LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Dev kelimesini içeren 309 kelime bulundu...

abal / âbal / âbâl / آبال

  • Develer.
  • Develer. (Arapça)

acasa

  • Deve sürüsü.

adem-i devam

  • Devam etmeme.

af'af

  • Devedikeni ağacının yemişi.

ahdname / ahdnâme

  • Devlet başkanının emriyle, bâzı devlet, topluluk ve şahıslara özel haklar tanımak maksadıyle hazırlanan belge.

akabinde

  • Devamında.

akan

  • Deve ayağını bağladıkları ip.

akif / âkif

  • Devamlı ibadet eden.

akkub

  • Devenin çok yediği yassı yapraklı bir dikenli ot.

ale-d-devam

  • Devamı üzere. Devamlı olarak.

aleddevam

  • Devamlı, sürekli.
  • Devamla, devamlı olarak.

alem-i baki / âlem-i bâkî

  • Devamlı ve kalıcı âlem.

alem-i beka / âlem-i beka

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi.

alem-i bekà / âlem-i bekà

  • Devamlı ve kalıcı olan âlem, âhiret.

alem-i tekvin / âlem-i tekvin

  • Devamlı değişen. Vücud ve hudus âlemi.

amariyye

  • Deveye konulan mıhfe.

anen feanen / ânen feânen

  • Devamlı, her an.

arazi-i miriye / arâzi-i miriye

  • Devlete ait arazi.

arşi ve süllemi / arşî ve süllemî

  • Devir ve teselsülü inkâr maksadıyla yukarıya doğru gittikçe daralan ve tek bir yaratıcının varlığına dayanan mantıkî delil.

asellak

  • Deve kuşunun erkeği.

ashab-ı devlet / ashâb-ı devlet

  • Devlete mensub olanlar. Devlet adamları.

aşk-ı bekà

  • Devamlı olarak var olma, kalıcı olma aşkı.

asker

  • Devredici, seyyar. (Farsça)

asri / asrî

  • Devre, modaya ve israflı fantaziyelere uyan. Taklitçi. Zamana uygun. Bir devreye, asra âit ve müteallik.

attas

  • Devamlı aksıran.

bad-ı pürgu / bâd-ı pürgû

  • Devamlı sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgar.

bakiyane / bâkiyâne

  • Devamlı ve kalıcı bir biçimde.

barem

  • Devlet memurlarının aylıklarını tasnif ve tanzim eden, miktarlarını gösteren sistem veya cetvel. (Fransızca)

bayrak

  • Devletin belirli alâmetlerini hâvi ve belirli renklerde kare veya dikdörtgen şeklinde yapılmış olan bez. Sancak, alem.

behime-i en'am

  • Deve, sığır, koyun gibi dört ayaklı hayvanlar.

beka

  • Devam, sebat, evvelki hal üzere kalmak, ölmezlik, ebedilik.
  • Devamlılık, sürekli ve devamlı olma.

bekà

  • Devamlılık, süreklilik.

beka / bekâ

  • Devamlılık, kalıcı olma.
  • Devamlılık, kalıcılık, sonsuzluk.

bekà-i daimiye / bekà-i daimîye

  • Devamlı olarak kalma, kalıcı olma.

berçide

  • Devşirilmiş, toplanmış. (Farsça)

berdevam

  • Devam üzere. Devamlı sürüp giden. (Farsça)
  • Devam etmekte.
  • Devam eden, sürüp giden.

bev

  • Deve yavrusunun derisi. (Bunu samanla doldurup anasına gösterirler. tâ ki sağılmaktan kaçmasın diye.)

beytülmal

  • Devletin hazinesi.

bi-müdam / bî-müdam

  • Devamsız.

bitan

  • Deve kolanı. Karnı tok kimse.

bostan-ı bekà

  • Devamlı, sürekli bahçe.

burs

  • Devlet veya bazı müessese yahut şahıslarca tahsil veya ilmî tetkik için gerekli masraflara kullanmak üzere verilen para. (Fransızca)

bütçe

  • Devletin veya diğer kuruluşların yıllık gelir ve giderlerini (sarfiyat ve varidatlarını) gösteren ve bunlarla ilgili harcamaları tayin eden hesap işleri. (Fransızca)

ca'v

  • Deve ve koyun tersini toplamak.

cavid / câvid

  • Devam eden.

cedil

  • Devenin boynuna taktıkları ip.

cemel / جمل

  • Deve.
  • Deve.
  • Deve
  • Deve. (Arapça)

cemmal

  • Deveci, deve süren, deve sürücüsü.

ceni / cenî

  • Devşirilmiş, koparılmış olan. Meyve toplanması ve alınması.

cennet-i bakiye / cennet-i bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan Cennet hayatı.

cercere

  • Deve sesi.

cesm

  • Devam etmek, mülâzemet.

çide

  • Devşirilmiş, toplanmış. (Farsça)

cilen ba'de cilin

  • Devirden devire, asırdan asıra.

çinende

  • Devşiren, toplayan, toplayıcı. (Farsça)

cism-i devlet

  • Devletin cismi, bedeni.

cizaret

  • Deve kasaplığı.

cizye

  • Devlet teminatı karşılığında fethedilen yerlerde Müslüman olmayanlardan alınan vergi.

cübab

  • Devenin sütünün üstüne gelen köpüğü.

cumhuriyet

  • Devlet reisi, millet veya Millet Meclisleri tarafından seçilen hükümet şekli. Demokraside temsili hükûmet şekli. Halkın hür olarak seçtiği temsilciler (Millet vekilleri ve senatörler) aracılığı ile egemenliğini, (hâkimiyetini) kullanmasına dayanan hükûmet şekli. Cumhuriyetin birbirinden farklı üç ta
  • Devlet başkanı yönetilenler tarafından seçilen yönetim biçimi.

cürcur

  • Deve başı.

cüşem

  • Deve göğsü.

cüzare

  • Devenin etrafı (ayakları ve başı gibi.)

da'ke

  • Deve sürüsü.

daffat

  • Devesini kiraya veren deveci.

daim / dâim

  • Devam eden. (Daimî, daima, daimen şeklinde de söylenir.)
  • Devamlı.
  • Devam eden, süren.

daima / dâima

  • Devamlı, sürekli.
  • Devamlı olarak.

daimi / daimî / dâimî

  • Devamlı, sürekli.
  • Devamlı, sürekli.

daire-i mülkiye

  • Devlet idaresiyle meşguliyet dairesi.

dar-ı baki / dâr-ı bâki

  • Devamlı ve kalıcı yer, âhiret.

dar-ı saadet-i bakiye / dâr-ı saadet-i bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan mutluluk yeri.

davat

  • Devenin başında olan verem.

dehdan

  • Develerin bir yere toplanması.

dehr

  • Devir, çağ, zaman.

deva na-pezir

  • Devâsı bulunmaz hastalık.

devadar

  • Devâlı, devâ verici, iyileştiren. (Farsça)

devair-i devlet

  • Devlet daireleri.

devam-ı bekà

  • Devamlı ve kalıcı olma.

devlet-meab

  • Devletin saadet ve ihtişamının sığınacağı yer, hükümdar.

devr

  • Devir, dönem, dönme, dolaşma, aktarma.

devr-i daimi / devr-i daimî

  • Devamlı dönüp dolaşan, döngü.

devran

  • Devir, felek, zaman, deveran, dünya.

devrani / devranî

  • Deverana âit ve müteallik.

devre-i hükumet / devre-i hükûmet

  • Devlet olarak hükmetme dönemi.

deymum

  • Devamlı, berkarar, zevalsiz.

deymumi / deymumî

  • Devamlılık, devam, dâimiyet.

dı'liye

  • Deve kuşunun dişisi.

diktatör

  • Devleti keyfine göre idare eden "ulu" önder.

dimmet

  • Deve ve koyun tersi.

div-beçe

  • Deve yavrusu. (Farsça)

dühur / dühûr

  • Devirler, zamanlar. Dünyalar.

düka'

  • Deve öksürüğü.

düvel / دول

  • Devletler.
  • Devletler. (Arapça)

ebbal

  • Deve çobanı.

ebedi / ebedî

  • Devamı, sonu olmayan. Ezelînin zıddı.

ebil

  • Devenin hâllerinden anlıyan kimse.

ebu eyyub

  • Deve, cemel.

edvar / edvâr / ادوار / اَدْوَارْ

  • Devirler, dönemler.
  • Devirler, çağlar.
  • Devirler, dönemler.
  • Devirler, çağlar. (Arapça)
  • Devirler.

edvar-perdaz

  • Devirleri dile getiren. Devirleri terennüm eden.

edviye

  • Devâlar, çareler.
  • Devalar, ilaçlar.

emval-i emiriye / emvâl-i emiriye

  • Devlet malları, devlete verilmesi gereken vergi vs. mallar.

emval-i miriye / emvâl-i mîriye

  • Devlete âit mallar.

enfal / enfâl

  • Devlet reîsinin, herkesin elde ettiği kendisinin diyerek, harbe teşvik için gâzilere (İslâm askerlerine) ganîmet hisselerinden fazla olarak verdiği mallar. Tekîli nefeldir. Gâzileri böyle teşvik etmeye tenfîl denir.

erkan-ı devlet / erkân-ı devlet

  • Devletin ileri gelenleri, dünyevi makamca ileri olanları.

evrad / evrâd

  • Devamlı okunan dualar, zikirler.

fahrüddeveran / fahrüddeverân

  • Devirlerin övüncü.

fariğ / fâriğ

  • Devreden, geçiren, çekilen.

fer-i devlet

  • Devletin kuvveti, devletin nüfuzu.

fera'

  • Devenin ilk doğurduğu yavru. (Cahiliyet zamanında kefere putlarına kurban ederlerdi ve "anasının sütü bereketlenir; çoğalır" derlerdi.)

fetel

  • Devenin iki kollarının, yanlarından uzak olması.

fi-zamanina / fî-zamanina

  • Devrimizde. Zamanımızda.

gayr-ı meczuz

  • Devamlı, kesilmeden.

gayr-ı münkatı'

  • Devamlı, fasılasız, kesiksiz.

gayr-ı resmi / gayr-ı resmî

  • Devlete ait olmayan.

hadc

  • Deve palanı.

hadda

  • Deve çobanı.

hakikat-i bakiye / hakikat-i bâkiye

  • Devamlı, kalıcı hakikat.

hakikat-i daime

  • Devamlı hakikat.

hakikat-i külliye-i daime

  • Devam eden büyük ve geniş hakikat.

hald

  • Devamlılık. Süreklilik. Dâimi. Bâki.

halife-i evvel

  • Devlet dairelerinde yazı işlerinde çalışanlar. Tanzimattan evvel kalem teşkilâtı; halife, halife-i sâni, halife-i evvel olmak üzere üç derece idi. Ondan sonra bir kısım dairelerde bunun yerine baş kâtib, bazılarında da mümeyyiz-i evvel denilmiştir.

handemeşhun

  • Devamlı gülen. Çok gülen. (Farsça)

handemu'tad

  • Devamlı gülmeye alışmış olan, her zaman gülme alışkanlığı olan. (Farsça)

hatr

  • Devenin kuyruğunu kâh yukarı kaldırıp ve kâh aşağı vurması.

havıt

  • Deve semeri. Devenin hörgücüne takılan küçük semer.

hayat-ı baki / hayat-ı bâki

  • Devamlı ve kalıcı âhiret hayatı.

hayat-ı bakıye / hayat-ı bâkıye

  • Devamlı ve kalıcı âhiret hayatı.

hayat-ı bakiye / hayat-ı bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı.

hayat-ı sermediye

  • Devamlı, sürekli hayat.

hayta'

  • Deve kuşlarının uzun boyunlu olanı.

hazine-i devlet

  • Devlet hazinesi. Maliye idaresi.

he'hee

  • Deveyi yulafına çağırıp hey hey demek.

hebec

  • Devenin memesinde olan verem.

hevda'

  • Deve kuşunun erkeği.

heyha

  • Deveyi yulafa çağırmak.

hezzar

  • Devamlı saçmalayan adam.

hic / hîc

  • Deveyi azarlama ve zecir sesi.

hicame

  • Deve ağzına ısırmasın diye takılan ağızlık.

hırabe

  • Deve hırsızlığı yapmak.

hit / hît

  • Devekuşu sürüsü.

hörgüç

  • Devenin sırtındaki tümsek.

hüccet-i sermediyet

  • Devamlı var olma delili.

hükumet konağı / hükûmet konağı

  • Devlet memurlarının bulunduğu bina. Bunun yerine: "Bab-ı hükûmet, daire-i hükûmet" tabirleri de kullanılırdı.

hulud / hulûd

  • Devamlılık, sonsuzluk.

hüma / hümâ

  • Devlet kuşu, saadet.

hüma kuşu / hümâ kuşu

  • Devlet kuşu. (Hikâyede: Gölgesi kimin başına düşerse o padişah olurmuş, derler. Hümâyun da buradan gelmiştir. Tayr-ı hümâyun, tâlih kuşu, uğur kuşu gibi isimlerle söylenir.)

hura'

  • Devenin delirmesi.

hürar

  • Devede olan bir zahmet.

ibad

  • Devenin ayağını bağladıkları ip.

ibka etmek

  • Devam ettirmek, kalıcı hale getirmek.

ibl / ابل

  • Deve. (Arapça)

ibli / iblî

  • Deveci.

ibrak

  • Deveyi çökertmek.

ictiraz

  • Devenin geviş getirmesi.

idame / idâme / ادامه

  • Devam ettirmek. Dâim ve bâki kılmak.
  • Devam ettirme.
  • Devam ettirme.
  • Devam ettirme.
  • Devam ettirme, sürdürme. (Arapça)
  • İdâme edilmek: Sürdürülmek, devam edilmek. (Arapça)

idame eden / idâme eden

  • Devam ettiren.

idame etmek

  • Devam ettirmek.

idame ettiren

  • Devam ettiren.

idare

  • Devrettirmek. Çekip çevirmek. Döndürmek. Kullanmak. Becermek.

ıhdı

  • Deve çöktü.

ila-ahiri'd-deveran / ilâ-âhiri'd-deveran

  • Devirlerin, zamanların sonuna kadar; kıyamete kadar.

inayet-i daime / inâyet-i daime

  • Devam edip giden huzur verici düzen.

ıras

  • Devenin başını ayağına bağladıkları ip.

istibka

  • Devâmını istemek. Bâki ve dâim kılmak.
  • Devamını isteme, geriye bırakma; bâkîleştirme.

istimrar / istimrâr

  • Devam etme, süreklilik.
  • Devamlılık.
  • Devamlılık.

ıtrih / ıtrîh

  • Devenin hörgücü.

jean

  • Dev. Gayet büyük. Dev cüsseli.

kabkaba-i ibil

  • Devenin bağırması.

kainat-ı müteceddide / kâinat-ı müteceddide

  • Devamlı yenilenen kâinat, evren.

kanun / kanûn

  • Devletin yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü nizam, kaide.

karın / قَرِنْ

  • Devir.

karn

  • Devre, asır.

karsa'

  • Deve kuşunun erkeği.

kasv

  • Deve kulağının kenarı.

katf / قطف

  • Devşirme. (Arapça)

kayyum-u baki / kayyûm-u bâkî

  • Devamlı hayat sahibi olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah.

kebit

  • Deve avazı. Sığır avazı.

kecabe

  • Devenin üstüne konan oturulacak bir çeşit tahtırevan. (Farsça)

kecave

  • Deve üstüne konulan bir cins tahtlrevan. (Farsça)

kumar-hane

  • Devamlı olarak kumar oynanan yer. (Farsça)

kürre

  • Deve ve koyun terslerinin parçası.

kürük

  • Deve yavrusu. (Farsça)

kutbiye

  • Deve ve koyun sütünün birbirine karışması.

kutub / قُطُبْ

  • Devrinin en büyük velisi.

kuvvet-i devlet

  • Devletin kuvveti.

lem-yezeli / lem-yezelî

  • Devamlılık, bâkilik, zeval bulmazlık.

ma-i cari / mâ-i câri

  • Devamlı akan su; akarsu.

mabadı var / mâbadı var

  • Devam edecek, sürecek, arkası var. (Arapça - Türkçe)

mahmil

  • Deve üstündeki sepet, bir söze yüklenen mânâ.

maliye / ماليه

  • Devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona bağlı daireler. (Arapça)

mansıb / منصب

  • Devlet memuriyetindeki makam. (Arapça)

matbaa-i amire / matbaa-i âmire

  • Devlet matbaası.

medfee

  • Deve sürüsü. Çok miktar deve.

medha

  • Deve kuşunun yumurtladığı yer.

memsude

  • Devrik yüzlü, münkabız kimse.

menazır-ı sermediye / menâzır-ı sermediye

  • Devamlı, sürekli manzaralar.

meşrutiyet / meşrûtiyet

  • Devletin bir hükümdarın başkanlığı altındaki millet meclisi tarafından idare edildiği yönetim biçimi.

mevcudat-ı seyyare / mevcudat-ı seyyâre

  • Devamlı hareket eden varlıklar.

miri / mirî / mîrî / م۪ير۪ي

  • Devlete âid. Devlet hazinesine mensub.
  • Devlete ait, devlet malı.
  • Devlet malı.
  • Devlete ait.

miri malı / mîrî malı

  • Devlete ait mal, kamu malı.

miskal

  • Devamlı tenbel olmak.

mu'cize-i baki / mu'cize-i bâki

  • Devamlı ve kalıcı mu'cize.

mücenneb

  • Devesi doğurmayan kişi.

müdami / müdamî

  • Devamlı olarak şarap içen.

müdavat

  • Deva bulma. Hastaya bakma. İlâç bulma. Tedavi etme.

müdavemet

  • Devam etme, aralıksız yapma.
  • Devamlılık. Bir işte devamlı çalışmak. Aralıksız bir işe devam etmek.
  • Devamlılık.

müdavim / müdâvim / مداوم

  • Devamlı.
  • Devam eden. (Arapça)

müdavim olma

  • Devam etme, devamlı olarak yerine getirme.

müessis-i devlet

  • Devlet kuran. Bir devletin kurucusu.

mugilan / mugîlân / مغيلان

  • Deve dikeni. (Arapça > Farsça)

muhlas

  • Devamlı ihlâs sâhibi olan. Her şeyi Allahü teâlânın rızâsıyla yapan.

mukarrebin-i sahabe / mukarrebîn-i sahabe

  • Devamlı Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yakınında ve etrafında bulunan Sahabeler.

mülk-ü baki / mülk-ü bâki

  • Devamlı ve kalıcı mülk.

mülkiye müfettişi

  • Devletin idarî işlerini ve heyetlerini denetleyen müfettiş, denetçi.

müntehir

  • Devamlı akan.

murahhas

  • Devlet veya bir teşekkül adına yetkili olarak bir yere gönderilen kişi.

müsabir

  • Devam edici, devam eden.

müstemir / مُسْتَمِرْ

  • Devamlı, sürekli.
  • Devamlı.

müstemirane

  • Devamlı, aralıksız.

müstemirrane / müstemirrâne

  • Devamlı olarak, aralıksız surette. (Farsça)
  • Devamlı olarak.

müstemirre

  • Devamlı, sürüp giden.
  • Devam eden, sürüp giden.

müstemirren

  • Devamlı, yerleşmiş.

mütemadi / mütemâdi

  • Devamlı, kesiksiz, sürekli, daima.
  • Devamlı.
  • Devamlı, sürekli.

mütemadiyen / متماديًا

  • Devamlı surette.
  • Devamlı, sürekli.
  • Devamlı olarak.

mütemadiyet

  • Devamlılık, mütemadilik.

mütevali / mütevâli

  • Devamlı.

müvakeza

  • Devam etmek.

muvazene-i maliye / muvazene-i mâliye

  • Devletin gelirleriyle giderlerinin bir olması.

muzabere

  • Devam etmek.

nahnaha

  • Deveyi çökertmek.

nekab

  • Devenin tabanı aşınmak.

nekib

  • Deve, at ve eşek ayaklarının dâiresi.

nevaye

  • Devenin semiz olması.

nikal

  • Devenin suyu içip gittikten sonra gelip yine içmesi.

nühab

  • Deve öksürüğü.

nühza

  • Devenin göğsünde olan bir hastalık.

nükaf

  • Deveyi öldüren bir verem.

nükas

  • Devenin dudağında olan bir hastalık.

nüşuta

  • Devenin ayağındaki ilmikli düğüm. (İcabına göre çekip uzatılarak çözülür.)

ömr-ü baki / ömr-ü bâki

  • Devamlı, kalıcı ömür.

ömr-ü bakiye / ömr-ü bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı ömür.

paydari / paydarî

  • Devamlılık, süreklilik. (Farsça)

payendegi / payendegî

  • Devamlılık, süreklilik. (Farsça)

payidar olma / pâyidar olma

  • Devamlı ve sürekli olma, tam yerleşik ve kalıcı olma.

rabea

  • Devenin katı katı yelmesi.

rahmet-i bakiye / rahmet-i bâkiye

  • Devamlı olan şefkat ve merhamet.

recin

  • Devecilerin ini.

renna'

  • Devamlı kadınlara bakan kimse.

resag

  • Devenin ayaklarında olan gevşeklik.

resmi / resmî

  • Devletin olan, devlete ait.

ribze

  • Deveye katran sürmede kullanılan yün parçası.

rical-i devlet / ricâl-i devlet / رِجَالِ دَوْلَتْ

  • Devlet adamları, devletin ileri gelenleri. Devlet ricali.
  • Devlet adamları.

ruh-u baki / ruh-u bâki

  • Devamlı ve kalıcı ruh.

safha

  • Devre, dönem.

sahib-i arz / sâhib-i arz

  • Devleti temsil eden zât.

saltanat-ı bakiye

  • Devamlı, kalıcı saltanat.

saltanat-ı daime

  • Devamlı, kesintisiz bir egemenlik, hâkimiyet.

saray-ı dar-ı beka / saray-ı dâr-ı beka

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret sarayı.

sarban

  • Deve sürücüsü. Deveci. (Farsça)

şecere-i bakiye / şecere-i bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı ağaç.

sefif

  • Deve beline çekilen kolan.

semed

  • Devamı gelmeyen sarnıç suyu.

şems-i sermed

  • Devamlı olarak herşeyi nurlandıran ve aydınlatan Allah.

şems-i sermedi / şems-i sermedî

  • Devamlı Güneş, bu tabir devamlı olarak herşeyi nurlandıran ve aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır.

sermedi / sermedî

  • Devamlı, sürekli.

seyr ü seyelan / seyr ü seyelân

  • Devamlı akıp gitme ve değişme.
  • Devamlı akıp gitme ve değişme.

seyrangah-ı daimi / seyrangâh-ı daimî

  • Devamlı gezinti yeri.

sı'venn

  • Deve kuşunun erkeği.

sikkir / sikkîr

  • Devamlı sarhoş kimse.

silis-ül-bevl

  • Devamlı idrar kaçırmak. İdrârını tutamamak.

sina'

  • Deve ayağına bağladıkları ip.

sırar

  • Devenin sütü çok olsun ve yavrusu emmesin diye emziğinin dibine bağladıkları ip.

sud'a

  • Deve ve koyun bölüğü.

şütür / شتر

  • Deve. (Farsça)
  • Deve. (Farsça)

şütürban / şütürbân / شتربان

  • Deveci. Deve çobanı. (Farsça)
  • Deveci. (Farsça)

şütürdil

  • Deve huylu, kinci, inatçı. (Farsça)

şütürhar / şütürhâr / شترخوار

  • Deve dikeni. (Farsça)

şütürleb

  • Deve dudaklı. Dudağı deve dudağı gibi sarkık olan kimse. (Farsça)

şütürmürg / شترمرغ

  • Devekuşu. (Farsça)
  • Devekuşu. (Farsça)

ta'kil

  • Devenin ayağına ip takıp bağlamak.

tahsilat / tahsilât

  • Devlet gelirlerinin toplanması.

tahsildar / tahsildâr

  • Devlet gelirlerini vazifeli olarak toplayan, tahsil eden memur. (Farsça)

tahtırevan

  • Deve, fil, at vb. hayvanlara yüklenerek veya omuzlarda taşınan üstü örtülü taşıma aracı.

tayr-ı devlet

  • Devlet kuşu.

te'bil

  • Deveyi katarıyla getirmek.

tekalif-i devlet / tekâlif-i devlet

  • Devletin halka yüklediği yükler; vergiler ve saireler.

temadi / temâdi

  • Devam etme.

temdid / temdîd

  • Devam ettirme.
  • Devam ettirmek, uzatmak, sürdürmek, süre vermek.

temdidad / temdidâd

  • Devamlar, uzatmalar.

tenperverlik

  • Devamlı kendi canını ve rahatını düşünme, tenbellikten hoşlanma.

tilhah

  • Devamlı olarak bir yerde durmak.

tir'abe

  • Deve hörgücünün bir miktarı.
  • Deve hörgücü.

udhiy

  • Deve kuşu yumurtası.

ümm-üt tarık / ümm-üt târık

  • Deve kuşu.

üştür / اشتر

  • Deve. (Farsça)
  • Deve. (Farsça)

üştürban / üştürbân / اشتربان

  • Deveci. (Farsça)
  • Deveci. (Farsça)

üştürhar / üştürhâr / اشترخار

  • Deve dikeni. (Farsça)

üştürhu

  • Deve huylu. Kinci, hased eden. (Farsça)

üştürmurg

  • Deve kuşu. (Farsça)

vikal

  • Devamlı diğer davarların ardına kalan davar.

vird / وِرْدْ

  • Devamlı yapılan zikir.
  • Devamlı okunan şey.
  • Devamlı okunan zikir.

vird-i ekber / وِرْدِ اَكْبَرْ

  • Devamlı okunan en büyük zikir.

vird-i hususi / vird-i hususî

  • Devamlı yapılan özel zikir.

virdü'l-azam / virdü'l-âzam

  • Devamlı yapılan en büyük zikir, dua.

yeknesak

  • Devamlı aynı halde olan. Biteviye. Değişmez bir hal.

zaan

  • Deve üstüne mahfe bağladıkları ip.

zabazıb

  • Devenin çok acıktığında karnının ötmesi.

zevh

  • Develeri dağıtıp toplamak.

zıar

  • Devenin ağzını bağlamak.