LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Denk ifadesini içeren 95 kelime bulundu...

a'dal

  • (Tekili: İdl) Eşitler, denkler, müsaviler.

acip tevafuk

  • Harika, şaşırtıcı uygunluk, denk düşme.

adil / adîl / عدیل

  • Eş, denk, akran, benzeri. Ölçüde, miktarda eşit olan.
  • Eşit, denk. (Arapça)

akran / akrân

  • Arkadaşlar, denkler.
  • Birbirine benzeyenler, em-sâl, yaşıt, denk.

beva'

  • Benzer, beraber, eş, denk.
  • Hazır etmek.
  • Doğrulanmak.
  • Nüzul etmek, inmek.

bezv

  • Beraberlik.
  • Denk, eşit, misil.

bi-idad / bî-idad

  • Sayısız.
  • Eşsiz, benzersiz.
  • Denksiz.

bi-müdani / bî-müdanî

  • Eşsiz. Denksiz.

cifir muvafakatleri

  • Cifir ilmi açısından ortaya çıkan uyumlar, denklikler.

cihet-i tevafuk

  • Denk düşme, uygun gelme yönü.

cüfte

  • Benzer, eş, denk, müsavi. (Farsça)
  • İnsan veya hayvan sağrıs. (Farsça)
  • Hayvan çiftesi. (Farsça)

des

  • Eş, eşit, müsâvi, benzer, denk. (Farsça)

determinant

  • Denklemlerin çözümlerini rahatlıkla bulmaya yarayan matematiksel tablo. (Fransızca)

ekfa'

  • (Tekili: Küfv) Eşler, benzerler, denkler, eşitler, uygunlar, müsaviler, muadiller.

emsal / emsâl / اَمْثَالْ

  • (Tekili: Misâl) Denk. Benzer. Yaşları birbiriyle aynı olanlar.
  • Mat: Kat sayı.
  • (Mesel) Kıssalar, hikâyeler, romanlar, masallar, destanlar.
  • Denkler, benzerler.

evn

  • Yab yab yürümek.
  • Vakarlı, sessiz ve ciddi olmak.
  • Heybenin bir gözü.
  • Denk.

fitil

  • Eskiden ağırlık ölçüsü olarak kullanılan dirhemin kesirlerinden biri. Dirhemin dörtte birine: denk; dengin dörtte birine: Kırat; Kıratın dörtte birine: Fitil denilir.
  • Eski Fitilli tüfeklerin namlusundaki baruta ateş vermek için kullanılan kükürtlü ip veya kaytan parçası.
  • Topa

hadeng

  • (Hadenk) Kayın ağacı. (Farsça)
  • Kayın ağacından yapılmış ok. (Farsça)

hatn

  • Beraberlik, misil, denk olma, eşitlik.

hem-aheng

  • Uygun, münasib, denk. (Farsça)

hem-ayar

  • Eşit, denk, müsavi. (Farsça)

hem-cenah

  • Denk, eşit, müsâvi. (Farsça)

hemta / hemtâ / همتا

  • Eş denk. Benzer. (Farsça)
  • Eş, benzer, denk. (Farsça)

hıtar

  • Misli, benzer, denk, eş.
  • Bir çevreyi ihâta edip çevresini dolaşan nesne.

i'tidal

  • Bir şeyde veya halde ifrat veya tefrite düşmemek. Vasat derece olmak.
  • Yumuşaklık. Uygunluk.
  • Gündüz ve gecenin birbirine denk, eşit olması.
  • Miktar ve keyfiyyet hususunda iki hâlet arasında mutavassıt olmak.

idad

  • Saymak. Sayı. Hesab etmek.
  • Ölüm vakti.
  • Fark. Vergi.
  • Bahşiş.
  • Küfüv. Denk, hemtâ.
  • Delilik emâresi.
  • Parmakla hesab etmek.

istiva / istivâ

  • Müsavî olma, denk olma.
  • Düz olma, düzlük.
  • Kaplama, örtme.
  • Ortada ve tam bir derecede bulunma.

kafadar

  • Arkası sıra giden, peşinden ayrılmayan. (Farsça)
  • Kafaları birbirine uyan, kafaca birbirine denk olan arkadaş. (Farsça)

kanun-u tevafuki / kanun-u tevafukî

  • Tevafuk ve denklik şeklinde oluşan kanun.

kefaet / kefâet

  • Denklik. Denk olmak. Beraberlik. Bir şeye yeterlik. Küfüv oluş.
  • Fık: Evlenen erkeğin, alacağı kadına neseb, diyanet, hürriyet ve mal hususlarında müsâvi ve daha üstün olması hususu. (Bunun en mühimmi de diyânet noktasındadır.)
  • Denklik.

kefi

  • Nazir, misil, benzer, denk, eş.

kifat

  • Cem'olmuş, toplanmış, biriktirilmiş.
  • İçinde birşey toplanıp biriktirilen yer.
  • Hızlı uçmak, gitmek.
  • (Tekili: Küfv) Küfüvler, benzerler, eşler, denkler.

kile

  • 36,5 kg'a denk gelen bir ölçü birimi.

kıyye

  • Okka; şimdiki 1282 grama denk gelen eski bir ağırlık ölçüsü.

küfat

  • (Tekili: Küfv) Eşitler.
  • Denkler, müsaviler.

küfüv / كُفُوْ

  • Şerik. Nazir, akran, denk, eş, benzer, misil. Hemtâ.
  • Denk, uygun.
  • Denk, eş.
  • Denk.

küfüvv-ü şer'i / küfüvv-ü şer'î

  • Şeriatın eşler arasında uygun gördüğü denklik; birbirine uygunluk.

küfv

  • Denk olan, uygun düşen.
  • Eş, denk. Evlenecek kız ile erkeğin din bilgileri, takvâ (haramlardan kaçmak), neseb (soy), mevki ve servet bakımından denk olması.

makis / makîs

  • Benzer, denk.

manend

  • Benzer. Denk. Eş. Gibi. (Farsça)

meyz

  • Ayırmak, birşeyi denklerinden üstün tutmak.
  • Bir yerden bir yere geçmek.

misil / مِثِلْ

  • Benzer, denk.

miskal

  • Yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü.

misliyet / مِثْلِيَتْ

  • Denklik, benzerlik.

mü'telif

  • (Ülfet. den) Alışan, ülfet eden, alışık.
  • Uygun, muvafık, denk.

muaddil / معدل

  • Tadil eden.
  • Düzelten. Müsâvi ve beraber kılan. Denkleştiren.
  • Denk. (Arapça)

muadele / muâdele / معادله

  • Denklem. (Arapça)

muadelet / muâdelet / معادلت

  • Müsâvilik, denklik. Karşılıklı uygunluk. Eşitlik.
  • Eşitlik, denklik, karşılıklı denge ve uygunluk.
  • Denklik. (Arapça)

muadil / muâdil / معادل / مُعَادِلْ

  • Denk.
  • Eşit, denk, eşdeğer.
  • Müsâvi, eşit, denk.
  • Fiz: Eş değer.
  • Denk, dengeli.
  • Denk, eşdeğer. (Arapça)
  • Denk.

münazır

  • Münazara eden, münakaşa eden.
  • Misil, denk, eş.

müsavat / müsâvât

  • Denklik, beraberlik. Müsavilik, eşitlik. Aynı hâl ve derecede olmak. Aynı haklara sahip olmak.
  • Eşitlik, denklik.
  • Eşitlik, denklik; aynı halde ve derecede olma.

müsavatsız

  • Eşit olmayan, denk gelmeyen.

müsavi / müsavî / müsâvî

  • Birbirine denk olmak, aynı seviyede olmak. Denk, aynı derecede.
  • Eşit, denk, aynı halde ve derecede bulunan.
  • Eşit, denk.
  • Eşit, denk.

müsaviyü't-tarafeyn / müsâviyü't-tarafeyn

  • İki tarafın birbirine denk olması; varlık veya yokluk konusunda eşit durumda olma.

müstezad

  • (Ziyade. den) Artmış, çoğalmış.
  • Edb: Aruz kalıplarından " Bahr-i recez" denilen vezin ile yazılmış manzume. (Mef'ulü mefâîlü mefâîlü faûlün) gibi. Veya (Mef'ûlü faûlün) veznine denk parça ilâvesi ile yapılır. Ziyadeli mısralı manzumelerdir.

müteadil

  • Birbirine denk ve eşit gelen. Teadül eden.

mütekafi / mütekâfi

  • (Mütekâfiyye) Birbirine denk ve akran olan. Eşitleşen.

mütekafiyen / mütekâfiyen

  • Birbirine eşit, denk, müsavi ve akran olarak.

mütenasib

  • Münasib, birbirine uygun, benzer, denk.

mütesavi / mütesâvi

  • Eşit, denk.

mütesaviy-üt tarafeyn

  • İki tarafı birbirine müsavi ve denk olan.

mütesaviyü't-tarafeyn / mütesâviyü't-tarafeyn

  • İki tarafı birbirine denk olan; varlık veya yokluk konusunda eşit durumda olan.

mütevazinü't-tarafeyn

  • Varlığı da yokluğu da birbirine denk, birbirinin seviyesinde.

muvafakat-i adediye

  • Sayıca meydana gelen uygunluk, denklik.

muvafakat-ı maneviye / muvafakat-ı mâneviye

  • Mânevi uygunluk, denklik.

muvafık

  • Uygun. Yerinde. Denk.

muvazenet

  • Denge, denklik.
  • Ölçmek. Denk olup olmadığını bilmek için tartmak, ölçmek.
  • Düşünmek.
  • İki şeyin vezince birbirine denk olması. Uygunluk.

müvazenet

  • Denge, denklik.

müvazi / müvâzi

  • Aynı ağırlıkta, denk, eşit.
  • Denk, eşit.

muvazin

  • (Vezn. den) Ağırlıkça birbirine eşit ve denk olan.
  • Denk, uygun.

na-hemta

  • Denk ve eşit olmayan. Müsavi olmayan. (Farsça)

nazir

  • Bir şeye benzemek üzere yapılan şey. Denk, eş, örnek. Benzeyen.
  • Edb: Bir şairin manzumesine, başka bir şair tarafından aynı vezin ve kafiyede olmak üzere yapılan benzer.

nidd

  • Denk, benzer.
  • Aynı, eş. Benzer, denk.

parseng

  • Teraziyi denkleştirmek için kefesine konulan şey. (Farsça)

seva

  • Beraber olma. Beraberlik. Denk, müsavi.

seviyyet

  • Eşitlik, müsavilik, denklik.

sırr-ı tevafuk

  • Uygunluk, denklik sırrı.

siyyan

  • (Tekili: Siyy) Birbirine denk ve eşit. Müsavi.

siyyanen

  • Birbirine denk ve eşit olarak. Müsavi bir tarzda.

tay / tây / تای

  • Denk, eşit. (Farsça)

teadül / teâdül / تعادل

  • (Çoğulu: Teâdülât) (Adl. den) Birbirine denk gelme. Eşitlik, denklik, beraberlik.
  • Denklik. (Arapça)

tesavi

  • İki şeyin birbirine denk olması. Birbirine müsavi ve misil olmak. İki taraf da aynı ve bir derecede bulunmak (Tesâvi-i tarafeyn de denir.)

tetabukat-ı riyaziye

  • Sayısal denklik, uygunluk.

tevafuk / tevâfuk / تَوَافُقْ

  • Denk gelme, uygun düşme.
  • Birbirine denk gelme.

tevafuk eden

  • Denk gelen, uygun düşen.

tevafuk etme

  • Uygunluk, denk gelme.

tevafuk etmek

  • Denk gelmek.

tevafuk-u acibe

  • Hayret verici, şaşırtıcı uygunluk, denk gelme.

tevafuk-u hakikiye

  • Gerçek uygunluk, denk gelme.

tevafuk-u remzi / tevafuk-u remzî

  • İşaretlerin birbirine denk gelmesi, uygun düşmesi.

tevafukat / tevâfukat

  • Uygun düşmeler, denk olmalar.

tevafukat-ı adediye

  • Sayısal denklikler sayısı.

tevafukat-ı hurufiye

  • Harflerin denk düşmesi, uygun gelmesi.

tevafuklu

  • İçerisinde tevafuk bulunan; düzgün bir biçimde birbirine denk gelen.

tevazün / tevâzün / توازن

  • Denklik. Müvâzene hâsıl olmak. Aynı tartıda olmak. Karşılıklı iki taraf da vezinde müsâvi olmak. Denkleşmek.
  • Denklik. (Arapça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın