LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Doğur ifadesini içeren 84 kelime bulundu...

ağraz-ı siyaset / ağrâz-ı siyaset

  • Siyasi taraftarlığın doğurduğu kin ve düşmanlık.

ağraz-ı siyasi / ağraz-ı siyasî

  • Siyasî gayeler, siyasî tarafgirliğin doğurduğu kin ve düşmanlıklar.

akim / akîm

  • Neticesiz, sonu yok. Beyhude.
  • Yağmur getirmeyen rüzgar.
  • Çocuğu olmayan, kısır. Doğurmayan (kadın), doğurtmayan (erkek).

atele

  • (Çoğulu: Utül) Rende.
  • Kalın ve büyük asâ.
  • Fârisi yayı.
  • Doğurmamış dişi deve.

atle

  • (C. Utül) Rende.
  • Yoğun büyük asâ.
  • Büyük iğne demiri. Farisî yayı.
  • Doğurmamış dişi deve.

ayiz

  • (Çoğulu: Ayizât) Yeni doğurmuş hayvan.

bahıyre

  • Cahiliyye devrinde beş batın doğuran devenin beşinci yavrusu erkek olursa kulağı yarılır ve salıverilirdi. Artık hiç bir işte kullanılmayan bu deveye bu ad verilirdi.

beste-rahim

  • Çocuk doğuramayan, kısır kadın. (Farsça)

caziye

  • Doğurduktan sonra sütü azalmaya başlayan hayvan.

delalet-i iltizamiye / delâlet-i iltizamiye

  • Bir lâfzın vazolunduğu mânânın lâzımına zorunlu olarak işaret etmesi. Meselâ "ilâh" sözü zorunlu olarak "doğmamış, doğurmamış" mânâsına işaret eder.

duhuk

  • Doğurduktan sonra rahmi çıkan dişi deve.

esterven

  • Çocuk doğurmayan, kısır kadın. (Farsça)

etlad

  • Evde doğan câriyeler.
  • Eski mal.
  • Damızlık denilen doğurucu hayvan.

faşiye

  • (Çoğulu: Fevâşi) Koyun, deve ve benzeri hayvanat gibi doğurup çoğalan mal cinsi.

fera'

  • Devenin ilk doğurduğu yavru. (Cahiliyet zamanında kefere putlarına kurban ederlerdi ve "anasının sütü bereketlenir; çoğalır" derlerdi.)

feriş / ferîş

  • Yakında doğurmuş hayvan.

grev

  • İşçilerin isteklerini işverene kabul ettirmek için, işlerini hep birlikte bırakmaları.İslâmiyette işçi hakları çok ciddi korunmakla beraber, grev ve benzeri hareketlere başvurulması istenmez. Çünki grev, millî gelire zarar verdiği gibi, sosyal grupları doğurmakla boğuşmalarına ve dolayısıyla da mill (Fransızca)

haviyye

  • Çocuk doğuran kadına loğusa yemeği yedirmek.
  • Namaz kılan kimsenin, secde halinde iken, karnını uyluğundan yukarı tutması.

hayz

  • (Çoğulu: Hiyaz) Kadınlara mahsus aybaşı. Kadının âdet hâli. Böyle bir kadına hayize denir. (Kadını döl yatağı denen rahminden, bir hastalık veya çocuk doğurma sebebi olmaksızın, muayyen müddetlerde kan gelmesine o kadının "aybaşısı" denir. Buna ve kan geldiği müddete de hayız müddeti denir. İslâmiye

iddet-i haml

  • Fık: Çocuk doğurmakla biten iddet. Kocası ölen veya boşanan gebe kadının, çocuğun doğmasını beklemesi demektir.

ilad

  • (Veladet. den) Doğurma, tevlid etme.
  • Doğurtma.

ilham eden / ilhâm eden

  • Kalbe getiren, gönle doğuran.

intac / intâc / انتاج

  • Neticelenme. Husule getirme. Sona erdirme. Doğurma, meydana getirme.
  • Sonuçlandırma. (Arapça)
  • Doğurma. (Arapça)
  • İntâc etmek: (Arapça)
  • Sonuçlandırmak. (Arapça)
  • Doğurmak. (Arapça)

istilad

  • Doğurtma. Çocuk isteme.

istiladi / istiladî

  • Doğurtucu.

it'am

  • İkiz doğurma.

kısır

  • Çocuğu olmaz, doğurmaz.
  • Münbit olmayan ve mahsul alınamayan verimsiz toprak.

latince

  • Eski Roma'da konuşulan ve bugünkü Fransızca, İspanyolca, İtalyanca gibi dilleri doğurmuş olan ana dil ki, Hint-Avrupa dil âilesinin önemli bir kolu olan İtalik grubundandır.

lecebe

  • (Çoğulu: Elcâb-Licâb-Lecebât) Doğurduktan dört ay sonra sütü çekilmiş davar.

lesa'

  • Kolayca çocuk doğurmak.

let'

  • Atmak.
  • Doğurmak.
  • Cima etmek.

lib'e

  • (Çoğulu: Libâ) Ağuz denilen koyu süt. (Her dişi davar doğurduğunda önce olur.)

liba'

  • Hayvan doğurduktan sonra gelen süt. Avuz (Ağuz)

likha

  • Yeni doğurmuş ve sağılır deve.

lühusa

  • Yeni doğurmuş kadın. Henüz yataktan kalkmamış kadın. Bu hâl 9 ilâ 40 gün kadar devam eder.

mader / mâder

  • Ana. Çocuğu doğuran. Ümm. (Farsça)

magle

  • Yılda iki kez doğuran koyun ve keçi.

mentec

  • Doğuracak vakit.

mi'kab

  • Kızdan sonra oğlan doğuran kadın. Bir oğlan sonra bir kız doğuran.

mi'nas

  • Kız doğuran kadın.

mıklat

  • Evlâdı yaşamayan kadın.
  • Bir kez doğuran ve daha hâmile olmayan deve.

mit'em

  • Bir defalık ikiz doğuran kadın.

mitam

  • Her zaman ikiz doğuran kadın.

mizkar / mizkâr

  • Dâima erkek doğuran dişi.

mücenneb

  • Devesi doğurmayan kişi.

müncibe

  • (Çoğulu: Müncibât) İyi kimseler doğuran kadın.

müskab

  • Erkek doğuran.

mütaemet

  • İkiz doğurma.

müvelled

  • Doğmuş, doğurulmuş, iki şeyin birleşmesiyle olmuş, sonradan olmuş, melez.
  • Aslında yok iken sonradan meydana gelmiş.

müvellid

  • Tevlid eden, husule getiren, doğuran. Doğurtan kimse. Meydana getiren.
  • Meydana getiren, doğurtan.
  • Doğuran.

müvellide

  • Doğuran, meydana getiren.
  • Husule getiren, tevlid eden. Doğurtan. Ebe.

müvvellide

  • Doğurtan.

netc

  • Doğurmak.

nifas

  • Yeni doğurmuş kadının hâli. Loğusalık. Böyle bir kadına "Nüfesâ" da denir. Hanefi Mezhebine göre bu hâl kırk gün devam eder.

nitac

  • Yavrulama, yavru doğurma.

nüsur

  • (Tekili: Nesr) Nesirler, manzum olmayan yazılar. Dağıtmalar.
  • Çok çocuk doğuran kadın.

nütac

  • Doğurmak.
  • Gebe devenin karnındaki yükü.

nütuc

  • Doğurucu hayvan.
  • Doğurması yakın olan.

rahum

  • Doğurduktan sonra rahminde hastalık meydana gelen deve.

rübba

  • (Çoğulu: Ribâb) Yakında doğurmuş koyun.

sayibe

  • (Çoğulu: Siyeb) Adak için ayrılıp üstüne binilmeyen ve sütü içilmeyen dişi deve.
  • "Ümm-ül bahire" adı verilen ve peşpeşe üç dişi deve doğuran deve. Bu deveye de binilmez, sütü sağılmaz. Yabana salarlar, ölünceye kadar gezer.

ta'dil

  • Darlık vermek.
  • Veledi karnında büyük olup doğurması güç olmak.

tesevvür

  • Kadının çok doğurucu olması.

tevalüd

  • Doğma, doğurma.

tevlid / tevlîd / توليد

  • Çocuğu doğarken almak. Doğurmak. Doğurtmak.
  • Mc: Sebep olmak, vücuda getirmek.
  • Beslemek. Terbiye etmek.
  • Doğurma, ürün verme.
  • Doğurtma, üretme. (Arapça)
  • Meydana getirme. (Arapça)
  • Tevlîd etmek: (Arapça)
  • Üretmek. (Arapça)
  • Meydana getirmek. (Arapça)

tevlid eden

  • Doğuran, sebep olan.

tevlidat / tevlidât

  • (Tekili: Tevlid) Meydana getirmeler, sebep olmalar.
  • Doğurmalar, doğurulmalar; doğurtmalar.

tevlit

  • Doğurma.

tevlit etmek

  • Doğurmak, meydana getirmek.

tılsım-ı kur'ani / tılsım-ı kur'ânî

  • Harika sonuçlar doğuran Kur'ân hakikatleri; Kur'ân'ın gayet tesirli, derin hakikatleri.

uhrun

  • Doğurmayan, kısır kadın veya hayvan. (Farsça)

ukre

  • Kısır. Doğurmayan kadın veya hayvan.

ümm-ül veled

  • Huk: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen çocuk doğurmuş cariye.

valid / vâlid / والد

  • (Vilâdet. den) Doğurtan. Baba.
  • Baba, doğurtan.
  • Baba. (Arapça)
  • Yol açan, doğuran. (Arapça)

valide / vâlide

  • Ana. Doğuran.
  • Ana, doğuran.
  • Ana, doğuran.

vasiyle / vasîyle

  • Cahiliye döneminde bir koyun dişi doğurursa yavru sahibinin, erkek doğurursa ilâhlarının olurdu. Koyun dişi ve erkek yavru doğurduğu takdirde dişi yüzünden erkek yavru da kurban edilmezdi. Buna vasîyle denirdi.

vaz'-ı haml

  • Doğurma.

velud / velûd / ولود

  • Çok doğuran kadın.
  • Mc: Çok eser veren kimse.
  • Doğurgan. (Arapça)
  • Üretken. (Arapça)

vezaif-i telkih ve tevlid / vezâif-i telkih ve tevlid

  • Aşılama ve doğurma vazifeleri.

vilad

  • Doğurmak.

viladet / vilâdet

  • Doğmak, doğuş, dünyaya gelmek, doğurmak. (Veladet galattır)
  • Doğmak, doğuş, dünyaya gelmek, doğurmak.

za

  • (-Zây) " Doğuran" anlamına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Nâdire-zâ : Nâdir şeyler yapan, bulunmaz şey meydana getiren. (Farsça)

zaden

  • Doğmak, doğurmak. (Farsça)

zevzat

  • Doğurmak.
  • Sür'atle gitmek.
  • Reddedip uzaklaştırmak.