz etmek. Sevdirmeği istemek.

takıyye

  • İdâre, korunmak, sakınmak; iki yüzlülük; sevmediği kimse ile dost geçinmek. Bir kimsenin hakîkatte sâhib olduğu görüş ve inancını saklaması.

teceyyüf

  • Dost edinmek.

tehabb

  • Dostluk etme. Muhabbet, sevişme.

tekrim-i evliya

  • Allah dostlarına hürmet etme, saygı gösterme.

tesahup

  • Sahiplenme, dost edinmek.

teveddüd

  • Tedricen kendini sevdirmek. Dostluk etmek.
  • Cenab-ı Hakk'ın çeşitli ve lezzetli nimetler vererek insanlara kendisini sevdirmesi.

tevella

  • (Tevelli) Birisini dost edinme.
  • Bir işi üzerine alma.
  • Dönme, yönelme, i'raz etme.
  • Ehl-i Beyt'e tam sevgi.
  • Akrabalık. Karabet. Yakınlık beslemek.

tevelli / tevellî

  • Dostluk, birisini Allah rızâsı için sevme, dost edinme.

ücahin

  • (Çoğulu: Acâhine) Hizmetkâr.
  • Aşçı. Dost.
  • Deyyus.

uhuvvet

  • Kardeşlik. Din kardeşliği. Samimi dostluk.
  • Kardeşlik, dostluk, bağlılık.

ülfet / الفت

  • Bir topluluğun din ve dünyâ düşüncelerinde inançlarında birbirlerine uygun olmaları. Dostluk, yakınlık kurmak, kaynaşmak.
  • Alışma, alışkanlık. Birisiyle münasebette bulunmak. Ünsiyet. Ahbablık, dostluk. Huy etme. Görüşme, konuşma.
  • Alışma, kaynaşma.
  • Görüşme, konuşma.
  • Dostluk.
  • Dostluk. (Arapça)
  • Kaynaşma. (Arapça)
  • Görüşme, konuşma. (Arapça)
  • Ülfet etmek: (Arapça)
  • Dostluk kurmak. (Arapça)
  • Kaynaşmak, alışmak. (Arapça)
  • Görüşmek, konuşmak. (Arapça)

umde

  • İnanılacak şey.
  • Prensip, temel fikir.
  • Dostluk. Güvenilecek yer veya kimse.
  • Kavim veya kabilenin muteber ve mu'temedi olan. Reis. Serasker.

ünsiyet

  • Alışkanlık, dostluk. Birlikte düşüp kalkmak. Ahbablık.
  • Dostluk, yakınlık, alışkanlık.
  • Alışkanlık, dostluk.

ünsiyetkar / ünsiyetkâr

  • Dostça, cana yakın bir şekilde.

ünsiyetkarane / ünsiyetkârâne

  • Dostça, canayakın bir şekilde.

ünsiyetli

  • Canayakın, dost.

vedad

  • Dostluk. Sevme. Sevgi.

vedd

  • Dostluk. Sevgi, muhabbet.

vefa / vefâ / وفا

  • Ahdinde, sözünde durma.
  • Sevgi ve dostlukta sebat ve devam.
  • Ödeme.
  • Yetişme.
  • Dince ve akılca lâzım gelen şeyi yerine getirip uhdesinden çıkma.
  • Sözünde durma. (Arapça)
  • Dostluğu sürdürme. (Arapça)
  • Vefâ etmek: Sözünde durmak, vefa göstermek. (Arapça)

vefadar / vefadâr / vefâdâr

  • Vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.
  • Vefalı, dostluğu devamlı.
  • Vefâlı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.

vefakar / vefakâr

  • Vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.

vekire

  • Satın alınan veya yeni yapılan bina için, ahbaba, eşe dosta verilen ziyafet.

vela-perver

  • Dostluk gösteren, dostluk besleyen. (Farsça)

velayet / velâyet / ولایت

  • Veli olan kimsenin hali. Velilik, dervişlik.
  • Dostluk.
  • Sadakat.
  • Başkasına sözünü geçirmek. Bir şeye kudret cihetiyle bizzat mutasarrıf olmak.
  • Veli olan kimsenin hali, dervişlik, dostluk, sadakat, başkasına sözünü geçirmek.
  • Velîlik. (Arapça)
  • Dostluk. (Arapça)
  • Otorite. (Arapça)

velayet-i kamile / velâyet-i kâmile

  • Mükemmel velilik; kulluk noktasında mânevî mertebeleri aşarak Allah'ın yakınlığını ve dostluğunu elde etme mükemmelliği.

veli / velî

  • Allah dostu.

veliyy

  • (Çoğulu: Evliyâ) Yakın.
  • Amcazâde, emmi oğlu.
  • Yar, dost.

veliyyullah

  • Allah'ın velisi, dostu.

vidad / vidâd / وداد

  • Dostluk. Sevmek. Muhabbet.
  • Dost ve muhib.
  • Her şeye muhabbeti olan.
  • Sevgi. (Arapça)
  • Dostluk. (Arapça)

vidd

  • Muhabbet, dostluk, sevgi.

vifak

  • Dostça bir fikir üzerinde birleşmek. Samimi anlaşmak.
  • Barış.
  • Uygunluk.

vila'

  • Birbirinin ardı sıra gelmek.
  • Abdest esnasında uzuvları yıkarken birisi kurumadan diğerini yıkamağa başlamak.
  • Ahbablık, yakınlık, dostluk.

vilakar / vilakâr

  • Ahbab, dost. (Farsça)

vilaperver

  • Dost, muhib. (Farsça)

vilayet

  • Bir şeyi kudretle elde etme.
  • İl.
  • Birisine kefil olmak.
  • Dostluk. Muhabbet.

yar / yâr / يَارْ / یار

  • Dost, ahbab, tanıdık. (Farsça)
  • Yardımcı. (Farsça)
  • Âşık. Mâşuk, sevgili. (Farsça)
  • Dost, sevgili.
  • Dost, sevgili.
  • Dost. (Farsça)
  • Sevgili. (Farsça)
  • Arkadaş. (Farsça)

yar-ı baki / yâr-ı bâki / yâr-ı bâkî / يَارِ بَاقِي

  • Daimi ve sürekli dost.
  • Ölümsüz dost.

yar-ı bivefa / yâr-ı bîvefâ

  • Vefasız dost.

yar-ı kadim / yâr-ı kadîm

  • Eski dost.

yaran / yârân / يَارَانْ / یاران

  • Dostlar, sadık arkadaşlar, sevgililer.
  • Dostlar. Sâdık arkadaşlar. Sevgililer. (Farsça)
  • Arkadaşlar, dostlar.
  • Yârlar, dostlar.
  • Dostlar, arkadaşlar. (Farsça)

yaran-ı aşk / yârân-ı aşk

  • Âşıklar, aşk dostları.

yaran-ı safa / yârân-ı safâ

  • Zevk ve eğlence ile vakit geçiren dostlar. Safâ dostları.

yarane

  • Dostça. (Farsça)

yari / yârî / یاری

  • Yardım. (Farsça)
  • Dostluk. (Farsça)
  • Dostluk. (Farsça)
  • Yardım. (Farsça)

yarı ağyar eylemek / yârı ağyar eylemek

  • Dost ve sevgiliyi aldatarak, araya fitne sokarak yabancılaştırmak.

yarmend

  • Dost, muin, yardımcı. (Farsça)

yekruy

  • İki yüzlülük yapmayan, riyasız. (Farsça)
  • Hâlis ve itimad edilir dost. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR