LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Dilenci ifadesini içeren 37 kelime bulundu...

cadi

  • (Çoğulu: Cüdât) Sâil, dilenci.

cerrar

  • Dilenci.

cüdat

  • (Tekili: Câdi) Dilenciler, sâiller.

dek

  • Desise, hile, dolandırıcılık. (Farsça)
  • Sâil, dilenci. (Farsça)
  • Dilencilik. (Farsça)
  • Sağlam, metin, muhkem. (Farsça)
  • Çatma, tokuşma. (Farsça)

deryuz

  • Dilencilik. (Farsça)

dest-keş

  • Gözleri görmeyen bir kimseyi ellerinden tutup dolaştıran. (Farsça)
  • Kazanç. Kâr. (Farsça)
  • Yay gibi elde kolaylıkla idare olunabilen şey. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)
  • Bir işten vazgeçen. (Farsça)

fakir / fakîr / فقير

  • Yoksul. (Arapça)
  • Bendeniz. (Arapça)
  • Dilenci. (Arapça)
  • Derviş. (Arapça)

gaşiye

  • Perde. Örtü.
  • Kıyamet.
  • Dilenci ve cerrar.
  • Ziyârete gelen dostlar gurubu.

ged

  • (Gedbe) Yoksul, dilenci, fakir, dilenen. (Farsça)
  • Dilencilik. (Farsça)

geda / gedâ / گدا / گَدَا

  • Fakir. Kimsesiz. Dilenci. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)
  • Yoksul. (Farsça)
  • Dilenci.

geda-çeşm

  • Dilenci gözlü, yoksul gözlü. (Farsça)
  • Mc: Aç gözlü, gözü doymaz. (Farsça)

gedayane

  • Dilencilikle. (Farsça)

gedayi / gedayî

  • Dilencilik. (Farsça)

hak-nişin / hâk-nişin

  • Dilenci, sâil, fakir. (Farsça)

hak-nişini / hâk-nişinî

  • Dilencilik, yoksulluk, fakirlik, sefâlet. (Farsça)

helesaya çıkmak

  • Eskiden ramazanlarda iftardan sonra para toplamak için çocuklar tarafından teşkil edilen çalgılı heyetlere katılanlar tarafından nakarat makamında söylenen bir tabirdir. Dilenciliğin kibarcalarından sayılır.

heyamola

  • Eskiden ramazanlarda para toplamak gayesiyle mahalle çocukları tarafından teşkil edilen bir nevi dilenci alaylarında söylenen bir tâbirdir.
  • Eskiden gemiciler gemi demirini çekerken veyahut bir amele inşaatta ağır bir şey kaldırırken yahut da şahmerdanı yukarı çekerken kuvvetbirliğini

istikfaf

  • (Kifâf. dan) Kanaat etme, az şeyi yeter bulup râzı olma.
  • Yetişme.
  • Dilenci gibi el uzatma.

kase-lis / kâse-lis

  • (Kâselis) Çanak yalayıcı. Çok yiyen, obur. Hırslı. (Farsça)
  • Dalkavukluk. Alçak huylu kimse. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)

keşkul / keşkûl / كشكول

  • Dilenci çanağı. (Farsça)
  • Keşkül, bir tür tatlı. (Farsça)

mütesail

  • Dilenci, dilenen.

mütese'il

  • Dilenen, dilenci.

mütese'ilin / mütese'ilîn

  • (Tekili: Mütese'il) Dilenciler, dilenenler.

nancu

  • (Nâncuy) Ekmek arayan. Dilenci. (Farsça)

nanhah

  • Ekmek isteyen. Dilenci.

nanhor

  • Dilenci. (Farsça)

parse

  • Dilencilik. (Farsça)

saalik

  • Dilenciler.
  • Serseriler.
  • Kalenderler.
  • Dervişler.

sail / sâil / سائل

  • (Sual. den) Dilenci.
  • Fakir.
  • Soran.
  • İsteyen.
  • Akan, seyelan eden.
  • İsteyen, yoksul, dilenci.
  • Soran, isteyen, dilenen, dilenci.
  • Dilenci. (Arapça)
  • Soran. (Arapça)
  • Akan. (Arapça)

sailiyet

  • Akıcılık.
  • Dilencilik.

seele

  • (Tekili: Sâil) Dilenciler.
  • Sailler, dilenciler.

su'luk

  • (Çoğulu: Saâlik) Fakir.
  • Dilenci.
  • Serseri.

sual

  • İsteme. İstek.
  • Soru. Sorulan şey.
  • Dilencilik.
  • Soru, sorulan. Şey, isteme, istek. Dilencilik.

tekeffüf

  • (Keff. den) El uzatarak dilencilik etme. Avuç açma. Dilenme.
  • Avuçla tutmak.

tese'ül / تَسَأُّلْ

  • (Sual. den) Dilenme, dilencilik etme.
  • Dilencilik etme.

vasıta-i cer etme

  • Dilencilik aracı yapma.

yuze

  • El açan, dilenci. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR