LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Devâm ifadesini içeren 480 kelime bulundu...

ma-icari / mâ-icârî

  • Akar su. Devamlı akmakta olan ve üzerinde herhangi bir pisliğin durması mümkün olmayan çay, dere, ırmak, nehir veya yer altından çıkarılan artezyen suları. Bir saman çöpünü götüren su, akar su sayılır.

abdullah

  • Allah'ın kulu.
  • Bu isim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek ve şerefli isimlerindendir. Çünkü, Allah'a itaat ve ibadette, kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenab-ı Hakka maddi manevi bütün hâlâtında itaatttan ayrılmamıştır (A.S.M.). Hem muhterem ba

abid / âbid

  • İbâdet eden. Farzları ve vâcibleri yerine getirdikten sonra çeşitli nâfile ve yapılması sevab olan işlere de devam eden. Çokluk şekli, ubbâd'dır.

adem-i devam

  • Devam etmeme.

adil / âdil

  • Adâletli; hakkı gözeterek iş yapan, zulüm ve haksızlık etmeyen.
  • Îtikâdı doğru olan, büyük günâh işlemeyen ve küçük günâha devâm etmeyen yâni İslâmiyet'e uymaya çalışan sâlih müslüman.

aftab-gerdiş

  • Yer yüzü. (Farsça)
  • Kaya keleri. (Farsça)
  • Devamlı güneş gören yer. (Farsça)

ahir / âhir

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mahlûkâtın (varlıkların) yok olmasından sonra, bâkî olan (varlığı devâm eden) yalnız kendisi kalan, hiç yok olmayan.

ahiret / âhiret

  • Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi âlem. Âhiret, kıyamet koptuktan sonra, bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur, hayat sonsuzdur; dinin emirlerine bağlı olanlar için cennet; dine bağlı olmıyanlar için de cehennem vardır. Âhirete inanmayan insan müslüman olama

ahzer

  • Devamlı gözünü kırpan adam.
  • Ufak gözlü olan kimse.

akabinde

  • Devamında.

akif / âkif

  • Devamlı ibadetle meşgul olan.
  • Bir şeyde sebat eden.
  • Teveccüh, yönelme.
  • İbadette devamlı olan kimse.
  • Sebat eden.
  • Devamlı ibadet eden.

alak

  • Kan. Kızıl veya koyu ve uyuşuk kan.
  • Yapışkan veya ilişken nesne.
  • Hayvanat.
  • Bir işe mülâzemet eylemek.
  • Husumet-i lâzime veya muhabbet-i lâzime. Aşk ve muhabbet eylemek. Bir işe başlayıp o işe devamlı olmak.
  • Bir şeye ilişip tutulmak.
  • Yapışkan, ba

ale-d-devam

  • Devamı üzere. Devamlı olarak.

aleddevam

  • Devamlı, sürekli.
  • Devamla, devamlı olarak.

alem-i baki / âlem-i bâkî

  • Devamlı ve kalıcı âlem.

alem-i beka / âlem-i beka

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi.

alem-i bekà / âlem-i bekà

  • Devamlı ve kalıcı olan âlem, âhiret.

alem-i tekvin / âlem-i tekvin

  • Devamlı değişen. Vücud ve hudus âlemi.

alim / alîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Devâmlı ve eksiksiz bilen.

allah

  • İnsanı, dünyayı, kâinatı, görülen veya görülemiyen bütün varlıkların yaratıcısı. Allah ezelidir; yani varlığının başlangıcı yoktur, çünki yaratılmamıştır ve varlığı devamlıdır, sonsuzdur. Hiç bir şey yokken o yine vardı. Allah'ın ilmi, kudreti ve iradesi ve diğer sıfatları da sonsuzdur. O herşeyi ve

amed

  • Sütunlar.
  • Birşeye devam üzere olma.
  • Mülâzemet etme.

an'ane-i müstemirre

  • Yerleşmiş, devam eden gelenek.

anen fe anen

  • Zamanla, gittikçe, devamlı.

anen feanen / ânen feânen

  • Devamlı, her an.

arazi-i mevkufe / arâzi-i mevkufe

  • Vakfedilmiş yerler. Bir hayır işine devamlı surette tahsis edilmiş yerler.

arazi-i muhtekere / arâzi-i muhtekere

  • Kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir ücret karşılığında kiraya verilen arazi. (Kiracı, kira bedelini her sene arâzi sahibine vererek o arâziyi devamlı sûrette elinde bulundurur.)

aşk-ı bekà

  • Devamlı olarak var olma, kalıcı olma aşkı.

attas

  • Devamlı aksıran.

azm etmek

  • Kalbde devamlı kalan ve yapmaya kesin kararlı olunan düşünce, kasd, niyet, karar verme.

bab-ı hıfz ve hafiziyet / bâb-ı hıfz ve hafîziyet

  • Cenab-ı Hakk'ın herşeyi muhafaza edip varlığını devam ettirmesi bahsi.

bad-ı pürgu / bâd-ı pürgû

  • Devamlı sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgar.

baki / bâkî

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Devamlı, ebedî, sonsuz. Varlığının sonu olmayan.

baki-i zülcelal / bâkî-i zülcelâl

  • Sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve varlığı kalıcı ve devamlı olan Allah.

baki-i zülkemal / bâkî-i zülkemâl

  • Sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah.

bakileştirmek / bâkileştirmek

  • Ölümsüzleştirmek, devamlı hale getirmek.

bakiyane / bâkiyâne

  • Devamlı ve kalıcı bir biçimde.

bakiyat / bâkiyat / bâkiyât

  • Bâkî şeyler, devamlı ve kalıcı olanlar.
  • Bakiler. Devam edenler. Geri kalanlar.

barha

  • Def'alarca, zaman zaman, sık sık, devamlı olarak. (Farsça)

batıl / bâtıl

  • Fânî, geçici, devamlı olmayan, yok olan.
  • Abes, boş, boşuna, sebebsiz yere, yok yere.
  • Hırsızlık, gasb, kumar gibi dînin helâl etmediği, izin vermediği kazanç yolu.
  • Şirk, putlara tapmak.

bed-ram

  • Lâtif, hoş, yakışıklı, süslü. (Farsça)
  • Sert başlı at. (Farsça)
  • Dâima, devamlı. (Farsça)

behnan

  • Güler yüzlü, iyi huylu ve devamlı olarak gülen kimse.

beka

  • Devamlılık. Evvelki hâl üzere kalma. Dâim ve sâbit olma.
  • İlm-i Kelâm'da : Varlığının asla sonu olmayan Cenab-ı Hakk'ın bir sıfatıdır.
  • Bâki olmak. Ebedîlik.
  • Devam, sebat, evvelki hal üzere kalmak, ölmezlik, ebedilik.
  • Devamlılık, sürekli ve devamlı olma.

bekà

  • Devamlılık, süreklilik.

beka / bekâ

  • Devamlılık, kalıcı olma.
  • Devamlılık, kalıcılık, sonsuzluk.

bekà-i ahiret / bekà-i âhiret

  • Âhiretin hayatının devamlılığı, kalıcılığı.

bekà-i daimiye / bekà-i daimîye

  • Devamlı olarak kalma, kalıcı olma.

beka-i dünyevi / beka-i dünyevî

  • Dünya hayatında devamlılık. Uzun ömür.

bekà-i dünyevi / bekà-i dünyevî

  • Dünya hayatında devamlılık, uzun ömür.

bekà-i ervah / bekà-i ervâh

  • Ruhların devamlılığı, ölümsüzlüğü.

beka-i nev'

  • Nev'in devamı. Meselâ: İnsan nev'inin, yani insanların devam edip bitmemesi, çocukların doğması ile olduğu gibi.

bekà-i nev'i / bekà-i nev'î

  • Türün devamlılığı.

bekà-i ruh / bekà-i rûh

  • Ruhun ölümsüzlüğü ve devamlılığı.
  • Ruhun devamlılığı.

bekà-i şahsi / bekà-i şahsî

  • Ferdin devamlılığı.

bekà-i uhreviye

  • Âhiretteki devamlılık, kalıcılık.

beka-yı ervah

  • Ruhların kalıcılığı, devamlılığı.

bekà-yı ilahi / bekà-yı ilâhî

  • Allah'ın varlığının devamlı ve kalcı olması.

bekà-yı istiklaliyet / bekà-yı istiklâliyet

  • Bağımsızlığın devamını sağlamak.

beka-yı istiklaliyet-i islam / bekâ-yı istiklâliyet-i islâm

  • İslâmın bağımsızlığının devamı.

bekà-yı nev'i / bekà-yı nev'î

  • Türün varlığının devamı.

bekà-yı şahsi / bekà-yı şahsî

  • Kişinin varlığının devamı.

bekàsız

  • Geçici, devamlı olmayan.

berd-ül acuz / berd-ül acûz

  • Kocakarı soğuğu. (Rûmi şubatın 26'sında başlar ve 7 gün şiddetle devâm eder.)

berdevam / berdevâm / بردوام

  • Devam üzere. Devamlı sürüp giden. (Farsça)
  • Devam etmekte.
  • Devam eden, sürüp giden.
  • Sürekli, devam eden. (Farsça - Arapça)

berf-nak

  • Kış yaz devamlı karlı olan yer. (Farsça)

berkarar / berkarâr / برقرار

  • Kararlı. Yerleşmiş. Devamlı.
  • Yerinde duran, karar eden. (Farsça - Arapça)
  • Berkarâr olmak: Devam etmek, kalmak. (Farsça - Arapça)

bevz

  • Devamlı oturuş. Daimi oturma.
  • Çillerin kaybolmasından sonra yüzün güzelleşmesi.

beyt-i ma'mur / beyt-i ma'mûr

  • Meleklerin kıblesi. Göklerde meleklerin devâmlı tavâf ettikleri yer, makam.

bi-beka / bî-beka

  • Bekasız, devamsız.

bi-müdam / bî-müdam

  • Devamsız.

bostan-ı bekà

  • Devamlı, sürekli bahçe.

cahiliyyet

  • Cahilliğe âit.
  • İslâmiyet'ten önceki câhiliye devrine âit. Cahiliyet sadece İslâmiyet öncesine ait değildir. Bu gün "tabiatçılık, maddecilik" gibi çeşitli adlarla eski puta tapıcılık daha da yobazlaşarak devam ediyor. Allah'ı inkâr ederken tabiatı ve maddeyi onun yerine koyarak kendil

çala

  • İsimlerden önce kullanılarak, devam ve şiddetli ve pervasız kullanılmasını bildirir. Meselâ: Çalakalem: Çabuk ve gelişigüzel ve ilmi olmayan yazı yazmak.

cavid / câvid

  • Devam eden.

cehennem

  • Kâfirlerin devamlı, günahkâr müslümanların ise, günahları kadar âhirette azab görecekleri yer.

cehennem-i daime / cehennem-i dâime

  • Kâfirlerin devamlı olarak kalacakları Cehennem.

cem'iyyet

  • (Cemiyet) Topluluk, birlik. Hey'et.
  • Bir yere cem' olma.
  • Mânevi birlik teşkil eden cemaat.
  • Huk: Kazanç paylaşmaktan başka bir maksadla, ikiden ziyade şahsın ilim ve mâlumâtlarını ve faaliyetlerini devamlı bir şekilde birleştirmek suretiyle bir esas nizamnameye müstenid

cemal-i baki / cemâl-i bâkî

  • Kalıcı ve devamlı güzellik.

cemal-i sermedi / cemâl-i sermedî

  • Sürekli devam eden güzellik.

cemil-i baki / cemîl-i bâkî

  • Sınırsız güzellik sahibi ve varlığı devamlı ve sonsuz olan Allah.

cemr-ül gada

  • Ateşi çok devam eden ağacın ateşinin koru.

cennet-i bakiye / cennet-i bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan Cennet hayatı.

cereyan-ı riba / cereyan-ı ribâ

  • Faizin devam etmesi, dolaşımı.

cesm

  • Devam etmek, mülâzemet.

cinayet-i külliye-i daime

  • Daimî olan kapsamlı cinayet; belli bir türü, sınıfı içine alan devamlı ve kapsamlı cinayet.

daib / dâib

  • Âdet ve usulünde devam eden.

daibeyn / dâibeyn

  • Âdet ve usulünde devam eden iki şey.

daim / dâim / دائم

  • Devam eden. (Daimî, daima, daimen şeklinde de söylenir.)
  • Devamlı.
  • Devam eden, süren.
  • Sürekli, devamlı. (Arapça)

daim-i baki / dâim-i bâkî

  • Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden, dilediği varlığa da bekà veren, onları sonsuz ve kalıcı yapan Allah.

daima / dâima

  • Devamlı, sürekli.
  • (Devam. dan) Her vakit, bir düziye, daimî suretde.
  • Devamlı olarak.

daimi / daimî / dâimî / دائمى

  • (Devam. dan) Sürekli, devamlı.
  • Devamlı, sürekli.
  • Devamlı, sürekli.
  • Sürekli, devamlı. (Arapça)

damik

  • (Çoğulu: Devâmik) Belâ, musibet, dâhiye. Meşakkat, zahmet.

dar-ı baki / dâr-ı bâki

  • Devamlı ve kalıcı yer, âhiret.

dar-ı saadet-i bakiye / dâr-ı saadet-i bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan mutluluk yeri.

de'b

  • Bir işde devam ve iltizamla emek çekip çalışmak.
  • Adet, usul, tarz, kaide.
  • Şân.
  • Emir.
  • Kâr.
  • Tardeylemek.

dem-keş

  • Nefes çeken, soluk çeken. (Farsça)
  • Devamlı öten bir güvercin cinsi. (Farsça)
  • Kaval, ney gibi çalgıları devamlı üfürenler. (Farsça)
  • Bazı kuşların, kübbül gibi uzun uzun ötenleri. (Farsça)
  • Şarap içen. (Farsça)

derebeyi

  • Ortaçağda kendi arazisi içindeki insanlara istedikleri gibi hükmeden, devamlı olarak birbirleriyle savaşan geniş toprak sahiplerinden her biri.
  • Mc: Asi, zorba.

devam / devâm / دوام

  • Burada imansızlığın devamı kastediliyor.
  • Süreklilik. (Arapça)
  • Kalıcılık. (Arapça)
  • Devam. (Arapça)

devam-ı afiyet ve muvaffakiyet / devam-ı âfiyet ve muvaffakiyet

  • Sağlık, selâmet ve başarının devamı.

devam-ı bekà

  • Devamlı ve kalıcı olma.

devam-ı hayat

  • Hayatın devamı.

devam-ı hayat-ı insaniye

  • İnsan hayatının devam etmesi.

devam-ı hizmet

  • Hizmetin devamı.

devam-ı ısrar

  • Israrın devamı, devamlı ısrar etme.

devam-ı kemalat / devam-ı kemâlât

  • Mükemmel özelliklerin devamı.

devam-ı tena'um

  • Nimetlenmenin devamı.

devam-ı vücud

  • Varlığın devamı.

devam-ı vücut

  • Varlığın devamı.

deveran-ı umumi / deveran-ı umumî

  • Genel dönüş, akış; birinin diğerine sebep zannedilecek biçimde iki şeyin devamlı bir şekilde var ve yok sanılması.

devr-han

  • Kur'an-ı Kerim'i devamlı okuyup devreden kişi. (Farsça)

devr-i daimi / devr-i daimî

  • Devamlı dönüp dolaşan, döngü.

deymum

  • Devamlı, berkarar, zevalsiz.

deymumet

  • Daimlik, devam, dâimiyet.

deymumi / deymumî

  • Devamlılık, devam, dâimiyet.

ebeden

  • (Ebedâ) Devamlı olarak. Kat'â ve aslâ. Hiçbir vakit.

ebedi / ebedî

  • Devamı, sonu olmayan. Ezelînin zıddı.

ecim

  • Bir şeye çok devam etmekten usanç gelme.
  • Suyun necis olup bozulması.
  • Birini istemediği hâle koymak.

el-hayy

  • Diri ve devamlı hayat sâhibi. Zâtî hayat ile münferid, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah (C.C.)

erbain

  • Kırk. Kırk gün devam eden kara kış.

ervah-ı bakiye / ervâh-ı bâkiye

  • Varlığı devamlı olan, ölümsüz ruhlar.

esma-i bakiye / esmâ-i bâkiye

  • Allah'ın devamlı ve kalıcı olan isimleri.

evkaf

  • (Tekili: Vakıf) Allah yoluna hizmet için verilip devamlı bırakılan şeyler. Sahibi tarafından şeriata uygun olarak bir hayır iş ve hasenata tahsis olunmuş mülk veya mallar.Osmanlı devletini asırlar boyu kuvvetli bir devlet olarak ayakta tutan kuruluşlardan biri de vakıftır. Osmanlı tarihini inceleyen

evliya / evliyâ

  • Velî kelimesinin çoğuludur.
  • Dostlar.
  • Allahü teâlânın sevgili kulları, nefsin esâretinden kurtulup, sözleri, işleri ve hareketleri İslâmiyet'e uygun olanlar, devamlı Allahü teâlâyı hatırlayıp, ananlar.

evrad / evrâd

  • Virdler; devamlı yapılan zikirler.
  • Îtiyâd ve vazîfe olarak devamlı yapılan ibâdet, tesbih ve duâlar. Vird kelimesinin çoğuludur.
  • Devamlı okunan dualar, zikirler.

evrad-ı kudsiye

  • Kutsal virdler, devamlı tekrarlanan kutsal zikirler.

eyyid

  • Kuvvetlendir, teyid et, devam ettir (meâlinde).

eyyid-allahu mülkehu

  • Allah'ım onun mülkünü devamlı kıl, kuvvet ver (meâlinde duâ.)

ezel ve ebed sultanı

  • Başlangıç ve sonu olmaksızın, egemenliği, saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah.

ezel-ebed sultanı

  • Başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan.

ezeli / ezelî

  • Ezele mensub ve müteallik. Devamlı var olup varlığının başlangıcı olmayan.

fa'al / fa'âl

  • (Mübalâgalı ism-i fâil) Çok işleyen ve çalışan. Durmayıp işleyen. Çalışkan. Devamlı iş yapan.
  • Dilediği şeyi dilediği gibi ve mükemmel bir şekilde devamlı yapan.

fa'al-i hallak / fa'âl-i hallâk

  • Herşeyi devamlı olarak yaratan, dilediğini dilediği gibi yapan Allah.

fahl

  • Aygır; neslin devamını sağlayan erkek hayvan.

fani / fânî

  • Muvakkat, kaybolan, gelip geçici, devamlı olmayan, misâfir.
  • Yok olucu, geçici, devamlı olmayan.
  • Tasavvufta Allahü teâlâdan başkasını unutan, bunların sevgisinden kurtulan kimse.

fazail / fazâil

  • İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar, güzel huylar.

fazilet

  • İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat, güzel vasıf, iyi huy, erdem.

fena

  • (Beka'nın zıddı) Yokluk. Yok olma.
  • Geçici dünya.
  • Geçip gitme.
  • Tas: Kendi varlığından geçmek.
  • Kötü.
  • Devamlı olmayan.
  • Çok kocamış olmak.

fenasız

  • Geçici olmaksızın, devamlı.

fina / finâ

  • Şehir kenarı, büyük mezarlıklar (fabrika, mektep, kışlalar) ve kasabadakilerin harman yapmak, hayvan koşturmak, eğlenmek için devamlı kullandıkları yerler.

fırka-i naciye / fırka-i nâciye

  • Kur'an-ı Kerim'e ve Sünnet-i Seniyeye sıkı sıkıya bağlı olup Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan ayrılmayan müslümanlar. Bunlar kıyamete kadar lütf-u İlahî ile devam eder.

gada

  • (Tekili: Gazâ) (Gadat) Dağ armudu ağaçları. Dikenli ağaçlar.
  • Ateşi uzun müddet devam eden seksek ağacı.

gataş

  • (Çoğulu: Agtaş) Karanlık.
  • Devamlı su akan gözdeki zayıflık.

gayr-ı meczuz

  • Devamlı, kesilmeden.

gayr-ı memnun

  • Devamlı. Kesiksiz.
  • Minnetsiz, sürekli.

gayr-ı müekkede

  • Tekrarlanmamış ve takviye edilmemiş.
  • Zannî ve kat'î delil ile sâbit olmayıp, Peygamberimizin (A.S.M.) bazan devam buyurdukları iş veya amel.

gayr-ı münkatı'

  • Devamlı, fasılasız, kesiksiz.

gına

  • Zenginlik. Yeterlik.
  • Tok gözlülük.
  • Mülâki olmak. Bir kimseye dostluğunda devamlı olmak.
  • Bıkma, usanç.
  • Şarkı söylemek. Teganni etmek.

gülhane

  • İstanbulda Sarayburnu'ndan Topkapı Sarayı'nın duvarlarına ve bir taraftan Çizme Kapısı hizasına kadar devam eden saha. Bunun deniz tarafında, şimdiki hat boyunun batısında vaktiyle sıra ile gül bahçeleri bulunduğundan bu isim verilmiştir.

hakikat-i bakiye / hakikat-i bâkiye

  • Devamlı, kalıcı hakikat.

hakikat-i daime

  • Devamlı hakikat.

hakikat-i külliye-i daime

  • Devam eden büyük ve geniş hakikat.

hakiki rızık / hakikî rızık

  • Hayatın devamı için sahip olmamız gereken nimetler.

hakim-i ezel ve ebed / hâkim-i ezel ve ebed

  • Varlığının başı ve sonu olmayan, hâkimiyeti zaman öncesinden sonsuza kadar devam eden Allah.

hakka / hâkka

  • Kıyamet günü.
  • Âfet. Devamlı musibet. (Herkesin ve her kavmin amellerini isbat ve izhar eylediğinden kıyamet gününe bu isim verilmiştir)

hald

  • Devamlılık. Süreklilik. Dâimi. Bâki.

halidat

  • (Tekili: Hâlide) Sürüp gidenler, devam edenler.

hallak-ı baki / hallâk-ı bâkî

  • Hiçbir zaman yok olmayan, varlığı kalıcı ve devamlı olan, her şeyi sürekli olarak çokça yaratan Allah.

handa hand

  • Devamlı gülme, sürekli olarak gülme. (Farsça)
  • Devamlı gülen, sürekli gülen. (Farsça)

handemeşhun

  • Devamlı gülen. Çok gülen. (Farsça)

handemu'tad

  • Devamlı gülmeye alışmış olan, her zaman gülme alışkanlığı olan. (Farsça)

handeriz

  • Gülüp duran, devamlı gülen. (Farsça)

harhar

  • Devamlı arzu, sürekli istek. (Farsça)
  • Gönül üzüntüsü, iç sıkıntısı. (Farsça)
  • Devamlı kaşıntı. (Farsça)

harisun aleyküm / harîsun aleyküm

  • Tevbe Suresi'nin bir âyetinde geçen bu ifade, birinci derecede Peygamberimiz (A.S.M.) hakkında olup ümmetini ve bütün insanları doğru yola irşadda yılmadan, büyük bir sebat ve azim ve gayretle devam etmesine işaret edilerek böylece tavsif edilmiştir.

hasib / hasîb

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her mahlûkun (yaratılmışın) varlığına, varlığının devâmına, âhirette hesâbını görmeğe kâfi olan.

hat'are

  • Bir hâl üzerine karar etmeyip devamlı değişmek.

hatil

  • Yorgun.
  • Devamlı yağan yağmur.

hayat-ı baki / hayat-ı bâki

  • Devamlı ve kalıcı âhiret hayatı.

hayat-ı bakıye / hayat-ı bâkıye

  • Devamlı ve kalıcı âhiret hayatı.

hayat-ı bakiye / hayat-ı bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı.

hayat-ı ezeliye

  • Başlangıcı olmayan devamlı hayat.

hayat-ı sermediye

  • Devamlı, sürekli hayat.

hayrhahlık

  • Başkasının iyiliğini istemek. Allahü teâlânın nîmetinin bir kimsenin elinde devamlı kalmasını veya onun böyle bir nîmete kavuşmasını dilemek. Hasedin, kıskançlık ve çekememezliğin zıddı.

hayy-ı ezeli / hayy-ı ezelî

  • Başlangıcı olmaksızın devamlı hayat sahibi olan Allah.

hayy-u kayyum / hayy-u kayyûm

  • Her an diri olan ve herşeyi ayakta tutup varlığını devam ettiren Allah.

hayz

  • Sıhhatli bir kızın veya âdet zamânı son dakikasından îtibâren tam temizlik (hiç kan gelmeden en az on beş gün) geçmiş olan kadının önünden çıkan ve Hanefî mezhebine göre en az üç gün (ilk görülmesinden îtibâren yetmiş iki saat), en çok on gün devâm eden kan.

hezzar

  • Devamlı saçmalayan adam.

hıfz

  • Koruma, ezberleme, saklama.
  • Devâm etmek, yerine getirmek, gözetmek.
  • Ezberlemek.

hıfz-ı bekà

  • Kalıcılığı, devamlılığı koruma; varlığını koruyarak devam ettirme.

hilafet-i nübüvvet / hilâfet-i nübüvvet

  • Peygamberimizden sonra devam eden peygamberlik varisliği, vekilliği; tebliğ görevi.

hirba

  • Bukalemun denen bir hayvan.
  • Mc: Devamlı fikir değiştiren kimse.

hırfet

  • Geçinmeğe medar (sebeb) olan iş, san'at. Devamlı meşgul olunan iş.

hiza

  • Bir şeyin karşısı, mukabili. Bir doğru çizginin devamı ile hâsıl olan cihet, düzlük, sıra.
  • Devenin ve atın ayakları altında yere bastığı yerler.
  • Nalin.
  • Taraf.

hizb / حِزْبْ

  • Her gün devamlı olarak okunan, âyet ve salâvatlardan meydana gelen duâ.
  • Bölüm, devamlı okunan yer.

hüccet-i sermediyet

  • Devamlı var olma delili.

hudu' / hudû'

  • Boyun eğmek, alçak gönüllülük. Kalbde devamlı olan Allah korkusu. Allahü teâlâya itâat etmek.

huld

  • Sonu olmayan.
  • Ebedî devamlı.

hulf-ül vaid / hulf-ül vaîd

  • Va'dedilmiş azabı yapmamak, cezâyı yerine getirmemek. (Cenâb-ı Hak kendine isyan edenlerin, günahta devam edenlerin cehenneme gideceklerini beyan ediyor, tehdid ediyor, vaid ile beyanda bulunuyor. Affetmediği takdirde bu vaidinden dönmesi, aslâ adâletine yakışmaz, muhâldir.)

hulud / hulûd

  • Ebedilik. Devam üzere olmak. Bir şey aslî hâleti üzere dâim olmak.
  • Ölmezlik, süreklilik, devamlılık.
  • Yevm-i hulûd: Kıyamet günü.
  • Devamlılık, sonsuzluk.

husum

  • (Tekili: Hasim) Uğursuzluk.
  • İdman. Birbiri ardınca devam üzere olmak.
  • Bir şeyi kökünden kesip dağlayanlar.
  • Fırtına.

i'caf

  • Devamlı olarak hastaya bakma.
  • Zayıflatmak.

i'tikaf / i'tikâf

  • Bir şeye devam etmek.
  • Ist: Bir yere çekilip yalnız ibadetle meşguliyet. Hususan Ramazanın son on gününde, mescidlerde ve buna benzer yerlerde kalıp, ibadet, ilm-i iman ve Kur'an, evrad ve ezkâr gibi ibadetlerle meşgul olmak. Böyle bir kimseye "Mu'tekif" denir.

iane-i askeriye

  • Tanzimattan sonra cizye yerine Hristiyan tebeadan alınan vergi. Bu vergi sonradan "bedel-i askerî" adını almış ve 1908 Temmuz inkılâbına kadar devam etmiştir.

ibka / ibkâ / ابقا

  • Bâkileştirmek. Devamlı etmek. Azletmeyip yerinde bırakmak. Yerinde devamlı etmek.
  • Tayinleri her sene, bir sene müddetle yapılan memurlardan bu müddet bitmeden evvel hizmetleri beğenilenlerin yeniden bir sene için yerlerinde kalmalarına müsaade edilmesi.
  • Mc: Sınıfta bırakmak.<
  • "Bekâ"dan: Devamlı kılmak.
  • Devamlılık kazandırma. (Arapça)
  • Sınıfta bırakma. (Arapça)
  • İbkâ etmek: Devamlılık kazandırmak, yaşatmak. (Arapça)

ibka etme

  • Varlığını devam ettirme.

ibka etmek

  • Devam ettirmek, kalıcı hale getirmek.

ibka fermanı

  • Tâyinleri bir sene müddetle yapılan memurların vazifelerinde devam edeceklerine dâir gönderilen ferman.

ibtizal

  • Çokluğu sebebiyle bir nimetin kıymetini bilmeyip, hor kullanmak.
  • Devamlı şeklide bir şeyi kullanmak.
  • Edb: Herkesin bildiği bir sözü tekrar etmek. (Mümtâziyetin zıddıdır.)

içtimaat-ı hayatiye

  • Hayatın devamlılığını sağlayan parçaların bir araya gelmesi.

idame / idâme / ادامه

  • Devam ettirmek. Dâim ve bâki kılmak.
  • Devam ettirme.
  • Devam ettirme.
  • Devam ettirme.
  • Devam ettirme, sürdürme. (Arapça)
  • İdâme edilmek: Sürdürülmek, devam edilmek. (Arapça)

idame eden / idâme eden

  • Devam ettiren.

idame etmek

  • Devam ettirmek.

idame ettiren

  • Devam ettiren.

idame-i hayat

  • Hayatı devam ettirme.

idame-i hayat etme

  • Hayatını devam ettirme, yaşamını sürdürme.

idame-i nimet

  • Nimetin, ihsan ve lütfun devamı, sürdürülmesi.

ıdd

  • (Çoğulu: Adât) Pınar ve kuyu suları gibi aktıkça kesilmeyen, devamı gelen su.
  • Çokluk, kesret.

idrar

  • Sidik. Bevl.
  • Çokça akıtmak.
  • Devamlı vermek.

ihtitam-ı bahaiye

  • Şâh-ı Nakşibend Hazretlerinin devamlı okuduğu virdin son bölümü.

ikdam

  • Gayret ve sebat ile çalışmak. İlerlemeye gayret etmek. Devamlı çalışmak. İlerlemek.

iksir-i azam / iksir-i âzam

  • Her derde devam olan büyük ilâç.

ila ahirihi / ilâ âhirihî

  • "Aynı şekilde devam eder" mânâsına gelen bir ifade; sonuna kadar.

ila-nihaye

  • Sona kadar, nihayete kadar. Böylece devam eder.

ilah

  • Arabçadaki "ilâ âhir" kelimesinin kısaltılmışı. "Sonuna kadar, böylece devam eder" demektir.

ilel-i müteselsile

  • Zincir gibi birbirine bağlı olup devam eden sebepler, illetler.
  • Zincir gibi birbirine bağlı olup devam eden sebepler, illetler.

ilm-i husuli / ilm-i husûlî

  • Bir şeyi onun sûreti, görüntüsü zihinde bulunduğu müddetçe bilmek. O şeyin zihindeki sûreti yok olunca, o şey unutulur. Bundan dolayı ilm-i husûlî devamlı değildir.

inayet-i daime / inâyet-i daime

  • Devam edip giden huzur verici düzen.

inayet-i sermediye / inâyet-i sermediye

  • Allah'ın sürekli olan nizamı, devamlı olan düzeni.

insicam

  • Suyun dökülüp devamlı akışı. Düzgünlük. Sağlam ve ıttırad ile ârızasız tertib üzere olmak.
  • Devamlı yağmur yağmak.
  • Edb: Düzgün, tertibli, pürüzsüz söz. Kitabın ifadesi güzelce ve düzgün tertib üzere olmak.

irbab

  • Bir yerde mukim olma. Bir mevkide devamlı olarak kalma.

irha-i inan

  • Dizginleri salıverme.
  • İşine devam etme.

irşad

  • Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te'sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kürba-yı Kur'aniye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah'a ibadet ve itaata kavuşturmak. Veli bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması.

irtac

  • Bir kimsenin sözünü kesme, konuşturmama.
  • Devamlı yağmur ve kar yağma.
  • Kapıyı örtme, kapama.
  • Kıtlık her tarafa yayılma.

isbat

  • Bir hastalığın devamlı olması, müzmin oluşu, ayak kaydırma.

ism-i hayy ve kayyum / ism-i hayy ve kayyûm

  • Gerçek hayat sahibi olan, her canlıya hayat veren, her şeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah'ın ismi.

istibka

  • Devâmını istemek. Bâki ve dâim kılmak.
  • Devamını isteme, geriye bırakma; bâkîleştirme.

istibka-yi teveccühleri

  • Teveccühlerinizin sürüp gitmesi ve devamı... (Eskiden mektubların sonlarında kullanılırdı.)

istidame

  • (Devam. dan) Bir halin devamını isteme. Bir şeyin devamını arzu etme.

istidrac

  • Derece derece yükselmeyi isteyiş.
  • Ist: Hakkı ve hakiki değeri olmadığı halde ve kabiliyetsizliğine rağmen bir kimsenin kesret-i nimete mazhar olması ve bu sebeple küfür ve isyana devam etmesi ile azab ve gazab-ı İlâhiyeye yaklaşması.

istikrar / istikrâr

  • Kararlı olma, devamlı bir hal üzere olma.

istimrar / istimrâr

  • Devam. Sürüp gitmek.
  • Kavi ve dâim olmak.
  • Kadından âdet hâlinde gelen kanın devâm etmesi.
  • Devam etme, süreklilik.
  • Devamlılık.
  • Devamlılık.

istimrari / istimrarî

  • İstimrara ait ve müteallik. Devamlılık, sürüp gidiş.

istishab

  • Fık: Mazide sabit olup bilâhare zâil olduğu bilinmeyen bir şeyin hâlâ devam ettiği sayılmasıdır. (Birisinin ölümüne dair kat'i haber olmasa sağ sayılması gibi.)

ittihad ve terakki

  • 1918 tarihine kadar devam eden ve Osmanlı Devletinin son zamanlarında mühim rol oynamış bir siyasî parti.

ittihad-ı islam / ittihad-ı islâm

  • İslâm birliği. İttihad-ı İslâmın varlığı ve devamı için: 1-İslâm milliyetini esas alıp, menfi unsuriyet fikrini bırakmak. 2-İslâm dünyasındaki dini cemaatler, gayede ve dinî esaslarda ittifak edip teferruat meseleleri medar-ı niza etmemek. 3-İslâm devletleri arasında meşveret-i şer'iyeyi yapmak.Bunl

ka'sa

  • Devamlı olarak yerinde sabit olan kadın.
  • Arkası içerisine girdiğinden arkasını yere koyamayan kadın.

kainat-ı müteceddide / kâinat-ı müteceddide

  • Devamlı yenilenen kâinat, evren.

kanun-u kayyumiyet / kanun-u kayyûmiyet

  • Allah'ın yarattıklarının varlıklarını ayakta tutup devam ettirme kanunu.

karar / قرار

  • Durma. (Arapça)
  • Devamlılık. (Arapça)
  • Yeterli ölçü. (Arapça)

kaviyy

  • Allahü teâlânın Esma-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi tam olarak yaratmakta kuvvet sâhibi olan, her şeyi yaratıp, varlıkta devâm ettiren; dilediğini yapmak kendisine zor gelmeyen.

kayyum / kayyûm

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren.
  • Herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah.

kayyum-u baki / kayyûm-u bâkî

  • Devamlı hayat sahibi olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah.

kayyum-u zülcelal / kayyûm-u zülcelâl

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve yücelik sahibi Allah.

kayyumiyet / kayyûmiyet

  • Allah'ın bütün herşeyi ayakta tutması, varlığını devam ettirmesi.

kemal-i sermedi / kemâl-i sermedî

  • Sürekli devam eden mükemmellik.

kıyam

  • Ayakta durmak. Ayağa kalkmak.
  • Ayaklanmak. İsyan.
  • Ölümden sonra tekrar dirilmek.
  • Bir işe başlamak, devam etmek.
  • Satılan bir mal hakkında müşteri ile anlaşıp kararlaşma.
  • Canlanmak.
  • Kıyâmet günü (mânâsına da gelir).
  • Namazın iftitah tekbiri

kumar-hane

  • Devamlı olarak kumar oynanan yer. (Farsça)

kuşluk vakti

  • Orucun başlaması (imsak) ile güneşin batması arasındaki zamânın ilk dörtte biri geçince başlayan ve güneşin zeval (tepe) noktasına ulaşmasından, bir müddet öncesine kadar devâm eden vakit, duhâ vakti.

kuşluk zamanı

  • Güneşin doğuşundan yaklaşık iki saat sonrasından başlayıp öğle vaktine kadar devam eden zaman dilimi.

lahim

  • Et yediren.
  • Devamlı olarak et yiyen.

layezal / lâyezal

  • Zevâl bulmayan, varlığı devam eden.

lazz

  • Devamlı yağan yağmur.
  • Men'etmek, engel olmak.

lem-yezeli / lem-yezelî

  • Devamlılık, bâkilik, zeval bulmazlık.

lemyezel

  • Yok olmaz, devamlı.

less

  • Dâim olan. Devamlı olan.

licac

  • İnat ve düşmanlığı devam ettirme. Hasımlığı sürdürme.

lühusa

  • Yeni doğurmuş kadın. Henüz yataktan kalkmamış kadın. Bu hâl 9 ilâ 40 gün kadar devam eder.

ma'ref

  • Yüzün, devamlı olarak açık görünen yeri.

ma-dam-el melevan / mâ-dâm-el melevan

  • Gece gündüzün devamı müddetince.

ma-i cari / mâ-i câri

  • Devamlı akan su; akarsu.

maatir / maatîr

  • (Tekili: Mı'târ) Devamlı güzel koku sürünenler.

mabadı var / mâbadı var

  • Devam edecek, sürecek, arkası var. (Arapça - Türkçe)

mattal

  • (Mattâle) Devamlı olarak borcunu ileri atıp geciktiren.

mecazi rızık / mecâzî rızık

  • Yaşamı devam ettirmek için zorunlu olmayan ve çalışıp çabalamakla elde edilmesi gereken nimetler.

mecmua-i kavanin-i adat-ı ilahiye / mecmua-i kavânîn-i âdât-ı ilâhiye

  • Allah'ın kainata koyduğu, devam eden kanunların tamamı; İlâhî âdetler ve kanunların toplamı.

medid

  • Devamlı. Çok uzun süren.
  • Uzatılmış. Çekilmiş.

mekr

  • Bir kimseye, hiç beklemediği, ummadığı yerden hîle yapmak, tuzak kurmak sûretiyle zarar vermeye çalışmak.
  • İstidrâc yâni Allahü teâlânın bir kimseye bir müddete kadar devamlı olarak hakkında hayırlı olmayan nîmetler verip, onun da bunu Allahü teâlânın bir lütfu ve ihsânı, tuttuğu yolu

menazır-ı sermediye / menâzır-ı sermediye

  • Devamlı, sürekli manzaralar.

menşur-u layezali / menşur-u lâyezâlî

  • Hükmü sonsuza kadar devam eden ferman.

merdud-üş şehadet / merdud-üş şehâdet

  • Şahitlikleri kabul edilmiyenler.
  • Fâsık, yani devamlı günah işleyenler, yalan söyleyenler, müslümanları aldatan kimseler merdud-üş şehâdettir.

meşrutiyet

  • Başında hükümdar bulunmakla birlikte seçimle belirlenmiş bir yasama meclisine dayanan, yürütmesi denetime açık anayasal idare şekli; Osmanlılarda 1876 anayasasıyla başlayan, 1908 değişikliğiyle devam eden hukukî ve siyasi döneme verilen ad.

mest-i müdam

  • Her zaman, devamlı sarhoş.

metuh

  • Devamlı suyu çekilen işlek kuyu.
  • Suyu ağzına yakın olan kuyu.

mevcudat-ı seyyare / mevcudat-ı seyyâre

  • Devamlı hareket eden varlıklar.

mey-perest

  • (Çoğulu: Meyperestân) Devamlı şarap içen. (Farsça)

mı'tar

  • (Çoğulu: Meâtır) Devamlı güzel kokular sürünen.

miskal

  • Devamlı tenbel olmak.

mu'cize-i baki / mu'cize-i bâki

  • Devamlı ve kalıcı mu'cize.

mu'tekif

  • İtikâfa çekilmiş olan. İtikâf için bir camiye veya bir odaya kapanıp ibâdete çalışan. Devamlı olan.

mualece

  • Bir hususa çalışıp devam etmek.
  • Hastaya bakmak. İlâç kullanmak, ilâç vermek.
  • Bir işe teşebbüs, bir işe girişmek.

mübaşeret

  • Bir işe girişmek. Bir işe başlamak.
  • Karşılaşmak.
  • Başlamak ve devam etmek.
  • Temas etmek, dokunmak.
  • İnsanın derisinin, başkasının derisine dokunması.

müdam

  • Devam eden. Sürekli. Dâim ve bâki olan.
  • Mübtelâ olan. (Her nefeste Allah adın de müdamAllah adı ile olur her iş temamSüleyman Çelebi)

müdami / müdamî

  • Devamlı olarak şarap içen.

müdavemet

  • Devam etme, aralıksız yapma.
  • Devamlılık. Bir işte devamlı çalışmak. Aralıksız bir işe devam etmek.
  • Devamlılık.

müdavim / müdâvim / مداوم

  • Aralıksız devam eden. Devamlı olarak çalışan.
  • Bir yere devamlı olarak gidip gelen kimse.
  • Bir yere ve işleme devam eden.
  • Devamlı.
  • Devam eden. (Arapça)

müdavim olma

  • Devam etme, devamlı olarak yerine getirme.

müdavimin / müdavimîn

  • (Tekili: Müdavim) Müdavimler. Bir yere devamlı olarak gidip gelenler. Bir yere devam edenler. Bir işe aralıksız olarak çalışanlar.

müdmin

  • (İdmân. dan ) Devam eden. İdman eden.

müdmin-i hamr

  • Gece gündüz devamlı sarhoş olan kimse.

müekked sünnet

  • Kuvvetli sünnet. Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terkettikleri sünnet.

müessel

  • Müebbed. Devamlı.
  • Mal, mülk.

muhafaza

  • Zarar ve ziyandan sakınıp korumak.
  • Himâye ve hıfzetmek. Gözetlemek.
  • Bir şeye devamlı olmak.

muhallid

  • (Huld. den) Ebedîleştiren. Devamlı, sürekli ve ebedî kılan.

mühellil

  • Tehlil eden. "Lâ İlâhe İllâllah"ı devamlı tekrar eden.

muhlas

  • Devamlı ihlâs sâhibi olan. Her şeyi Allahü teâlânın rızâsıyla yapan.

muhles

  • İhlâsı dâimi olan. Devâmlı hâlis olan.
  • İhlası devamlı olan.

mukarrebin-i sahabe / mukarrebîn-i sahabe

  • Devamlı Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yakınında ve etrafında bulunan Sahabeler.

mukim / mukîm

  • İkamet eden. Ayakta duran.
  • Okuyan.
  • Bir memlekette devamlı duran.
  • Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir.)
  • Esmâ-i İlâhiyyeden olup "Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet

mülahafe

  • Mülâzemet, devamlı bir işle meşguliyet. Bir işe bağlılık.
  • İsrar etmek.

mülazemet / mülâzemet

  • Devamlı bir işle meşguliyet.
  • Sımsıkı bir işe bağlılık.
  • Staj görme.
  • Gidip gelme.
  • Mülazemet etmek:
  • Devam etmek.
  • Staj yapmak.
  • Bir işle ilgilenmek.
  • Bağlanma, devam.

mülazım / mülâzım

  • Birşeyden ayrılmama, aralıksız devam etme.

mülk-ü baki / mülk-ü bâki

  • Devamlı ve kalıcı mülk.

mümaresat

  • Mümâreseler. Alıştırmalar, bir işi devamlı yapmakla alıştırmalar. Ustalıklar. Melekeler.

mümaresat-ı ilzamiyat / mümâresât-ı ilzâmiyat

  • İkna ve ilzam etmek için meharetle bir işe devam etmek. İlzam için yapılan ustalıklar.
  • İknâ veya mağlup etmek için çaba harcamaya devam etmek, bu konuda ustalık göstermek.

mümarese

  • (Çoğulu: Mümaresat) Çalışarak meharet kazanmak, üstadlık etmek. Bir işe devam ederek ihtisas sahibi olmak.
  • Duruşmak.

mümted

  • Uzayan. Sürekli, devamlı. Uzanmış, çekilmiş, imtidâd etmiş.

muntazaman

  • İntizamlı ve düzgün olarak. Muntazam bir tarzda.
  • Devamlı ve sürekli olarak. Dâima.

müntehir

  • Devamlı akan.

musa

  • Beni İsrâil peygamberlerinden Hz. Musa'nın (A.S.) ismi. Dört büyük kitaptan birisi olan Tevrat, vahiy yoluyla kendisine gelmiştir. Yahudilerin en büyük peygamberidir. Şeriatı, İsa'ya (A.S.) kadar devam etti. Yusuf'un (A.S.) soyundan Yuşa nâmındaki peygamberi yerine tâyin ederek vefat etmiştir. Mısır

müsabir

  • Devam edici, devam eden.

müsafene

  • Mülazemet edişmek, devamlı meşgul olmak.

musalli / musallî

  • (Salat. dan) Namaz kılan. Beş vakit namaza devam eden.
  • Namaz kılan, beş vakit namazına devâm eden.

müsebbit

  • Tesbit eden, sabit kılan, devamlı kılan.

müselsel

  • (Silsile. den) Teselsül eden, birbirine bağlı olan, bir sırada devam eden. Zincir halkaları gibi bir sırada olan.
  • Edb: Bütün mısraları kafiyeli manzume.

müstedam

  • (Devam. dan) Sürekli, devamlı. Sürüp giden.
  • Devâmı istenilen.

müstedim / müstedîm

  • (Devam. dan) Devamlı, daimî, sürekli.
  • Devamını isteyen, istidame eden.

müstemi'

  • İstima eden, dinleyici, işiten.
  • Bir okula dinleyici olarak devam eden.

müstemir / مُسْتَمِرْ

  • Yerleşmiş, devamlı.
  • Devamlı, sürekli.
  • Devamlı.

müstemirane

  • Devamlı, aralıksız.

müstemirr

  • (Mürur. dan) Devam eden, sürekli, arasız.
  • Sağlam, muhkem, kavi, metin.

müstemirrane / müstemirrâne

  • Devamlı olarak, aralıksız surette. (Farsça)
  • Devamlı olarak.

müstemirre

  • Devamlı, sürüp giden.
  • Devam eden, sürüp giden.

müstemirren

  • Devamlı, yerleşmiş.
  • Sürekli, devamlı olarak.

müstemirrü't-tecelli / müstemirrü't-tecellî

  • Yasıması devamlı, kesintisiz.

mutarrid

  • Bir düziye, devamlı, aynı şekilde olan.

mutbik

  • (Tıbk. dan) Genel ve umumi olan. Değişmeyip devam eden. Bütün. Tam.
  • Bir şeyin etrâfını örten, bürüyen.

mütedahilen müteselsil / mütedâhilen müteselsil

  • İç içe girmiş daireler şeklinde zincirleme devam eden; küçükten büyüğe iç içe sıralanmış daireler.

mütehallid

  • Bir yerde devamlı olarak kalan. Ebedi, sermedi.

mütemadi / mütemâdi

  • Devamlı, kesiksiz, sürekli, daima.
  • Devamlı.
  • Devamlı, sürekli.

mütemadiyen / متماديًا

  • Devamlı surette.
  • Devamlı, sürekli.
  • Devamlı olarak.

mütemadiyet

  • Devamlılık, mütemadilik.

mütevaggil

  • Bir şeyin çok derinliğine giren, meşguliyetini derinleştiren. Usanmayıp, yorulmayıp gayret ve devam eden.

mütevali / mütevâli / mütevâlî / مُتَوَال۪ي

  • (Velâ. dan) Aralık vermeden devam eden, tevâli eden. Birbiri ardınca sıra ile olan.
  • Devamlı.
  • Aralıksız devam eden.

mütevessik

  • Bir işe sımsıkı sarılan.
  • Bir işi sebat ve devam üzere tutan.

mütevessikane

  • Bir işe sımsıkı sarılarak. Bir işi sebat ve devam üzere tutarak. (Farsça)

muttarid / مُطَّرِدْ

  • Düzenli bir şekilde devam eden.
  • Muntazaman devam eden. Bir düziye olan. Bir küllî kaideye mümasil ve muvafık olan. Sıralı. Düzgün.
  • Düzenli devam eden.

müvakeza

  • Devam etmek.

muvakkat

  • Vakitli. Geçici. Fâni. Devamlı olmayan.

muzabere

  • Devam etmek.

nakıs temizlik / nâkıs temizlik

  • Kadının âdetinin kesilmesinden sonra on beş gün devâm etmeyen veya âdet müddeti içinde kan görmediği günler.

nebi

  • Haber getiren. Peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resülün getirdiği kitap ve şeriatı devam ettiren Peygamber.

neciyyullah

  • Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) bir ismi. (Devamlı Cenab-ı Hakk'a karşı teveccühle meşgul ve münacatla, İlâhî feyizlerle inşirah bulan meâlindedir.)

nehr-i cari / nehr-i câri

  • Suyu devamlı akan nehir.

nekkad

  • Bir şeyin iyisini kötüsünü seçen kimse.
  • Paranın sağlamını kalpından ayıran.
  • İmam, hatib ve kayyum gibi hizmet sahiblerinin, vazifelerine devam edip etmediklerini murakabe ve devam etmiyenlere tenbihat, icra ve devamsızlıkları tesbit eden vazifeli kişi.

nev-i müteselsil

  • Varlığı (ana babadan evlâda) zincirleme devam eden tür.

nevakıs

  • (Tekili: Nâkis) Başlarını devamlı olarak önlerine eğen adamlar.

nifas

  • Yeni doğurmuş kadının hâli. Loğusalık. Böyle bir kadına "Nüfesâ" da denir. Hanefi Mezhebine göre bu hâl kırk gün devam eder.

nigahdaşt / nigâhdâşt

  • Kalbde yalnız Allahü teâlâyı anıp, O'ndan başka her şeyi unutma hâlinin devâmını muhâfaza.

nimet-i hayatiye

  • Hayatı devam ettiren nimet.

nur-u baki / nur-u bâkî

  • Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekâ veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Allah'ın nuru.

nur-u layezali / nûr-u lâyezâlî

  • Hiç yok olmayan, devamlı nur.

ömr-i baki / ömr-i bâkî

  • Bâkî, devamlı ve kalıcı ömür.

ömr-ü baki / ömr-ü bâki

  • Devamlı, kalıcı ömür.

ömr-ü bakiye / ömr-ü bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı ömür.

ömr-ü ebedi / ömr-ü ebedî

  • Sonsuz ömür; sonsuza kadar devam etme, yaşama.

ömr-ü ebediye / ömr-ü ebedîye

  • Sonsuz ömür, sonsuza kadar devam eden hayat.

özr

  • Abdesti bozan bir şeyin bir namaz vakti durdurulamayıp, devâm etmesi. İdrârını tutamama, iç sürmesi, yel kaçırmak, burun kanaması, yaradan kan, sarı su akması, ağrı ile göz yaşı akması birer özür olup, özürlü erkeğe mâzûr, kadına ma'zûre denir.
  • Mâzeret. Af talebi, engel.

özr sahibi / özr sâhibi

  • Bir namaz vakti içinde yâni namaz vaktinin başından sonuna kadar, abdest alıp yalnız farzı kılacak kadar bir zaman, abdestli kalamayan yâni idrâr ve başka akıntılar gibi abdesti bozan şeylerden biri kendisinde devamlı mevcûd olup durduramayan kimse. İstihâzalı olan.

özür

  • Bir kusurun afvı için gösterilen sebep.
  • Bahane, sebep.
  • Mâni, engel. Kusur, nakise, sakatlık.
  • Fevz. Zafer.
  • Bir adamın kusur ve kabahatinin çok olması.
  • Fık: Abdesti bozucu ve devamlı olan şey.

panayır

  • Yun. Yılda bir - iki defa muayyen bir yerde kurulan ve bir müddet devam eden büyük pazar.

paydar / pâydâr / پایدار

  • (Pâyidar) İyice yerleşmiş. Devamlı, kadim. (Farsça)
  • Sağlam. Muhkem. (Farsça)
  • Sermedî. (Farsça)
  • Bedi. ' (Farsça)
  • Sâbit. (Farsça)
  • Kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı. (Farsça)

paydari / paydarî

  • Devamlılık, süreklilik. (Farsça)

payendegi / payendegî

  • Devamlılık, süreklilik. (Farsça)

Payidar / pây-dâr / پایدار

  • İyice yerleşmiş, sağlam, devamlı, sürekli

payidar / pâyidar / پایدار

  • Kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı. (Farsça)

payidar olma / pâyidar olma

  • Devamlı ve sürekli olma, tam yerleşik ve kalıcı olma.

rahin

  • Rehin veren, malını rehine koyan.
  • Sâbit, dâim, devamlı.
  • Devenin ve adamın zayıfı.

rahmet-i bakiye / rahmet-i bâkiye

  • Devamlı olan şefkat ve merhamet.

rahmetullahi aleyhi ebeden daima / rahmetullahî aleyhi ebeden dâimâ

  • Allah'ın rahmeti sonsuza kadar devamlı onun üzerine olsun.

rakib / rakîb

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi hakkıyla gören, gözeten, koruyan, bir an onlardan habersiz olmayan, murâkabesi (gözetmesi) devamlı olan.

rehn

  • Sâbit ve dâim olmak.
  • Devamlı oluş.
  • Hapsetmek.

renevna

  • Dâim sâkin olmak, devamlı durmak.

renna'

  • Devamlı kadınlara bakan kimse.

resis

  • Sâbit, devamlı.
  • Bakıyye, artık.
  • Akıllı, zeki kimse.
  • Sahih olmayan haber.
  • Aşk-ı muhabbetin ibtidası.
  • Hastalık başlangıcı.

resül

  • Peygamber. Yeni bir kitap ve yeni bir şeriat ile bir ümmete veya bütün beşeriyete Allah tarafından Peygamber olarak gönderilmiş olan zât. Mürsel de denir. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resülün getirdiği kitap ve şeriatı devam ettirirse, ona Nebi denir.
  • Haberci

resy

  • Sâbit olmak, devamlı olmak.

revatib sünnetler / revâtib sünnetler

  • Peygamber efendimizin beş vakit namazın farzından önce veya sonra devamlı kıldığı müekked sünnetler.

rezzak-ı rahim / rezzâk-ı rahîm

  • Bütün varlıkların rızıklarını devamlı veren, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah.

ruh-u baki / ruh-u bâki

  • Devamlı ve kalıcı ruh.

ruhaniyet / rûhaniyet

  • Ruh hâli, ölen insanın devam eden ruhî kuvveti.

ruhaniyyet

  • Yalnız ruhtan ibaret olan şeyin hali. Ölmüş bir kimsenin devam etmekte olan ruhi kuvveti.
  • Ruhanilik.

rüsuh

  • İlim ve fennin derinliğine vukufiyet. Sağlamlık. Devamlılık. Yerinde, sağlam, sâbit ve devamlı olmak.
  • Meharet, meleke.

rütub

  • Sâbit olmak, kaim olmak, devamlılık, süreklilik.

sadaka-i cariye / sadaka-i câriye

  • Sürekli hayra sebep olan ve sevabı öldükten sonra da yazılmaya devam eden sadaka.
  • Yapıldıktan sonra sevâbı devâm eden hayırlı, iyi işler. Devamlı hayra sebeb olan sadaka.
  • Hayrı, sevabı dâimî olan sadaka. Sevabı öldükten sonra da devam eden hayırlı ameller. (Kur'an ve iman hizmeti gibi.)

sahih kan / sahîh kan

  • Sekiz yaşını bitirip, dokuz yaşına bastıktan birkaç gün veya ay, yâhut seneler sonra, sıhhatli bir kızın veya âdet zamânı son dakikasından îtibâren tam temizlik (on beş gün) geçmiş olan kadının önünden çıkan ve Hanefî mezhebine göre, en az üç gün (ye tmiş iki saat) devâm eden kan; hayız ve aybaşı ka

saltanat-ı bakiye

  • Devamlı, kalıcı saltanat.

saltanat-ı daime

  • Devamlı, kesintisiz bir egemenlik, hâkimiyet.

saltanat-ı ruhaniye

  • Ruhanî, mânevî olarak devam eden saltanat.

samiin / samiîn

  • (Samiûn) Dinleyiciler.
  • Bir nevi icraatta alâkadar olmayıp dinleyici olanlar, devam edenler.

şani'

  • Adavet etmek, kin tutmak mânasına "şeneân" dan ism-i fâil olup, buğz eden, kin tutan demektir. Esas murad ise; buğz edip geçmiş olan değil, buğzunda devam ve ısrar eden demektir.

saray-ı dar-ı beka / saray-ı dâr-ı beka

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret sarayı.

şarib-ül leyli ve-n nehar

  • Gece gündüz içki içen. Devamlı sarhoş.

sasaniler

  • İran'da ikibin yıl önce devlet kuran bir sülâledirler. İlk meşhur hükümdarları Erdeşir'dir. Devleti kuvvetlendirdi ve Doğu Anadolu'yu Romalılardan aldı. Ünlü pâdişahlarından ve âdil ismi ile tanınan Nuşirevan İslâmiyetten önce yaşamıştır. Altıyüz seneden ziyade devletleri devam eden Sâsâniler, İslâm

sebat etme

  • Kararlılıkla devam etme, sabit olma.

şecere-i bakiye / şecere-i bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı ağaç.

sekene

  • Sâkin olanlar, oturanlar. Bir yerde devamlı oturanlar.

semed

  • Devamı gelmeyen sarnıç suyu.

şems-i sermed

  • Devamlı olarak herşeyi nurlandıran ve aydınlatan Allah.

şems-i sermedi / şems-i sermedî

  • Devamlı Güneş, bu tabir devamlı olarak herşeyi nurlandıran ve aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır.

sereyan-ı füyuzat

  • Feyizlerin sürekli olarak akması, devam etmesi.

seri-üz zeval

  • Devamsız, çabuk giden.
  • Çabuk ölen.
  • Dünyanın hali.

sermed

  • Süreklilik, devamlılık.

sermedi / sermedî

  • Devamlı, sürekli.

sermediyet

  • Süreklilik, devamlılık.

sermediyet-i hakimiyet / sermediyet-i hâkimiyet

  • Egemenliğin devamlılığı.

sevk-i tabii / sevk-i tabiî

  • İstek dışı hareket. İç güdü. Canlıların hayâtiyetini ve nesillerini devâm ettirmek için, Hak teâlâ tarafından kendilerine verilen kuvvet.

seyl-i şuunat / seyl-i şuunât

  • İcraat-ı Rabbaniyenin dâima görünmesi ve hakiki müessir olan Allah'ın (C.C.) iradesiyle devamlı olan, cereyan eden her çeşit hâdiseler. Hâdiseler akıntısı, seli.

seyr ü seyelan / seyr ü seyelân

  • Devamlı akıp gitme ve değişme.
  • Devamlı akıp gitme ve değişme.

seyr ü süluk

  • Tas: Takib edilecek usûl. Bir terbiye yoluna girip devam etme. Tarikata devam etme.

seyrangah-ı daimi / seyrangâh-ı daimî

  • Devamlı gezinti yeri.

sical

  • Münavebe. Arab ata sözlerinde: "Harp sicaldir" denir. Yani: Bazan galibiyet ve bazan mağlubiyet ile devam eder.
  • (Tekili: Secl) Büyük ve içleri dolu su kovaları.

sikkir / sikkîr

  • Devamlı sarhoş kimse.

sıla-i rahim

  • Hısım akrabayı ve mü'minleri ziyaret etme, onlarla görüşme ve mektuplaşma; alâkayı devam ettirme.
  • Akrabanın kusurlarını affetme.

sıla-i rahm

  • Akrabayla ilişkiyi sürdürme; alâkayı devam ettirme.

sılairahim / sılâirahim

  • Akrabalarla alâkayı kesmeyip devam ettirmek.

silis-ül-bevl

  • Devamlı idrar kaçırmak. İdrârını tutamamak.

silsile-i tefekkür

  • Tefekkür mânâları ve ifadeleri bulunan ve günlük olarak tekrarlanan bölümlerin zincirleme devam etmesi.

sultan-ı ebedi / sultan-ı ebedî

  • Varlığı, hüküm ve saltanatı sonsuza kadar devam eden Sultan, Allah.

sultan-ı ezel ve ebed

  • Başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan.

sultan-ı ezel, ebed

  • Başlangıç ve sonu olmayan, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah.

sultan-ı ezeli ve ebedi / sultan-ı ezelî ve ebedî

  • Başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan.

süluk

  • (Silk. den) Belli bir gruba girme. Bir yolu takib etme. Bir tarikata bağlanma. Mânevi terakki mertebelerinde devam etme.

sünnet-i daimi / sünnet-i daimî

  • Bitmeyen, devamlı ve doğru işleyen kanun.

sünnet-i müekkede

  • Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri işler ve ibâdetler. Buna, Sünnet-i hüdâ da denir.
  • Peygamberin (A.S.M.) devam edip pek az terk buyurmuş olduğu sünnettir.

sünnet-i zevaid / sünnet-i zevâid

  • Peygamber efendimizin, ibâdet olarak değil de, âdet olarak devâmlı yaptığı işler. Bunlara edeb de denir.

şürefa

  • (Tekili: Şerif) Şerifler. Hazret-i Hüseyin Radıyallahü Anh vasıtasiyle Peygamberimiz (A.S.M.) soyundan gelenler.
  • Şerefliler. Allah (C.C.) yolunda sabır ve sebat ile devam eden temiz insanlar.

tafk

  • (Tafak) Bir işe başlamak, mülâzemet etmek, başlayıp devamda sebat etmek.

tahallüd

  • (Huld. dan) Bir yerde devamlı kalmak. Devamlı olmak.

tahiyye

  • Selâmlar, dualar. Hayır duâları.
  • Mülk, beka ve devamlılık.
  • Namazın iki ve dört rek'atı sonunda okunan Ettahiyyat duası.
  • Selâm verme ve hayır dua etme.
  • Mülk ve mâlikiyet.
  • Selâmlar, dualar, hayır duaları, mülk, beka ve devamlılık, namazın iki ve dört rekâtı sonunda okunan Ettahiyyat duası.

tahlid

  • (Huld. dan) Devamlı olarak oturtma veya oturtulma.

tam temizlik

  • Sıhhatli bir kadının âdet zamânından sonra başlayan, on beş gün veya daha fazla devâm eden temizlik.

tamam-ı ıttırad-ı ahval

  • Bir kimsede var olan huy ve hasletlerin sekteye uğramadan biteviye devam etmesi, her zaman aynı durumu göstermesi.

te'lis

  • Durdurmak, ikâmet.
  • Yağmurun devamlı yağması.

tefrika

  • Nifak. Ayrılık. Bozuşma.
  • Bir gazete veya dergide parça parça, bir önceki yazının devamı olarak çıkan uzun yazı.
  • Fırka fırka olmak.

temadi / temâdi / temâdî / تمادی

  • Devam etmek. Sürüp gitmek.
  • Uzak olmak.
  • Müntehi ve muktezi olmamak.
  • Devam etme.
  • Uzama, sürme. (Arapça)
  • Temâdî etmek: Uzamak, sürmek, devam etmek. (Arapça)

temadi eden / temâdi eden

  • Art arda devam eden.

temadi-i mevkufiyet / temâdi-i mevkufiyet

  • Tutukluluğun devam etmesi.

temdid / temdîd

  • Devam ettirmek. Uzatmak. Uzatılmak. Sürdürmek.
  • Çekip uzatmak.
  • Tecvidde: Bir harfi uzun okumak, çekmek.
  • Devam ettirme.
  • Devam ettirmek, uzatmak, sürdürmek, süre vermek.

temdidad / temdidâd

  • Devamlar, uzatmalar.

temin-i hayat

  • Hayatın devamını temin etme; yaşamı rahatlatacak vesileleri, araç ve gereçleri elde etme.

tenperverlik

  • Devamlı kendi canını ve rahatını düşünme, tenbellikten hoşlanma.

terakkus

  • Raksetme, dansetme.
  • Devamlı aşağı inip yukarı çıkma.

tesabür

  • Bir şeyi sürekli olarak yapmak. Bir şeye devam üzere çalışma.

teselsül

  • Zincirleme devam etme, ard arda gelme.

teselsül eden

  • Zincirleme devam eden, peşpeşe gelen.

teselsül-ü ilel

  • İlletlerin zincirleme devam etmesi. Sebeblerin teselsülü.

tesis ve tecdid-i uhuvvet

  • Kardeşliği kurma ve devamlı pekiştirme.

tetimme-i tarif

  • Tanımın tamamlayıcısı, devamı.

tevaggulat / tevaggulât

  • (Tekili: Tevaggul) Tevagguller. Devamlı olarak uğraşmalar.

tevali / tevâli

  • Uzayıp gitmek, devam etmek. Birbiri ardınca sıra ile gelmek. Sürmek.
  • Uzama, devam.

tevali eden / tevâli eden

  • Uzayıp giden, devam eden.

tevhid-i kayyumiyet / tevhid-i kayyûmiyet

  • Allah'tan başka varlıkları ayakta tutup varlıklarını devam ettiren kuvvet ve kudretin olmaması.

teznid

  • Çakmakla ateş yakma.
  • Başını devamlı önüne eğdirmek.

tilhah

  • Devamlı olarak bir yerde durmak.

timar

  • Bir şeyin devam ve inkişafı için yapılan hizmet. (Farsça)
  • Sipâhiye verilen öşrü alınacak arazi. (Farsça)

tuhr

  • Pâklık, temizlik, taharet.
  • Kadınların iki âdet görmeleri arasındaki temizlik hâlleri. (Temizlik hâli uzayan, devam eden kadına "Mümtedet-üt tuhur" denir).

tul-ü emel / tûl-ü emel

  • Dünya hayatının kısa ve geçiciliğine rağmen devamlı yaşayacakmış gibi dünyaya ait işlere karşı gösterilen aşırı arzu, istek.

vacib-i sermedi / vâcib-i sermedî

  • Varlığı zorunlu ve devamlı olan Allah.

vakfetmek

  • Fık: Bir malı veya bir şeyi bir işe bağlayıp o yolda devamlı kılmak.
  • Bir şeyi karşılıksız olarak Allah yoluna vermek.

vefa

  • Ahdinde, sözünde durma.
  • Sevgi ve dostlukta sebat ve devam.
  • Ödeme.
  • Yetişme.
  • Dince ve akılca lâzım gelen şeyi yerine getirip uhdesinden çıkma.

vefadar / vefadâr / vefâdâr

  • Vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.
  • Vefalı, dostluğu devamlı.
  • Vefâlı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.

vefakar / vefakâr

  • Vefalı, sözünde ve dostluğunda devamlı olan.

vehs

  • Bir işe girişip ısrar ile devamlı uğraşmak.

veşy

  • Elbiseyi güzel nakışlamak, süslemek.
  • Nesil ve zürriyet.
  • Çoğalma.
  • Geceleyin devamlı tefekkür ve mütalâa etmek.
  • Bir çeşit elbise.

vikal

  • Devamlı diğer davarların ardına kalan davar.

vird / وِرْدْ

  • Sık sık ve devamlı okunan dua.
  • Kur'an-ı Kerim'den her gün okunması vazife bilinen kısım, bir cüz.
  • Devamlı yapılan zikir.
  • Nâfile olarak devamlı yapılan ibâdet, tesbih ve duâlar. Çoğulu evrâddır.
  • Devamlı okunan şey.
  • Sık sık ve devamlı okunan dua.
  • Devamlı okunan zikir.

vird-i ekber / وِرْدِ اَكْبَرْ

  • Devamlı okunan en büyük zikir.

vird-i hususi / vird-i hususî

  • Devamlı yapılan özel zikir.

virdizeban / virdizebân

  • Dil ile devamlı okunan.

virdü'l-azam / virdü'l-âzam

  • Devamlı yapılan en büyük zikir, dua.

vücud-u daimi / vücud-u daimî

  • Ölümsüz, devamlı vücut.

vuslat

  • Erişmek, kavuşmak, gönlün devâmlı olarak ve kıl kadar istikâmet değiştirmeyerek Allahü teâlâya bağlı kalması.

yeknesak

  • Devamlı aynı halde olan. Biteviye. Değişmez bir hal.

zail

  • (Zâile) Geçen, geçici.Devamlı olmayan. Tükenen.

zat-ı baki / zât-ı bâkî

  • Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekâ veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Zât; Allah.

zat-ı baki-i hayy-ı kayyum / zât-ı bâki-i hayy-ı kayyûm

  • Varlığının sonu olmayan, hayatı ezelî ve ebedî olan ve bütün varlıkların ayakta durmaları, devam ve bekàları Kendine bağlı olan Zât; Allah.

zat-ı ezeli / zât-ı ezelî

  • Varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan Zât, Allah.

zat-ı kayyum / zât-ı kayyûm

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Zât, Allah.

zat-ı kayyum-u ezeli / zât-ı kayyûm-u ezelî

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, kendi varlığının da başlangıcı olmayıp sürekli var olan Zât, Allah.

zat-ı kayyum-u zülcelal / zât-ı kayyûm-u zülcelâl

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve haşmet sahibi Allah.

zevaid sünnet / zevâid sünnet

  • Farzla birlikte kılınması bildirilmeyen nâfile namazlar.
  • Peygamber efendimizin ibâdet olarak değil de, âdet olarak, devâmlı yaptığı şeyler.

zeyl

  • Ek, ilâve, bir şeyin altı, devamı.
  • Etek.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR