LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Davi ifadesini içeren 41 kelime bulundu...

akam

  • Çocuksuz, çocuğu olmayan, kısır.
  • Tedavisi kabil olmayan hastalık.

alet-i cerrahiye / âlet-i cerrâhiye

  • Cerrahların, yaraları tedaviye çalışan doktorların kullandıkları edevat, takım.

ameliyat / ameliyât

  • Ameller, işler, bir tedavi biçimi.

aya / ayâ

  • Tedavisi mümkün değil, iyileştirilmez.
  • Kabiliyetsiz, kudretsiz.

bakteri tedavisi

  • Bazı hastalıkların tedavisinde ölü veya canlı bakterilerin kullanılması ile yapılan tedavi.

baras

  • Tedavi edilmesi mümkün olmayan ve vücutta beyaz lekeler meydana getiren bir hastalık.

baroterapi

  • Bazı hastalıkların basınçlı hava ile tedavisi. (Fransızca)

baytar

  • Hayvan tedavicisi, veteriner.

bevliye

  • Tıb: İdrar yolları ve böbrek hastalıkları. Bu hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşan tıp dalı. (Üroloji)

biyoterapi

  • Tıb: Bazı hastalıkların tedavisinde canlı varlıklardan faydalanma usûlü.

cari

  • Akan, akıcı.
  • Geçmekte olan.
  • İnsanlar arasında mer'i ve muteber ve mütedavil olan.

cerrah

  • Yarayı açıp tedavi eden, ameliyat yapan. Operatör.

dest-i lukman-ı hazakat / dest-i lukman-ı hazâkat

  • Hz. Lokman'ın (a.s.) hastalıkları tedavideki marifet ve hünerli eli.

devasaz / devâsâz / دواساز

  • Çare olan. (Arapça - Farsça)
  • Tedavi eden, şifa veren. (Arapça - Farsça)

eczahane-i rahmet-i alem / eczahane-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin bir neticesi olarak bütün mânevî hastalıkları tedavi edecek ilâçların bulunduğu eczahane.

edviye-i ruhaniye

  • İnsan ruhunu tedavi eden ilaçlar.

fakir

  • Biçâre, muhtaç, yoksul. İslâm dini, ev kirası, yiyecek, içecek, giyecek, ilaç, yakacak gibi zorunlu ihtiyaçları karşılandıktan sonra yılda 96 gram altın alabilecek kadar geliri olmayanları fakir sayar. Fakirlerden vergi alınmaz, İslâm devleti zorunlu ihtiyaçlarını karşılamada, tedavi, tahsil (öğreni

hariciyye

  • Hariçle alâkalı. Dış işleri.
  • Ameliyatla tedavi edilebilen hastalıklar.
  • Haricilik.

helyoterapi

  • Güneşle tedavi. (Fransızca)

ilac / ilâc / علاج

  • İlaç. (Arapça)
  • Tedavi. (Arapça)
  • Çare. (Arapça)

ilac na-pezir / ilac nâ-pezir

  • Tedavisi mümkün olmayan, ilâç kabul etmeyen. (Farsça)
  • İmkânsız, çaresiz. (Farsça)

ilac-pezir

  • Çaresi bulunabilen. (Farsça)
  • Tedavi edilebilen, ilâç kabul eden. (Farsça)

ilacnapezir / ilâcnâpezîr / علاج ناپذیر

  • Tedavi edilmez. (Arapça - Farsça)

kinin

  • Ateşli hastalıkların ve özellikle sıtmanın tedavisinde kullanılan bir tür bitki.

mar-efsa

  • Yılan tutan, yılan efsuncusu. (Farsça)
  • Yılan sokmuş kimseyi tedâvi eden kişi. (Farsça)

muafese

  • Tedavi etmek.

mualecat / muâlecât

  • Tedâviler, ilâç kullanmalar.
  • Bir hususta çalışmalar.
  • Tedaviler, devalar.

mualece

  • Tedavi; hastaya ilâç verme.

müdavat

  • Deva bulma. Hastaya bakma. İlâç bulma. Tedavi etme.

müdavi / müdavî

  • Tedavi eden. İyileştirmeğe hizmet eden. İlâç veren.

müdavimin / müdavimîn

  • (Tekili: Müdavim) Müdavimler. Bir yere devamlı olarak gidip gelenler. Bir yere devam edenler. Bir işe aralıksız olarak çalışanlar.

müsafat

  • Hastayı tedâvi etme.
  • Birbirine kötü muâmele yapma.

mütedavi

  • (Devâ. dan) Kendi kendine ilaç yapan. Tedâvi eden.

rejim

  • Bir devletin sevk ve idare usulü, yolu. (Fransızca)
  • Tıb: Hastanın tedavisinde tatbik edilen gıdalandırma yolu. Perhiz. (Fransızca)

röntgen

  • Röntgen adında bir Alman âliminin 1896' da keşfettiği ışıklar. Bunlar gözle görülmediği halde fotoğraf camına tesir eder, vücuddan, tahta, kâğıt gibi maddelerden bu ışık geçebilir. Bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde de kullanılır.
  • Vücuddaki iç uzuvların filmini çekmek.

şifanapezir

  • (Şifâ-nâpezir) Tedavi edilmez, şifa bulmaz, tedavi olmaz. (Farsça)

sulfato-misal / sulfato-misâl

  • Sulfato gibi; kınadan elde edilen ve sıtmanın tedavisinde kullanılan beyaz alkaloit (kinin) gibi.

tıbb

  • Tabiblik, doktorluk.
  • Her şeyi gereği gibi bilmek.
  • Rıfk. Suhulet.
  • İrade.
  • Hastayı ilâçlarla tedaviye çalışmak.
  • Şan.
  • Şehvet.

tiryak-ı nafi / tiryak-ı nâfi

  • Faydalı, tedavi edici ilaç.

tiryaki / tiryakî

  • Şifalı, faydalı, tedavi eden.

vasf-ı cari / vasf-ı cârî

  • Mütedavil olan özellik, yürürlükte olan nitelik.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın