LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Demir ifadesini içeren 218 kelime bulundu...

adm

  • (Çoğulu: İdâm) Yay tutamağı.
  • Deve kuyruğu.
  • Saban eğiği ki, ucunda demiri vardır.
  • Harman savurdukları yaba.

agüs

  • Taşcıların oymacılıkta kullandıkları demir kalem. (Farsça)

ahen / âhen / آهن

  • Demir.
  • Mc: Sert. Zincir. Kılıç.
  • Demir. (Farsça)

ahen-be

  • Dokunacak bezin veya çulhanın iki yanına konan demirli ağaç. Bu demirli ağaç bezin buruşukluğunu da açar. (Farsça)

ahen-can / ahen-cân

  • Demir canlı. (Farsça)
  • Katı yürekli. (Farsça)
  • Sabırlı, tahammüllü. (Farsça)

ahen-dest

  • Demir elli, eli demir gibi olan. (Farsça)

ahen-dil

  • Demir yürekli, kahraman. (Farsça)
  • Merhametsiz, acımasız kimse. (Farsça)

ahen-ger

  • Demirci. Demir yapan veya satan. (Farsça)

ahen-geri / ahen-gerî

  • Demircilik. (Farsça)

ahen-keş

  • Demiri çeken. Mıknatıs. (Farsça)

ahen-puş

  • Demirler giymiş. Zırh kuşanmış. (Farsça)

ahen-rüba / ahen-rübâ

  • Demiri kapan, mıknatıs. (Farsça)

ahene

  • Demir halka. (Farsça)

ahenger / âhenger / آهنگر

  • Demirci. (Farsça)

ahenin / âhenîn / آهنين

  • Demirden yapılmış, çok kuvvetli, pek sağlam.
  • Demir gibi sağlam.
  • Demirden. (Farsça)
  • Demir gibi. (Farsça)

ajine

  • Değirmen taşı gibi maddeleri yontup düzelten demir alet. Dişengi. (Farsça)

alhece

  • Demiri ateşte kızdırıp yumuşatmak.

amaç / âmâç

  • Saban demiri. (Farsça)
  • Hedef, nişan tahtası. (Farsça)

aneze

  • Ucu demirli uzun ağaç, (ki asâdan uzun, süngüden kısa olur.)

armatür

  • Lât. Fiz: Kuvvet akımını toplu bir hale koymak için mıknatısın kutupları arasına yerleştirilen demir parçası.
  • Kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri.

atle

  • (C. Utül) Rende.
  • Yoğun büyük asâ.
  • Büyük iğne demiri. Farisî yayı.
  • Doğurmamış dişi deve.

ayen / âyen

  • Demir. (Farsça)

ayr

  • (Çoğulu: A'yâr) Eşek, himar.
  • Medine-i Münevvere yakınında bir dağ.
  • Uzun demir mıh.

babzen

  • Ağaçtan veya demirden yapılmış olan kebap şişi. (Farsça)

bahtak

  • Evvelce savaşlarda başa giyilen demirden yapılmış başlık. Miğfer. (Farsça)

balast

  • ing. Demir yollarında traverslerin altına; şoselerde ise düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş parçaları.

bend-i ahenin / bend-i âhenin

  • Demir bağ. Demirden mânia.

bertil

  • (Çoğulu: Beratil) Uzun taş.
  • Uzun, sağlam demir.

betonarme

  • İskeleti demir çubuklardan yapılmış olan beton. (Fransızca)

beyza / beyzâ

  • Yumurta.
  • Demir başlık.
  • İnsanın hayası. Husye.
  • Çok beyaz.
  • Demirden savaşçı başlığı.
  • Yumurta.
  • Millet-i beyzâ: Beyaz millet, müslümanlar.

çenber

  • Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. (Farsça)
  • Fıçı ve tekerlek gibi şeylere takviye edip, dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek tarzda geçirilen demir veya tahta halka. (Farsça)
  • Başa ve boyna bağlanan yemeni. (Farsça)
  • Esirlik, bağlılık, kölelik. (Farsça)
  • Geo: Bir düz (Farsça)

cevş

  • (Çoğulu: Cevâşin) Demir gömlek.
  • Göğüs.
  • Orta.

cilz

  • Süngü demiri.
  • Kamçının ucundan tuttukları yer.

cirit

  • Düşmana atılmak üzere yapılmış ucu demirli, sert tahtadan kısa mızrak. Sulh zamanlarında talim mahiyetinde yapılan karşılaşmalara cirit oyunu denirdi. Türklerin makbul bir sporu idi.

cıvata

  • Arkası iri başlı ve ucu somun geçmek üzere yivli vida. Başlıca potrelleri, demir ve tahtaları birbirine bağlamaya yarar.

cüraz

  • Polat. Demir.

cüvvet

  • Kırba yaması.
  • Bir parça yer.
  • Siyaha yakın boz renk.
  • Demir pası.

dabbe

  • (Çoğulu: Dıbâb) Dişi kertenkele.
  • Kapıya koyulan yassı enli demir.

dag / dâg

  • Yanık yarası. (Farsça)
  • İnsan veya hayvan vücuduna kızgın demirle vurulan damga. (Farsça)

dağ / dâğ / داغ

  • Yara. (Farsça)
  • Kızgın demirle vurulmuş işaret. (Farsça)

dağ-dar / dâğ-dâr

  • Kızgın demirle nişanlanmış, dağlanmış.
  • Pek müteessir, çok üzgün.

dağdar

  • Yaralı, kızgın demirle dağlanmış.
  • Pek acıklı, üzüntülü. (Farsça)
  • Gönlü yaralı. (Farsça)
  • Kızgın demirle nişan vurulu. Damgalı. (Farsça)

dekovil

  • Ray aralığı 60 cm. yahut daha az olan küçük demiryolu. (Fransızca)

dest-vane

  • Savaşta giyilen demirden yapılmış eldiven. (Farsça)
  • Kadınların kollarına taktıkları süs eşyası, bilezik. (Farsça)
  • Meclisin baş kısmı. (Farsça)

dir'

  • Zırh, demirden gömlek.
  • Kadın gömleği.

emime

  • Bir cins ot.
  • Demirci çekici.

enase

  • Demirin yumuşak olması.

engüj

  • Filcilerin fili idare etmekte kullandıkları ucu eğriltilmiş demir karga burnu. (Farsça)

ezmayiş

  • Tahtadan yapılmış demir temrenli bir cins ok.

fakis / fakîs

  • Çiftçilerin kullandığı âletlerden halka gibi bir demir.

filiz

  • Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgün.
  • Eritilip temizlenmemiş olan altun, gümüş,demir, bakır gibi külçe, ham maden.
  • Erimiş bakır.

firzel

  • Demircilerin demir kestikleri alet. Kayıt.

gem

  • İdare etmek için atın ağzına takılan demir.

ger

  • İsimlerin sonlarına eklenir ve yapıcılık bildirir bir edattır. Meselâ: Ahen-ger : f. Demirci. Zer-ger : f. Kuyumcu. (Farsça)

gülle

  • Top mermisi. (Vaktiyle demirden veya taştan yuvarlak olarak yapılırdı. Şimdi çelikten, silindir biçiminde ve ucu sivri olarak yapılmaktadır.)
  • Eskiden demirden, yuvarlak bir biçimde yapılırken, günümüzde çelikten silindir biçiminde, bir ucu sivri olarak yapılan top mermisi.

gürz

  • Silâhın icadından evvel kullanılan bir harp âleti. Gürz, yekpare veya yalnız baş tarafı demir ve bakırdan, sapı ise ağaç ve demirden olan bir nevi topuzdur. Gürzün Türkçesi "bozdoğan" dır. Bozdoğan bir cins yırtıcı kuştur. Gürz, bozdoğanın kafasına benzediği için bu adla anılmıştır. Gürzün baş kısmı

hacfe

  • (Çoğulu: Hucuf) Sade demirden olan kalkan.

hadaid

  • (Tekili: Hadîd) Demirden yapılmış şeyler. Sert şeyler.

haddad / haddâd / حداد

  • Demir işleri yapan usta, demirci, çilingir.
  • Muhâfız, bekçi, gardiyan.
  • Kapıcı.
  • Demirci. (Arapça)

haddadi / haddadî / haddâdî / حدادی

  • Demircilik.
  • Demircilik. (Arapça - Farsça)

hadid / hadîd

  • Demir, çelik. Sert, kavi olan.
  • Çabuk kavrayışlı, keskin, öfkeli, hiddetli, titiz.
  • Hudut ve sınır komşusu.
  • Demir.

haliki / halikî

  • Demirci.

haratin-i hassa / haratîn-i hassa

  • Osmanlılar zamanında Topkapı Sarayı'ndaki bir sınıf san'atkârın adı idi. Bunlar demir ve ağaç eşyayı tesviye ederlerdi. Bugünkü tâbirle tornacı demekti. Bileziklerden çarklara ve silâh yivlerine kadar her çeşit şey yaparlardı.

harbe

  • Tar: Kısa mızrak tarzında bir nevi silâhın adıdır. Eskiden "Köylü" adı verilen yangın habercisinin taşıdığı ucu demirli değneğe de harbe denilirdi. Eski tüfekleri doldurmağa mahsus demirden yapılmış âlete de "tüfek harbisi" adı verilirdi.

harbi / harbî

  • Dâr-ül harbde bulunan ve müslim olmayan kimse. Arada anlaşma yapılmamış düşman.
  • Harbe mensub ve müteallik.
  • Tüfek temizliği için kullanılan demir çubuk.

haris

  • Süngü demiri.
  • Soğuk olan şey.

harizme

  • Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka.

haseke

  • (Çoğulu: Husek) Kin tutmak, adavet etmek.
  • Demir dikeni denilen üç köşeli diken.
  • Demirden yapılan üç köşeli "bıtırak" denilen harp âletleri.

hasık

  • Süngü demiri.

hazık

  • Süngü demiri.

hazine kethudası

  • Tar: Yavuz Sultan Selim Han zamanında kurulan hazine kethudâlığı, saraya girip çıkan demirbaş eşyanın korunup saklanmasıyla mes'ul idi. Bu müessesenin başında bulunan memura da hazine kethudâsı denilirdi.

hebraki / hebrakî

  • Demirci.
  • Yabani öküz.

heyamola

  • Eskiden ramazanlarda para toplamak gayesiyle mahalle çocukları tarafından teşkil edilen bir nevi dilenci alaylarında söylenen bir tâbirdir.
  • Eskiden gemiciler gemi demirini çekerken veyahut bir amele inşaatta ağır bir şey kaldırırken yahut da şahmerdanı yukarı çekerken kuvvetbirliğini

hicaz demiryolu

  • Şam'dan Hayfa'ya kadar uzanan demiryolu. Yapımına 1900'de başlanan bu demiryolunun uzunluğu 1465 km, genişliği ise 1050 m. idi. Başlıca özelliği tamamıyla İslâm dünyasının yardımı ile yapılmış olmasıdır. II.Abdülhamid zamanında yapılan bu demiryolu 1908 yılında tamamlanmıştır.

hicaz demiryolu madalyası

  • Şam-Hicaz demiryolunun yapımı için para yardımı bulunanlarla, demiryoluna ait işlerde hizmetleri görülenlere verilmek üzere II.Abdülhamid tarafından çıkartılan üç ayrı madalya. 16.9.1902 tarihli nizamname ile çıkarılan bu madalyanın bir tarafında "Hamidiye Hicaz demiryoluna hizmet eden hamiyyetmendâ

hidadet

  • Demircilik.

hırdavat

  • Ehemmiyetsiz şeyler, öteberi.
  • Demirden mâmul eski âlet.

hırızma

  • Azgın hayvanların ağzına veya ayının burnuna takılan demir halka.

hitrafi / hitrafî

  • Demirci.
  • Kuyumcu.

humbara

  • Küçük küp. (Farsça)
  • Ask: Demir veya tunçtan dökülmüş, içi boş ve yuvarlak olarak yapılan ve içine patlayıcı maddeler doldurularak havan topu veya elle atılan harp aleti. Havan topu ile atılana havan humbarası, elle atılana da el humbarası denirdi. (Farsça)
  • Para biriktirmek için kullanılan topr (Farsça)

hümluc

  • Demirciler körüğü.

hutaf

  • (Çoğulu: Hatâtif) Demir çengel.
  • Makaranın iki tarafında olan eğri demir.

iktiva'

  • Dağlama. Kızgın demirle vücudun bir yerine dağ vurma.

ırgat

  • (Rumca) Rençber, işçi.
  • Yapı işçisi. Amele.
  • Gemilerde demir zincirini toplamak için ve binalarda bazı ağır şeyleri kaldırmak için zincirlerle çevrilmiş, ufki bucurgat.

irsa / irsâ

  • Yere çakma, sabitleme, demir atma, sağlamlaştırma.

irsa'

  • Sağlamlaştırma, sâbit kılma.
  • Geminin demir atması.
  • Pâyidar olmak.

istasyon

  • Demiryolu durağı. (Fransızca)
  • Demiryollarında durak.

izmil

  • Keskin demir.
  • Çekiç.
  • Deri kesmekte kullanılan bıçak.

kaba-yı ahenin / kaba-yı âhenin

  • Demirden yapılmış elbise. Zırh.

kabia

  • Kılıç kabzasının başında olan gümüş veya demir.

kadib-i hadid / kadîb-i hadîd

  • Demir çubuk, kılıç.

kafes

  • Tel, ince demir veya ağaç çubuklarından yapılan ve içine kuş ve saire konulan şey.
  • Dışardan içerisi görünmesin diye, ince tahta çubuklarından yapılıp harem pencerelerine takılan siper,
  • Ahşap bir binanın kaplama ve sıvası olmaksızın direklerden ibaret taslağı.

kalalib

  • (Tekili: Kullâb) Çengeller, kancalar. Uçları eğri olup bir şeyler asmağa yarayan demirler.

kalb-i ahenin / kalb-i âhenin

  • Demir gibi metin ve sağlam olan kalb.

kama

  • İki tarafı keskin, ucu sivri ve enli bıçak.
  • Duvara veya keresteye çakılan büyük tahta çivi.
  • Ağaç, kütük ve sâireyi yarmak için kullanılan ucu ince, arka tarafı kalın ağaç veya demir takoz.

kariye

  • (Çoğulu: Kavâri) Uzun burunlu, kısa ayaklı, arkası yeşil bir kuş.
  • Süngü demirinin keskin yeri.
  • Kılıcın ve ona benzer şeylerin keskin yeri.

kavi / kâvî

  • (Key. den) Yakan, yakıcı. Dağlayan. Demirci. (Farsça)

kayane

  • Demircilik.

kayn

  • (Çoğulu: Kuyun) Demirci, haddad,
  • Kul, köle.

kelalib / kelâlib

  • (Tekili: Küllâb) Çengeller, kancalar, uçları eğri olan demirler.

kelb

  • (Çoğulu: Ekâlib-Eklüb-Kilâb) Köpek, it.
  • Meşhur bir yıldız.
  • İki adım arasına koyarak dikilen kayış.
  • Yolcuların, yük üstünde azıklarını astıkları demir çengel.
  • Şiddet.
  • Hırs.

kelebçe

  • Yakalanan suçluların iki bileğine birden takılan demir halka. Demir bilezik.

kella

  • Geminin durup demirlediği yer.

ketife

  • Hased.
  • Kapıya çakılan yassı büyük demir kilit.

kıyas-ı istisnai / kıyas-ı istisnâî

  • Bir kıyasın sonucunun aynı yahut karşıt halinin öncüllerde hem anlam hem de şekil bakımından bulunmasıyla meydana gelen kıyas; meselâ, "mıknatıs bu cismi çekiyor; o halde bu cisim demirdir" cümlesi gibi.

kiyr

  • Demirciler körüğü.
  • Dağ, cebel.

külah

  • Takke. Kalpak. Baş örtüsü.
  • Kazıkların toprağa girmesini kolaylaştırmak için uçlarına geçirilen huni şeklindeki demir gömlek.

küllab

  • (Çoğulu: Kelâlib) Çengel, kanca. Ucu eğri demir.

kupal / kûpal

  • Gürz. Demir topuz. (Farsça)

kure / kûre

  • Demirci ocağı. Kuyumcu ocağı. (Farsça)
  • Küre. (Farsça)

kussas

  • Bir demir madeninin adı.

lenger

  • Gemiyi yerinde sâbit kılmak için denize atılan zincir ucundaki büyük demir çapa. (Farsça)
  • Bakırdan yayvan ve kenarları genişçe sahan veya tepsi. (Farsça)
  • Demir çapa.

lenger-endaz

  • Lenger atan, demir atan. Demir atmış olan gemi. (Farsça)
  • Demir atan, demir atmış, iyice yerleşmiş.

lengerendaz / lengerendâz

  • Demir atan gemi.

loça

  • Geminin baş tarafında ve iki yanda demir zincirin geçmesine mahsus delikler.

lübce

  • Çatal demir.

ma'den

  • Maden.
  • Bir haslet veya hususiyetin kaynağı.
  • Herşeyin aslî mekânı, menbâ ve me'hazı olan yer.
  • Toprak, taş, kum gibi maddelerle karışık demir vesairelerin vaziyetlerine de maden denir.

mahmuz

  • (Mihmaz. dan) Binilen hayvanın sür'atini arttırmak maksadıyla dürtme için potin yahut çizmenin ökçesine takılan demirden yapılmış âlet.
  • Kovanların çerçevelerine peteği tesbit etmek için kullanılan mâden tekerlekçik.
  • Bir yapıyı veya duvarı, dıştan beslemek için kullanılan dest

matarık

  • (Tekili: Mıtrak ve Mıtraka) Demirci çekiçleri.

me'n

  • (Çoğulu: Müün-Me'nât) Böğür.
  • Yer kazmakta kullanılan ucu demirli ağaç.

megafir

  • (Tekili: Miğfer) Miğferler. Eskiden muharebelerde başa giyilen demir başlıklar.

mengene

  • Tazyik veya sıkıştırma için kullanılan demir veya tahta âlet.

mensıb

  • (Çoğulu: Menâsıb) Demir sayacak.
  • Asıl.
  • Mertebe, derece.

merr

  • Geçmek. Mürur etmek.
  • İp.
  • Bel dedikleri âlet.
  • Demir külünk.

mersa

  • (Çoğulu: Merâsi) Liman. Gemilerin demir atıp barındığı yer.

mesair

  • (Tekili: Mis'ar) Ateşi karıştırmağa yarıyan demirler.

micerre

  • (Çoğulu: Mecirr) Yer düzeltilen sürgü.
  • Demir kürek. ("Bel" denir)

micesse

  • Ağaç budamada kullanılan keskin demir.

miclat

  • Ağaç budamada ve bağ filizini kesmekte kullanılan demir.

micveb

  • Bir şey kesmeye yarıyan demir.

midare

  • Çuvaldız gibi bir demir. (Kadınlar onunla saç düzeltirler.)

midra

  • Boynuzdan veya demirden çuvaldız gibi bir nesne. (Kadınlar onunla saçlarını düzeltip islâh ederler ve tarakla da tararlar.)

midrebe

  • Demir yerine ucuna boynuz takılan süngü.

mifad

  • Kebap demiri.

mifras

  • (Çoğulu: Mefâris) Gümüş kesecek âlet.
  • Demir.

mihatt

  • Deriden kıl ve yün yolacak demir.

mihsaf

  • (Çoğulu: Mehâsıf) Biz dedikleri ince uzun demir.

mihsal

  • Ok yapılan demir.

mikdad

  • Demir kesme âleti.

mıkleb

  • Eski kitap ciltlerinin sol kenarındaki kapak. Ekseriya okunan yer belli olsun için araya konurdu.
  • Saban demiri.

mıkma'

  • (Çoğulu: Mekami') Fil başına vurdukları demir çomak.

mıknatıs

  • yun. Demir ve benzeri mâdenleri kendine çekici hususiyeti bulunan câzibe.
  • Başka te'sir altında kalmadan kuzey ve güney kutuplarına doğru yönünü değiştiren demir çubuk. (İki kutbu bulunan bu mıknatıslı çubuğun şimale bakan kısmına şimal (kuzey) ucu, cenuba çekilen ucuna da cenub (güne

minkaş

  • (Minkaşe) Cımbız, kıskaç.
  • Demir kalem.

mirsat

  • Gemi demiri. Lenger.

mirved

  • (Çoğulu: Merâvid) Milve makara ortasındaki demir, mihver.

mishat

  • (Çoğulu: Mesâhi) Demir kürek, bel.

mişkas

  • (Çoğulu: Meşâkıs) Ensiz uzun demir.

mismar

  • Ensiz çivi, mıh. Demir kazık.

mismar-ı ahenin / mismar-ı âhenin

  • Demir kazık.

mühenned

  • Hint demirinden yapılmış kılınç. Keskin kılınç.

mümekk

  • Su verilmiş demir.

mürsa

  • Geminin demir attığı yer.

mürsat

  • Demir atmış gemi. Lengeri atılmış gemi.

müşte

  • Yumruk, muşta. (Farsça)
  • Birine vurmak için ele veya parmaklara geçirilen demirden yapılmış âlet. (Farsça)
  • Kunduracıların deriyi vurarak inceltmekte kullandıkları maden tokmak. (Farsça)

na'l

  • Nal. Ayağa giyilen tahta ayakkabı veya hayvanların ayağına çakılan demir.
  • Oturulacak yerlerin en aşağısı.

nacak

  • Bir ağaç sapa geçirilen, ağzı keskin, genişçe demir âlet. Balta.

nalçe

  • Küçük nal.
  • Yemeni, çizme gibi ayakkabılara vurulan hafif demir parçaları.

nasl

  • Okun ucundaki sivri demir. okun uçmasına yardım eden kanatlar.
  • Ok demiri.

nebre

  • Demir parçası.

nehami / nehamî

  • Demirci.

nehz

  • Süngü demirini inceltmek.
  • Kemik üstündeki eti soyup gidermek.
  • Çok et.

nial

  • (Tekili: Na'l) Ayakkabılar, pabuçlar.
  • Hayvanların ayaklarına çakılan demirler, nallar.

nihas

  • Kağnı tekerleğinin etrafına takılan çenber, yuvarlak demir.
  • Kavafların kullandığı nesne.

nikal / nikâl

  • Dizgin demiri.

nikl

  • (Çoğulu: Enkâl) Köstek.
  • Kayd.
  • Dizgin demiri.

nisal

  • (Tekili: Nasl) Ok ve kargı gibi şeylerin uçlarındaki sivri demirler.

nuhas

  • Bakır. Bakır para.
  • Kızgın mâden.
  • Kıtr. Ateş. Tunç ve demir döğülürken sıçrayan şerâre.
  • Dumansız alev.
  • Bir şeyin aslı.
  • Tütün.

nusul

  • Huruç etmek, çıkmak.
  • Dühul etmek, girmek. (Ezdaddandır)
  • (Tekili: Nasl) Mızrakların uçlarındaki sivri demirler. Temrenler.

ok

  • Yay veya keman denilen kavis şeklinde bükülmüş bir ağaç çubuğa gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri demirli ince ve kısa değneğe verilen addır. Ok, silâhın icadından evvel insanlar tarafından kullanılmış ise de, en büyük mahareti Türkler, Araplar göstermişlerdir.

örs

  • Üzerinde demir gibi madenlerin dövüldüğü çelik yüzeyli, kalın ve bir tarafı sivri alet.

palamar

  • Büyük gemileri karaya bağlamak yahut demir gomneye bedel lengere rabtetmek için kullanılan halat.
  • Büyük halat.
  • Vaktiyle muharebelerde silâh olarak kullanılan ve yük kaldırmak için kullanılan sırıklar. (Sanat Ansiklopedisi)

peykan

  • Okun ucundaki sivri demir.

pranga

  • İng. Eskiden ağır cezalı mahkûmların ayaklarına takılan kalın zincir.
  • Halkalarıyla beraber iki okka yüz dirhem ağırlığındaki demire verilen addır.
  • Umumi hapishanelerde, hapishanenin iç nizamını bozan ve taşkınlık gösteren mahkûmların ayaklarına da pranga vurulurdu.

rampa

  • İki geminin birbirine veya bir geminin iskeleye yanaşıp bitişmesi. (Fransızca)
  • Şose veya demiryolundaki yokuş. (Fransızca)
  • Trenin eşya almağa mahsus yanaştığı set. (Fransızca)

rasi / rasî

  • Kımıldamıyan, sâbit.
  • Lenger atmış olan gemi. Demirlemiş gemi.

resm-i küşad

  • Yeni yapılan mekteb, fabrika, kışla, hükümet konağı, demiryolu vs. gibi şeylerin umuma açılışı yerinde kullanılan bir tâbirdir. Yeni tabirde " Açılış töreni" demektir.

ru'z

  • (Çoğulu: Erâz) Okun, demirini sokacak yeri.

sa'leb

  • (Çoğulu: Seâlib) Tilki.
  • Süngü demirinin ağaç geçirecek yeri.

sade'

  • Demir pası.

sahf

  • Süngü demirinin keskin olması.
  • Soymak.
  • Yüzmek.

şahmerdan

  • (Şâh-ı merdan) Mertlerin şahı, Hazret-i Ali (R.A.). (Farsça)
  • Aşağı yukarı çıkan büyük demir tokmak. (Farsça)

salil

  • Demirden çıkan ses. Demir sesi.

sall

  • Demirlerin birbirlerine sürtünmelerinden çıkan ses.

salsale

  • Demirlerin birbirine dokunmaktan ses çıkarmaları.

şebeke-i seadet / şebeke-i seâdet

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek kabrinin bulunduğu Hücre-i seâdet denilen yerin dış duvarı etrâfında yerden Mescid-i Nebî'nin tavanına kadar yükselen demir parmaklık.

sedd-i ahen / sedd-i âhen

  • Demir sed.

sedd-i ahenin / sedd-i âhenin

  • Demirden yapılan set.

seffud

  • (Çoğulu: Sefafid) Kebap pişirilen demir.

seham

  • Yaş ağaç.
  • Demir.

sehek

  • Balık kokusu.
  • Demir pası.
  • Rüzgârın yerden savurduğu toprak.
  • Bir şeyin pis pis kokması.

selmec

  • (Çoğulu: Selâmic) İnce uzun demir.

serpaş

  • Gürz. Çomak. (Farsça)
  • Eskiden muhârebelerde giyilen demir başlık. (Farsça)

sifar

  • Deveye burunduruk yapılan demir.
  • Sefer. Islâh, düzeltme.
  • Misafirlik.

sih

  • Demir şiş. (Farsça)
  • Kebap şişi. (Farsça)

şimendifer

  • Demir yolu katarı, tren. (Fransızca)
  • Demir yolu. (Fransızca)

sınare

  • Demir iğ.
  • İğ başı.
  • Yay kabzası.
  • Kulak.

sinne

  • (Çoğulu: Sinen) Kalem başı.
  • Sapan demiri.

siper-i saika / siper-i sâika

  • Yıldırımdan korunmak için gemilerle, minarelere ve büyük binalara konan âlet. Paratoner.Gemilerde direklerin şapkalarına konulur ve üzerlerine, bir ucu denize kadar sarkıtılmış bakır tel bağlanır. Direkleriyle teknesi ağaç olmayan gemilerde tel yoktur. Telin gördüğü nakil hizmetini geminin demir kıs

sühum

  • Demirci çekici.

sükne

  • Kuş sürüsü.
  • Boyna takılan heykel ve halka. Boyna vurulan demir.

sunbur

  • (Çoğulu: Sanâbir) Demirden veya kalaydan olan ibriğin emziği.
  • Havuzun çevresine yapılan lüle ve oluk.

süreyci / süreycî

  • Bir demirci adı. (İyi kılıçları ona nisbet edip "süreycî" derler.)

taba'

  • Bulaşmak.
  • Kir.
  • Demirin paslanması.

tarik-i hadid-i beyza / tarik-i hadid-i beyzâ

  • Nurlu ve parlak demir yolu.

tasaddu'

  • (Demir) Paslanmak ve küflenmek.

tasalsul

  • Demir ve ona benzer madenlerin birbirine değmelerinde ses çıkarmaları.

telyin-i hadid / telyîn-i hadid

  • Demirin yumuşatılması.
  • Demirin yumuşatılması.

temren

  • Okların ucuna demir veya sarıdan takılan parçaya verilen addır. Menzil oklarına maden yerine kemik takılır ve ona da "soya" adı verilirdi. Temren ile soyanın takılışında fark vardı. Temren oka; ok ise soyaya takılırdı.

tubal

  • Kızmış bakırdan ve kızmış demirden çekiçle vurulduğunda kopup dökülen parça.

udika

  • Demir çengel.

ukkaze

  • (Çoğulu: Akâkiz) Ucu demirli sopa.

ulat

  • Demir örs.
  • Üstünde keş kurutulan taş.

üskub

  • Sıra ile dikilmiş olan ağaçlar.
  • Kunduracı.
  • Dökülmüş olan, akan su.
  • Demirci.

veted

  • Çadır kazığı. Ağaç kazık. Demir mıh.
  • Edb: Aruzda üç harfden meydana gelen nazım.

yebrem

  • "Gelberi" ismiyle bilinen bir cins demir kürek.

yeleb

  • Beyaz deve.
  • Polat demir.
  • Toplamak, cem'etmek.
  • Deriden yapılmış cübbe, zırh ve gömlek.
  • Kalkan.

zend

  • (Çoğulu: Zinâd-Eznüd-Eznâd) Kolun bilekte olan mafsalı.
  • Çakmak taşı ve demiri.

zırh

  • Cevşen.
  • Muharebe elbisesi, demirden örülmüş veya dökülmüş elbise.
  • Demirden yapılmış koruyucu giysi, savaş elbisesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR