LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Diren ifadesini içeren 304 kelime bulundu...

bain talak / bâin talak

  • Boşamada kullanılan sözleri söyler söylemez, evliliği sona erdiren boşama.

müceddid / müceddîd

  • Yenileyici, kuvvetlendirici. İslâm dînini kuvvetlendiren, bid'atleri yâni İslâm dînine sokulmak istenen reformları, hurâfeleri söküp atan ve sünnetleri ortaya çıkaran âlim.

a'sab-ı muharrike / a'sâb-ı muharrike

  • Hissi, duyguyu vücuttaki haber merkezine bildiren sinirler. Hareket ettirici sinirler.

ab-yar

  • Sulayan. (Farsça)
  • Mc: Bereketlendiren, feyizlendiren. (Farsça)

ahkam-ı şer'iyye / ahkâm-ı şer'iyye

  • İslâm dîninde bir işin yapılması veya yapılmaması gerektiğini bildiren hükümler. Emirler ve yasaklar. Bunlara Ahkâm-ı ilâhiyye, Ahkâm-ı İslâmiyye ve Ahkâm-ı Kur'âniyye de denir.

ail

  • Ailesini geçindiren, idare eden. Kalabalık ailesi olan. Fakir.

ajans

  • Her türlü havadisi toplayıp, ilgili mevkilere bildiren kuruluş. (Fransızca)
  • Ticari bir teşekkülün kolu. (Fransızca)

akreb-i mekniyyat

  • Huk:Meşrut-un lehi bildiren zamirin en yakın mercii mânasını anlatır. Meselâ: Bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine, sonra oğlu "A" ya, sonra çocuklarına şart etse, çocukları tabirindeki zamir vâkıfın kendisine değil de en yakın merci'i bulunan "A" nın çocuklarına hamlolunur. (Huk.L.)

alakabahş / alâkabahş / علاقه بخش

  • İlgilendiren, ilgili. (Arapça - Farsça)

alakadar eden / alâkadar eden

  • İlgilendiren.

amir

  • Mâmur eden, harâbelikten kurtaran, şenlendiren.
  • İmâr olunmuş.
  • Devlete âit, mirî.

aram-bahş / ârâm-bahş

  • Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren. (Farsça)

arambahş / ârâmbahş / آرام بخش

  • Dinlendiren, huzur veren. (Farsça)

aşknüma

  • Aşkını bildiren. Aşkını gösteren. (Farsça)

aya / âyâ

  • (Şüphe ve tereddüt bildiren edât; hayret ve taaccüb, soru ile beraber ümid ifâde eder) Acabâ. Âyâ, nasıl oluyor. Hayret, sen bu işi nasıl olur da yaparsın?.. der gibi.

ayat-ı tevhid / âyât-ı tevhid

  • Tevhid delilleri; herşeyin bir olan Allah'a ait olduğunu bildiren deliller.

ayet-i tevhidiye-i kàtıa / âyet-i tevhidiye-i kàtıa

  • Allah'ın birliğini bildiren kesin âyet.

ayine

  • Ayna. Mir'ât. Kendisine tecelli ve aksedeni gösteren veya bildiren şey. (Ayna, ışığı aksettirip gösterdiğinden dolayı esmâ-i İlâhiyeyi de bize gösteren ve Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarına âyinelik eden mevcudata da mecazen "âyine" denilmektedir.) (Farsça)
  • Vasıta ve mazhar mânasına da gelebilir.(Farsça)

aziz-i cebbar / azîz-i cebbâr

  • Dilediği herşeyi yapabilecek kudrete sahip olan, herşeyi ve herkesi ister istemez kudretine boyun eğdiren, izzet ve yücelik sahibi Allah.

bari / bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah.

bari' teala ve tekaddes / bâri' teâlâ ve tekaddes

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir surette yaratan, yüce ve her türlü eksiklikten uzak Allah.

bari-i teala / bâri-i teâlâ

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir şekilde yaratan ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve yüce olan Allah.

basıt / bâsıt

  • Açan. Yayan. Serici.
  • Ferahlık veren.
  • Dilediği kulunun rızkını genişlendiren Allah (C. C.).
  • Mücerred olup, mürekkep ve müellef olmayan.
  • Tıb: Bir uzvu uzatıp açan adele.

berevat / berevât

  • (Tekili: Berat) Eskiden bir kimseye nişan, rütbe veya imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.

beyanname

  • Durumu yazı ile bildiren açıklama. (Farsça)

biat-ı rıdvan

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. Sûresi olan Fetih Sûresinde zikri geçen, Hz. Peygamber'e (A.S.M.) bağlılıklarını bildiren sahabelerin biatlarıdır. 1400 veya daha fazla olduğu bildirilir. Bu cemaata Ashab-ı Rıdvan da denir. (R.A.)

bono

  • İtl. Ticaret senedi. Muayyen bir va'denin sonunda belirli bir paranın belli bir kimseye ödeneceğini bildiren senet.

cahme

  • Nazar değdiren göz.
  • Kat kat ve şiddetli yanan ateş.

casus

  • (Çoğulu: Cevâsis) Hafiye. Gizli sırları haber veren. Kendi asıl şahsiyetini gizleyip, kendini iyi şahsiyet şeklinde göstererek ve gizli yollarla bir devletin askeri, siyasi ve mâli durumlarına dair haberleri başka bir devlet menfaatına olarak toplayıp bildiren kimse.

cebbar / cebbâr

  • Dilediği herşeyi yapabilecek kudrete sahip olan, herşeyi ve herkesi ister istemez kudretine boyun eğdiren, kudret ve azamet sahibi Allah.

cebrail

  • (Cebril, Cibril) Cenab-ı Hakk'ın emirlerini Peygamberlere (A.S.) bildiren büyük melek. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Kur'ân-ı Azimüşşân'ı vahiyle getiren melek (A.S.).

cemi'

  • Cümle, hep, bütün.
  • Gr: Çokluk bildiren kelime. Çoğul.

cümle

  • Bütün, hüküm bildiren söz.

cümle-i ihbariye / cümle-i ihbâriye

  • (Cümle-i haberiye de denir) Bir hâdiseyi, bir nesneyi bildiren cümle. Bunun zıddı: cümle-i inşâiyedir; emir ve nehiyleri bildirmek gibi.

cümle-i tevhidiye

  • Tevhid cümlesi; her şeyin bir olan Allah'a ait olduğunu bildiren cümle.

dall

  • Delil olan, delâlet eden. Yol gösterici.
  • Bildiren.

delil-i inayet

  • Allah'ın inâyetinin tecellisinden gelen ve kâinatta görülen hikmet ve maslahatlara uygun en mükemmel nizam ve tam esaslı san'at; ve kâinattaki eşyaların menfaat ve faydalarını bildiren âyetler, bu inâyet delilini gösteriyorlar.

dellal

  • İlân edici. Yüksek sesle bildiren.
  • Müşterileri çeken. Davet eden.
  • Hakka davet eden.

ders-i içtimai / ders-i içtimaî

  • Toplumu ilgilendiren ders.

dil-ara / dil-ârâ

  • Kalbi süsleyen, gönlü zinetlendiren. (Farsça)

dil-baz

  • Güzel konuşan. Sözü ve işi hoş olan. Gönül eğlendiren. (Farsça)

dilbaz / dilbâz / دلباز

  • Gönül şenlendiren. (Farsça)

ehadis

  • Hadisler. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) sözleri, hareketleri ve emirlerini bildiren hakikatler.

emma ba'dü / emmâ ba'dü

  • Bundan sonra, asıl meseleye gelince mânâsında olup, söze başlarken kullanılan ve gelecek ifadenin büyük önemini bildiren söz.

esbab-ı müşeddide

  • Kuvvetlendiren, artıran sebepler. Cezâ hukukunda; cezâyı ağırlaştıran kanuni veya takdiri sebepler. (Esbâb-ı muhaffifenin zıddıdır.)

evsaf-ı celaliye ve cemaliye / evsâf-ı celâliye ve cemâliye

  • Cenâb-ı Hakkın sonsuz güzellik ve haşmetini bildiren sıfatları.

evsaf-ı cemal ve celal ve kemal / evsâf-ı cemâl ve celâl ve kemâl

  • Güzellik, haşmet ve mükemmellik bildiren sıfatlar.

eynessera-min-es-süreyya

  • (İmkânsızlık bildiren bir tâbirdir ki) Yer nerede, Süreyyâ nerede?.. Süreyyâ ile yer bir olur mu? (meâlindedir ve birbirlerine zıt ve uzak olan şeyler için söylenir.)

ezeliyet

  • Başlangıcı olmama.
  • Ezeliyeti Müş'ir: Başlangıcı bildiren.

fakih

  • (Fâkihe) Yaş meyve, yemiş, yaş hurma ağacı.
  • Şenlendiren, sevindiren.

ferah

  • Şen, sıkıntıda olmayan. İç açıcı. Şenlendiren.
  • İnşirah. Sevinç.

ferah-aver

  • Sevinç getiren, sevindiren, ferah getiren. (Farsça)

ferah-bahş

  • Sevinç veren, sevindiren. Ferah bağışlayan. (Farsça)

ferman-ı mübin / fermân-ı mübîn

  • Hayrı ve şerri, iyiyi ve kötüyü açıklayan ve bildiren emir, buyruk.

fıkh

  • Bilmek, anlamak. İslâmiyet'i bilmek. Dinde yapılması ve sakınılması lâzım gelen işleri bildiren ilim.

füşürde

  • Direnen, inad eden, ısrar eden. (Farsça)

gah / gâh / گاه

  • (Geh) Yer. (Yer ve zaman bildiren "ek" dir.) (Farsça)
  • Kâh. (Farsça)
  • Yer ve zaman bildiren kelimeler türetir. (Farsça)

gamm-perver

  • Keder veren, hüzünlendiren, gam artıran. (Farsça)

gıbben

  • Nâdiren, seyrek, arasıra.

gıbta-aver / gıbta-âver

  • Gıbta ettiren, imrendiren. (Farsça)

haber

  • Hâriçten insanın fikrine intikal eden ilim.
  • Yeni havadis. Ağızdan ağıza nakledilen söz.
  • Peyam. Peygam. Nebe'. İlim ve malumat. Bilgi.
  • Hadis, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm'ın sözü.
  • Edb: Hâdiseyi bildiren fiil veya cümle.
  • Gr: Müsned. Mübtedanın mu

haber-i meşhur / haber-i meşhûr

  • Başlangıçta râvîsi (rivâyet edeni, bildireni) sınırlı iken, sonraki devirlerde, daha çok kimse tarafından nakledilen haber, hadîs-i şerîf.

hadis-i cibril / hadîs-i cibrîl

  • Peygamber efendimiz Eshâbı (arkadaşları) ile otururlarken, Cebrâil aleyhisselâmın insan sûretinde gelip; İslâm'ı, îmânı ve ihsânı sorduğunda Resûlullah efendimizin verdiği cevabları bildiren hadîs-i şerîf.

hadis-i hasen / hadîs-i hasen

  • Bildirenler (râvîler) sâdık (doğru) ve emîn (güvenilir) olmakla beraber hâfızası, anlayışı sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîfler.

hadise-i umumiye

  • Geneli ilgilendiren ve her tarafı kuşatan olay.

hafid / hâfid

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kıyâmet günü, yâni öldükten sonra mahlûkât (yaratılmışlar) diriltilip, herkes dünyâda iken yaptığının hesâbını verirken, kâfirleri ve kötü kimseleri en aşağı seviyeye indiren, huzûrunda düşmanl arının başlarını aşağı eğdiren.

hafız / hâfız

  • Alçaltıcı.
  • İnsana haddini bildiren.
  • Rahatta olan.

hal / hâl

  • Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet.
  • Cezbe.
  • Dert, keder, elem.
  • Mecâl. Kuvvet.
  • Gr: Fâili, mef'ulü veya her ikisinin durumunu bildiren sözdür. Halin sâhibine zi-l hâl denir.Meselâ : Reeytuhu mâşiyen: (Onu yürürken gördüm) cümlesinde Mâşiyen (yürürken

hannan-ı mennan / hannân-ı mennân

  • Rahmetlerin en hoş cilvesini kullarına bağışlayan ve sonsuz minnete lâyık olduğunu gösterecek şekilde kullarını nimetlendiren Allah.

hareket-i milliye

  • Birinci Dünya Savaşının ardından İstanbul'u işgal eden İngilizler'e karşı ortaya çıkan direniş hareketi.

harita

  • Bir yerin coğrafî durumunu bildiren çizgiler.

hasen hadis / hasen hadîs

  • Bildirenler sâdık (doğru) ve emîn (güvenilir) olup, fakat hâfızası (anlayışı) sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan râvîlerin, kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîf.

hatim / hâtim

  • Hitâma erdiren. Bitiren.
  • Mühür basan.
  • Mühürleyen, mühürleyici.
  • Bitiren, sona erdiren.

hatime / hâtime / خَاتِمَه

  • Sona erdiren.

hatime-keş

  • Son veren, hâtime çeken, bitiren, sona erdiren. (Farsça)

hicran-meal

  • Hicran bildiren, hicran anlatan.

hikemiyyat

  • Hikmet ve felsefeye âit söz ve düşünceler. Yeni yeni bilgiler veren kıssalar, ibret verici hâdiseler bildiren yazılar, sözler.

hikmet

  • Nübüvvet (peygamberlik).
  • Faydalı ilim.
  • Edeb, ahlâk ve nasîhat ile ilgili güzel sözler.
  • Gizli sebep, fâide.
  • Fıkıh ilmi, helâl ve harâmı bildiren din ilmi.
  • İlm-i Ledünnî, mânevî ilim.
  • Peygamber efendimizin sünneti.

hiss-i saika

  • İnsanları bir yöne sevk eden, yönlendiren his, duygu.

hiss-i şaika

  • İnsanları bir hedefe teşvik eden, şevklendiren, duygu.

hitab-ı teşrifiye / hitab-ı teşrifîye

  • Şereflendiren hitap; Allah'ın "ebedî kalmak üzere Cennete girin" şeklinde şereflendiren hitabı.

hukuk-u tabiiyye

  • İnsanın fıtratında bilkuvve mevcut olup, hak ile bâtılı, iyi ve fenayı bildiren ve insanların toplu bir şeklide yaşamalarını mümkün kılan hükümler.

hukuk-u teamüliyye

  • Memleketin ahlâkını ve âdatını bildiren örf mânasında kullanılır.

hükümlü

  • Bir hüküm ve emri bildiren.
  • Mahkemece hüküm giymiş kimse.

husus

  • İş. Mevzu. Yol. Usul. Keyfiyet. Madde. Şey. Bir şeyin sairlerinden ayrıldığını ve temyizini bildiren cihet ve keyfiyet.

huzur-u irfanınıza baş koydum

  • "Üstün ilim ve zekâdan hâsıl olan olgun şahsiyetinizin önüne baş koydum" anlamında karşısındakine karşı bir saygı ve hürmet bildiren ifade.

i'lam

  • Bildirmek. Belli etmek. Anlatmak.
  • Mahkeme hükmünü bildiren resmi karar yazısı.

i'timadname

  • İtimad yazısı, itimad bildiren yazı. (Farsça)

iddia

  • Tez, direnme.

ifaza-bahş

  • Feyizlendiren, feyiz aldıran. (Farsça)

ihbarat-ı gaybiye-i kur'an / ihbârât-ı gaybiye-i kur'ân

  • Geçmiş ve gelecek zamana ait olan haberleri bildiren Kur'an.

ihbari / ihbarî

  • Haberle alâkalı. Haber vermeğe dair.
  • Gr: Bir işin ne zaman olacağını bildiren fiil.

ihtizaza getiren

  • Coşturan, sevindiren.

ilhahat

  • (Tekili: İlhah) Direnmeler, zorlamalar.

ilm-i fıkıh

  • Dînimizin emir ve yasaklarını bildiren ilim.

ilm-i hal / ilm-i hâl

  • İbadet usullerini, din kaidelerini bildiren kitap.

ilm-i nafi' / ilm-i nâfi'

  • İnsana aczini, kusurunu, Rabbinin büyüklüğünü bildiren, kalbde Allah korkusunu ve mahluklara karşı tevâzû, alçak gönüllülüğü artıran, kul haklarına ehemmiyet vermeyi temin eden sonsuz seâdeti (mutluluğu) ve Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya vesîle olan ilim.

inad / inâd

  • Direnmek, muhâlefette (karşı çıkmakta) ısrar etmek. Kendini büyük görüp, hakkı, doğruyu kabul etmeme.

inzal eden / inzâl eden

  • İndiren, gönderen.

irfan mektebi

  • İrfan okulu; Cenâb-ı Hakkı tanıtan, bildiren, hak ve hakikate ulaştıracak bilgiyi ders veren okul.

irtidatkar / irtidatkâr

  • İnkâr eden, kabul etmemekte direnen.

ism-i adl

  • Allah'ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi.

ism-i adl ve hakem

  • Allah'ın haklıyı haksızdan ayırıp her hakkı yerine getirdiğini ve herbir şey hakkında adaletle küllî hüküm verdiğini bildiren isimleri.

ism-i fail / ism-i fâil

  • Gr. masdarın ifade ettiği iş, oluş veya durumu yapan, yahut taşıyan şahsı bildiren kelimedir, meselâ; kâtip.

ism-i hak

  • Allah'ın varlığının hak olup her hakkın sahibi olduğunu bildiren ismi.

ism-i hayy

  • Allah'ın gerçek hayat sahibi olduğunu ve her canlıya hayat verdiğini bildiren ismi.

ism-i kadir / ism-i kadîr

  • Allah'ın sonsuz güç ve kuvvet sahibi olduğunu bildiren ismi.

ism-i merre

  • Def'a, kerre gibi bir hareketin bir defa olduğunu bildiren fiil'den yapılan isim. (Darbe: Bir defa vuruş. Lem'a: Bir parlayış gibi.)

ism-i rahim / ism-i rahîm

  • Allah'ın herbir varlığa merhamet ve şefkati olduğunu bildiren ismi.

ism-i vedud / ism-i vedûd

  • Allah'ın kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenildiğini bildiren ismi.

ismifail / ismifâil

  • Kimin iş yaptığını bildiren isim, özne.

ısrar

  • Bir fikir veya meşru dâvadan dönmemek. Direnmek, sebat etmek. Hayırlı bir hâl üzere sadakatla kalmayı istemek.

istid'a

  • Rica ile istemek. Davet etmek.
  • Bir işi için resmî bir daireye verilen ve istek bildiren kâğıt. Dilekçe.

istifaname

  • Bir yerden ayrılıp çekilmeyi bildiren yazı. (Farsça)

izn-i bari / izn-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın izni.

kabul

  • Bir malı satın almak için kabul ettiğini bildiren sözdür.

kahhar / kahhâr

  • Herşeye her zaman mutlak galip gelen ve boyun eğdiren Allah.

kalu bela / kalû belâ

  • Cenab-ı Hak ruhları yaratıp, onlara Rabbiniz değil miyim, meâlinde: "Elestü Bi-Rabbiküm" buyurduğunda, ruhlar: "Evet Rabbimizsin" meâlindeki Kalu Belâ diye cevap verdiklerini bildiren Kur'andaki bir tâbirdir.

kambin / kâmbin

  • Merâmına erdiren. İsteğine kavuşturan. (Farsça)

karar-ı kat'i / karar-ı kat'î

  • Dâvâyı neticelendiren kesin karar.

kararname

  • Bakanlar Kurulu'ndan çıkan resmî emirler. (Farsça)
  • Verilen karârı bildiren yazı. (Farsça)

kavl

  • Müctehid (Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden din bilgilerini elde edebilen) âlimlerin bir işin hükmünü bildiren sözü yâni re'yi, ictihâdı.

kıraet ilmi / kırâet ilmi

  • Kur'ân-ı kerîmin kelimelerinin okunuş şekillerini râvileriyle berâber bildiren ilim.

kitab-ı hikmet

  • Hikmet kitabı; her şeyin belirli fayda ve gayelere yönelik olarak tam yerli yerinde olduğunu bildiren kitap.

künye

  • Bir kimsenin nereden ve kimden olduğunu bildiren ve hüviyeti yazılı olan kâğıt.

kurra-i seb'a / kurrâ-i seb'a

  • Allahü teâlânın kelâmı olan Kur'ân-ı kerîmin kırâatini (okunuşunu) Peygamberimizin okuduğu gibi bildiren yedi büyük kırâat âlimi.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

lahim

  • Et yediren.
  • Devamlı olarak et yiyen.

lam-ul akıbet / lâm-ul âkıbet

  • Neticeyi, âkibeti bildiren lâm.

lam-ut-ta'lil / lâm-ut-ta'lil

  • İllet ve sebeb bildiren lâm'dır.

lam-uz-zarfiye / lâm-uz-zarfiye

  • Zaman bildiren lâm.

layiha / lâyiha

  • Herhangi bir konuda bir görüş ve düşünceyi bildiren yazı.

lisan-ı gayb

  • Gaybın haberlerini bildiren dil. Ahiret ahvalini veya bizce bilinmeyen gayb hükmündeki haberleri söyleyen. "Kur'an-ı Kerim"

lugat / lûgat

  • Lügat, sözlük, kelimelerin anlamlarını kısaca bildiren kitap.

lütuf ve inayet-i bari / lütuf ve inâyet-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir şekilde yaratan Allah'ın lütuf ve yardımı.

ma'na-yı harfi / ma'na-yı harfî

  • Kendisini değil de başkasını veya sahibini, ustasını, kâtibini anlatan, bildiren, tarif eden mânâ.

maddi felsefe / maddî felsefe

  • Aklı esas alıp herşeyi maddî ölçülere göre değerlendiren düşünce sistemi; materyalist felsefe.

maksud-u şari / maksud-u şâri

  • İslâmiyetin hüküm ve kurallarını bildiren Allah'ın maksadı.

materyalist

  • Maddeci. Her şeyi madde ile kıymetlendiren. (Fransızca)

mazi

  • Geçmiş zaman. Geçen, geçmiş olan.
  • Gr: Bir işin geçen zamanda yapıldığını bildiren fiil. Fiil-i mâzi. Mazi sigası.

meclisefruz / meclisefrûz / مجلس افروز

  • Meclisi aydınlatan, meclisi şenlendiren. (Arapça - Farsça)

meddah

  • (Mübalâga ile) Çok çok medheden, sena eden.
  • Edb: Taklidli hikâyelerle halkı eğlendiren hikâyeci.

menfaat-ı umumiye

  • Toplumun genelini ilgilendiren fayda.

merede

  • (Tekili: Mârid) İnadçılar, muannidler, direnenler.

merre

  • Bir hareketin bir defa olduğunu bildiren fiil. Def'a. Kerre.

mesele-i kainat / mesele-i kâinat

  • Kâinatı ilgilendiren mesele.

meserretaver / meserretâver

  • Sevinç ve meserret getiren. Sürurlandıran. Sevindiren. Sevindirici. (Farsça)

meserretengiz

  • Sevindiren. Meserret meydana getiren. (Farsça)

mesrur eden

  • Sevindiren, mutlu eden.

mıt'am

  • Çok yemek yediren.

mu'lin

  • İlân eden. Herkese bildiren.

muanid / muânid

  • Aykırı, direnen.

mübarekat / mübarekât

  • Bütün tebrike sebeb olacak ve mâşâallah dediren ve bârekâllah söyleten bütün hâletler ve san'atlar. Mübarekiyet ifade eden bolluk ve İlâhî lütuflar.

mübellig

  • Tebliğ eden. Bildiren. Duyuran.
  • Büyük câmilerde imamın dediklerini tekrar eden kimse.

mübelliğ

  • Tebliğ eden, bildiren, duyuran.
  • Aynı namazı imâma tâbi olarak kılarken onun aldığı namaz tekbirlerini arka saflardaki cemâate duyuran kimse.
  • Tebliğ eden, bildiren.

mübelliğ-i marziyat / mübelliğ-i marziyât

  • Allah'ın razı olacağı hal ve hareketleri bildiren elçi.

mübeşşir

  • İyi haber verip sevindiren. Hayırlı haber veren. Müjdeleyen.

mübeyyez

  • (Mübeyyeze) Meydana çıkarılmış, açıklanmış açıkça söylenmiş. Bildiren, açıklıyan.

mübhic / mübhîc

  • Ferah ve sürur veren. Sevindiren.
  • Sevindiren.

müdhil

  • (Dahl. den) Dâhil eden, girdiren, idhal eden, sokan.

müdmic

  • İçine girdiren, sızdıran. İdmâc eden.

müdri / müdrî

  • Bildiren, idra eden.

müeddib

  • (Çoğulu: Müeddibîn) (Edeb. den) Terbiye eden. Edeblendiren. Terbiye, bilgi ve görgü veren.

müeddibin / müeddibîn

  • (Tekili: Müeddib) Terbiye edenler. Edeplendirenler.

mufaddıl

  • Faziletlendiren, iyilik eden ve nimet veren.

müfettiş

  • Teftiş eden, tetkik ve tahkik ile kusur ve iyilikleri görüp anlayan ve lüzumlu merci'lere bildiren.
  • Araştıran.

müfiz / müfîz

  • (Feyz. den) Feyiz veren, feyizlendiren.
  • Esmâ-i İlâhiyedendir.

müfti / müftî

  • Fetvâ veren.
  • Vilâyet ve kazâlarda din işlerine bakan, İslâm âlimlerinin dînî bir konuda vermiş oldukları hükümleri yâni fetvâyı, insanlara bildiren kimse; nakleden me'mur.
  • Fetvâ veren, yâni herhangi bir şeyin, İslâm dînine uygun olup olmadığını bildiren, Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şer

muhabbetname

  • Sevgisini bildiren yazılı mektup.
  • Sevgisini bildiren yazılı kâğıt. Aşkını bildiren yazı. (Farsça)

muhaddisin / muhaddisîn

  • Hadis ilmiyle uğraşan eskiden gelmiş büyük ve kâmil zâtlar. Peygamberimizin (A.S.M.) sözünü işiterek bildirenler.

muhalli / muhallî

  • Süslendiren, yaldızlayan.

muhassıl

  • Hasıl eden, neticelendiren.

muhaşşin

  • Öfkelendiren, kızdıran. Gücendiren.

muhassir

  • (Çoğulu: Muhassirîn) (Hasar. dan) Zarara uğratan. Hasar ve ziyan verdiren.

muhassirin / muhassirîn

  • (Tekili: Muhassir) Zarar ve ziyan verdirenler. Hasara uğratanlar.

muhazzir

  • Tahzir eden. Sakındıran. Çekindiren.

mühbit

  • İndiren. Nâzil eden.

muhtetim

  • Sona erdiren. Hitâma vardıran.

mükabere / mükâbere

  • Münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma, yanlışta direnme, büyüklenme.

mukavemet / مقاومت

  • Dayanma, direnme.
  • Direnç, dayanıklılık.
  • Karşı koyma, direnme. (Arapça)
  • Mukavemet etmek: Karşı koymak, direnmek. (Arapça)

mukavemet etme

  • Direnme, karşı koyma.

mukavemetsiz

  • Karşı konulmaz, direnilmez.

mukavim / مقاوم

  • Sağlam. Dayanıklı. Mukavemet eden. Direnen. Karşı duran.
  • Karşı koyan, direnen, dirençli. (Arapça)

mukavimin / mukavimîn

  • (Tekili: Mukavim) Karşı koyanlar, direnenler.

mukavvi / mukavvî

  • Takviye eden. Kuvvetlendiren. Kuvvet veren. Takviye eden ilâç.

mukteza-yı ism-i hakim / mukteza-yı ism-i hakîm

  • Allah'ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren isminin gereği.

mülahhis

  • Hülâsa eden. Özünü bildiren.

müneffis

  • Nefes verdiren, rahat ettiren.

münekkid

  • Tenkid eden, eleştiren, değerlendiren.

münezzil

  • (Nüzul. den) Tenzil eden, indiren.
  • Kur'an-ı Kerim'i vahiy ile insanlara rahmet olarak ihsan eden Allah (C.C.)

münim / münîm

  • Nimet veren, nimetlendiren, Allah.

munzic

  • Hazmettirici, sindirici.
  • Tıb: Yara veya çıbanı cerahatlendiren.
  • Kemâle eren, inzâc eden.

münzil

  • İnzal eden, aşağı indiren. Bir şeyi indiren.
  • İndiren.

münzilü'l-kur'an / münzilü'l-kur'ân

  • Kur'ân'ı indiren, Allah.

münzir

  • (Nezir. den) Olacak bir şeyi haber vererek korkutan, akibetin kötülüğünü bildiren.
  • Kâfir ve münafıkların Cehennem'e gideceğini haber veren.

müş'ir

  • Bildiren, haber veren.
  • İş'ar eden, haber veren, bildiren.

musahhar eden

  • Boyun eğdiren.

müsahhirü'ş-şemsi ve'l-kamer

  • Ayı ve Güneşi itaat ettiren, boyun eğdiren, Allah.

müşareket

  • Birbirine ortak olmak, ortaklık. Beraber olup bir iş yapmak.
  • Gr: İkili tarafın da isteğini bildiren fiil.
  • Karşılıklı anlaşma, birbirini anlama.

musavvir

  • Sûret veren, biçimlendiren, Allah.

müşebbihe

  • Fls: İnsan biçiminde ilâh tasavvur edip suretlendiren bâtıl bir inanış. (Antropomorfizm) Mücessime de denir.

müşeddid

  • (Şiddet. den) Kuvvetlendiren, azdıran, şiddetlendiren, şiddetini artıran.

müserri'

  • (Sür'at. den) Sür'atlendiren, hızlandıran.

müşevvik

  • Teşvik eden, isteklendiren.

musi'

  • Genişlendiren. Ferahlık veren.
  • Zengin. Muktedir.

müşir

  • Emreden, işaret eden, bildiren.
  • Mareşal. En büyük ünvanı taşıyan asker. Silâhlı kuvvetlerde, kaide olarak barış zamanında orgeneral rütbesine kadar terfi etmek mümkündür. Mareşal rütbesi, ancak muharebe sırasında ve bir meydan muharebesi kazanmış olan generallere verilir. Asıl vazife
  • Bildiren.

musırr

  • Direnen. Ayak direyen. Vaz geçmeyen. Sebat eden. Sözünden dönmeyen.

müstevkid

  • Yakıp alevlendiren.
  • Yanıp alevlenmiş.

mut'im

  • (Taam. dan) Yemek veren, yemek yediren, doyuran.

mutasavvire

  • Sûretlendiren.

müteannid

  • İnad eden, direnen.
  • İnat eden, direnen.

müteannidin

  • (Tekili: Müteannid) Direnenler, inad edenler, inatçılık yapanlar.

mütearris

  • Karısına sevgisini bildiren.

mütemerrid

  • İnatçı, inanmamakta direnen.
  • İnat eden, direnen.

mütemerridane / mütemerridâne

  • Direnircesine.
  • İnatla, direnerek, dikbaşlılıkla. (Farsça)

mütemerridin / mütemerridîn

  • (Tekili: Mütemerrid) Dikkafalık edenler, inatçılık yapanlar, direnenler. Mütemerridler.

müteveddid

  • Sevgi ve muhabbet gösteren. Kendini sevdiren.

mütrık

  • Nimet veren, nimetlendiren.

muvakkit

  • Vakit bildiren.

muvazzıf

  • Vazifelendiren.

müzeyyin

  • Tezyin eden, süsleyen, ziynetlendiren.

müzill

  • İndiren, alçaltan, zillete düşüren, Allah.

mu‘arrif / معرف

  • Tanıtan, sunan, bildiren. (Arapça)
  • Hayır sahiplerinin adlarını okuyan müezzin. (Arapça)

na'ye

  • Birisinin öldüğünü bildiren söz.
  • Bir adamın zünub ve kabahatini izhar ve işaa eden söz.

naiz

  • Kuvvetlendiren. Kaldıran.

nakıl / nâkıl

  • Nakleden, birinden duyduğunu veya okuduğu şeyi bildiren. İctihâd derecesine varamayıp, sâdece müctehid (Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden hüküm çıkarabilecek dereceye ulaşmış olan) âlimlerin verdikleri fetvâları (dînî suâllere verdikleri cevâb ları) nakleden âlim.

natık / nâtık

  • Konuşan. Söz eden, söyleyen, beyan eden. İdrak eden. Bildiren. Fikir ederek düşünen.
  • Altın ve gümüş gibi olan mal.
  • Konuşan, söz eden, söyleyen, beyan eden. bildiren.

nazar-ı şari / nazar-ı şâri

  • İlâhî bakış; İslâmî hükümleri bildiren Allah'ın bakış açısı.

nedim

  • (Çoğulu: Nedmân - Nüdemâ) Sohbet arkadaşı, meclis arkadaşı.
  • Tatlı konuşan. Güzel hikâye anlatan.
  • Büyük kişileri hikâye ve fıkralarıyla eğlendiren.

nef'

  • Fayda, yararlılık.
  • Fls: Faydacılık. Yani: Bir şeyin doğru olup olmadığını, o şeyin faidesine göre değerlendiren yanlış bir nazariyedir. Kudsi dinimiz olan İslâmiyette ise: Bir şeyin doğru veya yanlış; iyi ve kötü olması, Allahın emir ve nehyine tâbidir.

nefretbahş

  • İnsana nefret veren, iğrendiren, tiksindiren. (Farsça)

nefy edatı / nefy edâtı

  • Arabçada "Lâ", Farsçada "Nâ" gibi olumsuzluk bildiren edât.

nehy

  • Yasak, yasak edilen şey.
  • Kur'ân-ı kerîmde yapılması istenmeyen şeyleri bildiren kelâm-ı ilâhî (Allahü teâlânın mübârek sözü).

nemek-efşan

  • Tat veren. Lezzetlendiren. (Farsça)
  • Tuz serpen. (Farsça)

neşvebahş

  • Keyif ve neşe veren. Neşelendiren. (Farsça)

neticebahş

  • Neticelendiren, sonuçlandıran. Netice veren. (Farsça)

nevbet-zen

  • Belirli vaktin geldiğini bildiren, nöbet çalan. (Farsça)

nota / نُوطَه

  • (İtalyancadan) Emir ve istek bildiren yazı.
  • Bir şeyi sonradan hatırlamak için konan işaret.
  • Resmi ve siyasi mektup, muhtıra.
  • Mülâhazat.
  • Hesap pusulası.
  • Müziğe ait yazı.
  • Emir ve istek bildiren yazı, kısa hatırlatma yazısı.

nüktesenc

  • (Çoğulu: Nüktesencân) Nükteyi değerlendiren. Nükteden anlayan. Nükteyi yerinde kullanan. (Farsça)

pandomima kopmak

  • Karışıklık çıkmak.
  • Seyircileri eğlendiren kavga çıkmak.

prens bismark

  • (1815 - 1898) Meşhur Alman siyasilerinden ve Alman birliği için çalışanlardan birisidir. İslamiyeti ve Hz. Peygamber'i (A.S.M.) medh ü sena ederek hayranlığını bildiren bir mütefekkirdir.

rapor

  • Bir tedkik neticesini bildiren yazı. (Fransızca)
  • İnceleme sonucunu bildiren yazı.

resiyy

  • Hayır veya şerde musırrâne direnen.
  • Çatıyı ayakta tutan direk.

reşk-saz

  • Gıpta ettiren, imrendiren. (Farsça)

rıza-yı bari / rıza-yı bârî

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın rızası.

saadet-bahş / saâdet-bahş

  • Saâdet veren, sevindiren, ferahlandıran. (Farsça)

sabit-kadem

  • Mizacı oynak olmayıp işine ve sözünde kararlı olan, yerinde direnen. Sözünde duran.

şadeyleyen / şâdeyleyen

  • Neşelendiren, sevindiren.

safa-bahş

  • Eğlendiren, rahatlandıran, kederi def'eden, hatırı hoş eden. (Farsça)

saik-i hakim / sâik-i hakîm

  • Herşeyi hikmetli bir şekilde bir amaca yönlendiren Allah.

şakir

  • Allaha şükreden. Hâlinden memnuniyetini bildiren.

şamil

  • Çevreleyen, içine alan, ihtivâ eden, kaplayan.
  • Çok şeye birden örtü ve zarf olan.
  • Fazla şeyleri veya kimseleri ilgilendiren.

sar

  • Yer, mekân bildiren, birleşik kelimeler yapılan bir ek'tir. Bir şeyin kesretle bulunduğunu gösterir. Meselâ: Kühsar : Çok dağlık yer. (Farsça)

şari' / şârî'

  • Kullarının dünyâ ve âhiret seâdetine (mutluluğuna) kavuşmaları için Peygamberleri aleyhimüsselâm vâsıtasıyla emir ve yasaklarını bildiren Allahü teâlâ. Şâri-i mübîn de denir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmesi (ulaştırması) gerektiğinde, kapalı hususları açıklaması bakımında

sarr

  • Sevindiren, sürura sebeb olan.

şehiy

  • (Şehvet. den) İştahlandırıcı. İsteklendiren, istek uyandıran.

sema' / semâ'

  • Bir veya birkaç kişinin çalgısız, âletsiz okudukları, dîni, îmânı kuvvetlendiren ve ahlâkı güzelleştiren ilâhî, mevlid, kasîde ve şiirleri dinlemek.

senc

  • Ölçen, tartan, değerlendiren. (Farsça)

şeref-bahş

  • Şereflendiren. şeref veren. (Farsça)

sevk eden

  • Gönderen, yönlendiren.

şevk-aver / şevk-âver

  • Neşe veren, neşe getiren, şevklendiren. (Farsça)

şevk-bahş

  • şevk veren, şevklendiren. (Farsça)
  • Meşhur bir çeşit lâle. (Farsça)

şevk-efza / şevk-efzâ

  • Şevklendiren, neşe artıran. (Farsça)

şevkengiz

  • İsteklendiren.

sevva

  • Seviyelendiren, düzelten.
  • Doğruya götüren.

sima' / simâ'

  • Bir kişinin veya birkaç kişinin çalgısız, âletsiz ve müzik perdelerine uydurmadan okudukları dîni, îmânı kuvvetlendiren ve ahlâkı güzelleştiren şiirleri, kasîdeleri, ilâhileri ve mevlidleri dinlemek.

siyonist

  • (Kudüs'ün eski adı olan Sion. dan) Filistin'de bağımsız bir Yahudi devleti kurmak isteyen. Yahudi fikrinin taraftarı. Bir şeyi Yahudilerin gaye ve menfaatına göre değerlendiren. Yahudilik.
  • Yahudi dinine giren.

suhuf

  • Sahifeler, bazı peygamberlere gelen ve ilâhî emirleri bildiren sayfalar.

sünen

  • Sünnetler.
  • Hüküm bildiren hadîs-i şerîfleri toplayan hadîs kitablarına verilen isim.

şura-yı devlet

  • İdare dâvâlarını veya nizamname (tüzük) hazırlıklarını inceleyip fikrini bildiren resmi daire. Danıştay.

sürpriz

  • Beklenilmeyen bir anda meydana gelen ve şaşırtarak insanı sevindiren veya üzen hâdise. Umulmadık şey. (Fransızca)

ta'limat

  • Bir iş hakkında hareket tarzını bildiren emirler.

ta'rife

  • Bir şeyi lâzım olduğu şekilde anlatıp bildiren yazı.

taalluk eden / taallûk eden

  • İlgilendiren.
  • İlgilendiren, ait olan.

taannüd

  • İnat etme, ayak direme, direnme.
  • İnat etme, direnme.

tabakat-ül-fukaha / tabakât-ül-fukahâ

  • Fıkıh âlimlerinin tabakası. Helâl ve haramı, emir ve yasakları bildiren fıkıh ilmi ile uğraşan âlimlerin dereceleri.
  • Fıkıh âlimlerini derecelerine göre tertîb edip (sıralayıp), hayatlarını ve eserlerini anlatan kitablar.

takbih

  • Çirkin görmek. Beğenmemek.
  • Kabahatli bulmak.
  • Kötü gördüğünü bildiren söz söylemek.

takriz

  • (Karz. dan) Ödünç vermek.
  • Bir şeyi veya bir eseri beğendiğini söylemek. Beğendiğini bildiren yazı yazmak. Bir eserin takdir ve tahsin edildiğini bildiren yazı yazmak.

takviye eden

  • Kuvvetlendiren, güçlendiren.

talak-ı bain / talâk-ı bâin

  • Boşanmada kullanılan sözleri söyler söylemez evliliği sona erdiren boşama. Zevceye yaklaşmadan önce veya yaklaştıktan sonra beynûneti yâni ayrılığı ifâde eden kinâyî yâni açık olmayan bir söz ile yapılan veya sarîh yâni açık bir söz ile yapılıp da aç ıkça veyâ işâretle üç adedine bağlı bulunan veya

talimat / tâlimât

  • Tâlimler, eğitimler; bir iş hakkında hareket tarzını bildiren emirler.

tavzif eden

  • Görevlendiren.

tecellüd

  • Kendini cesaretli ve kahraman gösterme; sertlik, direnme.

telkin / telkîn

  • Definden sonra meyyitin (vefât edenin) yüzüne karşı ayakta durarak okunan, kabir suâllerini ve cevaplarını bildiren sözler.

temerrüd / تمرد

  • İnad, direnme.
  • Yapılması gereken bir şeyi yapmakta kasten geciktirme.
  • Direnme.
  • Dikbaşlılık, direniş. (Arapça)
  • Temerrüd etmek: Direnmek, dikbaşlılık etmek. (Arapça)

temerrüd-ü irtidadi / temerrüd-ü irtidadî

  • Dinden çıkıp dine karşı direniş göstermek.

tercih ehli / tercîh ehli

  • Hanefî mezhebinde, dînî hükümleri bildiren fıkıh âlimlerinin beşinci tabakasında bulunan ve ictihâd (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden dînî hüküm çıkarma) gücüne sâhib olmayan, sâdece bağlı oldukları mezhebin kavillerinden (sözlerinden) ve hüküml erinden sahîh ve evlâ (en iyi) olanı seçen mukall

teşci eden

  • Cesaretlendiren.

tesebbüt

  • (Sebat. dan) Sebat gösterme, dayanma, sabretme, direnme.
  • Bir nesneye yapışmak. Tevakkuf.

teshir eden

  • Boyun eğdiren.

tesmim eden

  • Zehirlendiren.

tesrir eden

  • Sevindiren, mutlu eden.

teşvik eden

  • Şevklendiren, isteklendiren.

tevhid-i ceberut

  • Bütün varlıklara boyun eğdiren kudret ve otoritenin bir olan Allah'a ait olduğunu kabul etme ve kudret ve otorite hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

ulema-i zahir / ulema-i zâhir / ulemâ-i zâhir

  • Kur'an-ı Kerimin zâhir mânâsına göre hakikatları değerlendiren âlimler. Şeriatın mâna ve esrarından daha çok, zâhirini ve hükümlerini bilen âlimler.
  • Kur'ân-ı Kerimin zâhir mânâsına göre hüküm veren ve hakikatlerini değerlendiren âlimler.

ümidbahş

  • Ümitlendiren, ümit veren. (Farsça)

üslub-u hakimane / üslûb-u hakîmâne

  • Hikmetli olan ifade tarzı; muhâtaba herşeyin gaye ve faydasını anlatan ve herşeyin gerçek mahiyetini bildiren tarzı, üslûbu.

vasıf

  • Vasfeden. Bildiren.
  • Medheden, öven.

vassaf / vassâf

  • Herşeyin vasıf ve özelliklerini bilen ve bildiren.

vav-ı haliye / vâv-ı hâliye

  • Cümlede öznenin, tümlecin veya her ikisinin durumunu bildiren sözün başında bulunan "vav" harfi.

vücuh ilmi / vücûh ilmi

  • Kur'ân-ı kerîmin çeşitli okunuş şekillerini bildiren ilim.

zabıt

  • Mahkeme, meclis gibi yerlerde söylenenlerin olduğu gibi yazılmışı.
  • Alâkalılarca yazılarak karşılıklı imzalanan, karşılıklı anlaşmayı bildiren yazı.
  • Yazı varakası.
  • Birçok kimselerce imzalanan rapor.

zarf

  • Yer ve zaman bildiren edat.

zevk-bahş

  • Zevk veren, eğlendiren, neşelendiren. (Farsça)
  • Meşhur bir cins lâle. (Farsça)